![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hüseyin Adıgüzel Teröristler hükümeti teslim almıştır
Çocukluğumuzda hırsız-polis oyunu oynardık. Polis, hırsızla karşılaştığı zaman “Eller yukarı, teslim ol!” diye bağırır ve hırsızı teslim alırdı. Yani çocukluğumuzdan beri kullandığımız şekliyle “elleri yukarı” sözünün anlamı, “teslim ol!” sözü ile aynıdır. Teslim olmak demek, elleri yukarı kaldırarak polise, düşmana kendini teslim etmek demektir. Artık tasarruf teslim alandadır ve teslim olana istediğini yapar. Şimdi hükümet, açılımlarla tam bu noktadadır. Açılıma konu olanlar, hükümeti teslim almışlar, hükümet elleri yukarıda, onların her istediğini yapmaktadır. Bugün (16 Eylül 2009 ) Sabah gazetesinin manşetinde, “Sınır ötesi operasyonlar durduruluyor” başlığını gördüm. Hemen arkasından, Dışişleri Bakanı ile görüşen Deniz Baykal’ın Ermeni açılımı ile ilgili “Sadece sınırın açılmasını içeren bir protokol, işgalin kalkmasına yönelik tek satır yok” sözlerini de duyunca, hükümetin ellerini yukarıya kaldırdığını kesin olarak anladım. Biraz geç olmadı mı diyebilirsiniz. Evet, biraz geç oldu, ama nedeni var. Başbakanın ve bakanlarının söyledikleri… Koskoca Başbakan ve kocaman bakanları yalan söyleyecek değillerdi ya… Hem sonra iki açılımın da muhatabı millet olmasına rağmen, işlevi kapalıydı. Yani, kendilerinden başka hiç kimse açılımın kapsadığı alanları bilmiyordu. Doğal olarak ben de bilmiyordum. Neyse konumuza dönelim; Hükümet, DTP milletvekillerinin “operasyonlar durdurulsun” isteğini, yerine getirme kararı almış gibi görünüyor. Gazetenin manşetinde, sınır ötesi operasyon yapılmasına dair, silahlı kuvvetlere verilen izin uzatılmayacakmış. Ve dün (15 Eylül 2009) Başbakan ile Genelkurmay Başkanı iki saatten fazla görüştüler. Herhalde, Başbakan bu iki saat içinde Genelkurmay Başkanı’nı ikna etmiştir. Daha birkaç gün önce Genelkurmay, “en son terörist etkisizleştirilinceye kadar operasyonların süreceğini” açıklamıştı da… Ermeni açılımında millet kandırılıyor Esas üzerinde durmak istediğim konu Ermenistan açılımı denilen imzalanmış protokol! Yine birkaç gün önce başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakan ve Dışişleri Bakanı bu konu ile ilgili açıklamalarda bulundular. “Azerbaycanlı kardeşlerimizi üzecek hiçbir ilişkinin içerisinde olmayız!”, “Azerbaycan ile birlikte, birbirimize danışarak süreci yürütüyoruz. Azerbaycan, bizim kardeşimizdir. Onu yalnız bırakmayız!”. Başbakan, Azerbaycan Milli Meclisi’nde, Azerbaycan milletvekillerine hitap ederken “Karabağ’da işgal sona ermeden, sınır açılmayacak” garantisini verdi. Bu açıklamalara rağmen, biz, “er ya da geç, bu sınırı açacaklar ve Azerbaycan’ı küstürecekler” diye yazmıştık. Şimdi, bu sözümüzün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha görüyorum. Ermeni açılımını parti liderlerine izah etmek için turlara başlayan Dışişleri Bakanı ile görüştükten sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal “Bu protokol sadece sınırların açılmasını içeriyor, burada işgalin kalkacağına dair tek satır yok!” diyerek tepki gösterdi. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş da “Uluslararası saygınlık kazanma bahanesi ile Azerbaycanlı kardeşlerimizi kırmaya değmez” diye bir açıklama yaptı. Milletten saklanan protokolun içerdiklerini iki parti lideri öğrendikten sonra bu açıklamaları yaptılar. Demek ki, Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Dışişleri Bakanının söylediklerinin hepsi, milleti aldatmaya, kandırmaya, halk tabiri ile gazını almaya yönelik sözlermiş. Gerçek metin ile hiçbir ilgisi yokmuş. Biliyorsunuz, bu protokola Ermenistan’dan da tepkiler olmuş, Taşnak Partisi, hükümeti iyice eleştirmişti. Ermenistan Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı, muhaliflerine verdikleri cevaplarda “Bu protokolda, Karabağ sorunu ile ilgili tek bir söz yoktur” demişlerdi. Demek adamlar doğruyu söylüyorlarmış. Yalan söyleyenler utansın diyeceğim, ama utanırlar mı? Şimdi gerçek protokol metni yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Öncelikle, “Türkiye’ye uluslararası alanda saygınlık kazandırmak” bahanesinin yeni bir aldatmaca olduğunu söyleyelim. Bu bahanenin arkasına sığınarak Ermenistan sınırını açmak, gerçekte Türkiye’nin uluslararası alanda bırakın saygınlık kazanmasını, saygınlığına darbe vurmaktır. Çünkü; bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Başbakanına ve Dışişleri Bakanına hiçbir ülke güvenmeyecektir. Çünkü, tüm dünyanın gözleri önünde verdikleri sözleri tutmamışlardır. Azerbaycan’ı, başta cumhurbaşkanı, başbakanı, dışişleri bakanı, milletvekilleri ve Azerbaycan halkını aldatmışlardır. Sözünü tutmayan insanın halk arasında nasıl anıldığını bilirsiniz. Uluslar arasında verdikleri sözü tutmayanlara da aynı şeyleri söylerler. Açılımın ekonomik ve siyasi hiçbir getirisi yoktur Hiç kimse, lafı ağzında gevelemesin ve Azerbaycan’ın tepki göstermesini eleştirmeye kalkmasın. Azerbaycan, bu konuda haklıdır. 1993 yılından beri, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri tarafından (bunlar da dahil) Azerbaycan’a sözler verilmiş, taahütte bulunulmuştur. Şimdi, bu sözler unutuluyor, taahhütler kaldırılıp boş çuval gibi bir kenara atılıyor. Ve meydanda Azerbaycan’ı yalnız başına bırakıyorsunuz. Bu durumda ne yapsın Azerbaycan? Yalakaların yaptığı gibi, “ohh ne güzel yaptınız, aferin size” demesini mi bekliyorsunuz? Size böyle bir davranışta bulunulsa ne yapardınız? Bakın ABD’ye, İngiltere’nin aleyhinde olan bir şeye hiç katılmış mı? Bakın İngiltere’ye, ABD’yi incitecek herhangi bir olayın içinde olmuş mu? Bakın ABD’ye, İsrail’i hiç kınamış mı? İşte gerçek dostluk ve kardeşlik budur! Saygınlık kazanmak, elleri yukarı kaldırıp teslim olmak mıdır? Yaptıkları açılımlara bir bakın; adamların istediklerini hayata geçirmekten başka bir şey değil. Cehennemin ucuna böyle saygınlık… Bunun adı, dünyanın hiçbir yerinde saygınlık olamaz, ancak teslimiyetçilik olur. Bir müddet sonra, bununla yetinmeyenler, ülkemizi de isteyecekler; saygınlık kazanmak uğruna herhalde ülkemizi de vereceğiz, öyle görünüyor. Bugün dostunu satan, yarın kendisini de satar! Bu böyle biline… Bunlar, işin duygusal ve ahlaki yönü; bunun bir de ekonomik ve siyasi yönü var. Azerbaycan ile enerji alanında büyük bir işbirliği potansiyelimiz var. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Erzurum doğalgaz boru pattı çalışıyor. Nabucco projesi gündemde… Şimdi gerçekçi olalım; Azerbaycan, arada bir arıza olduğu gerekçesiyle, petrol ve doğal gaz hatlarının vanalarını, aynen İran’ın, Rusya’nın yaptığı gibi kısar ya da kapatırsa ne olacak? Verdiğin sözleri tutmuyorsun, ben de tutmayacağım dese, kim zarar görecek? Azerbaycan ile olan ticaret hacmimizin onda birini bile Ermenistan ile yapamazsınız. Adamlar açlıktan ölmek üzereler, parası yok, pulu yok… Yani, yapılan bu işin ekonomik bir getirisi de yok! Bu açılım siyasi olarak da Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacaktır. Kafkaslar’daki dost ve kardeş ülke küstürülecek, ilişkiler dondurulacak ve Azerbaycan üzülecektir. Türkiye’nin bu davranışı, diğer dünya ülkelerini de eminim güvensizliğe itecektir. “Kardeşim dediği bir ülkeye bunu yapanlar, bana neler yapmaz ki?” düşüncesi diğer ülkelere hakim olacaktır. Yani, bu açılımın siyasi olarak da Türkiye’ye bir getirisi olmayacaktır. Peki, bu açılımın duygusal ve ahlaki yön bakımından, ekonomik bakımdan, siyasi bakımdan Türkiye’ye bir getirisi yoksa, neden yapılmaktadır? İşte açılımların özü, bu sorunun yanıtındadır. Çok açık olarak, bu açılımlar, emperyalizmin Ortadoğu ve Kafkas enerji yataklarını kontrol etmesi için yapılmaktadır. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin kapsamı Kafkaslar’ı da içine almak üzere genişletilmişti. İşte bu projenin eşbaşkanı olan Başbakan, şimdi görevini yerine getiriyor ve ABD emperyalizminin çıkarları için, kendi ülkesinin çıkarlarını feda edebiliyor. Azerbaycan üzgün ve kırgın, bu belli oluyor. Üzüntünün ve kırgınlığın boyutlarını anlamaya çalışıyorum. “Paşam! Kardeş kardeşe borç vermez, elinden tutar” diyen Nerimanov’u, “Azerbaycan Türklerinin dertleri bizim derdimiz, sevinçleri bizim sevincimizdir…” diyen Atatürk’ü hatırlıyorum. Ve bugünün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Başbakanına bakıyorum. Ve bunların, o büyük insanların yanında essamelerinin bile okunamayacağını biliyorum. Bu yüzden ben de üzülüyorum, ben de kırılıyorum. Ama içimde bir kuvvetli his var; Azerbaycanlı kardeşlerim; siz bu hükümetin yaptıklarına bakarak sakın bizlere küsmeyin. Çünkü bunların Türk milleti ile ilgili bir kaygıları yoktur. Bu yüzden, milletin büyük çoğunluğu sizin yanınızdadır ve sizinle birliktedir. Aynı milletin fertleriyiz, her şey milletin istediği gibi olacaktır! Hükümetin kimin emrinde ve kimin hayrına açılımlar yaptığı artık herkes tarafından anlaşılmış durumdadır. Muhatap millet ise, bu açılımları halkoyuna sunmak zorundalar. Milletin kararına saygılı iseler, kesinlikle halk oylaması yapılmalıdır. Çünkü, bu iki açılım, Türk milletinin varlığı ile yakından ilgilidir. Böyle bir karar sadece hükümete bırakılmaz. Ellerini yukarı kaldırmış, teslim olmuş bir hükümetten başka bir şey beklemek eşyanın doğasına aykırıdır. Bu açılımları milletten saklayan ve olup bittiye getirmeye çalışan böyle bir hükümetten kesinlikle Türkiye’nin kurtulması gerekir. Ve gelecek olan hükümet, bunların yaptıkları tüm anlaşmaları yeniden gözden geçirerek iptal edeceğini millete taahhüt etmelidir. Bunu ancak antiemperyalist ve Atatürkçü bir parti yapabilir. Milletin beklediği bu parti yakında geliyor. Hazırlıklar son aşamada, ama sizler de hazır olun ki, seçimlere katılabilsin! Tüm yurdu dolaşan gençlerimize ulaşın, onlarla ilişki kurun ve beldenizde, kasabanızda, şehrinizde bu parti teşkilatını kurmak için görev isteyin. İsteyin ki, bu iktidarı ilk seçimde layık olduğu yere gönderelim!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||