Yavuz Selim - Dünya
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv  |  Sayı: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtlerin vatanı neresi?
 
ALİ ÖZSOY
Tayyip'in açılımı:
Türk askerine tabut
 
ÖZGÜR ERDEM
PKK'nın kurucusu Kenan Evren!
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Siyasal taktik
 
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'nde
Oy Avcılığı (29)
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Izady'nin
Kürt Açılımı (2)
 
İLYAS SALMAN
Yedi kilo kafada yedi gram beyin taşıyan faşist bozuntusu!
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 1
- 70'lerde sol örgütler - 1 Mayıs 1978
- İlk Kürtçe pankart
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (8)
 
TUĞRUL ÇELİK
Çanlar Aydın Doğan için çalıyor!
 
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Demokratik açılım değil ayrıştırma açılımları
 
TEVFİK KAYMAZ
Türkiye açılımı ve muhalefet
 
YUNUS YILMAZ
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı
 
OKAN İŞBECER
Sel felaketinin sorumlusu kim?
 
YAVUZ SELİM
Chavez "Şer Ekseni" turunda
 
ÜNAL YALTIRIK
Neo Menemenciler
 
E. Amiral VEDİİ BİLGET
Bayram tebriği
 
MUSTAFA İZBERK
Sümer bilmecemiz biraz süre istiyor (1)
 

Yavuz Selim
Dünya

AKP’nin Ermeni açılımı ilk sonucunu verdi:
Ermeniler Azerbaycan askerlerine saldırdı

Ermeniler Azerbaycan askerlerine saldırdıAKP hükümetinin dur durak bilmeyen açılım serilerinden birisi olan Ermeni açılımı geçtiğimiz hafta nihayet ilk sonuçlarından birini verdi. Ermenilerin bu açılımlardan sonra bile hiçbir ödün vermeyeceği, aksine çok daha fazlasını istedikleri en başından itibaren bile belliydi aslında. Zira AKP hükümetinin Ermeni açılımının hemen ardından Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tigran Balayan, “Bizler hiçbir zaman Karabağ’ı Ankara ile müzakere etmedik ve etmeyeceğiz” diyerek hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacaklarını çoktan belli etmişti. İşte bu niyetlerini geçtiğimiz hafta uygulamaya koydular.

Türkiye Cumhuriyeti ile kardeş Azerbaycan Cumhuriyeti’ni karşı karşıya getiren ve Ermenistan hükümetini sevince boğan açılımın ilk adımında Ermeni ordusu, Azerbaycan ile aralarındaki ateşkesi hiçe sayarak işgal altındaki Akdam’ın Karağaçlı Köyü yakınlarında Azerbaycan askerlerine saldırdı. Yaklaşık iki saat süren çatışmada 5 Ermeni askeri ölürken 1 Azerbaycan askeri de ağır yaralandı. Azerbaycan askerlerinin büyük direniş göstermesi üzerine Ermenistan askerleri zorunlu olarak mevzilerine geri çekilmek zorunda kaldılar.

Azerbaycan kaynaklarına göre çatışmaların arkasında Ermenilerin Ağdam’da işgal altında tuttukları bölgeyi daha fazla genişletme çabası yatıyor. Ağdam, Ermeni birliklerinin Dağlık Karabağ’ın çevresinde işgal altında tuttuğu 7 bölgeden yalnızca biri.

Yaşanan bu son çatışmanın tam da Türkiye’nin Ermeni açılımının hemen ertesinde gerçekleşmesi Ankara’yı da oldukça sıkıntıya soktu. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin yaptığı açıklamada, “Kafkaslar’da barış, istikrar ve refah ortamını sağlamaya çalıştığımız bu dönemde bu tür olayların çıkması bizi endişeye sevk etmektedir” dedi. Oh ne ala! Ermeniler saldıracak, Azerbaycanlı kardeşlerimiz Kafkaslardaki huzur ve refah bozulmasın, bizimkiler endişelenmesin diye topraklarının bir kez daha işgal edilmesini sineye çekecekler. Pardon ama orada AKP hükümeti yok.

Evet, demek ki bu işler birlikte futbol maçı izleyerek, etrafa gülücükler saçarak, zırt pırt müzakereler düzenleyerek olmuyor. Yalnız, AKP hükümetinin verdiği ödünlerden cesaret alarak yeni bir işgal denemesine girişen Ermeniler bu kez oldukça sert kayaya toslayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Ama denemekte ne de olsa fayda var. Ermeniler de artık biliyor ki, ne yaparlarsa yapsınlar, Türkiye’de başta AKP hükümeti olduğu sürece Azerbaycan’a Türkiye’den hiçbir destek gelmeyecek. AKP açılım yapıyor, fırsattan istifade Ermeniler yeni işgal denemeleriyle ve bir oldu-bittiyle topraklarına yeni toprak katmaya çalışıyor. Eğer Ermeniler gerçekten az buçuk da olsa iyi niyetli olsalardı, kendileri açısından son derece uygun şartlar içeren bu son Ermeni açılımı sırasında böyle bir denemeye hiç mi hiç girişmezlerdi. Anlaşılan Ermeniler de AKP’nin DNA’sını çoktan çözmüş durumdalar. Ama unutmasınlar ki, AKP demek Türk ulusu demek değil. Türk ulusu her zaman Azerbaycanlı kardeşlerinin, soydaşlarının yanında. Yazıyı, olaydan hemen sonra sıradan bir Türk insanının AKP’yi ne kadar iyi tanıdığını gösteren bir yorumuyla bitirelim:

“Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ın olay hakkındaki yorumu: Üzülmeyin, açılım devam edecek. Bu saldırılar açılım şevkimizi kırmayacak. Saldırganlara fırsat vermeyeceğiz. Ermeni kardeşlerimiz ile imzaladığımız anlaşmayı uygulayacağız. Hepimiz Ermeniyiz diye yarın Taksim meydanında eylem yapacağız. Azerbaycan askerlerini şiddetle kınıyorum! Analar ağlamasın, bu kan dursun artık. Ne olacak sanki toprağınızın birazını Ermeni kardeşlerimize verseniz! Biter mi Allahın toprağı? Kardeşleriniz ile paylaşın toprağı...”

Afganistan'da sivil katliam!

Afganistan’da son yılların
en büyük sivil katliamı

NATO güçleri Afganistan’da son yılların en büyük sivil katliamlarından birine daha imza attı. NATO güçlerine yakıt temin eden iki petrol tankerinin Taliban militanları tarafından kaçırılması üzerine NATO tarafından düzenlenen hava saldırısında 90 kişi yaşamını yitirdi.

Katliam Kunduz eyaletinin kırsal bölgesinde meydana geldi. Kunduz’un Omar Hel köyünden gece yarısı iki petrol tankerini kaçıran Taliban militanları daha sonra bu tankerlerden bölge halkına ücretsiz petrol dağıtmaya başladı. Tankerlerinin kaçırılmasını kabullenemeyen ve yerlerini tespit eden NATO kuvvetleri olay yerine hava saldırısı düzenledi. Saldırının düzenlediği sırada çok sayıda sivil bedava dağıtılan petrolü almak için tankerin çevresinde bulunduğu için katliamın boyutları da korkunç oldu. Kunduz Valisi Muhammed Ömer çok sayıda insanın şiddetli patlama sonucu yanarak öldüğünü söylerken, bölgeden gelen haberler ceset parçalarının çok geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.

Saldırı anında tankerin çevresinde yüzlerce sivilin bulunduğunu çok rahatlıkla saptayabileceği halde hiç çekinmeden saldırıya onay veren NATO güçleri ise militanların hedef alındığını ve çok sayıda isyancının öldürüldüğünü iddia ediyor. Kurunun yanında yaş da yanar hesabıyla onlarca sivili öldüren NATO komutası, gelen tepkiler üzerine sivil kayıp olup olmadığının araştırıldığını da lütfedip duyurdu. Yalnız sonucun her zamanki gibi olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Yine hiçbir somut sonuç alınamayacak ve NATO’nun Afganistan’daki katliamları artarak sürecek. Bunun en büyük göstergesi ise ABD’nin yıllardır Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımaması ve ve suç işleyen askerlerinin ABD yasalarına göre yargılanmasını istemesi. Şu anda Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Luis Moreno-Ocampo Afganistan’da işlenen savaş suçlarını inceleliyor ama dediğimiz gibi Washington yönetimi UCM’ye taraf olmadığı için Ocampo’nun eline geçen koca bir sıfır olacak.

Bütün bunlardan çok daha korkuncu ise 90 kişinin can vermesine karşın böyle bir katliamın utanmazca savunuluyor olması. Almanya Başbakanı Angela Merkel’e bakılacak olursa katliamdan sonra NATO’ya yöneltilen eleştiriler son derece haksızmış, kendileri bu eleştirilere hiçbir biçimde tolere göstermeyeceklermiş... Sanki ölenler insan değil de köpek yavrusu. Sahi öldürülenler hayvan olsa Batı ortalığı çoktan ayağa kaldırırdı. Kim demiş Hitler öldü diye? 90 kişi göz göre göre katledilecek, ama bunun eleştirisini bile kabul edilmeyecek. Batının insanlık eşiği bu kadar düşük işte.

 

Lübna Hüseyin artık serbest

Sudan’da bir lokantada pantolon giydiği için “genel ahlaka aykırı” davranmakla suçlanarak yargılanan ve 40 kırbaçla cezalandırılması istenilen gazeteci Lübna Hüseyin’in davası geçtiğimiz hafta sonuçlandı. Lübna Hüseyin, uluslararası toplumdan gelen tepkiler üzerine mahkeme tarafından kırbaç cezası yerine 500 Sudan Poundu (yaklaşık 300 TL) para cezasına çarptırıldı. Daha önce “cezayı ödemektense hapse girmeyi tercih edeceğini” söyleyen Lübna Hüseyin’in dediğini yapıp para cezasını ödememesiyle cezası bir ay hapse çevrildi ve Lübna Hüseyin Omdurman kentindeki kadınlar hapishanesine götürüldü. Hüseyin’in hapse gönderilmesinin ardından açıklama yapan Sudan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muhittin Titavi ise kuruluş olarak para cezasını ödediklerini ve Hüseyin’in artık serbest olduğunu açıkladı.

Lübna Hüseyin şimdi serbest ama Sudan’da Şeriat rejimi halen daha devam ediyor. Lübna’nın serbest kalmasını zafer olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü Şeriatçı yönetim eninde sonunda farklı bir biçimde de olsa pantolon giydiği için bir kadına ceza vermeyi başarmış durumda. Tek fark ise, her Şeriatçının kıblesi olan Batının gösterdiği tepki üzerine cezanın biraz daha yumuşatılarak infaz edilmiş olması. Yoksa Sudan’da Lübna’nın durumunda olan daha birçok kadın, herkesin kendi kafasına göre yorumladığı Şeriat yasalarına göre cezalandırılmayı bekliyor.

 

Joe Wilson“Yalancı” Obama

Barack Obama başkan seçilmeden önce Amerika Birleşik Devletleri’nde kişilerin değil sistemin önemli olduğunu ve sistemi değiştirmeyi deneyen herkesin hüsranla karşılaşacağını daha önceki sayılarımızda çokça yazmıştık. Çünkü ABD kuruluş aşamasından itibaren kapitalist sömürü temeline dayandığından, bunda değişikliğe yol açacak en ufak bir yenilik girişiminin bile olağanüstü bir tepkiyle karşılacağı sabit bir olguydu. Nitekim “Değişim” vaadiyle başkanlığa gelen Barack Obama da ABD’nin bu gerçeğiyle yavaş yavaş tanışıyor.

Barack Obama’nın kafasında uzun zamandır tüm ABD’yi kapsayacak genel bir sağlık sigortası projesi var. Çünkü ABD dünyanın en gelişmiş kapitalist ekonomisi olsa bile, aynı zamanda gelişmiş ülkeler içinde tüm toplumu kapsayan bir ulusal sağlık sigortası olmayan tek ülke. Sağlık sigortası sahibi olmak, bireylerin kendi üzerine düşen bir görev. Bu sigortayı ya işveren sağlayacak ya da kişinin bizzat kendisi özel sağlık sigortası temin edecek. Ülkedeki bireysel sağlık sigortalarının masrafının gün geçtikçe artması ise birçok ABD’linin sağlık hizmetlerinin dışında kalmasına neden olmuş durumda. Nüfusu 300 milyonun üzerinde olan ülkede yaklaşık 46 milyon kişinin hiçbir sağlık güvencesi yok. Yani hastalandıkları ya da tıbbi yardıma gereksinim duydukları takdirde ya kendi başlarının çaresine bakmak zorundalar ya da ölümü beklemek. Şanslı olan 25 milyon kişinin sağlık sigortası ise içler acısı durumda. Yani hastalanacak olursa sigorta şirketi tüm masraflarını karşılamıyor. Kim olurlarsa olsun! Örnek vermek gerekirse, 11 Eylül saldırılarının ardından yıkılan İkiz Kulelerin enkazında çalışan o “kahraman” itfaiyeciler ABD’de tedavi olamamış ve ABD’li ünlü yönetmen Michael Moore tarafından tedavi edilmeleri için Küba’ya gönderilmişti.

İşte Barack Obama da herhalde “Değişim vaadiyle iktidara geldik ama daha bir şey yaptığımız yok. Artık bir şeyler yapmak lazım.” deyip bu sağlık sorununa el atmaya karar verdi. Karar verdi vermesine ama gelen tepkilerden herhalde şimdiye kadar şoka uğramış olmalı. Çünkü “sosyalist” olmasıyla ve Amerikan değerlerine ihanet etmesiyle başlayan suçlamalar dizisi, Kongre’de sağlık reformu tasarısını bir kez daha vekillere anlatırken “yalancı” olmasıyla sürdü gitti.

Konuşmasının başında küresel ekonomik krize vurgu yaparak ekonomiyi uçurumun eşiğinden kurtardıklarını anlatan Obama daha sonra geleceği ilgilendiren konuların başında sağlık reformunun geldiğini söyledi. Ne olduysa işte ondan sonra oldu. “Bazıları bizim sağlık sistemi reformu için çabalarımızın kaçak göçmenlere yarayacağını söylüyor. Bu yanlış.” dediği anda Cumhuriyetçi Senatör Joe Wilson, Obama’ya “yalancı” diye bağırdı.

Bir anlık şaşkınlık sonucu duraklayan Obama, Wilson’a dönerek “Önerdiğim reformlar, burada kaçak durumda bulunanlara uygulanmayacak.” dedi ve yüzü asık bir şekilde konuşmasını sürdürdü.

Tam da al birini vur ötekine durumu anlayacağınız. Birisi, ülkeye kaçak girenleri ölüme terk edeceklerini, ötekisi ise onun yalan söylediğini ve onları da kurtarmayı düşündüğünü söylüyor. Yani aslında ikisi de ABD’ye kaçak girenleri ölüme terk etme konusunda uzlaşmış ama diğeri tam olarak bu konudan bir türlü emin olamıyor.

Obama’nın bu tasarısının bu kadar engelle karşılaşmasına şaşırmamak gerekiyor. Çünkü tasarı yasalaşacak olursa sigorta şirketlerinin önceden hastalığı olanları sigorta kapsamına almamasını engellenecek. Bu da sigorta şirketleri için çok büyük bir risk demek ve kapitalizmin doğasına aykırı. Ayrıca projenin finansmanının yılda 350 bin doların üzerinde geliri olan Amerikalılara ek vergi getirilerek sağlanmak istenmesi ise en can alıcı tartışmaların başında geliyor. Cumhuriyetçilerin projeye karşı çıkmasının ardındaki temel neden ise reform paketini, sağlık hizmetlerinin tamamının devlete yüklenmesi yönünde bir adım olarak görmeleri. Cumhuriyetçilere göre bu, sosyalizm yolunda atılmış bir adım daha demek. ABD ve sosyalizm mi! Açıkçası hiç güleceğimiz yoktu...

 

Cheave'in Şer ekseni turu

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’i daha yakından görmek isteyen Suriyeliler büyük bir izdihama da neden oldu

Chavez “Şer Ekseni” turunda

ABD’nin emperyalist yayılma politikalarının önündeki en büyük engellerden biri olan, her fırsatta ABD emperyalizmini yerden yere vuran Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez geçtiğimiz hafta “Bolivarcı devrimin saygınlığını” göstermek ve “tek kutuplu dünya düzeninin değiştirilmesine destek arayışı” amacıyla, aralarında Suriye, İran ve Rusya’nın da yer aldığı 6 ülkeyi kapsayan bir dünya turuna çıktı.

Chavez’in ilk durağı Libya’ydı. Muammer Kaddafi’nin 1 Eylül’de iktidara gelişinin 40. yıl dönümünü kutlamak için Libya’ya giden Chavez’e Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi de büyük ilgi gösterdi. Bütün kutlama töreni boyunca Chavez’i sağ tarafına oturtarak Chavez’e verdiği değeri gösteren Kaddafi daha sonra Chavez’i madalya ile onurlandırdı. Türkiye adına kutlamalara katılan Bülent Arınç ise töreni şeref tribününün arka taraflarında izledi. Kaddafi bile olsa kime ne kadar değer verileceğini biliyor doğrusu.

Libya ve Cezayir’deki temaslarının ardından Suriye’nin başkenti Şam’a geçen Chavez’i Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad karşıladı. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın açıklamasında İsrail’i “Barış karşıtı ve Latin Amerika’da gölge savaşlar yürüten ABD’nin kolu olmakla’’ suçlayan Chavez “Venezuela, İsrail’i, işgal ettiği Golan Tepeleri’nden çekilmeye ve Filistin halkına yönelik ablukayı kaldırmaya çağırıyor” diye konuşarak bir kez daha Filistin halkının yanında olduğunu gösterdi.

Suriye ziyaretinin ardından İran’a geçen Chavez İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki ve diğer yetkililer tarafından Mehrabad Havaalanı’nda karşılandı. Daha sonra İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la görüşen Chavez dünyaya “işbirliği ve emperyalizme karşı mücadele” çağrısında bulundu. İran’ın barışçıl amaçla nükleer enerji elde etme hakkını kimsenin engelleyemeyeceğini söyleyen Chavez İran’ın da yardımıyla “nükleer bir köy” projesi üzerinde çalıştıklarını da belirtti. Anlaşılan Chavez’in sık sık İran’a gelmesi Ahmedinejad’ı bile o kadar etkilemiş ki, Ahmedinejad’ın yaptığı açıklamayı okuyan biri karşısında yılların devrimcisi olduğunu sanabilir: “Sömüren güçlerin, devrimci uluslar üzerindeki etkileri artık sona ermiştir. Devrimci ve mazlum uluslara yardım ile emperyalizm karşıtı cepheyi güçlendirmek, İran ve Venezuela’nın en önemli görevlerindendir.”

İran ziyaretinin ardından Türkmenistan’a geçen Chavez burada Türkmen lider Gurbangulı Berdimuhamedov’dan doğal gaz ihraç eden ülkeler olarak kurmak istedikleri OPEC benzeri kuruluşa katılmalarını istedi.

Chavez’in bir sonraki durağı ise Belarus’tu. 2006 yılından bu yana her yıl ziyaret ettiği bu eski Sovyetler Birliği ülkesinde ABD eski Başkanı Bush tarafından “Avrupa’nın son diktatörü” olarak nitelendirilen Belarus lideri Aleksandr Lukaşenko’yla bir araya gelen Chavez, “Şer ekseni Küba, Cezayir, Libya ve Türmenistan’dan sana selam getirdim” deyince herkesin yüzünde bir gülümseme belirdi. Lukaşenko’ya ülkelerini “yeni bir cumhuriyet şeklinde birleştirmeyi” teklif eden Chavez kesin bir yanıt alamasa da ikili ilişkileri daha da geliştirmek için yakın zamanda Venezuela’ya gitmeyi düşündüğünü bildirdi.

Chavez’in dünya turu kapsamandaki son ziyareti ise Rusya’ya oldu. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ile bir araya gelen Chavez ABD’nin küresel hegemonyasını sona erdirmek ve çok kutuplu bir dünya yaratmak için stratejik çok uluslu ittifakların gerekli olduğunun altını çizdi. Başkent Moskova’da üniversite öğrencileriyle yaptığı sohbette ABD’yi küçük devletleri yutan bir yılana benzeten Chavez ABD’nin dünyanın en büyük terörist devleti olduğunu ama yakında yıkılacağını belirtti. Kolombiya’nın, topraklarında 7 ABD askeri üssü daha kurulmasına onay verdiğini açıklamasının ardından silahlanma programını hızlandıran Chavez Rusya’dan toplam değeri 500 milyon dolar olan 100 tank alım anlaşması da imzaladı. Bir noktayı daha belirtmekte fayda varki, Kolombiya’nın tam aksine egemen bir devlet olarak, bu kadar yakın ve yoğun tehdide rağmen Chavez ülkesinde hiçbir şekilde yabancı bir ülkenin üs kurmasına izin vermiyor. “ABD bizim ticaret alanımızı bloke etmek istiyor. Biz neden Moskova ve Pekin’i yardıma çağırmayalım? Ancak, Venezuela, kendi topraklarında şimdi ya da gelecekte herhangi bir Rusya ya da Çin askeri üssünün kurulmasına karşı” diyerek hiçbir şekilde kukla devlet olmayacaklarını açıkça gösteren Chavez tüm dünyaya da liderlik dersi vermeyi sürdürüyor. Chavez’in hızına ayak uydurmak açıkçası gerçekten zor. Ama gittiği her ülkede gördüğü büyük saygı, devlet adamlığının nasıl olması gerektiğinin kısa bir özetini veriyor.
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40