Gökçe Fırat - Yunan ordusundaki Kürtler
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Yunan ordusundaki Kürtler
 
ÖZGÜR BİLLUR
Sayın Başbuğ
"Ülkeyi böldürtmem" diyebilir misiniz?
 
SERAP YEŞİLTUNA
Toprak ağalığından terör ağalığına
 
ŞEVKET SÜREYYA
Derebeyi ve Dersim
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Neler söylenmez ki
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Obama ve Hillary'nin Honduras'taki becerileri
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Izady'nin
Kürt Açılımı (3)
 
İLYAS SALMAN
Ölmek zamanı geldiğinde,
ölü sevici olmayın!
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 2
İki Tıp öğrencisinin katledilmesi
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (9)
 
ESER ÖZALTINDERE
Kürtçe açılımında neden bu kadar aceleciler?
 
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Açılımlar birer teslimiyet belgesidir
 
OKAN İŞBECER
"Mustafa" filmi Yunanistan'a promosyon oldu
 
YAVUZ SELİM
Küba Devrimi'nin Komutanı Almeida'yı yitirdik
 
MUSTAFA İZBERK
Sümer bilmecemiz biraz süre istiyor (2)
 

Gökçe Fırat
Yunan ordusundaki Kürtler

Biraz da Kürtler tarihleriyle yüzleşsin

Kurtuluş Savaşı'nda Kürt-Yunan İşbirliği
Büyütmek için tıklayınız

Kürt açılımının gündeme gelmesiyle birlikte çok değişik bir tartışma daha başladı. 30 Ağustos’ta Genel Kurmay Başkanı Başbuğ “Bu ülke için hep birlikte şehit olduk” diyerek şehitlikteki mezar taşlarını gösteriyordu gazetecilere.

Benzeri ifadeleri Tayyip Erdoğan’ın ağzından duymaya zaten alışkındık. Çanakkale Savaşı’nın yıldönümünde o da Çanakkale’de “Türk ve Kürtlerin birlikte savaştığını” söylemişti.

Açıkçası, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bu ülke için kim savaştı, kim savaşmadı tartışması hiç yapılmamıştı. Yapılmamıştı çünkü bu ülkeyi bölmeye çalışanlar yoktu. Olmadığı için de geçmiş defterleri kimse açmamıştı.

Ancak artık ortada bölücü ve Türk düşmanı bir Kürt hareketi var, bu hareketin teröristleri var, bu hareketin milletvekilleri var ve bu hareketin destekçileri var.

Bu bölücüler her fırsatta tarih yalanlarıyla piyasaya çıkıyorlar ve diyorlar ki bu ülkeyi Kürtler ve Türkler birlikte kurdu ama Mustafa Kemal onlara ihanet etti, Kürtlerin hakkını vermedi.

Kürtlerin hakkı neydi, verildi mi verilmedi mi tartışması sürerken aslında çok daha başka bir şey daha tartışmaya açılmıştı; hakikaten Kürtler bu ülkeyi kurarken Türklerle birlikte miydi?

Geçtiğimiz haftalarda Habertürk televizyonunda Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu konuk oldu ve orada Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de Kürtlerin Türklerle birlikte savaşmadığını söyledi. Bu, bir televizyondan ilk kez dile getiriliyordu. Pamukoğlu, daha önce bizim TÜRKSOLU’nda yayınladığımız rakam ve haritaları göstererek tarihi gerçeği açıklıyordu.

Türkiye’de tabuları yıkmaktan bahsedenlerden, resmi tarih anlayışına karşı çıkanlardan, özgürlükçülerden tepki gecikmedi; hemen Türk ırkçılığı, Türk bölücülüğü yaftası yapıştırıldı. Ardından Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nda olduğu, hatta PKK’ya karşı en fazla şehidi Kürtlerin verdiği gibi komik ve zavallı açıklamalara kadar düştü düzey.

Ama artık tartışma açılmıştır, tarihi tabular tartışılacaktır ve gerçekler kazanacaktır.

O nedenle kimse etnik kimliğinden gocunmasın, tarihiyle yüzleşsin, barışsın: Evet Kürtler Kurtuluş Savaşı’na katıldı ama Türk Ordusu’nda değil Yunan Ordusu’nda savaştılar!

Bir şey daha ekleyelim, yıllardır Araplar Osmanlı’yı arkadan vurdu diyenler aynı şeyi Kürtler için de söylemeliler; Kürtler Kurtuluş Savaşı’nı arkadan vurmuştur.


Büyütmek için tıklayınız

Şehit haritası yayınlamanın bölücülük olduğunu, Türk bölücülüğünün Kürt bölücülüğünden daha tehlikeli olduğunun propagandasını yapıyorlar sürekli. Ama diğer yandan da kendileri bir şehit haritası yayınlayarak, Şırnak ve Hakkari’nin PKK’ya karşı savaşta İstanbul’dan ve diğer Türk illerinden daha fazla şehit verdiğini iddia ediyorlar. Tabii bu büyük bir yalan. Köy korucularını da şehit asker rakamlarına ekleyerek akıllarınca gerçekleri değiştirebileceklerini sanıyorlar. Hürriyet’teki köşesinde Özdemir İnce ise Kurtuluş Savaşı’ndaki şehitlerimizin illere göre dağılımını doğru bir şekilde yayınladı.

Osmanlı-Rus Harbi’nde
Osmanlı’yı arkadan vuran Kürtler

Osmanlı’da Kürt meselesinin ortaya çıkışı bir Doğu Cephesi sorunu olarak başlamıştır. 17. yüzyıldan itibaren yükselişe geçen Rus emperyalizmi, 1800’lerin başından itibaren Osmanlı’yı hem Doğu cephesinde Kafkaslar’dan, hem de Batı cephesinde Balkanlar’dan sıkıştırmaya başlar.

Batı cephesinde Slav kökenli Bulgarları ve Ortodoks Yunanları kışkırtan Ruslar Doğu’da ise Ermeni ve Kürtlere el atar. 1800’lerden hemen sonra ilk Kürdoloji çalışmaları yine Ruslar tarafından başlatılır. Kürtçülerin bugün bile en temel başvuru kaynakları olan kitaplar da bu dönemde Ruslar tarafından yazılır.

Rusların bu çabaları karşısında Osmanlı’da da uyanma başlar. Rus destekli Kürt aşiretleri ile Osmanlı arasında çatışmalar başlar. 1830-1855 tarihleri arasında 8 Kürt isyanı gerçekleşir.

Fakat asıl büyük Kürtçü hareket tam da 1877 yılında gerçekleşir. Bu tarih 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin tarihidir. Hem Balkanlar’da hem de Kafkaslar’da Ruslarla savaşan Osmanlı’ya karşı bir cephe de Kürt aşiretleri açar. Bedirhanlar ve Şeyh Ubeydullah isyanları tam dört yıl sürer.

Rus General Korganof, Erzurum’a saldırıya geçmeden önce Zeylani ve Sepki aşireti reisleriyle buluşur ve yüklü miktarda ödeme yapar. Sonuç olumludur, Kürtler Rusya’ya karşı Osmanlı’yı desteklemezler.

Kürt isyanlarının genel karakteri burada şekillenir: Türk devleti ne zaman ki bir düşmanla savaşsa mutlaka bir Kürt isyanı başlar.

Rusların Kürtlere desteği sonrasında da devam eder. Ama 93 Harbi’nden sonra hem Ermeni hem de Kürt meselesi bir arada ortaya çıkacaktır. Doğu illerimiz Rus işgaline girdiğinde hem Ermenilerin hem de Kürtlerin isyanları aralıksız devam edecektir.

Hamidiye Alayları neydi?

Bu dönemde 1890 tarihinde Hamidiye Alayları kurulur. Alayların hedefi Türk halkına yönelik Ermeni katliamlarını önlemektir. Abdülhamit tarafından kurulan bu birlikler için şimdi kimi yazarlar çarpıtmalara girişmektedir.

Bu alaylarda Kürt aşiretleri yer almıştır elbette ama bu aşiretler Osmanlı silahlarını ele geçirip daha sonra Ermenilerden boşaltılan arazilere el koymaya başlamıştır. Kürtlerin bu alaylara giriş sebebi Türklere destek olmak değil Ermeni topraklarını ele geçirmektir yani.

Zaten bu alaylar daha sonra lağvedilecektir. Fakat Hamidiye Alayları’nın lağvedilmesinden sonra da silahları bırakmayacak ve Osmanlı’ya karşı savaşacaklardır.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Kürtler de Doğu bölgelerinde Ruslarla birlikte hareket edecektir. O dönem bölgede etkili olan Rus Elçiliği Kürtleri ele geçirmiştir. Nitekim hemen 1914 yılında Kürt isyanları başlar. Rus Orduları Doğu Anadolu’yu işgal ederken Kürtler de bağımsızlık hayaliyle Ruslara yardım ederler.

Ünlü Sykes-Picot Antlaşması’na göre Doğu’da Ermenistan ve Kürdistan kurulacak ve Rusya’ya bağlanacaktır. Kürtlerin Çanakkale’de savaşmamalarının nedeni de budur. 1916 yılında Antlaşmaya dökülen plan, Rusların 1830’dan beri uyguladığı plandır zaten.

Fakat Birinci Dünya Savaşı tüm dengeleri alt üst eder. Kürtler de bu dönemde hem Ruslarla hem İngilizlerle hem Fransızlarla hem de Amerikalılarla işbirliği yapar. Kürtlerin bağımsızlığına Sevr Antlaşması ile karar verilir.

Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na giden dönemde Kürtler hep Türkiye’yi işgal eden kuvvetlerle birlikte hareket eder.

Bu durum, yani Kürtlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Türklerle birlikte savaşmaması o dönemin raporlarında açıkça geçmektedir. Rus Gordlevski aynen şu satırları yazar:

“Türkler vatan savunmasına katılmadıkları için Kürtlere çok kızmaya başladılar.”

Fakat Rusya’da Bolşevik İhtilali gerçekleşince işler değişir. Çünkü Lenin Kürtleri değil Mustafa Kemal’i destekler. Sykes-Picot Antlaşması’nı fesheder. Bunun üzerine Türk-Sovyet Antlaşması gelir ve Kürtler yalnız kalır.

Bu tarihten itibaren Kürtlerin esas hamisi Ruslar değil İngilizler olacaktır. Türkiye’deki komünistler ve Sovyetler de Kürt isyanlarını değil Mustafa Kemal’i destekleyecektir.

Kürtler Sarıkamış’ta var mıydı?

Tüm bu anlatılanlardan sonra Kürtlerin neden Çanakkale Savaşı’na katılmadığını anlamak kolaylaşır. Daha 1830’lu yıllarda başlayan Kürt ihaneti çoktan kökleşmişti, Birinci Dünya Savaşı sırasında da Kürtler Türkiye için değil Ruslar için savaşıyordu.

Böyle olduğu için de Çanakkale Savaşı sırasında Kürtlerin şehit listesinde olmamasına şaşırmamak gerekir: Çanakkale uzak olduğu için değil Türklere uzak oldukları için katılmadılar savaşa.

Kimileri bu gerçeği daha fazla gizleyemeyeceklerini biliyor. O nedenle de Kürtlerin diğer cephelerde, Sarıkamış’ta çarpıştığını söylüyorlar.

Elbette bu da büyük bir yalan. Genelkurmay arşivlerinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehitlerinin listesi, askerlik şubesi kayıtlarına göre tutulmuştur. Dolayısıyla Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı rakamları gerçektir, kimse bunlara itiraz edemez.

Ama Kürtlerin Sarıkamış’ta savaştığını iddia edenler varsa, buyursunlar rakamları açıklasınlar. Yani bizim yaptığımızı yapsınlar, belgeye karşı belgeyle ortaya çıksınlar.

Ama Sarıkamış’ta Kürtlerin Ruslara karşı savaşma ihtimali bile yoktur ortada çünkü Kürt aşiretlerini o dönemde zaten Rus Elçiliği kontrol ediyor ve yönlendiriyordu.

Hain bir Kürt aşiret reisi Mutkili Hacı Musa

Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı 19 Mayıs 1919’dur. 24 Ağustos 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı idare etmek üzereHeyet-i Temsiliye oluşturulmuştur. 9 kişilik kurulda bir de Kürt vardır. Mutki Aşireti reisi Hacı Musa Bey.

Ancak bu Kürt ağası içeri sokulan bir haindir.

Nitekim Hacı Musa Bey, 1923 yılı Mayıs ayında Erzurum’da kurulan Kürt Azadi Cemiyeti’nin de lideridir. Azadi Cemiyeti’nin üyelerinden biri de Şeyh Sait’tir. Azadi Cemiyeti İngilizlerle, Fransızlarla ve Sovyetler Birliği ile temas kurarak Bağımsız Kürdistan için destek aramıştır.

Daha sonra bu örgüt İngiliz desteği ile başlayan Nasturi Ayaklanması’na katılır. Nasturi Ayaklanması’nın bastırılmasından sonra ise İran’a kaçarlar.

Daha sonra Mustafa Kemal bu hain Kürt aşiret reisi hakkında Nutuk’ta açıklama yapacaktır.

İlk Meclisteki hain Kürt milletvekilleri

Ankara’da Millet Meclisi’nin kuruluşu 23 Nisan 1920’dir. Bu tarihten itibaren TBMM Ordusu da kurulmuş ve Kurtuluş Savaşı’nı vermiştir.

O dönemki mecliste de bugünkü Mecliste olduğu gibi bölücü Kürt milletvekilleri vardır. İşte bu Kürt milletvekilleri Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na yardım etmemiş, tam tersine bu Kurtuluş Savaşı’na karşı bir ayaklanma örgütlemişlerdir.

Bitlisli Kürt milletvekili Yusuf Ziya Bey de Azadi örgütünün içindedir. Yusuf Ziya Bey aynı zamanda İngiliz ajanıdır. Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Ziya Bey’den kuşkulanmakta ve onu takip ettirmektedir. Gerçekten de Mustafa Kemal’in kuşkuları gerçek olur ve Yusuf Ziya Bey Nasturi İsyanı’na katılır.

İşin daha da vahimi Yusuf Ziya Bey’in askeriye içinde de adamları vardır. Nasturi İsyanı’nı bastırmakla görevli birlikten, Fırka komutanı İhsan Nuri, Vanlı Rasim, Tevfik Cemal ve Teğmen Ali Rıza da Kürt örgütünün üyesidir ve isyan sırasında 270 askerle birlikte karşı tarafa geçerler!

Görüldüğü gibi Kurtuluş Savaşımıza katılan ve Türklerle savaşan Kürtlerle değil, Kurtuluş Savaşı’nın içine sızan, ancak kendi Kürt örgütlenmesini devam ettiren, İngiliz, Fransız işgalcilerle işbirliği yapan ve en sonunda da Türk askerine karşı cephe açan Kürtleri görüyoruz.

Bu örgütün İngiliz desteğini sağlamak için Nasturi isyanından üç yıl önce 1920 yılında yine Hakkari’de başka bir isyan çıkarttığını da kaydedelim.

Mustafa Kemal’e idam kararını da bir Kürt verdi

Peki Kürtlerin Kurtuluş Savaşımız sırasındaki tek ihanetleri bu mudur?

Aslında Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren Mustafa Kemal’in karşısındadır Kürtler. Mustafa Kemal’in idam emrini veren Kürt Mustafa Paşa’dır!.

Aynı Kürt Mustafa Paşa’nın eniştesi ise Kürt İzzet Bey’dir ve İstanbul Hükümeti’nin İçişleri Bakanıdır. Kürt İzzet Bey de İngiliz ajanıdır. Kürt İzzet Bey’in bir de yeğeni vardır Şerif Paşa, o da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Paris temsilcisidir.

İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizler’in Mustafa Kemal hareketini engellemek için kullanmayı düşündükleri kütle ise Kürtlerdir. Damat Ferit, Kürdistan Teali Cemiyeti ile görüşerek onlara özerklik karşılığında Mustafa Kemal’e karşı savaşmayı teklif eder. Damat Ferit Yüksek Komiser De Robeck ile görüşerek Sevr koşulları gereğince 15 bin kişilik bir Kürt ordusu kurulmasını ve Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmayı teklif eder.

Bu yönde en önemli girişim Ali Galip olayıdır. İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderleri Malatya’ya geçerler. Burada bir Kürt birliği kurarak Sivas yolunda Mustafa Kemal’i öldürecekler ve Kongre’nin toplanmasına engel olacaklardır.

Ancak Mustafa Kemal girişimi haber alır ve tedbir alır. Malatya’da Türk birlikler İngiliz ajanı, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderlerini kıstırırlar. Tutuklama emri vardır. Noel, İngilizlerden yardım ister. Saraya baskı yapılır fakat sonuç varmez. En sonunda kaçmak zorunda kalırlar.

Görüldüğü üzere daha Sivas Kongresi öncesinde bile Kürtler İngilizlerle, İstanbul Hükümeti ile birlikte Mustafa Kemal’e kaşıdır.

İngiliz gizli belgeleri de bunu doğrulamaktadır.

28 Kasım 1919’da Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği raporda şöyle yazılıdır:

“Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.”

9 Aralık 1919 tarihli Yüksek Komiser Robeck’in Lord Curzon’a raporunda ise şunlar yazılıdır:

“Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar”

Yunan ordusundaki Kürtler

Ama Kürtler bununla da yetinmemektedir. İngiliz Gizli Belgeleri’nin verdiği bilgiye göre Kürtler aynı zamanda Yunanlılarla da temas halindedir.

Amasya’da Yunan temsilcisi ile görüşen Kürtler, Yunanlılara Türk ordusunda ele geçirilen Kürt esirlere iyi davranılmasını ve bu esirlerin Türk ordusuna karşı kullanılmasını önerir. Teklif kabul edilir ve esir Kürtler Yunan ordusunun hizmetine girerler.

Kürt-Yunan işbirliğinin en büyük sonucu ise Koçgiri İsyanı’dır. Yunan ordusu büyük ilerleyişe geçmeden hemen önce Kürtler isyan eder. Yunan ordusu Bursa’ya doğru ilerlerken Kürtler Sivas’a doğru yürümeye başlar.

Amerikan Askeri Ateşesi durumu şöyle rapor eder:

“... Yunanlılar önemli bir zafer kazanırlarsa Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir şekilde tehdit edebilir. Ancak Batıdaki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler, ellerindeki yarım düzine yetenekli liderden biriyle Kürt sorununa son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler. Gene de Kürt sorunu ile meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar.”

Koçgiri İsyanı’nın başlangıç tarihi sadece Yunan ilerleyişine değil aynı zamanda Londra ve San Remo Konferansları’na da denk gelir. Ankara Hükümeti böylece sıkıştırılmaktadır.

Kürtler Sevr’i istiyor

Koçgiri İsyanı’nın liderlerinden Baytar Nuri isyan programını şu şekilde açıklar:

“İlk önce Dersim’de Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden Kürdistan istiklalinin tanınmasını isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi. Çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı.”

Ayaklanma büyür ve isyancılar Ankara Hükümeti’ne bir muhtıra yollarlar. Telgraf yoluyla iletilen muhtıra şu maddelerden oluşmaktadır:

“1-İstanbul Hükümeti’nce kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de tanınıp tanınmayacağının açıklanması

2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi

3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi

4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi

5-Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması.”

Kürtler bununla da kalmaz, 25 Kasım 1920 tarihinde Batı Dersim Aşiretleri reisleri adına TBMM’ye şu şekilde başvurur:

“Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu nedenle bu oluşturulmalıdır. Yoksa, bu hakkı silah zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.”

Yunanlar Bursa’ya Kürtler Sivas’a saldırıyor

Ankara Hükümeti, Batıda Yunanların Bursa’yı ele geçirmesine rağmen Kürtlere karşı geri adım atmaz. Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa isyanı bastırmak için bir plan hazırlar. Topal Osman komutasındaki Giresun alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verilir.

Türk Ordusu 11 Nisan 1921 günü Kürtlerin üzerine yürüyüş başlatır. 45 bin kişilik Kürt milisleri ile çapışmalar 3 ay sürer. 17 Haziran 1921 günü isyancılar teslim alınır.

Görüldüğü üzere, daha Sivas Kongresi’nin toplanma hazırlıklarından başlanarak Kürtler, Kurtuluş Savaşı için çalışmamış, tam tersine hep Kurtuluş Savaşı’na karşı savaşmışlardır. Koçgiri ayaklanması bunun en büyük kanıtıdır.

Genelkurmay Başkanlığı da bu isyanı şu şekilde değerlendirmektedir:

“Siyasi bakımdan büyük bir önem taşıyan bu harekât dolayısıyla, Kürt bağımsızlık davasının ilk basamağının Koçgiri olayları ile kurulmak istendiği, bu dış etkilerin en açık ve kesin delilidir.”

Bu değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, olay münferit bir isyan değil, bir davanın ilk adımıdır! Ardından gelecek olan Kürt isyanları da bunu kanıtlayacaktır. Nitekim isyanın liderleri de olayı böyle değerlendirmektedir:

“Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz son zaferi kazanacağız.”

Demek ki Türk İstiklal Savaşı için değil Kürt İstiklal Savaşı için savaşmışlar.

Tarihi gerçek budur, bunu ne Türk Genelkurmay Başkanı, ne Türk Başbakanı, ne gazeteciler, ne de Kürtler değiştirebilir.

Kürtler tarihleriyle yüzleşeceklerdir...


Büyütmek için tıklayınız

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Sayın Uğur Mumcunun öldürülmeden bir hafta on gün kadar (şimdi zamanını hatırlamıyorum ) önceki makalesini okumuştum.Orada rahmetli Uğur Mumcu diyordu ki:"Devlet Birinci Dünya Savaşında Kürtlere paşalık verdi ki bizim yanımızda savaşsınlar.Onların yaptığı ilk iş ise Osmanlıyı İngiliz'e satmak olmuştur.Çanakkale'de Kürtler yoktu.Doğu ve Güney Doğu'ndan gelip şehit olan askerlerimiz Kürt değildi Türkdü.O zamanlar   o bölgelerde büyük çoğunluk Türk idi.Onun için Diyarbakırlı falanca,Mardinli filanca diye şehitlerimizin künyeleri okunduğunda biline ki onlar öz be öz Türklerdir.

Cengiz Özünal, Yalova
3 Mart 2010


size helal olsun konuşunki hainlerin yalanları ortaya çıksın

Anonim, İstanbul
14 Kasım 2009


Sayın Gökçe Fırat sizi tebrik ederim!! Mükemmel bir yazı bunu birçok insanımız bilmiyor maalesef tutturmuşlar bir "türk kürt kardeştir" diyorlar böyle birşey olamaz çünkü Türkiye Cumhuriyetinin sahibi Türk Milletidir!! Büyük Önder ATATÜRK "TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR!!" diyerek gerçeği açıkça söylemiştir!! Unutmayalım ki bugün hayattaysak bunu Büyük Önder ATATÜRK'e borçluyuz ve bunun farkındayız!!! Kürt diye bir millet olamaz bunlar olsa olsa aşiret olur başka bir halt olamazlar!!! TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR!!NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!!

Mustafa Serhat Akman, Muğla
7 Kasım 2009


İyi bir belgesel açıklama; zamanlaması da iyi! TEBRİKLER!

Yahya, İzmir
31 Ekim 2009


Evet doğrudur kurtuluş savaşında kürtler yoktu güney doğuda 782 ki kişinin de araştırın kürt deyildir ya  kafkas kökenlidir yada türk ve araplardır ben kendimden biliyorum benim dedem çeçen asılı osmalı döneminde oralara yerleştirildi kurtuluş savaşında şehit oldu ayriyeten çanekale savaşındada da giden ve gelmeyen akrabalarımız var türk mileti olarak birşeyler yapmalıyız türkiye istila ediliyor.

Mehmet Yakan, Yalova
17 Ekim 2009


Bursaspor - Diyarbakırspor maçında çıkan olaylar ilk başta bizi üzmüştü hemde derinden çünkü Türklüğe yakışmazdı. Ve fakat sonradan öğrendiğimize göre çok kötü tahrik ; pkk ile ilgili sloganlar, protestolar ,  posterler , küfürler vs. yaşanmış. O yüzden üzldüğüme pişman oldum açıkçası ve Diyarbakırlıların ve basının duygu sömrüsü yapmasıda alçakça. İnsanların hangi ırka sahip olurlarsa olsunlar insan olabilmeleri için biraz dürüst , tarafsız ,adaletli olmaları gerekli... Saygılar.

Deniz Türkoğlu, Trabzon
04 Ekim 2009


Kürtler hakkında yazdığınız herşeye katılıyorum. Ancak eksik olduğunu düşünüyorum. Nette dolaşan iletilerde bu tablolar biraz daha geniş açıklanmış. Şu var ki, hep BİRLİKTE, OMUZ OMUZA SAVAŞ üzerinde duruluyor. Değerlendirmelerin isabeti açısından KÜRTLERİN ÜLKE ASAYİŞ DURUMUNDAKİ YERLERİ, ÜRETİME KATKILARI, ÖDEDİKLERİ VERGİ, BÜTÇEDEN ALDIKLARI PAY, DOĞUMLARIN ÇOKLUĞUNUN SEBEPLERİ VB. unsurlar da açıkça ortaya konmalıdır.

Düşmanla birlik olan sadece Kürt, Rum ve Ermeni değil. Şeriat beklentisi içindeki YOBAZLARI da eksik etmeyelim, hatırları kalır. Bence açılımın zamanlaması bunun için önemli.

Saygılarımla

İbrahim Arı, Ankara
04 Ekim 2009


Yazılarınızı uzun zamandır takip ediyorum.Ve çok beğeniyorum.Bir sorum olacak.
Atatürk biraz daha yaşasaydı, acaba kürtlerle ilgili nasıl bir yol izlerdi, çok merak ediyorum.ÇünkÜ kurtuluş savaşımız boyunca kürtler tarafından hep arkadan vurulduk.

Ecem, Denizli
04 Ekim 2009


KOMUTAN BİR KÜRDE SORUYOR SİZ NASIL BU ÜLKEYİ ALACAKSINIZ DİYE..
KÜRT:BİZLERİN 10 AR TANE ÇOCUGU VARKEN TÜRKLERIN BİRER İKİŞERTANE ÇOCUGU VAR BİZ BU ÜLKEYİ NÜFUSLA ALACAGIZ.

Lokman, Kilis
04 Ekim 2009


Türk solunu tebrik ediyorum.Yıllardır televizyonda kürtçülerin tarihi çarpıtmalarından Türk milleti olarak bıkmış durumdayız.Kürtlerin Kurtuluş savaşımızda emperyalistlerle işbirliği içerisinde olduğu gerçeğinin gözler önüne serilmesi,senelerden beri devam eden son kürt isyanının ve kürt istilacılığının dile  getirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Atatürk'e ve onun bıraktığı mirasa sahip çıkan Türk Soluna başarılarının devamını diliyorum.

Andaç, İstanbul
04 Ekim 2009


Gökçe FIRAT SİZİ ÇOK SEVİYOYRUM

YÜRÜ TÜRKSOLU YÜRÜ

ŞEHİDİNE SAYİP ÇIK TÜRKİYE!

HERGESİ ÖPÜYORUM!!!!!!!!

Oğuzhan, İstanbul
03 Ekim 2009


Bursa kürt işgali altında. Buradaki yerli halk, bundan artık bıkıp usanmıştır.  Tez zamanda ULUSAL SOSYALİST PARTİ kurulmalı, TÜRK MİLLETİ bu gidişe bir dur diyerek ULUSAL SOSYALİZM etrafında emperyalizm ve kapitalizm ile mücadeleye girişmelidir.

ÇOK YAŞA TÜRKSOLU!

Ulusal Sosyalist, Bursa
03 Ekim 2009


Ülkücüler, liboşlar, komünistler, dinciler, kürtçüler, ümmetçiler.... yıllardır Türk miletini uyuttular. kürt nüfus yayılması politikasına tepki vermemizi engellediler. ama artık gerçekleri yüzlerine çarpan bir dergi var.. artık belgeler konuşuyor.
Teşekkürler TÜRK SOLU.

Serhat Akkaya, İstanbul
02 Ekim 2009


Bunları Herkese duyurmamız gerekir ki Millet bu adamların kim olduğunu blsın

Anonim, Ankara
01 Ekim 2009


Sayın Gökçe Fırat yazılarınızı fırsat buldukca okumaya önem gösteriyorum yazdıklarınız tamamen doğru ben bizat bunlara şahit oldum

Özal döneminde doğuda güney doğuda her köşe başında araba akülerine bağlanmış oto müzik setlerinden sabahtan akşama kadar kürtçe müzik çalınıyordu kendi aralarında biz yerli türklerin  evlerini paylaşmışlar küçücük beyinlerinde kürt devleti kuracaklar biz türkleri doğudaki evlerimizden çıkarıp kendileri oturacakmış onun hayin rezil alçakca hesabını geçmişte nasıl yaptıysalar şimdide aynısını yapıyorlar.

Bir ırk nasıl olurda yaşadığı vatana bayrağa devlete kurşun sıkar bunlar şimdi bu ülkeyi yönetenler tarafından çok şımartıldı bu ülkenin bölünemiyeceyini sahipsiz olmadığını gösterme zamanı bunun için ne fedakarlık gerekiyorsa yapmaya hazırım.

Tanrı TÜRKÜ korusun ve yücetsin sizlerinde kıymetli yazılarınızı bekliyorum iyi çalışmalar.

İnan Yıldız, Bursa
01 Ekim 2009


Görüşleriniz: atatürk diyor ki; hakikat tecelli edince, yalan ortadan kalkar. şimdi hakikat tecelli etmiş ve kürtlerin çanakkale ve milli mücadeleye katıldığı yalanı ortadan kalkmıştır. bravo Türksolu,

Murat Hacızade, Bursa
01 Ekim 2009


Bu yazıyı okuduktan sonra kürt olsam ortalıkta kürdüm demeye utanırdım. Geçmişi ihanetlerle dolu olan kürtler geçmişleriyle yüzleşecek. Kürtler bugün de ihanet içindeler. Demek oluyorki yarında bugünleriyle yüzleşecekler.
Daha önce yazmış olduğunuz "Kürt varsa sorun var" başlıklı yazınız da  bulunan şu satırlar "Oysa çok basit bir şekilde ifade etmek gerekirse Kürt varsa sorun vardır, sorunun çözümü ise PKK’nın bitirilmesi değil, Türk milletinden bağımsız bir Kürt kimliğinin bitirilmesidir. Hem ayrı bir Kürt kabul etmek, hem de bundan doğan sorunları çözmek, Türk devletinin kendi başına açtığı bir iştir." Söylemek  istediklerimi çok güzel bir şekilde özetliyor.
Saygılarımla

Selim, İstanbul
01 Ekim 2009


Öncelikle bu rakamlar ciddi birer ispattır.Sizleri tebrik ediyorum

Volkan Köse, İçel
30 Eylül 2009


Türk'e 'tarihinizle yüzleşin' diyen 'demokrat'lar, Kürdün tarihiyle yüzleşmesini kolaylaştıracak olan bu rakamlara neden karşı çıkıyor acaba?
Yoksa hep ihanetle dolu olduğu için mi?
Rakamlar yalan söylemez!

Devrim07, Antalya
29 Eylül 2009


toplum olarak ne zaman uyanmaya kalksak birileri köstek oluyor kolay iş çünkü içerde işbirlikçi kürtler var,başka hainler var ancak uyanışımız devam edecek sayın gökçe fırat elleinize sağlık.

Yakup Cemil, Isparta
29 Eylül 2009


Bazen ihtimallleri bile düşünmek gerekiyor. Sözde etnik devletin temelleri emperyalist destekli olup; Türk Milleti'ni hedef almaya devam etmektedirler. Ülkemizde etnik sorun yok. Dünya da TÜRK sorunu var. Emperyalistlerin ve emperyalizmin karşısında biz TÜRKLER durduk. Bu uğurda nice canlar feda ettik.  Emperyalistler açıkça dile getiremiyorlar:"Siz TÜRKLER bu dünyada sorunsunuz" diyemiyorlar. Yani  bizden hala korkmaya devam ediyorlar.  Sözde etnik devlet, ağaların yönettiği devlet olabilir. Marabalık halen daha devam ediyor. Uluslararası istihbarat örgütleri ağalarla işbirliği halinde hareket edip; sözde etnik devletin kurulması için her türlü pisliği yapmaktan geri durmayacaklar.  Türk olduğum için oradaki marabalara acırım. Saddamın zülmünden korkan kişilerin bizi ne olur topraklarınıza alın dediklerini unutmadık. Eğer ağalarla mücadele edilecekse, somut ve basit adımlar atılmalıdır. Devlet üstünde bir gücün olmayacağını devlet kendi eliyle gösterecektir. Yani a ğaların karşısına dikilecek tek gücün "Ordu" olduğunu bildireceksin. Buna faşistlik diyecekler ama faşistlikle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.

Orhan Aydın, Çorum
29 Eylül 2009


Hani derler ya fazla soze ne hacet aslinda asil gerekli olan sozler ve belgelerdir ki bu belgeler kurtlerin bagimsizlik destani olan kocgiri isyanini curuterek bu kavgada ne kadar da haksiz olduklarini on plana cikariyor.

Ali Durgun, İsviçre
29 Eylül 2009


Süpersiniz. Çok cesursunuz.Daha ayrıntılı bilgiler verir misiniz. Gaziantep'te Kürtler var mıydı. Sarıkamışta ne yaptılar?

Mahmut, İstanbul
29 Eylül 2009


Şevket Süreyya'nın Enver Paşa'sında 1.Dünya Savaşı'nda Kürtlerin düzenli ordu içinde yer almadıkları, Hamidiye milisleri şeklinde bulundukları, bunların büyük kısmının da bağlı bulundukları birliklerden para ve erzak almak dışında bir şey yapmayıp, çatışmalar başlayınca cepheden kaçtıkları açıkça yer alır. İzzettin Paşa'nın 10 Yıllık Savaşın Günlüğü eserinde de bu alayların hemen dağılması nedeniyle Van'ı kurtarma harekatının yenilgiyle sonuçlandığı ve savaş esnasında Türk askerinin bir de Dersim'deki isyan hareketleriyle uğraştığı bilgileri yer alır. Bence, Türk Solu ekibi vakit kaybetmeden malum zevatın Sarıkamış tezini de belgelerle çürütmelidir. Bu yalanlar bir an önce sona erdirilmelidir.

Ahmet, İstanbul
28 Eylül 2009


"Artık tartışma açılmıştır, tarihi tabular tartışılacaktır ve gerçekler kazanacaktır. " Kesinlikle böyle ve gerçekleri saptıran, kardeşlik , özgürlük, insanlık, solculuk... adını kullanarak bu ülkeyi bölmeye çalışanları ve onlara inanan cahilleri kınıyorum... Bu yazınızı ve Kürtler Çanakkale’de var mıydı ? gibi benzeri yazılarınızı herkesin çevresine okutmasını, gerçekleri görmesini rıca ediyorum. Saygılar ve sevgiler...

Kaan Bilge, Ankara
28 Eylül 2009


Bu ısrarın amacı sinsi bir oyundur. Sayın Gökçe Fıratın İstila isimli kitabı kaynak ve rehber kitaptır. Her eve bu kitabı sokalım.

Cumhur, Çorum
28 Eylül 2009


Tüm rakamlar ortadayken bazılarının hala ısrarla Kürtlerin de Kurtuluş Savaşı'na katıldıklarını iddia etmesi son derece düşündürücü. İşin içinde cahillik yoksa ancak bir art niyet var.

Deniz Saraçoğlu, Denizli
28 Eylül 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40