![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bugün televizyonda ulusal basketbol takımının Slovenya’yla maçı var. Bizim Yazıişleri Müdürü Özgür Erdem maçı beraber izleyelim diyor. Oysa öyle bir haldeyim ki, yıldönümüne yedi gün kalmasına rağmen, 23 Eylül’e doğru gidiyor başım. Taylan Özgür’ün ölüm yıldönümü. Deniz’in beni onun yanına gömün dediği devrim şehidi, döneminin lider kadrosu içinde yer almış, onur küpü bir yiğit... Şimdi bir inanç uğrunda ölümün ne anlama glediğini düşünüyorum. Ve diyorum ki, devrimci arkadaşlarımdan bir ricam olacak. Ölümümden sonra sosyalist bir dünya için kavga verirken ölen bütün devrimciler için bir gömütlük yapsınlar ve beni yakıp külümü o bir tek gömütün üstüne serpsinler. Can Baba’nın dediği gibi aşk olsun onlara, aşk olsun... Yavuklularına sarılacak çağda davalarına sarıldılar ve bu uğurda sahip oldukları en kutsal şeyden yani yaşama haklarından feragat ettiler. Sıkça kendime sorduğum şeydir: Tanrıya inanmıyorsun. İnsanca yaşama onurundan başka kutsal bir kazanım olmadığına inanıyorsun. Senin için cennet cehennem hak getire. Dünya insanlarının özlediği yaşama kavuşmaları için verdiğin kavgada bir gün vurulup düşme olasılığını hiç hesaba kattın mı? Bu uğurda gözünü kırpmadan ölüme gidebilir misin? Bu konuda yalan söylesem dahi kendimi kandıramam. Bu sorunun cevabı kesinlikle hayır. Evet, devrim için mücadeleye başladığımdan bu yana ölümle burun buruna geldiğim çok oldu. Hesaba gelmeyecek kadar korktuğumu söylemeliyim. Yaşamdan vazgeçmek lafa gelecek kadar kolay değil. Devrime onurum kadar inanıyor olmama rağmen bütün korkaklar gibi onurumu kaybetmeyi tercih ediyorum ama inanç uğruna can vermeye gönlüm razı gelmiyor. Kendi içime doğru yaptığım bu yolculuktan çıkardığım sonuç benim Kerbela’da, Nurhak’ta, Kızıldere’de, Maltepe’de canını veren arkadaşlarım kadar inançlı olmadığımdır. İnanın bütün bunları utanarak yazıyorum. Bir Taylan Özgür olamayacağımı biliyorum ve yine biliyorum ki, biz onların onurlu ölümlerinin gölgesinde devrimcilik oynayan türedileriz. Bütün bunlardan yola çıkarak kendime sorduğum şeyi TÜRKSOLU okurlarına da sorayım: Bakın arkadaşlar. Ülkemizin başı darda. Emperyalizmin görünür işgali altındayız. İşsizlik dev boyutlara ulaştı. Çalışan kesimler perperişan, çirkin bir savaş yaşanıyor. Bu koşullarda aklı devrimden yana olan sizler benimle korkaklığı mı paylaşacaksınız yoksa çalışan ve üreten yoksul çoğunluk için Taylan Özgür gibi canınızı vermeye var mısınız? İsterseniz bu bir komplo teorisidir deyin, gidişat öyle gösteriyor ki, ülkemiz için ölümü göze almak zorunda kalacağımız zamanlar gelecek. O zaman ne olur benim gibi ölü sevici olmayın. Elbette bu yolda can veren yiğitlik harmanı çocuklarımızı alabilidiğine sevin, saygı duyun. Ama onlarla ölmeyi de göze alın. Benim gibi oportünistleri de utanç kanıtı diyerek tüküresi suratlarımızla baş başa bırakın. Size ölümü seçin derken sefil bir yaşamın kapılarını beklemeyi seçen bir alçağın sizin onurlu ölülerinizin yanına yakışmadığını bilin. Bu konuda kendine haksızlık ediyorsun diyorsanız, Taylan yaşasaydı sana bu kadar hor bakmazdı, diyorsanız mektuplarınızı bekliyorum. Buna benim gibi zibidilerin çok ihtiyacı var. Bu itirafı yaparken hafif bir yel esti yüzüme. Kalemim yazmakta zorlanıyor. Ama yine de sözcükler ulanıyor birbirine. Ve yazıyorum bunları bencileyin küçük burjuvaların baş ucunda uyarı levhası olsun diye. Ah Taylan Not: 23 Eylül’ü, yani Taylan’ımın ölüm gününü benim gibi bir kişiliksizin anımsaması çok kötü. Elbette ki, anımsayan onurlu çocuklarımız da olacak. O gün mezarının başına gidin. Benden de solgun bir koyun gözü bırakın taşına. İşte bunun için özrüm kabahatimden büyüktür dedim. Anlayın. Yaşasın devrimcilerin kardeşliği!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||