![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hüseyin Adıgüzel
Açılımın muhatabı Öcalan Türkiye, birbiri arkasına başlattığı açılım ve saçılımlar ile kendini anadan üryan hissetmeye başladı. Davutoğlu zat-ı muhterem Dışişleri Bakanı olduktan sonra önce açılımlar, sonra saçılımlar başladı. Kürt açılımı, Ermeni açılımı sonra da demokratikleşme açılımı… “Terörist de insandır, analar ağlamasın, şehit anaları ile terörist analarının gözyaşlarını dindireceğiz, Öcalansız açılım olmaz, toplumsal barışı yalnız Öcalan sağlar, komşularımızla düşman olarak yaşayamayız, tüm komşularımızla iyi ilişkiler içinde olacağız ” gibi saçmalıklar, saçılmamızın baş nedeni… “Sayın(!) Abdullah Öcalan bu sürecin içinde olmazsa toplumsal barış sağlanamaz, Abdullah Öcalan’ın dışlandığı bir süreçte yokuz, Öcalan yoksa biz de yokuz, devlet gerilladan özür dilemelidir” gibi tam demokratik(!) söylemlere sahip, demokrat bir parti ve demokrat(!) Öcalan Türkiye Cumhuriyeti devletinin karşısına muhatap olarak çıkarılıyor. Her ne kadar “Muhatabımız millettir” deniyorsa da, aslında bu sözle millet uyutuluyor, muhatap doğrudan doğruya demokrat(!) DTP ve dolayısıyla demokrat(!) Öcalan’dır. Bu demokratlar, bize demokrasi denilen hayal-i muhayyeli getirecekler ve bizleri de demokrat yaparak demokrasinin o, sonsuz boşluğunda uçuracaklar... “Kendisi himmete muhtaç bir dede, kime himmet ede?” Adam, kendilerine demokrat diyen tüm ülkelerin terör listesinde yer alıyor, eli silahlı bir caniler örgütünü yönetiyor, adam öldürme, öldürtme ve devlete isyan suçlamalarından ömür boyu hapis cezası alıyor, ama demokrat, ama bilge, ama danışılması gereken bir akil adam… Adam, demokratik düzeni ortadan kaldırmaya çalışan katiller sürüsünün başı. En az otuz bin insanın katili. Hapishanede üç kitap okumuş, ne menem okumaysa bu, bir anda filozof oluvermiş… Vah ki vah, hem de binlerce kere vah!.. Yüzlerce cilt kitap okuyarak bunun kadar demokrat, bilge ve akil adam olamayanlara… İşin sırrını bilmiyorlar demek ki… Demokratik açılım değil, Kürt açılımı İşte bu demokratlarla, “Ananı da al git; demokrasi bir araçtır, yeri geldiğinde inilecek bir araç; polis devletin teminatıdır; Ergenekon’un savcısı benim; yargı, yargının eline bırakılamaz; yargıyı, yargının elinden kurtarmak lazım” diyenler bir araya gelmişler, “muhatabımız millettir” (hangisi acaba?) diyerek bir açılım başlattılar. Adı önce “Kürt açılımı” idi, sonra birileri kulaklarını çekiverdi herhalde, açılımın adı “Demokratik” oluverdi. Kim yapıyor bu demokrasi açılımını? Kendileri demokrat olmayanlar, gerçek demokrasiden bihaber olanlar yapıyor. Bunlar, millete daha geniş demokrasi getirecekler ve demokrasiyi öğreteceklermiş… Gel de inan… Bu yüzden biz, demokrasinin de’sinden haberi olmayanların yaptıkları bu açılımın gerçek adının “Kürt açılımı” olduğunu söylüyoruz, bundan dolayı, bu açılım denilen şeyin başına “ Kürt” sözünü koyacağız. Aslında adı demokrasi açılımı olsa da, olmasa da bir şey fark etmez, bu tamamen bir Kürt açılımıdır ve dış kaynaklıdır. Adını da kendileri koydular. Şimdi yan çiziyorlar. Nedeni basit, milletten gördükleri tepki yüzünden… Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “Türkiye Cumhuriyeti devletinde Kürtlere bir ayırımcılık yapılmıyor, bunun en canlı örneği benim” diyor. Yani, Türklerin kullandığı her hakkı, Kürtler de kullanıyor, demeye getiriyor ama, kendi Başbakanına, kendi Cumhurbaşkanına derdini anlatamıyor ki. Onlar, Kürtlerin haklarının Türkler tarafından yendiğini ve illa da bu yenen hakları sahiplerine vermek gerektiğini kafalarına koymuşlar, kendi bakanlarını bile duymuyorlar, dinlemiyorlar. Aslında Mehmet Şimşek, bir şeyleri eksik söylemiş; Türk’e hak olan her şey, Kürde de hak, ama, Kürdü destekleyen içteki entelinden danteline kadar AB’ciler, demokratlar, uyur gezerler, yani emperyalizmin paralı askerleri, dışta, AB, ABD, Rusya, Yunanistan, Ermenistan’dan, Talabani’sine, Barzani’sine kadar emperyalizm var. Kürt açılımı ayrıştırır Bu destekler neden? Bir düşünün, neden? Neden, sadece Kürdün insan olması mı acaba? Yani, bu destekçiler Kürtleri çok sevdikleri için mi bu desteği vermektedirler? İşte bu hak kavramının altında yatan gerçek, bu desteklerin iyi anlaşılmasına, destekçilerin niyetine direk bağlıdır. Destekçilerin isteklerinin hayata geçirilmesi, “Kürt Açılımı” ile gerçekleştirilmek isteniyor. Aslında, bu destek ile amaçlanan, bir ayrıştırma, bölme ve iç savaş çıkarma oyunudur. Bu oyunu da hükümetin eli ile oynuyorlar. Durum bu… Söyler misiniz Kürtlerin, Türklerin kullandığı, onların kullanamadığı hangi hakları var Allah aşkına? Ana dilleri ile konuşuyorlar, dil kursları açıyorlar, devlet Kürtçe televizyon kanalı açmış, milletvekili oluyorlar, Başbakan, Cumhurbaşkanı, müsteşar, genel müdür, devlet memuru oluyorlar, siyasi parti kuruyorlar, meydanlarda Apo’nun posterlerini ve sözde bayraklarını sallıyorlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit ediyorlar, ki bunların söylediğinin onda birini birimiz söylese yakamıza yapışırlar ve “Ergenekoncu” diyerek içeri tıkıverirler, terörizmi ve teröristleri desteklediklerini açık olarak ilan ediyorlar. Yani, bizim kullanmamıza izin verilmeyen bazı hakları da kullanıyorlar. O zaman bunların istedikleri ne? Ağızlarında sakladıkları, bakla ne? Bu kadar demokratik hakkı olanların isteyebilecekleri tek şey; toprak ve bağımsızlıktır. Bayrakları bile hazır. Her yerde sallandırıyorlar. Mitinglerine bakın, bir tane Türk bayrağı yok, ama yüzlerce muhayyel bayrak sallanıp duruyor. Siz bakmayın “üniter devlet” sözlerine, ülkenin değiştirilen haritaları artık televizyonlarda yayınlanıyor. Küçültülen Türkiye ve kurulan Kürdistan… “Dervişin fikri ne ise, zikri de odur” derler. Fikirleri, böyle bir hükümet bulmuşken, alabileceğinin azamisini almak temeli üzerine kurulu... Anlayacağınız “bağımsızlık ve toprak” istiyorlar. Üniter devlet onların ağızlarında çiğnedikleri bir sakız, bir uyutma aracı… Kürtçe devleti böler Yine siz bakmayın, “bakın Kürtçe televizyon kanalı açıldı, devlet bölündü mü?” diye soranlara. Bu soruyu soranlardan biri de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç… “Bir yıldır TRT Şeş yayında ülke mi bölündü?” diyor. Bu kişi, devletlerin kuruluş, yükseliş, duraklama ve çöküş sonra da yıkılış süreçleri olduğunu, bilmeyecek kadar cahil, ya da öyle görünen ve milleti aldatmaya çalışan birisi gibi görünüyor. Hangisi olursa olsun, bir milletin başbakan yardımcısına yakışır mı böyle davranışlar? Kusura bakmasın bu kişi ya kara cahil, ya da doğru konuşmayan bir devlet adamı… Bir devletin bir anda, bugünden yarına bölüneceğini ya da yıkılacağını zannedenler, bu işi kasıtlı olarak yapmaya, daha ileri düzeydeki düşüncelerini hayata geçirmeye çalışmaktadırlar. Devletlerin yıkılması ya da bölünmesi en az kuruluş dönemi kadar zamanı gerektiren bir süreçtir. Yapılanlarla bu süreç başlatılmıştır. Kimse, televizyonda Kürtçe yayın başlar başlamaz devlet bölünecek ve yıkılacak demedi ki… Fakat yapılmak istenilenlere bakarak bu sürecin nasıl devam edeceğini tahmin etmek için kahin olmaya alan gerek yok. Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmak için süreç başlatılmıştır. Kürtçe yayın nasıl bu sürecin bir adımı ise, açılım denilen nesne de bu sürecin bir başka adımıdır. Namık Kemal, yönetimin yaptığı yanlışları gördükçe “… Koca Osmanlı devletini bu kafasızlar yıkacaklar” dermiş. Aradan beş altı sene geçtikten sonra, bu sözlerini bilen bir dostu “bak, sen böyle diyordun, ama, devlet hâlâ yaşıyor, yıkılmadı” demiş. Namık Kemal gülmüş, “dostum bir devlet bugünden yarına yıkılmaz, devletin yıkılması için, en az kuruluş süresi kadar bir zaman gerekir” demiş. Bu sosyolojik bir olgudur ve bilimseldir. Bilim dışı ve milleti aldatmaya yönelik böyle sözlere gülüp geçiniz, atılan adımları dikkatli bir şekilde takip ediniz. Gerçekler, resmi tamamladığınız zaman açık olarak ortaya çıkar. Siz, sakın aldırmayın “bu açılımlar ile ülke bölünmez, devlet parçalanmaz” sözlerine… Çünkü, bugün elbet parçalanmaz, ama tür açılımlar, parçalanma sürecine katkı yapar ve kısa bir zaman sonra ülke bölünür, devlet de parçalanır. Burada oynanan oyun, çok değil sekiz-on sene evvel Avrupa’nın göbeğinde oynandı. Sahne farklı, ama oyun ve aktörler aynı… Bu açılımları hükümete dikte ettirenler, o oyunu oynayan, aynı aktörler… Dün Yugoslavya’yı, Çekoslovakya’yı kim parçaladı? Bu açılımları dikte ettirenler parçaladı. Bugün bizi niye parçalamasınlar? Babalarının oğlu muyuz? Ve sizler yine de aldırmayınız “ülke bölünmez, devlet parçalanmaz” sözlerine... Bal gibi ülke de bölünür, devlet de parçalanır. Ancak, millet, kendi malına, dedelerinin, babalarının, oğullarının, akrabalarının, tanıdıklarının kanlarıyla sulanmış vatan topraklarına, kendi devletine sahip çıkarsa, kişisel kaygıları bırakıp mücadele alanına inerse bu ülke bölünmez. Bu devlet parçalanmaz. Masal dinleyip uyursa, vay başımıza geleceklere… Açılımı milletten gizleme çabaları Ve sizler, sakın inanmayınız bu yalanlara, bu kandırmacalara; “Açılımın muhatabı millettir” sözlerine… Açılımın muhatabı güya millet, ama meclis çalışmaları milletten gizli olacak. Hem, açılımın sahibi-muhatabı millettir, diyeceksiniz, hem de açılımı milletten saklayacaksınız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… Açılımı milletten saklamaktan başka bir şey değil bu gizli oturum isteği… PKK’lılar duymasın diye demeyin sakın, PKK zaten mecliste, meclisin içinde, onlardan saklamadığınız şeyi milletten niçin saklıyorsunuz? Açık yapın ve televizyondan yayınlayın, millet herkesi görsün, kimin ne dediğini, kimin ne istediğini, söyleyenin ağzından duysun. Bir defalık kabadayılık yapın ve meclis görüşmelerini halka açık yapın, eğer yüreğiniz yetiyorsa. Bakın ve lütfen ibret alarak bakın ve düşünün… Kürt açılımı ile toz duman olduğumuz bir anda ve birden bire, Ermeni açılımı, yeniden gündem yapıldı. Neden biri sonuçlandırılmadan diğerine atlandı? Lütfen bunu da bir düşünün… Neden? Ne kadar inkar ederlerse etsinler, ne kadar yalan söylerlerse söylesinler, “güneş balçıkla sıvanmaz”, gerçek, bir gün kesinlikle ortaya çıkar. Ama, bu gerçeğin o günü beklemesi gerekmiyor. Çünkü, çok açık, lütfen Sevr anlaşmasını inceleyin, bugün Kürt ve Ermeni açılımı adı altında yapılmak istenenleri o anlaşmanın satırları arasında birebir bulacaksınız. Sadece bugün biraz daha süslü olarak. O zaman, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; bu iki açılım da emperyalizmin Türk milletine bir şeyler dayatmasından başka bir şey değildir. Yani, bugün, “Türk Devletinin Projesi” olarak sunulan bu sözde açılımlar, dışarıda iyice düşünülerek hazırlanmış, Türk’ü tarihten silme ya da geldiği yere geri gönderme projesinin bir parçasıdır, bir adımıdır. Yukarıda, devletlerin bugünden yarına yıkılamayacağını söyledik. Bu iş bir plan ve sabır işidir. Binanın temeli yavaş yavaş oyuluyor, günü gelince başımıza yıkılacak. Ve işin en hazin yönü, bunu kendi ellerimizle yaptıracaklar. “Tarih tekerrürden ibarettir” derler, ama, eğer ders alınırsa tekerrür etmez. Geriye bakalım ve tarihten ders alalım. Millet ülkesine sahip çıkacak Ermenistan ile başlatılan ve protokolü imzalanan açılım ile Kürt açılımının baş rol oyuncuları aynıdır. Emperyalizm! Milletin hiçbir derdi yoktu, başına dert açmayı marifet olarak görenler emperyalizmin emri ile bu dertleri başımıza sardılar. Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını açmak olası bir Türk birliğine engel olmak düşüncesinin, burada amaçlandığını belirtelim. Ayrı bir yazı konusu, ama, sadece şunu sormadan geçemeyeceğim. Azerbaycan milli meclisinde, bütün dünyanın gözü önünde başbakanın verdiği söz, ne çabuk unutuldu? Hani siz sözünüzün eriydiniz? Erlik, dostunu tek bırakıp kaçmak mıdır? İler tutar yerleri kalmadı. Yokuş aşağı iner gibi, hızla sona doğru gidiyorlar. Bir küfretmediği kalan Baykal’a, şimdi muhtaç olduğu için, ya da birileri tarafından uyarıldığı için “onlar gelmezse biz gideriz” demek hangi aklın, hangi izanın ifadesidir? İnsan, “kapım sana kapalı” diyen birinin evine, buna rağmen gider mi? Giderse ona ne dendiğini siz iyi biliyorsunuz. Bu sıkıştıklarının, kıvıracak yer aradıklarının en somut göstergesidir. İnişe geçtiklerini kendileri de görüyorlar ve bir çıkış yolu arıyorlar. “Denize düşen yılana sarılırmış” denize düştüler, sarılacak yılan arıyorlar. Ama DTP’den başkasını bulamayacaklar ve birlikte bir açılım yapacaklar. Sonuç mu? Bekleyip göreceğiz! Bu millet sağduyu sahibidir ve olağanüstü sezgileri vardır. Gerekeni mutlaka yapacak, ülkesini ve devletini ebediyete kadar koruyacaktır!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||