Okan İşbecer -Yurttan
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv  |  Sayı: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtlerin vatanı neresi?
 
ALİ ÖZSOY
Tayyip'in açılımı:
Türk askerine tabut
 
ÖZGÜR ERDEM
PKK'nın kurucusu Kenan Evren!
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Siyasal taktik
 
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'nde
Oy Avcılığı (29)
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Izady'nin
Kürt Açılımı (2)
 
İLYAS SALMAN
Yedi kilo kafada yedi gram beyin taşıyan faşist bozuntusu!
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 1
- 70'lerde sol örgütler - 1 Mayıs 1978
- İlk Kürtçe pankart
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (8)
 
TUĞRUL ÇELİK
Çanlar Aydın Doğan için çalıyor!
 
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Demokratik açılım değil ayrıştırma açılımları
 
TEVFİK KAYMAZ
Türkiye açılımı ve muhalefet
 
YUNUS YILMAZ
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı
 
OKAN İŞBECER
Sel felaketinin sorumlusu kim?
 
YAVUZ SELİM
Chavez "Şer Ekseni" turunda
 
ÜNAL YALTIRIK
Neo Menemenciler
 
E. Amiral VEDİİ BİLGET
Bayram tebriği
 
MUSTAFA İZBERK
Sümer bilmecemiz biraz süre istiyor (1)
 

Okan İşbecer
Yurttan

Önce önlemini al sonra Allah’a emanet et!

İstanbul'da doğal afet
İstanbul
Atina'da doğal afet
Atina

Fransa'da doğal afet
Fransa
Los Angeles'te doğal afet
Los Angeles

Doğal afet derdi bir tek bizim başımıza gelen bir şey değil. Dünyanın pek çok yerinde bu tür felaketler olur ve insanoğlu gücünün yetmediği noktada kaybı en aza indirmek için birtakım önlemler alır. Bizim eksikliğimiz burada olsa gerek.

Cumhuriyet tarihinin en büyük sel felaketi

Geçtiğimiz hafta İstanbul, tarihinin en büyük sel felaketini yaşadı. Normal şartlarda yağan yağmurda bile trafiği kilitlenen, yer yer su baskınlarına sahne olan İstanbul’da bu kez yaşananlar kelimenin tam anlamıyla görülmemiş şeylerdi.

İki gün süren sağanak yağış sonucunda 31 vatandaşımız hayatını kaybederken, 9 kişi de kayboldu. Tekirdağ ve İstanbul’un Silivri, Çatalca, Halkalı, İkitelli gibi batı kesimlerini etkileyen sel felaketinin yarattığı maddi hasar ise henüz tespit edilemedi.

Basın Ekspres yolunun tamamen sular altında kaldığı selde, yolcu otobüslerinin ve koskoca tırların bile konserve kutusu gibi savrulduğu gözlendi.

Araçların sel suları tarafından sürüklendiği ve konutların çok ağır hasar gördüğü selde, ilk iki gün yapılan çalışmalarda bin küsur vatandaş da sivil savunma ekipleri, itfaiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkin çabaları sonucu kurtarıldı.

İki gün boyunca İstanbul’da adeta can pazarı yaşanırken, fırsattan istifade etmeye çalışan bir kısım uyanıklar da afet bölgesindeki etrafa saçılan eşyaları yağmalamakla meşguldü. Hatta iş öyle bir noktaya vardı ki, civar illerden bile yağmaya katılmak için gelenler olduğu iddia edildi. Yağmalanan malların hemen oracıkta pazar kurulup satılması ise insanlığın öldüğünün göstergesi oldu. Bu ana-baba gününde bile bu kadar organize çalışan yağmacılar, kurtarma ekiplerine bu kadar canla başla yardımca olsalardı can kaybı bu kadar olmazdı herhalde.

Felaketin yansımaları

Bu boyuttaki bir felaketin yansımaları da doğal olarak büyük oldu. Felaketin hemen ardından gazetelerin tamamı birinci sayfalarını felakete ayırdılar. Neredeyse bütün manşetler aynıydı: “Tsunami gibi.”

Yaşanan gerçekliğin Tsunami ile uzaktan yakından alakası yoktu tabii ki. Ancak insan tahmin etmediği büyük bir felaketle karşılaşınca onu daha da büyütmekten kendini alamaz. Bu nedenle gazetelerin kimi Tsunami dedi kimi de Tufan.

Felaketten sonra herkes doğal olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ve hükümete yüklendi. Üstüne üstlük Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş çıkıp “suçlu insanoğlunun kendisidir” gibi bir açıklama yapınca bütün şimşekleri üstüne çekti. Topbaş ve Tayyip’in ihmallerine de geleceğiz ama önce bir yanlış anlayışa değinmek gerekiyor.

Gazeteler, felaketin büyüklüğünde olduğu gibi tedbirlerin ve arama-kurtarma çalışmalarının da yetersizliği üzerinde de hemfikirdi. Bir de Avrupa’da ya da Amerika’da da berzeri felaketler olduğunda kimsenin burnu bile kanamazken bizde bir gecelik yağmurda nasıl bu kadar büyük zayiat verildiği sorgulanıyordu.

Acaba gerçekten böyle mi?

Daha geçtiğimiz hafta Los Angeles’taki yangın felaketini bir hatırlayın. Alevler Hollywood’a kadar dayandı da California Valisi, filmlerinde dünyayı kurtaran aktör Arnold Schwarzenegger, nasıl çaresiz kaldı. Çıkan yangın 425 kilometre karelik alanı etkisi altına alırken 5 kişinin hayatına ve milyarlarca dolar zarara sebep oldu.

Mesela yine dünyanın süper gücü ABD’den bir örnek. Biliyorsunuz ABD’nin okyanusa kıyısı olduğu için sık sık kasırgalarla uğraşmak zorunda kalır. Kasırgaları önlemek ise ABD’nin bile boyunu aşan bir şey. O nedenle ABD yapabileceği tek şey olan kasırgaları izleme yolunu tutar. Kasırga yaklaştığında da elinden gelen en etkili önlemleri alarak can ve mal kaybını en aza indirmeye çalışır.

Yine yakın zamandan bir çaresizlik örneğini komşumuz Yunanistan yaşadı. 160 bin dönüm alanı küle çeviren orman yangınında 200’ün üzerinde ev tamamen yandı. Ancak Yunanlılar bu kez şanslıydı. Çünkü 2007’de çıkan bir başka orman yangınında 77 kişi hayatını kaybetmişti.

Tayyip’in dünürünün sahibi olduğu Yeni Şafak gazetesi, “Avrupa’da haftalarca yağmur yağıyor kimsenin burnu bile kanamıyor bizde bir gecelik yağmurda altyapı iflas ediyor.” demiş. Doğrudur altyapımızın pek sağlam olduğu söylenemez ama Avrupa’daki durum da Yeni Şafak’ın anlattığı gibi değil. Fransa’yı hatırlayalım. Son sel felaketinde 8 kişi hayatını kaybetmiş ve yaklaşık 10 bin kişi evsiz kalmıştı.

Dememiz o ki, bu işler bazen böyledir. Doğa insanoğlunun başına başedemeyeceği işler açar bazen. Öyle durumlarda da hazırlıklıysanız, kaybınız az olur. Bu son olayda da görüldü ki, bizimkiler pek hazırlıklı değillerdi. Meteorolojisinden belediyesine kadar bütün devlet kademesi sele hazırlıksız yakalandı.

Kılıçdaroğlu önce kendi partisinin belediyelerine baksın!

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sel felaketi nedeniyle yaptığı açıklamada Tayyip ve Topbaş’a yüklenmiş: “Bu tablodan Sayın Başbakanın ders çıkartması gerek. Eğer sorumluğununun farkına varır da ders çıkartırsa sorumlu bir başbakan olarak görevini yapmış olur. Ben, Sayın Topbaş’a bir şey demiyorum. Onu zaten sel aldı. O zaten kendi sorumluluğunu da itiraf etti. Şimdi sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir.”

Biz de buradan Kılıçdaroğlu’na bir çağrı yapalım. Madem bu kadar sorumluluk aşığısın, afet bölgesindeki CHP’li başkanları da istifaya çağır.

Öyle değil mi?

Selden en çok nereler zarar gördü?

Tekirdağ, Çatalca, Silivri.

Buraların belediye başkanları hangi partiden sizce?

CHP!

Peki, Sayın Kılıçdaroğlu, Topbaş’ı sel aldıysa, buraların CHP’li başkanlarını ne aldı?

Bir laf etmeden önce iyice düşünüp tartmak lazım değil mi? İnsan bazen işte böyle kendi ayağına da sıkabiliyor.

İstanbul’un bu durumu şüphesiz Tayyip’in eseri. Hatırlarsanız benzeri bir felaket de 1995’te Tayyip Büyükşehir Belediye Başkanıyken olmuştu. Tayyip ve partisi demek ki, 15 yıldır İstanbul’u yönetiyor ama bir adım yol kat edememiş. Yaptığı konuşmalarda hep belediyecilikten gelmesiyle övünen Tayyip’e de soralım madem, senin belediyecilik anlayışın sadece yandaş kayırmak mı?

İkitelli’deki Ayamama deresi, 1995’te de taşmış ve çok büyük hasar vermişti. Bu sefer de en büyük felaket yine orada oldu. Helikopterden incelemelerde bulunan Tayyip, “Derenin intikamı ağır olur.” buyurmuş. O derenin ıslah edilmesi gerektiğini vurgulamış.

Günaydın! Aklı başına 15 sene sonra gelmiş. 94 seçimlerinden önce adaylarla yapılan mülakatlardan birinde Tayyip’e sormuşlar:

“Gecekonduları yıkacak mısınız?”

El cevap:

“Hayır, ben de gecekonduda oturuyorum.”

Şimdilerde planlı yerleşimden söz eden Tayyip, bence artık daha fazla konuşmamalı.

 

Cüneyt Ülsever’in “İstila” vurgusu

Cüneyt Ülsever

AKP’nin Kürt açılımı tartışıldıkça, bazı kesimlerin ısrarla üzerini örtmeye çalıştıkları TÜRKSOLU’nun tezleri de yavaş yavaş farklı kesimler tarafından dillendirilmeye başladı.

Özellikle Kürt meselesinde TÜRKSOLU’nun ortaya attığı tezler yıllardır çok tartışıldı. Gün geldi linç kampanyaları düzenlediler, gün geldi bizden hiçbir şekilde bahsetmeme kararı aldılar. Ama her seferinde yaşanan gerçeklik bu kesimlere TÜRKSOLU’nun doğru tezlerini dayattı ve bu kesimler ister istemez TÜRKSOLU tezlerini dillendirmek zorunda kaldılar.

TÜRKSOLU’nun özellikle sözde Türk-Kürt kardeşliğini yıkan, Kurtuluş Savaşı’nda ülkeyi beraber kurtardık tezinin aslında kocaman bir palavra olduğunu rakamlarla ortaya koyduğu tezleri, şu sıralarda gerek siyaset arenasında gerekse medyada sıklıkla dillendirilir oldu.

İki hafta önce HEPAR Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, Habertürk televizyonunda katıldığı bir programda, Kurtuluş Savaşı’nı Kürtlerle verdiğimiz uydurmalarına başyazarımız Gökçe Fırat’ın daha önce yayınladığı rakam ve tabloları kanıt göstererek karşı çıktı. Gerçi Pamukoğlu gösterdiği tabloların kaynağını açıklamamıştı ama olsun.

Sonra ise Yeniçağ gazetesinden Behiç Kılıç, 1 Eylül tarihli “Apo’nun ‘beraber kurtardık’ palavrası!.” başlıklı yazısında, bu kez Başyazarımız Gökçe Fırat’ın da ismini vererek TÜRKSOLU’nun yayımladığı rakamlara dayanarak, bu Kürtçü tezin içinin ne kadar boş olduğunu anlatıyordu. Kılıç, yazısında şöyle demiş:

“Araştırmacı Gökçe Fırat’ın çalışması var... Buna göre Kurtuluş Savaşı sırasında verilen şehitlerle ilgili yöresel ve rakamsal bilgiler şöyledir..

Bölgelere göre şehit oranı...

İç Anadolu Bölgesi: %34

Karadeniz Bölgesi: %29

Ege Bölgesi: %14

Akdeniz Bölgesi: %11

Marmara Bölgesi: %8

Doğu Andolu Bölgesi: %5

Güneydoğu Anadolu Bölgesi: %2

Kurtuluş Savaşında verilen şehit sayısı 35 bine ulaşmaktadır. Bunun 700’e yakını Kürt kökenlidir !

Çanakkale Savaşında 48 bin şehidin de bölgelere dağılımında pek bir değişiklik yoktur!”

Geçtiğimiz hafta ise hiç ummayacağımız biri, bu kez TÜRKSOLU’nun “Kürt istilası” tezlerini dillendirdi. Hürriyet’in liberal kanadından Cüneyt Ülsever, vakti zamanında TÜRKSOLU’nun temsil ettiği sol anlayışa karşı ÖDP türü solculuğu desteklemiş ve bize karşı yürütülen bütün linç kampanyalarının içinde olmuş bir isimdi. Ülsever, son zamanlarda çizgi değiştirerek AKP’yi ufaktan ufaktan eleştirir oldu.

Geçtiğimiz hafta 9 Eylül günü “Barzani deniz filosu kuruyor mu?” başlıklı bir yazı yazan Ülsever, Barzani’nin Birleşmiş Milletler’in alt birimi Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) üyelik başvurusu yaptığından bahsetti.

Doğal olarak Ülsever şaşırmış, Kuzey Irak gibi denize kıyısı olmayan bir bölgenin denizcilik örgütüne üye olmak istemesine. Oturup düşünmüş, “Barzani nereden denize açılabilir” diye. Önce aklına Suriye’nin Tartus limanı gelmiş ama bu aklına yatmamış. Sonra düşüne düşüne Mersin limanını bulmuş. “Türkiye’nin özellikle PKK eylemleri ve provokatif girişimler noktasında kaşınan en önemli vilayetinin Mersin olması boşuna değil. Son yıllarda bayrak yakma girişimlerinin, polise saldırma eylemlerinin ve PKK mitinglerinin bu şehirde olması rastlantı hiç değil. Barzani’nin şirketlerinin Türkiye’deki temsilcilerinin Mersin’de ciddi yatırım yaptıkları ve hatta Mersin Serbest Ticaret Bölgesi ve İskenderun Limanı’na hâkim duruma gelmeye çalıştıkları yönünde ciddi iddialar mevcut. Ayrıca Mersin’in şu anki siyasi ve etnik yapısının göçlerle oluştuğunu da unutmamak gerek.” diyor Ülsever.

Bravo! Biraz geç oldu ama sonunda Ülsever de “İstila” ile mecburen de olsa yüz yüze gelmiş oldu.

 

Millileri değil Bosna'yı tuttum!..

Mehmet Tezkan
Fatih Terim

Maçın 25. dakikasından sonra Bosna’yı tuttum..

Vallahi yürekten destekledim..

Bosna’nın her atağında yüreğim kıpır kıpır etti.. Milli Takım’ın her atağında gerildim..

Gol olmasın ki, kokuşmuşluğun üzerine sünger çekmesin istedim.. Gol olmasın ki, ‘dandini dandini dasdana, danalar girmiş bostana’ masalını yine dinlemeyelim dedim..

O halimiz neydi Allah aşkına..

İki eli omuz arkasına atmalar, dayıvari yürüyüşler, işaret parmağı sallamalar.. Damarlar fışkırana kadar bağırmalar, efelenmeler..

Ayıp ya!..

İlk defa olsa, hadi içimize atalım, sineye çekelim.. Strese, aşırı heyecana verelim..

İlk defa değil ki.. Hep böyle..

Dört yıl önceki Dünya Kupası elemelerinde de aynıydı... Bir araba yükü ceza aldık..

İplememişiz.. Kafayı değiştirmemişiz!

Bosna’da baş adam yine Fatih Terim’di..

(Ne havalı atıldı ama.. Hakeme bakışına dikkat ettiniz mi; ‘beni attın ha, vay köftehor vay’ der gibiydi)

Başaltı adam, tartışmasız Emre..

(Fenerbahçe formasıyla baş adam oluyor.. Hakeme omuz atıyor, rakibe küfrediyor. Bu çimenleri ben yarattım edasıyla geziniyor..)

Vicdanlarımıza soralım..

Gögüslerinde ay-yıldızımız var diye bu kişilere katlanmak zorunda mıyız?

Milli Takım diye Fatih Terim zihniyetini sineye mi çekelim?

Ay-yıldızlı forma sırtlarında diye yaptıklarını görmezden mi gelelim?

O Ay-yıldızlı forma, benim formam..

Gördüm ki gasbetmişler..

Milli takımı işgal etmişler..

Ruhunu, kimliğini, kişiliğini değiştirmişler.. Yandan çarklı külhanbeyi aşısı yapmışlar..

Benim olmaktan çıkarmışlar.. Kutsallığını heba etmişler.. Kırmızı-beyaz formaya dönüştürmüşler..

Gizlice ağladım..

O ekibin Dünya Kupası’na gidememesine çok sevindim..

(Mehmet Tezkan, 11.09.2009, Vatan)

Memleketimden Futbol manzaraları

Memleketimden futbol manzaralarıGeçtiğimiz hafta yeşil sahalarda akıllara zarar bir olay yaşandı.

Hani fıkra gibi olay derler ya, o hesap. Üstelik kahramanlarımız da Rizeli.

Bank Asya 1. Lig kulüplerinin de katılımıyla bu sezon PAF Ligi’nin yerine

ilk kez düzenlenen A2 Futbol Ligi’nde Kardemir Karabükspor ile

Çaykur Rizespor, Safranbolu ilçesi futbol sahasında karşılaşır. Karşılaşma öncesinde Çaykur Rizesporlu futbolcular her zamanki gibi sahaya çıkıp

ısınma hareketleri yaparlar. Isındıktan sonra maç için son hazırlıklarını yapmak üzere soyunma odasına giden Çaykur Rizesporlular kötü bir sürprizle

karşılaşırlar. Malzemeciler, şortları getirmiştir ama formalar ortada yoktur.

Sonradan formaların Rize’de unutulduğu anlaşılır. Formasız oynamalarına imkan yoktur ama maçın başlamasına da az bir süre vardır. Sonunda

Karabükspor’dan yardım isterler. Karabüklüler, yedek formalarını

Çaykur Rizesporlulara verir ve maç oynanır. Aynı renkleri taşıyan iki takım

maç sonunda yenişemeyerek 3-3 berabere kalır.

Yandaki fotoğraf maç başlamadan önce iki takım seyircileri selamlarken çekildi. Bilin bakalım Çaykur Rizesporlular hangisi?

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40