Mustafa İzberk - Kenger (Sumer) bilmecemiz biraz süre istiyor (2)
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Yunan ordusundaki Kürtler
 
ÖZGÜR BİLLUR
Sayın Başbuğ
"Ülkeyi böldürtmem" diyebilir misiniz?
 
SERAP YEŞİLTUNA
Toprak ağalığından terör ağalığına
 
ŞEVKET SÜREYYA
Derebeyi ve Dersim
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Neler söylenmez ki
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Obama ve Hillary'nin Honduras'taki becerileri
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Izady'nin
Kürt Açılımı (3)
 
İLYAS SALMAN
Ölmek zamanı geldiğinde,
ölü sevici olmayın!
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 2
İki Tıp öğrencisinin katledilmesi
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (9)
 
ESER ÖZALTINDERE
Kürtçe açılımında neden bu kadar aceleciler?
 
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Açılımlar birer teslimiyet belgesidir
 
OKAN İŞBECER
"Mustafa" filmi Yunanistan'a promosyon oldu
 
YAVUZ SELİM
Küba Devrimi'nin Komutanı Almeida'yı yitirdik
 
MUSTAFA İZBERK
Sümer bilmecemiz biraz süre istiyor (2)
 

Mustafa İzberk
Kenger (Sumer) bilmecemiz
biraz süre istiyor (2)

Pişmiş toprak tablacık üzerinde çivi yazısı (üstte) ve yanda Lagaş Kralı Gudea (-2050)

Pişmiş toprak tablacık üzerinde çivi yazısı (üstte) ve yanda Lagaş Kralı Gudea (-2050)

“İlkin ‘Sümer dilinin bünyesini’ mütalâa edecek olursak, bunun müfrit (aşırı, M.İ.) bir ‘Komplexif’ dil tipini temsil ettiğini görürüz. Yani; cümlenin konuşanın şuurunda, daha telaffuz edilmeden önce, bütün teferruatile sıralanmış olması lâzımdır. Buna mukabil haricî yahut derunî sergüzeştlerin, ancak konuşulurken sıralanması suretinde tezahür ederek, önceki tarzla taban tabana zıt teşkil eden ‘kurzif’ şekli ise ‘Sâmi’ dil bünyesi tipini temsil eder. Şu suretle Sümer dili, yalnız hâdisevî bakımdan değil, aynı zamanda tarihî bakımdan dahi, bütün Orta-Asya boyunca uzayan dağlık havalide konuşulan dil grubuna ait bulunuyor. Bu neviden olup, bugün konuşulmakta bulunan biricik dil ailesi ‘Türk dilleridir’”. Sf. 5

“(…) cemiyet bünyesinde, her tarafa şamil olmak üzere daimî sürette müessir (etkili, M.İ.) olan nâzım (düzenleyici, M.İ.) fikir, devlet ‘sosyalizmi’ denilen idare şeklinde tecelli eder”. S. 5

“Sümer kültürü de muhtelif zamanlarda Anadolu’yu tesiri altına almıştır. İlk olarak 1900/2000 yıllarında Asur tacirleri ve yazıcıları imziyetleriyle Anadolu’ya çivi yazısını getirdikleri ve yerliler tarafından kısmen alınarak kullanıldığı zaman olmuştu. Kuşara büyük kralının sarayında bu vakitler Asurca yazılırdı. Çok geçmeden Babil yazısı ve bu suretle de Sümer ilmi Eti Kral sarayına girmiş, Eti devletinin çöktüğü 1105 yıllarına kadar varlığını korumuştur”. Sf. 8

(Prof. Landsberger, “Önasya Tarihinin Esas Meseleleri”, 2. Türk Tarih Kongresi, y. 1937, İstanbul.)

“Daha İsa’dan 2000 yıl öncelerinde bile, kendileri ve dilleri artık ölmüş bulunduğu halde, Sümerdili Babil mekteplerinde İsa’nın doğumuna kadar okutulmuş ve Babil mabedlerinde Sümer ilahileri terennüm edilmişti. Babil yazısının yayılması ile Sümer dili batıya kadar yayılmış bulunuyor, 1400 ile 1200 yılları arasına rastlayan devrede Eti devletinin merkezindeki mekteplerde de Sümerce okutuluyordu. İkinci bin yılın ortalarında bir taraftan Babillilerin yurtları, diğer taraftan Anadolu ve Mısır olmak üzere sınırlanmış bölgede de Sümerce okutuluyordu.” Sf. 89

“Üçüncü hususiyet (Sumerce’nin, M.İ.), Kompleksiv cümle yapısı ile sıkı bir ilgisi olan zincirleme ibare şeklindedir. Arka arkaya sıralanıp sonunda bir gramer eki ile bağlanan ve bir kül (bütün, M.İ.) teşkil eden ibarelerdir. Bu hususiyeti Türkçe’de de görürüz.” Sf. 94

“Sümerce, dünya dillerinin veya dil gruplarının hemen her biri ile mukayese edilmiştir. Bu denemelerin en ciddisi Türkçe ile olan mukayesesidir. İzahlarımdan anlaşılacağı gibi, kompleksiv hususiyet, zincirleme ibare teşkili, Sümerce ile Türkçeyi, Asya çevresinin daha başka dillerini de ilave etmek mecburiyetinde olduğumuz büyük bir dil grubuna bağlar.” Sf. 95

“Mukayese edilen diğer dillerle Sümerce, belki bünye bakımından daha yakın benzerlikler gösterir. Bütün bu benzerlikler o kadar umumîdir ki, tam bir dil akrabalığına delâlet etmez. Hele lûgat bakımından Türkçe müstesna olmak üzere, hiçbir dille kanaat verici etimolojik tek bir kelime müsavatı (eşiklik, M.İ.) bulmağa muvaffak olunamamıştır. Türkçe, Sümerce karabetinin, (hısımlık, M.İ.) başta gelen müdafilerinden olan Alman Hommel, Türkçe ile etimolojik müsavat gösteren 350 kelime sayar.” Sf. 95

(Prof. Dr. Benno Landsberger, “Sü­merler”, DTCF der. C.1, s. 5, 1942, Ankara)

“Sümerlerin İndus vadisinden mi buralara geldiği suallerine, ilmin bugünkü durumu ile ne evet, ne de hayır ile cevap verilebilir. Bilhassa her iki yazı sisteminin tamamiyle başka başka oluşu, bir de ev yapısı, alet şekilleri ve plastik sanâtın tamamiyle başka oluşları bu suale müsbet (olumlu, M.İ.) bir cevap vermemize manidir. (…) Diğer taraftan ise İndus Vadisinde Sümerlerin zengin fantezi mahsullerine, çeşitli şekiller bulma kabiliyetine rast gelinmiyor.” Sf. 424

(Ord. Prof. Dr. Benno Landsberger, “Mezopotamya’da Medeniyetin Doğuşu,” DTCF dr. C.2, s. 3, 1944, Ankara.)

***

“Etiler devrinde andropomorfizme (kişi biçiminde tanrılar, M.İ.) gerek Anadolu’da, gerek Suriye’de o derece alışılmıştı ki, buradan belki de bu fikir Ege adalarına ve Yunanistan’a kadar geçmişti (Sumerlerden, M.İ.)”. sf. 147

“(…) Karaciğer falı gibi hususî bir tefe’ül (fal açma, M.İ.) nevi yalnız Etilere geçmiş değil, hattâ belki de Etrüskler yoliyle İtalya’ya, Romalılara kadar geçmiştir”. Sf. 148

(Prof. Dr. Benno Landsberger, “Sümerlerin Kültür Sahasındaki Başarıları”, DTCF Der. C. 3, S. 2, 1945, Ankara.)

“Binaenaleyh, Sümerler Mezopotamya’ya geldikleri zaman burada kendilerinden olmayan başka kavimler oturuyordu. Fakat kesin olan şudur ki: MÖ 3000 yıllarından sonra burada meydana gelen en eski kent uygarlığını kuranlar, Sümerlerden başkası değildi. Çivi yazısını da Sümerlerin icat ettiğini kesinlikle söyleyebiliriz.”

“Bilhassa MÖ 2600 yıllarında başlayıp ve dört büyük dalga halinde Arabistan Yarımadası’ndan kopup gelen göçebe Sâmi kavimlerin gözleri Sumerlerin Orta ve Güney Babylonia’ya sıkıştırılmaları ve kent yerleşimleriyle yetinmeleri zorunluluğunu doğurmuştur. Ve nihayet MÖ 1900 yıllarında Sumerleri Akkadlar, kavim olarak kendilerine karıştırıp temessül (benzeşme, M.İ.) etmişlerdir. Bu tarihlerden itibaren de Sumerce konuşma dili olmaktan çıkmıştır. Fakat çivi yazısı devam ettiği müddetçe, yâni 1. Yüzyıla kadar din ve kült dili olarak kıymetini korumuştur.

Sümerce öğretme, tâ İsa’nın doğumu çağlarına kadar okullarda devam etmiştir. İsa’dan önce Sumerce’nin oynadığı rolü aynen İsa’dan sonra Orta Çağ’da Batı’da Latince, Doğu’da da Arapça oynamıştır”. Sf. 148

“Sümerce-Türkçe’nin bildiğimiz diller arasında birbirine en yakın iki dil olduğunu structure (çatkı, M.İ.) analizi yoluyla bir kere daha sağlam esaslara dayanarak göstermeye çalıştık”. Sf. 168

(Prof. Dr. Mebrure Tosun, “Sumer Dili ile Türk Dili Arasında Karşılaştırma”, T.T.K. y. 1973, Ankara.)

Geçenlerde bir TeVe’de tarih tartışmaları yapan bir günlükçü, karşısındaki kişi: “-Sümerliler Türk müydü?” diye sorunca, kalın sesiyle en yüksek tınıda büyük bir “-Sümerliler Türk değildirler!” bağırtısı atmıştı… Karşısındaki de işi uzatmadı, istediği yanıtı almıştı: “… değildirler!..” Bunu söylemeden önce bir ara Sümerlere ‘baktığını’, Falkenstein’in bir kitabını okuduğunu da söylemişti -kitabın İngilizce adını da sözcükleyerek anımsamaya çalıştı-. Tek kitapta o da istediğini almıştı… Özünde bunu nereden anladım: İzlence uzadıkça konuklardan ‘Türk ekini’ yanlısı kişi, ona şöyle deyince: “-Siz niçin Türkleri her yücelttiğimde yeğinlikle* (Ar. Şiddet) karşı çıkıyorsunuz?!.” Bu olay benim de bu yazıya başlamamdan çok sonraydı. Nedir ki, ay­dın­larımızın (!) Türklük karşısındaki dav­ranışlarına incelemede bir ölçüt (Ar. Kıstas) sağlıyordu.

Oysa, bir ‘tarafsız’ günlükçü’ niteliği takınıp şöyle diyebilirdi: “-Olabilir de, olmayabilir de.. hısım da (Ar. Akraba) olabilirler”… Bunu söylemedi, dışarıdan da görülebilen büyük bir “içsevinç”le yukarıda belirttiğim yanıtı verdi. İzlence boyunca aynı havayı sürdürdü. Çünkü O’na orada “Yok”! (Ar. Hayır) yanıtı verecek kimse yoktu. Ne yazık ki. Böylelikle belki de, her konuda olduğu gibi çok büyük bir “yanlış” TeVe’nin tüm etki alanı olan yeryüzü parçasına yayılıverdi. Mutlu son (?)…

Gelelim biçim yazıya… Şu ana değin okuduğumuz alıntıların iyeleri yazarların (10 kişi) “Sumerlerin Türklüğü” konusundaki eğilimleri şu biçimde belirmişti, sırasıyla:

+, boş, hısım, -, +, +, +, boş, +, hısım

Şurasını belirtmem gerekir ki: Yazarlardan alıntılarım her süre olduğu gibi kendi alçakgönüllü kitaplığımdan yapılmıştı. Bir de olası bir ön yargı kuşkusunu silebilecek, rastlantısallıkla bir araya gelmişlerdi. Böylece “5 Türktürler”, “1 değildirler”, “2 hısımdırlar”, “2 değinmemiş” oy elde ettik…

Bana sorarsanız, “Sumerler Türktür” olmadı (Far: Tür. Ya da) “Sümerler Türk değildir” yanıtlarından birini –ne yazık ki- verebilecek kişi değilim, olamam da! Bunu biliyorum. Benim bu günlüğün (İt. Gazete) yapraklarındaki işlevim, görevim baştan beri” bilimin sonuçlarını” –yalnız sonuçlarını- toplumumuzla yüz yüze getirmeden başka bir nen olmadı… Bu ilke, tutumumun aykırı bir biçimde belirmesini önler.

Öyleyse durum ne? Durum şu: Alıntılarda da gördüğümüz üzere, Kengerlerin (Sumer) öbür çevre budunlarından (Akkadlar, Elamlar bg.) Sonra epey geç tarihlerdeki kazılar sonucu bulunmuş bir budun oluşları, onların Orta Doğu’da ilk, en büyük uygarlık olmalarına karşın, daha aydınlatıcı kazıların, çalışmaların arkadan gelmemiş olması, kökenlerinin bir de dillerinin yeterince araştırılıp kesin sonucun ortaya çıkmamış olmasıdır. Bize düşen, bugüne değin yapılanların duyurulması, bu “Yeryuvarı uygarlığın yaratıcısı budun için gelecek çalışmaların ilgiyle beklenmesidir.

Onun içindir ki yazımızın başlığı: “Araplardan önce Mezopotamya’daki Ön-Türkler: Kengerler (Sumer)” olmadı…

Ek- Günlüğümüzün 247. Sayısında Sayın Mirşan’ın 19 Sumer yazıtını söküp Ön-Türkçe olarak okuduğunu bildirmiştim, -kimi çevrelerde bu sonuca karşı çıkılmış olsa da- değerli bilim kişimizin bu sayılı çoğaltacak çalışmaları sürdürmesi kesin oydaşmanın (Ar. Mutabakat) sağlanması yolunda büyük dayanak olacaktır.1

* Aynı TeVe izlencesinde (“Sansürsüz”, Haber Türk, 17 Ağustos 2009) İyi bir olay da oldu: ‘Türklük savunucusu’ (Namık Kemâl Zeybek), “Ben New York’ta olan Osman Nedim Tuna ile telefonda konuştum, çalıştığı sözcük sayısını 600’e çıkardığını söyledi” diyordu. –Tuna konuyla ilgili yapıtında (1997), 168 Sumer sözcüğünde Türkçe ilişkisi bulmuştu, bu artış çok çok olumlu bir işiti (Ar. Haber) oluşturuyordu. Hommel’in 350 sayısını da bu 600’e katarsak, toplam 950 Türkçeyle ilişkili sözcük eder ki, Eskil dillerin genelde birkaç bin olan sözcük sayısını da düşünürsek, şimdiki sonuçlarla bile Türkçe’nin Sümerler için önemli bir öğe olduğunu görmüş oluruz. Bu ise azımsanmayacak kanıtlardan biridir…

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Öncelikle yazıdaki öztürkçe çabasını alkışlamalı. Gazete yerine "günlük", hayır yerine "yok". ne hoş.. öyle ya bu çağda dilinin yarısını Araba, kalanını Avrupalıya kaptırdıktan sonra Sümerce senin dilinle hısım olsa ne olur olmasa ne olur?

Mustafa, Kocaeli
30 Eylül 2009


Ne mutlu Türk'üm diyene!

Öykü Çelik, Çanakkale
27 Eylül 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40