![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eser Özaltındere
Açılım bal gibi ABD planı Amerikan Büyükelçisi geçen hafta bir açıklama yapmış ve “Kürt açılımı Türk planıdır” demişti. Aslında o plan, bal gibi Amerikan planıydı. Türkiye’yi parçalamanın, BOP’un ve Kürdistan oluşumunun en önemli merhalesiydi. Geçmişe şöyle bir baktığımızda, bunlar yıllardır, “Çekiç güç” dönemi de dâhil olmak üzere Kuzey Irak’ta PKK’yı kollamadılar mı? Bunların bölgede istedikleri gibi at oynatmasına izin veren ve bu katillerin askerlerimizin kanına girmesine neden olan Amerika değil miydi? PKK’ya dokunmamak için topu hep Barzani’nin, Irak yönetiminin üzerine atmadılar mı? Hiçbir işe yaramayan özel komisyonlar kurdurarak dostlar alışverişte görsün mantığıyla işi sürüncemede bıraktırmadılar mı? Bu kandırmaca süreci içerisinde devam eden kanlı saldırılar sayesinde insanlarımızın ölmesine neden olmadılar mı? Geçmiş yıllarda Türk yetkilileri, PKK militanlarının ayrıntılı açıklamalarıyla oluşturulmuş Amerikan ordu mensuplarının PKK’ya yaptığı silah yardımlarını açık kanıtlarıyla ortaya koyan dosyaları Amerikalı sorumluların gözünün içerisine sokmamışlar mıydı? Kuzey Irak’a yapılan operasyon, apar topar Türkiye’ye gelen Savunma Bakanı’nın uyarısıyla en kısa zamanda sonuçlandırılarak bunun PKK’ya çok büyük bir oranda zarar vermesi engellenmiş ve göstermelik bir operasyon haline dönüşmesi sağlanmamış mıydı? Pentagon sitelerinde Kürdistan haritaları dolaşmamış mıydı? Amerikan düşünce kuruluşlarında, en yetkili uzmanların ve büyükelçilerin katılımıyla Türkiye’yi bölme içerikli “workshop”lar, hem de defalarca ve saklama ihtiyacı dahi duyulmadan düzenlenmemiş miydi? Daha geçenlerde Amerikan Büyükelçisi DTP’ye Amerika’da büro açmaları önerisini getirmedi mi? Bundan daha büyük bir tarafgirlik, bundan daha büyük bir Kürtçülük desteği olabilir mi? Bunlar, Türk ulusunu o kadar ele geçirilmiş, zavallı ve çantada keklik gibi görüyorlar ki, bölücü politikalarını saklama gereği bile duymuyorlar. Her fırsatta Kâbe’yi tavaf eder gibi Diyarbakır’a ziyaretler düzenleyenler ve bu bağlamda Diyarbakır’a özel bir anlam atfedenler bu sömürgeciler değil mi? Jeffrey denilen Büyükelçi, çok kısa bir süre önce Osman Baydemir denilen Kürtçüyü makamında ziyaret etmiş ve kapıda Kürtçe sözlerle karşılanmamış mıydı? ABD’ye karşı koymadan çözüm olmaz Hatta orada da bu adam, mutad olduğu üzere “çözümün sadece silahla olamayacağı ekonomik, siyasal, kültürel açılımlara da gerek duyulduğunu” dile getirmemiş miydi? Çözüm silahla olmazmış! O zaman sen de Taliban ve El Kaide ile olan sorunlarını silahla çözmeye çalışma! Onlara siyasal, ekonomik, kültürel açılımlar önererek, af teklifleri getirerek ve topluma kazandırma projeleri üreterek bu örgütleri ortadan kaldırmaya çalış! Kendi teröristin oldu mu, silahla kökünü kazımaktan bahset; başkasının teröristi oldu mu, “silahı bırak topluma kazandırmaya bak!” lâkırdılarını tek çözüm gibi lânse et! Sen, sorunun silahla çözülmesi konusunda üzerine düşeni sonuna kadar yaptın mı da , sorunun silahla çözülmeyeceğini iddia ediyorsun? Eğer, sen PKK’yı yaratıp beslemeseydin ya da sorunun çözülmesi konusunda TSK ile işbirliğine girseydin, sorun çoktan çözülmüş olurdu. Ama ABD bunu hayatta yapmaz. Çünkü hedefleri, uyduları olacak olan Büyük Kürdistan’ı kurmak ve bu doğrultuda PKK’dan yararlanmak. Zaten, belli bir süre önce emekli bir general, PJAK’ı İran’a karşı kullandıklarını çok net bir şekilde açıklamıştı. PJAK’ı kullanan, haydi haydi PKK’yı da kullanıyordur. Aksini iddia eden yalan söyler! Siz hiç ABD’nin, numunelik de olsa tek bir lider veya lider altı PKK’lıyı Türkiye’ye teslim ettiğini hatırlıyor musunuz? Tek bir örnek verebilir misiniz? Efendim, istihbarat desteği sağlıyorlarmış… Madem o istihbarat vardı da, Dağlıca ve Aktütün baskınlarında PKK’lı militanlar Kuzey Irak’tan karakolun dibine kadar katırlarla nasıl silah taşıyabildi ve orada nasıl uzun bir süre konuşlanabildi? İstihbarat mistihbarat hepsi hikâye! ABD, bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka, yalan söyleye söyleye, onu enayi yerine koya koya Türkiye’yi bölüyor. Neden korkuluyor anlamak mümkün değil! ABD kimdir? Ateş olsa cürmü kadar yer yakar! Borsa batsa ne olur? Sıcak para girmese kaç yazar? Türkiye gibi muhteşem bir tarihi ve potansiyeli olan bir ülke sıkıntılar çekse de bu badirenin altından kalkabilecek öz güce sahiptir. ABD’nin yüzüne karşı; Kürt açılımının da diğer bölücü senaryoların da mimârı sensin, diye ısrarla haykırılmalıdır! Açık ve net karşı tavır alınmalıdır! Onun müttefikliği de, stratejik ortaklığı da yerin dibine batsın! Bu gözünü kan bürümüş sömürgeciden kime hayır gelmiş ki, Türkiye’ye gelsin? İlişkiler kopacaksa kopsun! Kopmuyor da ne oluyor? Onların iğrenç senaryolarıyla bölünme noktalarına geliniyor. Kürtlere anayasal güvence Geldik yine İmralı mahkumunun yol haritasına! Geçen hafta, herkes o mâhut yol haritasına kilitlenmişken, Fırat Haber Ajansı denilen bölücü ajansın internet sitesinde çete liderinin avukatları aracılığıyla dile getirilmiş yol haritasının ilk sinyâlleri yer almaya başlamıştı. Bunlar, o önerilerin ne menem tehlikeler içerdiği konusunda ilginç ipuçları verirken, bölücü reisinin gerçek niyetini de gözler önüne seriyordu. Bu internet açıklamasında Halfetili şu görüşleri gündeme taşıyordu; 1) “Yepyeni bir süreç başlıyor ve bu Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti kurması kadar önemli. 1920’lerde başlanan iş şimdi tamamlanacak. Geç oldu ama iyi olacak. Bu dönemde demokratik bir toplum inşa edilecek. Cumhuriyetin kazanımları inkar edilmeyip, olumlu yönleri yeni döneme taşırılacak, ama Cumhuriyet demokratikleştirilecek.” Görüldüğü gibi burada İmralı mahkûmu yine, Kürtçülerin sürekli ileri sürdükleri ve baştan aşağı uydurmasyon olan Cumhuriyetin Türkler ile Kürtler tarafından ortak olarak kurulduğu ve daha sonra bu ortaklık haklarının gasp edildiği safsatasını gündeme taşıyor. O zamanlar başlamasına karşın kesintiye uğramış olan bu iş, bu yeni dönemde tamamlanmalı ve Anayasal ortaklık gerçekleştirilmeliymiş. Yani, Türkler ve Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin iki kurucu öğesi olarak Anayasa’da yer verilmeliymiş. Taş çatlasa %10 tutacak Kürt kökenli nüfus, %90’lık Türk çoğunluğa eşit şartlarda ortak olacakmış. Hem de anayasal garantiler altında... Sözde Kürdistan’ı Türkiye’ye kurdurtmak 2) “Eskiden devlet kurarsak her şey hallolur diye düşünüyordum. Sonra devletin sorun değil, sorunun kaynağı olduğu sonucuna vardım. Devlet sorunu çözmüyor, daha da derinleştiriyor. Ben çözümü devlette görmüyorum. Bana ABD’nin Barzani’ye verdiği federasyon deseler bunu kabul etmem. Benim çözümüm bunu aşıyor. Avrupa modeli benimkine biraz yakın ama, benimki daha gelişkin. Avrupa modeli tam demokratik değil!” Tabii, bölücü reisin bu bölümde sergilediği şark kurnazlığını yutmamıza olanak yok! Öcalan ne diyor; devlet ve federasyon istemiyorum. Bu bütünüyle milleti kandırmaya yönelik bir taktiktir. Yani, “ben birlikte yaşamak taraftarıyım, ayrılma gibi bir niyetim yok! Hatta o kadar ki, federasyona bile karşıyım, üniter devletten ve tek bayraktan yanayım” diyerek, kamuoyuna gazlarını alacak hedef şaşırtıcı mesajlar veriyor. Tayyip Erdoğan jargonuyla takiyye yapıyor. Ama bu arada da Avrupa’nın var olan sistemlerini de aşan çok özel bir demokratikleşmeden bahsederek gerçek niyetini gözler önüne seriyor. O, bu demokratikleşmenin ne olduğu konusunda ağzındaki baklayı diğer bölümlerde ortaya çıkarıyor. Onun bu demokratik yapısı öyle bir model ki; çete lideri bağımsızlık ve federasyon istemese, laf olsun diye üniter yapıyı dile getirse dahi; bu özel demokratik yapı zaten Kürtleri ileride bağımsızlığa götürecek bir oluşumun öğelerini içeriyor. Öcalan da bunu çok iyi biliyor ve o özel demokratik yapıya özel ihtimam gösterilmesi şartıyla Türklerle birlikte yaşayarak bağımsız bir Kürt devletine doğru yürüme konusundaki tüm eksiklikleri Türkiye Cumhuriyeti’ne gidertmek istiyor. Yani uyanık Kürtçüye göre; bugün AKP’nin yapmak istediği gibi Güneydoğu’nun ekonomik kalkınmasını Türkiye Cumhuriyeti gerçekleştirecek, dillerinin “protez”den millî dil haline gelmesini sağlayan Türkiye Cumhuriyeti olacak, Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’nin her türlü birikiminden yararlanacak ve gelişip serpildikten sonra da haydi bana eyvallah diyecek! ABD karşıtı değil, ABD piyonu Yukarıdaki bölümde ilginç bir-iki nokta daha var. Birinci olarak İmralılı sanki, ABD karşıtıymış gibi hava sergilemiş. İkinci olarak da, Barzani’nin ABD’nin yanaşması olmasından ve onun federasyonunu da ABD patenti bulmasından dolayı küçümsüyormuş anlamında bir tafra atmış. Tabii ki, bunların hepsi palavra! Taşeron Apo, kime yutturuyorsun? Barzani de sen de, ABD’nin ayakçılarısınız. Özellikle sen, aynı zamanda ABD’nin ürünü değil misin? Öcalan’ın yalandan sergilediği ABD karşıtı kabadayılığı bir başka bölümde de mevcut. Bunda da söyle diyor; “ABD ve diğer siyasi güçler yeni bir Ortadoğu politikası yürütmek istiyor. Bu süreçte PKK’nın olmasından yana değil. Ancak onu silahla bitiremeyeceğini anlamış durumda. O yüzden silahsızlandırmak istiyor. Ama bizimle de uzlaşmak zorunda. Bu İngiltere ve Amerika’nın iki yüz yıllık politikalarının bizi de dikkate alacak bir uzlaşması olacak.” Görüyor musunuz Kürtçünün havalarını? PKK öyle bir güçmüş ki, ABD onu silahla yok edemeyeceğini anlayınca silahsızlandırmaya karar vermiş ve onunla uzlaşmak zorundaymış. Böylelikle Ortadoğu da silahla bitirilemediği için uzlaşılmak zorunda kalınan PKK’nın da içerisinde olduğu yeni bir dönem başlıyormuş ve sömürgecilerin iki yüz yıllık politikası PKK’nın katkılarıyla çatır çatır çatırdıyormuş. Kürtçü reis! Biraz ufak at da, civcivler de yesin! Bir kere sen, ABD’nin savaştığı bir güç değil, taşeronusun. Seni yaratan zaten ABD! Eğer, ABD seni korumayıp silahla yok etmeye kalksaydı, bir dakikada sonunu yapardı. Bırak ABD’yi, ABD set çekmeseydi TSK zaten seni çoktan bitirmişti. Madem o kadar güçlüsün ABD’nin seni silahsızlandırmasına da karşı çıksana! ABD seni silahsızlandırıyor çünkü, siyasallaştırarak ve böylelikle DTP’ye yeni kadro takviyesi yaparak daha güçlendirilmiş halde siyasi zeminde kullanmak istiyor. Sakın kendini fasulye gibi nimetten sanma! Sen ve kanlı örgütün sadece, Büyük Ortadoğu projesi çerçevesinde Türkiye’nin önce meşgul edilmesi sonrasında ise parçalanması için ABD’nin Türkiye’deki “derin Amerikancı güçlerinin” yoktan var ettiği ve kullandığı bir piyonsunuz. Onun için, senin ABD karşıtı söylemlerin milleti güldürmekten başka bir işe yaramaz. Apo’nun çözümü Konfederasyon! Sıra geldi çete liderinin çözüm modeline! 3) “Devlet olacak. Diğer taraftan da demokratik Kürt ulusu olacak. Kürtler devletin varlığını tanıyacak ve kabul edecek. Devlet de Kürtlerin demokratik ulus olma hakkına saygı gösterecek. Orta yerde uzlaşacaklar. Sonra devlet, isterse her yerde bayrağını bulunduracak, isterse her yere hizmet götürecek, isterse her yerde Türkçe öğretecek.” İşte İmralı mahkûmunun devleti bu! Üniter devlet var ama, iki ayrı ulusun devleti olarak var… Bu devlet aynı zamanda, Kürt ulusunun varlığını ve ulus olma hakkını da kabul edecek. Yani, Kürtler üniter devlete razı oluyorlar fakat, kendi ulus olma haklarının tanınması şartıyla… Burada %90 nüfuslu Türk ulusunun yanında %10 nüfuslu Kürt ulusu da bulunacak. Devlet, hepsinin devleti olduğu için, bu devlet içindeki %90 çoğunluğun yaratılarından, birikimlerinden %10’luk Kürt ulusu da yararlanacak. Böylelikle ortak devlet sayesinde % 90’lık Türk ulusu %10’luk Kürt ulusunun bütün öğeleriyle yoktan var olmasını ve kendi kendine yeter hâle gelmesini sağlayacak. Sonrası mâlum… Ben de olsam böyle bir sistemde ilk planda ne ayrı bir devleti ne de federasyonu kabul ederdim. Çünkü, Öcalan’ın modeli doğrudan doğruya bir konfederasyon talebidir ve bu şekildeki bir konfederasyonda Kürt ulusal yapısı kendi kendine yeter hâle gelinceye kadar devlet tarafından korunup kollanacak, çoğunluk olan Türkler sayesinde bütün unsurlarıyla beslenerek olgunlaştırılacaktır. Ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan gelişmiş bir ulus elde etmiş olacaklardır. 4) “Her şey tepeden tırnağa değişecek. Toplum, en küçük hücresine kadar yeniden yapılandırılacak. Türkler ve Kürtler kendi dillerini, kültürlerini, tarzlarını ortaya koyacaklar. Kürtler, demokratik bir ulus olarak varlık kazanacak. Kendi sporunu, eğitimini, dini örgütlenmelerini, meclisini, belediyelerini yapabilirse kendi yapacak. Hatta kendi ihtilaflarını çözecek bir öz savunma gücü olacak. Toplum, kendi demokratik işleyişini, öz yönetimini, eğitimini, öz savunmasını yapılandıracak. Devlet bunlara engel olmayacak.” Burada bizim uyanık bölücü reisi, yepyeni ve yeniden yapılandırılmış bir konfederal devlet önerisi getirirken üniter devletten bahsediyor ama, aynı zamanda ayrı meclis, ayrı güvenlik gücü, ayrı belediyeler de istiyor. Kendi öz yönetimini kendisi gerçekleştirmeyi talep ediyor. Öcalan’ın, üniter devleti istemesinin tek nedeni yukarıda da belirttiğimiz gibi ”kendi öz yönetimlerini” gerçekleştirinceye, ulusal olgunluğa erişinceye kadar üniter devleti ve Türkleri kullanmak. Çünkü, 4. maddede talep edilen yapılanma zaten bağımsız bir devleti dizayn ediyor. Kendi kendine yeter hale gelmeden oluşturulacak bir devletin önemli riskler içereceğini çete reisi de biliyor. Ama, kendi modeli çerçevesinde Türk devletinin yardımıyla olgunlaştırıldıktan sonra bağımsız devlet aşamasına geçmenin çok daha gerçekçi olacağının ve kalıcılık taşıyacağının o da farkında. PKK-Fethullahçı ortaklığı 5) “Fettullah Hoca’yı takip ediyorum. Okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan’da okulları, cemaatleri var. Örgütlüler. Demokratik temelde karşılıklı yakınlaşmalar olabilir.” Nihayet, ABD’nin besleyip büyüttüğü iki has taşeronun dayanışması ilân ediliyor. Bağımsız Kürdistan’ın oluşturulmasında Fethullah’tan da yararlanılacağı “1 numara” tarafından dile getiriliyor. Zaten bunlardan biri, koruma altında bulunduğu ABD’deki çiftliğinden sömürgecinin talimatları çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı düzenlenen operasyonları organize ederken, diğeri üst düzey güvenlikli İmralı’daki ofisinden ABD’nin çıkarları doğrultusunda Kürtçüleri yönetmiyor muydu? Böylelikle, var olan o meş’um ortaklık da su yüzüne çıkmış oldu. ABD’nin lejyoneri Apo, bu model açıklamalarından sonraki günlerde de görüşlerini dile getirmeye devam etti ve özetle şunları söyledi; 1) “Müzakereler benimle yürütülmelidir.” 2) “Sorun çok derinlerdedir. 90 gün emniyetle müzakere ettikten sonra sorunun emniyet yönünü çözebilirim. Askeri boyutunu çözebilmem için askerle 45 gün müzakere etmem gerekir. Sorunun diğer boyutları da ayrıdır. Sosyal, kültürel, ekonomik yönlerde ayrıca tartışılmalıdır.” 3) “Deniliyor ki, süreç çok çatışmalı ve acılı geçti. Doğrudur. Ancak, asıl çatışma benim yol haritasını açıklamamdan sonra olacaktır” 4) “Bu mücadelede 40 milyon Kürt var. İyi örgütlenmiş kesimler var. 40 milyon Kürde nasıl karşı duracaksın? 40 milyon Kürt ayağa kalktı mı devlet-mevlet kalmaz. PKK da kendi kararını kendisi verir.” 5) “Ordu kendine güvenmesin. Çok kaotik, çatışmalı dönemler oldu mu ve ordu da engel oluşturdu mu, ordu da dağılır gider.” 6) “Militanı nasıl dağdan indireceksin? Nasıl gidip dağdan getireceksin? Öyle olmaz. Bu çözüm yöntemlerinin gerçekliği yok.” 7) “Meselâ, sorunu Ahmet Türk ile mi çözeceksiniz? Sizi engelleyen kimse mi var? Sorunu bu şekilde çözebilecekseniz çözün!” 8) “DTP beni temsil etmiyor… PKK da beni temsil etmiyor.” 9) “Benim af edilip edilmemem sorunu asıl mesele değil! Lütufta bulunduklarını mı sanıyorlar? Pazarlık değil, toplumsal uzlaşı veya müzakere olacak!...” Bu söylemlere göre çete reisi şunları dile getiriyor; a) Müzakere kesinlikle benimle yapılmalıdır. Çünkü, sorunun çözümü, ne Ahmet Türk’te, ne PKK’da, ne de DTP’de değildir. Onlar hiçbir şey yapamazlar. Anahtar sadece ve sadece benim elimdedir. Dağdakileri nasıl indirileceğinin formülü de bende gizlidir. Başka kimse onları dağdan indiremez. Benim af şeklindeki lütufa ihtiyacım yoktur. Benim resmî olarak muhatap alınmam ve müzakereye davet edilmem gerekir. Askerî, kültürel, siyasal, ekonomik tüm çözüm yolları benimle tartışılmalıdır. Geliyoruz tehditlere! b) Eğer yol haritam kabul edilmezse ve ben resmî bir muhatap olarak alınmazsam, gerçek çatışmalar ondan sonra başlayacaktır. Bu mücadelede 40 milyon Kürt vardır (Bu arada Büyük Kürdistan hedefini de ortaya koymuş oluyor). Bunların arasında çok iyi örgütlü olanlar da bulunmaktadır. Bu gücün önünde kimse duramaz. Şayet bunların hepsi devreye girerse, Türkiye’de devlet kalmaz. Bu kaotik ortamda ordu direnmeye kalkarsa, o da dağılır. Maalesef! 40 bin kişinin katili bir mahkûm, sömürgecilerin emriyle iktidar tarafından bu kadar el üstünde tutulur, baş tacı edilirse, megalomanik bir hezeyan içerisinde kendisini Tanrı gibi de görür, herkese de meydan okur.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||