Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv  |  Sayı: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürt Açılımının Ardındaki Oyun
 
ALİ ÖZSOY
Güçsüz Ordu
Güçsüz Türkiye
 
ONUR YAMAN
Ermeni Açılımı:
AKP Teslimiyetçiliği
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Ulusal Onurun Simgesi: Yargı
 
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'nde
Oy Avcılığı-28
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Izady'nin
Kürt Açılımı-1
 
İLYAS SALMAN
Kürt Açılımı ve
Çocuklar
 
ESER ÖZALTINDERE
ABD ve Öcalan'ın
Yol Haritası
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (7)
 
KAYA ATABERK
TKP ve
30 Ağustos
 
ÖZGÜR BİLLUR
Kılıçdaroğlu'nun
Kürt Açılımı
 
SERAP YEŞİLTUNA
Hainlerle
Barış Olmaz
 
YUNUS YILMAZ
Sahte Milliyetçiliğe Karşı Gerçek Milliyetçilik
 
OKAN İŞBECER
Pornocu Ahmet
Hidayete Erdi
 
YAVUZ SELİM
Doğu Türkistanlı Soydaşlarımız
 

Okan İşbecer
Yurttan

Pornocu Ahmet hidayete erdi!

En hakiki umre Taraf'ta
Pornocu Ahmet hidayete erdiAhmet Altan, iktidar yalakalığından ne yapacağını iyice şaşırdı. Taraf ile Vakit arasında neredeyse hiç fark kalmadı. Umre haberi yapan Taraf, son olarak da bikinili mankenin pareosuyla oynayarak kadını resmen ihrama soktu.

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte medya camiasında da bildik hareketlilik başladı. Kuponla Kur’an-ı Kerim Meali vermeler, Ramazan sayfaları ve iftar için mekan reklamları gırla gidiyor. Bu yılki Ramazan’da bazı farklılıklar da yok değil.

İktidar taraftarı Sabah (Erdal Şafak “yandaş”a kızdığı için artık böyle diyoruz) bu yılki Ramazan sayfasına Yeni Şafak’ın fetvacısı Hayrettin Karaman’ı konuk yazar olarak transfer etti.

Ancak en ilginç rekabet hiç kuşkusuz Hürriyet ile Taraf arasında yaşandı. Biliyorsunuz “amiral gemisi”nin kaptanı Ertuğrul, yanına tayfa olarak Mekke yollarını iyi bilen Ahmet Hakan Coşkun’u ve misafir olarak da Zaman’dan Ali Bulaç’ı alarak Umre’ye gitti. Ertuğrul’un Umresi küçük çapta bir bomba etkisi yaptı ve Ahmet Hakan’ın da yoğun çabasıyla günlerce tartışıldı. Şimdilerde Hürriyet’te “Peygamberin izinde” başlığıyla Umre izlenimleri yayımlanmakta. Ertuğrul’un köşesini takkeli resimleri süslemekte. Ertuğrul, geçtiğimiz hafta Cuma günü başlayacağını duyurduğu yazı dizisi ile izlenimlerini aktaracağını duyurdu ve okuru merakta bırakmak için bazı ipuçları vermeyi de ihmal etmedi:

“Mesela; bundan böyle alkol almaya devam edecek miyim? Artık oruç tutacak, namaz kılacak mıyım? Cuma namazlarına gidecek miyim? Hayatımda bir şeyler değişecek mi? Bu soruların da cevabını vereceğim. Ama dizinin en sonunda.”

Tam Ertuğrul gezinin ve uyandırdığı merakın keyfini süreceği sırada Taraf gazetesi Ertuğrul’a beklenmedik bir gol attı. Nasıl mı? Turgay Oğur, Umreye gitti ve izlenimlerini Taraf’a yazdı. Hem de “En hakiki Umre Taraf’ta” başlığıyla.

Turgay Oğur’u hatırlarsınız belki. ODTÜ mezunu ve Sabancı Üniversitesi’nin eski çalışanlarından biri. Rahatsız genç sivil insanları bir araya toplayıp abuk subuk eylemler yaptıran, kendilerine amblem olarak Amerikan Converse ayakkabılarını seçen Genç Siviller’in başı.

Hatırlarsanız bu zat, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildiğinde Çankaya Köşkü’nde verilen resepsiyona da katılmış ve takım elbisenin altına Converse ayakkabı giymek gibi bir garipliğe de imza atmıştı.

Turgay Oğur’un Umre ziyareti, Kâbe ve Mekke üzerine ilginç gözlemleri var.

“Allah neden Mekke gibi bir şehre bu derece kutsallık atfetmiş?

Evet, Mekke’yi gördüğünüzde akla hemen bu soru geliyor. Dünya adına hiçbir güzelliği olmayan bir şehir. Ağacı bırakın bir tek ot yok.

Bu soruya birkaç cevap buldum.

İnsanlar Mekke’ye sadece Allah istediği için gider, ibadet ile niyetlerinin arasına hiçbir şelale, hiçbir tarihi eser, altın kaplama anıtlar, göz kamaştırıcı çiçek bahçeleri girmez.

Mekke güzel bir şehir olsaydı, tarih boyunca zengin Müslümanlar bu şehri parseller ve buraya yerleşirlerdi. Gelen gitmeyince de durmadan devam etmesi gereken insan döngüsü kilitlenirdi. Şimdi ise ibadetini eden dönüş yolunu gözlüyor.”

“Kâbe’yi gördüm ama büyülenmedim? Ben de bir eksiklik mi var?

Evet, Kâbe kendi başına büyülenecek bir bina, değil. Allah’ın evi (Beytullah) dünyada olabilecek en sade, en sıradan bir geometrik forma sahip, siyah örtüyle kaplı içi boş bir küp. Aslında Kabe soyut olanı kavramakta güçlük çeken insanlar için sadece bir nişan, işaret. Büyüleyici olan, Allah’a misafir olma hissidir.”

“Sonuç olarak...

Umre yaşamaya değer bir deneyimdir. Araplar pis değildir. Arapça ‘ayva, mafiş, yallah’tan oluşan bir dil değildir. Türkiye’den olmak, ayrıcalık görme nedenidir.”

Bir de bizim “rahatsız sivil”imiz arada bir rahatsızlığından bahsetme gereği duymadan geçememiş. Neymiş efendim, orada bile her yerde Türk bayrağı varmış. Bu durumu da şöyle anlatıyor:

“Ortalıkta neden bu kadar Türk bayrağı var?

Ertuğrul Özkök yüzünden. Mersin’deki bayrak yakma girişiminden sonra Hürriyet’in pompaladığı abartılı bayrak aşkı Mekke’ye kadar uzanmış. T-shirtten cep telefonuna bizim bayrak her yerde.”

Anlaşılan sadece Türkiye’de değil dünyanın herhangi bir yerinde bile Türk bayrağı bu adamlara batıyor. Yukarıdaki satırlar Türk düşmanlığının boyutlarını ele vermesi bakımından önemli.

Taraf gazetesinin bu tür bir yarışa girmesi bazı kesimleri şaşırttığı bir gerçek. Belki de bu şaşkınlığın nedeni Ahmet Altan’dır. Çünkü yılların Kürtçüsü Ahmet Altan’ın ateist olduğu biliniyordu. Hatta bunu zaman zaman köşesinde kamuoyu ile paylaşmıştı. Ahmet Altan’ın böyle bir ziyarete ve izlenimleri geniş yer ayırması gerçekten de ilginç. Ancak şaşırmamak gerekiyor. Sonuçta Taraf’a Fethullah’tan akan paranın bir karşılığı olmalı. Bugün Turgay Oğur, bir de bakmışsınız yarın Ahmet Altan kafada takke Mekke yollarına düzülür. Bu işler böyledir, kimi gün Kandil’e gidersiniz kimi gün de Kâbe’ye.

Bir de Ahmet Altan’ın bikinili manken sansürü var ki, akıllara zarar. Geçenlerde düzenlenen bir defile ile ilgili haber yapan Taraf’ta bikinili podyuma çıkan Tuğçe Kazaz, giydiği pareo uzatılmak suretiyle sansüre uğradı. Sansürle ilgili sorulan sorulara Ahmet Altan Ramazan nedeniyle böyle bir şey yapıldığını söylemiş. Ahmet Altan’ın açıklamasını görünce pes doğrusu dedik. Yılların porno romancısı Ahmet de hidayete erdi ya, artık ne desek boş.

Yazarımız Vedii Bilget’ten zorunlu açıklama

Karalamanın amacı nedir?

Değerli TÜRKSOLU Gazetesi okurlarımız. TSK Özel Bakım Merkezinde günümüze değin yaşamadığı ama tasarlayıp eylemleştirdiği bir olguydu. Başkomutanımız Mareşal Gazi Mustafa Kemal Türkiyesi zabitanından Vedii Bilget’e değin mahcurlaştırma, hacirleştirme ve 502 numaralı odada tertip edilmiş raporla kuşatma altına alındım.

Bu karalama ismini yazdığım şu üç kişinin beraberliğiyle olmuştur:

GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanı Tümgeneral Tuncay Çakan (2009 Ağustosunda emekli oldu), TSK Özel Bakım Merkezi Başkanı kıdemli albay M. Nuri Bayraktar (2009 Ağustosunda emekli oldu), komutan yardımcısı Dr. Albay Cihat Alper (2009 Ağustos’ta GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine atanmıştır.)

GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi komutanı Tümgeneral Tuncay Çakan 17.11.2008 tarihli on hekimin imzaladığı raporu bana gönderdi.

Tertip edilmiş karalamanın özetini arz ediyorum.

1. Devamlı surette bakım ve yardıma muhtaçtır.

2. Akli melekeleri bozulmuştur.

3. Cezai ehliyeti yoktur.

4. Vesayet altına alınması için girişimde bulunulması gereklidir.

Not: Ben bu on doktorun hiç birini tanımıyorum. Beni muayene etmediler, yineliyorum bu önyargıları ve karalamaları GATA Haydarpaşa Hastanesi komutanı Tümgeneral Tuncay Çakan, TSK Özel Bakım Merkezi başkanı M. Nuri Bayraktar ile başkanın yardımcısı Dr. Albay Cihat Alper beraberce oluşturdular.

Bu karalama Fethullah Gülen’in TSK’deki örgütünün emirleriyle hazırlanmıştır.

Yazıişleri müdürümüz Özgür Erdem arkadaşıma teşekkür ederim.

Meydanı boş bulduğunu zanneden bu aymazları dava edeceğim. Avukatım da lütfederek TÜRKSOLU’nun avukatı arkadaşımız olacaktır.

Gitti Ufuk geldi Zeynep!

Gitti Ufuk geldi zeynep!Nereye mi? Ufuk’u en son nerede gördüysek oraya. Yani Zaman gazetesinin sayfalarına. Hatırlarsanız Ufuk en son Zaman gazetesinde boy gösteriyor ve ÖDP’yi bölüyordu. Misyonunu tamamlayan Ufuk, sözde yeni bir partı kuracaktı ama en son yapılan ÖDP kongresinden sonra kendisini gören cennetlik!

Bu aralar gündemin ilk sırasında biliyorsunuz Tayyip’in Kürt açılımı var. Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkes konu hakkında konuşup duruyor. Özellikle sanat camiası bu konuda pek istekli. Hemen her gün bir şarkıcı ya da bir oyuncu çıkıp bilip bilmeden destek açıklamalarında bulunmakta.

Bu furyaya son olarak Zeynep Tanbay katıldı. O da kim demeyin sakın. Kendisi dansçı olarak bilinir ama sanatından çok siyasi çıkışlarıyla gündeme geldiği için pek kimse tanımaz. Efendim kendisi, Hrant Dink bilmem ne girişimi sözcüsü olup, Hrant Dink duruşmalarında falan çıkıp arkasında on kişiyle yaptığı açıklamalardan hatırlarsanız belki. Bu arkadaşın bir özelliği daha var. O da Ufuk Uras’la beraber yaşıyor olması. Ufuk dünyadan elini eteğini çekince meydan ona kaldı.

Geçtiğimiz hafta Zaman Pazar’da Zeynep Tanbay’ın bir röportajı vardı. Mevzu tabii ki Kürt açılımıydı. Ama buna röportaj demeye bin şahit ister. Tam körler sağırlar durumu. Zamancılar Zeynep Tanbay’ı göklere çıkarmışlar, Zeynep Tanbay da Tayyip’i. İşte Zaman ve Zeynep’ten karşılıklı inciler:

“Zeynep Tanbay çok iyi bir dansçı, koreograf; aynı zamanda bir aktivist. Darbe ve savaş karşıtı birçok eylemde en önde yürüyenlerden, sözcülük yapanlardan biri o. Kendini sola yakın buluyor ama CHP soluna değil.”

Röportaj, bu yıkama yağlama faslıyla başlıyor. Sonra Zeynep Tanbay alıyor sazı eline ve...

“Teşekkür ettim, çünkü Kürt açılımında AKP’nin ve Başbakan'ın tavrını doğru buluyorum. Bir şey doğru yapılıyorsa onun yanında durulmalı, destek verilmeli.”

“Çünkü bundan 3-4 yıl önce Tayyip Erdoğan ‘Kürt sorunu benim meselemdir.’ dediği zaman yalnız bırakılmıştı. Erdoğan sözünün arkasını getirememişti. Sanırım şöyle düşünmüştür: ‘Biz adım atmak istedik tabandan, kamuoyundan ve aydınlardan yeterince destek yokmuş, demek hazır değilmiş memleket.’ Bugün yeniden bir açılım yapılıyor. Bu süreçte Başbakan’a yalnız olmadığını göstermek gerekiyor.”

“Bugüne kadar hiçbir siyasi liderden duymadığım sözler söyledi. Havada kalan siyasi konuşmaların çok dışındaydı. Son derece insani boyutu vardı. Bugüne kadar o mertebedeki hiçbir devlet adamı duygunun hakim olduğu ve gerçeklerin bizden saklandığının ifade edildiği böyle bir konuşma yapmamıştı.”

“Onların bütün bu tabuları yıkarak adım atmaya çalışmalarını ben sonuna kadar destekliyorum. Oyumu AKP'ye vermesem de desteklerim. AKP'nin doğru yaptığı her harekete de ‘helal olsun’ diyorum. Bunu söyleyebilmek lazım. Burada en sorunlu olan kitleyi de sol konumda olanlar olarak görüyorum.”

“Ben AKP’nin bir sürü yanlışını da söylerim, söylüyorum. Ama hakkını teslim edelim. Bugüne kadar gelmiş en iyi sağ muhafazakâr parti AKP. En iyi adımları attı. Böyle bir partiyi görmemiştik. Tayyip Erdoğan da çok daha açık bir lider.”

Tanbay’ın Tayyip’e övgüleri bu kadar değil elbet. Ama kendisine ayırabileceğimiz yerimiz ne yazık ki bu kadar. Laf arasında Tayyip’e yeterince destek olmayan sol kesimi ‘sorunlu’ olarak niteleyen Tanbay’a lafını iade ederken kendisine bir an önce AKP üyesi olmasını tavsiye ediyoruz.

Yiğit iyiden iyiye AKP’li oldu

Yiğit iyiden iyiye AKP'li olduTÜRKSOLU okurları hatırlayacaktır, geçtiğimiz haftalarda hızlı ulusalcı Yiğit Bulut’un Habertürk’e geçmesi ve hemen akabinde de AKP’ye doğru dümen kırması üzerine yazılar yazmıştık. Yiğit Bulut, önce Ergenekon’a ikna oldu, sonrasında ise Zaman gazetesine röportaj verip Ertuğrul Özkök’ün Aydın Doğan’ı yoldan çıkardığını iddia etti. Gün geldi Tayyip’i şu sözlerle destekledi: “Bu arada ‘AK Parti’yi ve Başbakanı’ gerektiğinde en ağır şekilde eleştiren ve ‘sistemi çözmüş’ biri olarak diyorum ki; şimdi ‘bu direnişe’ destek zamanı! İnanın bana ‘bu çarktan kurtulursak’ uçarız! Bu noktada Başbakan Erdoğan’a da samimi bir hatırlatma: Uğraştığı çarkın ‘yarıçapı’ çok ama çok büyük; 1854’ten 2009’a uğraşan herkes, ‘evinde’ oturuyor veya ‘oturamıyor’! Lütfen çok ama çok dikkatli olsun ve gerekli bütün tedbirleri alsın! Ne yapmaya çalıştığını da Türk Halkı’na anlatsın! Her türlü yardıma elimizden geldiğince hazırız!”

İşte bu sözlerle başlayan Yiğit’in AKP’li olma süreci geçtiğimiz hafta sona erdi. Yiğit Bulut, 31 Ağustos 2009 tarihinde yazdığı “Türkiye ‘bölünmeyecek’! Tam tersi çevresini yutacak, genleşecek!” başlıklı yazısıyla tam anlamıyla AKP’li olduğunu ilan etti. Yiğit’e göre AKP’nin başlattığı açılımlar Türkiye’yi bölmeyecek, tam tersine Türkiye çevresindeki ülkeleri de etkisi altına alarak bölgenin hakimi olacak. Nasıl mı? Buyurun Yiğit’ten öğrenelim: “Daha değişik yazayım: Bölgenin ‘Amerikası’ Türkiye olacak! Nasıl mı?

Tespit 1: Kuzey Irak ‘artık’ Türkiye’ye gerçekten daha yakın! Dışişleri Bakanı liderliğinde ‘Kuzey Irak’ açılımı başladı. Davutoğlu, 31 Ağustos'ta yeniden ‘Bağdat ve Şam'a’ gidiyor.

Tespit 2: Türkiye ile Ermenistan arasındaki ‘ilişkinin düzelmesi’ni hatırlayalım... ABD Başkanı ‘seviyesinde’ ele alındı ve Obama’nın devreye girdiği bu denklem, AB’den de ‘destek’ gördü. Bu yapılırken özellikle Azeriler ile aramızın açılmaması için yoğun çaba sarf edildi ve AB için önemli olan ‘Azeri gazı’ tehlikeye atılmadan konu gündemde tutularak sonuçlandırıldı.

Tespit 3: ABD ile Türkiye arasında ‘yeni bir yakınlaşma’ süreci başladı. Türkiye, İran ile ilgili ‘adımları’ bile ABD’ye ‘rahatlıkla’ kabul ettirdi.

Tespit 4: Yeni Dünya Düzeni'nin ‘belli olan’ iki merkezi var: ABD ve etki alanı, karşısında yerleşen Rusya, Hindistan, iran, Çin...

Peki ‘ABD'nin etkin olmak isteyeceği’ ve diğer etki alanına karşı ‘konuşlanmak’ isteyeceği ‘merkez’ nerede?”

Evet, Yiğit’in Türkiye’nin geleceği ile ilgili çözümlemesi böyle. Yiğit’e göre ABD’nin konuşlanmak isteyeceği yeni merkez, “Orta Asya’ya Azerbaycan ile giren, Hazar’a kıyısı olan, Kuzey Irak ile İran’ın bir bölümünü de içine alan bir bölge” imiş.

Şimdi dönüp, Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olmasından sonra yoğunlaştığı yerlere bir bakalım. Biliyorum adam yerinde durmadığı için bu o kadar da kolay değil ama biz yine de bir deneyelim. Göreve geldiği günden beri Kafkasya’dan Ortadoğu’ya, Pakistan’dan Afrika ülkelerine kadar ayak basmadık yer bırakmayan Davutoğlu, ABD mamülü “Model ortaklık” denen bir strateji doğrultusunda bölge ülkeleri arasındaki bütün anlaşmazlıklarda da arabulucu rolüne soyunmuş durumda.

Bu açıdan bakıldığında Yiğit Bulut’un ABD’nin konuşlanacağı bölge tarifiyle Davutoğlu’nun Yeni Osmanlı alanı birebir uyuşuyor. Bu durumda Yiğit Bulut’un aslında Türkiye’nin büyümesi olarak çizdiği tablo ise olsa olsa ABD’nin içinde Türkiye’nin de bulunduğu coğrafyada mevcut durumunu sağlamlaştırması demek.

Yani aslında ortada sevinilecek bir durum yok.

Bu arada Yiğit Bulut Türkiye’yi bölgenin süper gücü ilan ederken, satır arasında İran’ı da bölmüş oldu. “‘Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Irak ve bölünen İran’ın bir bölümünü ‘kapsayan’, dört tarafı denizlerle çevrili, Hazar'a çıkmış bir ‘bölgenin’ tek elden yönetildiği yapı, ‘yeni dünya düzeninde üçüncü ana merkez’.” Evet, görüldüğü üzere yeni AKP’li Yiğit, kimseye haber vermeden İran’ı da bölüp bir kısmını yeni “bölgenin” denetimine vermiş bile. Bu arada aklımıza takılan bir soruyu da sormadan geçmeyelim. Eğer Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Irak ve bölünen İran’ın bir bölümünü kapsayan bölgenin içindeyse tek elden yönetecek yapı kim? Hani bu yapı Türkiye’ydi?

Böylelikle Yiğit’in içindeki Amerikancılık gün yüzüne bir kez daha çıkarken, bir taraftan da bütün bunları desteklemek anlamında yazmadığını söylüyor. Anlayacağınız çevir kazı yanmasın durumu. Bu arada “Türkiye bölünmek isteniyor” tarzı bir bakış açısını da hastalıklı buluyormuş Yiğit Bulut. Ancak biz, Amerikancılıktan daha hastalıklı bir bakış açısı düşünemiyoruz.

Yiğit’e tavsiyemiz, böyle kaçak güreşeceğine çık açık açık “Ben Amerikancı oldum” desin, hem o kurtulsun hem de biz!

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Adamcağız Sinan Aygün'ün pozisyonuna düşmemek için akrabasının gemisini terketti ve nükleerci Turgay'ın gemisine bindi. Aklınca aklını koruyor. İlk işi de ay-yıldızlı rozetini çıkarmak oldu. Adnan Oktar'ın da müridi olmuş olabilir. Bu sadece bir tahmin.

Mehmet, Adana


Türksolu ekibi olarak neyin ne olduğunu çok öncelerden yazıyorsunuz. Yiğit Bulut bu durumlara düşmeden, düşeceğini yazmıştınız ki , gerçekleşti.

Sizleri ekipçe tebrik ediyorum. Ayrıca E.Özkök , Aydın Doğan ve diğerlerinin ne olduğunun farkına hala varamayanlar Emin Çölaşan'ın kitabını okumalarını geçte olsa yinede şiddetle tavsiye ediyorum.

Saygılar.

Melih Dostuz, Ankara



 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Şehir:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40