Yunus Yılmaz |
Sosyal demokrat olmak mı
AKP’nin başlatmış olduğu “Kürt açılımı”na tepki gösteren muhalefet partileri, sözde “demokratik açılımlara” karşı olduğu gerekçesiyle AKP severler tarafından eleştirilmekte. Özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin sol bir parti olmaktan uzaklaştığı konusunda sözde solcularımız hemfikir. Evet, CHP’nin artık bir sol parti olma özelliği taşımadığı doğrudur, ama beyefendiler CHP’yi Kürtçülüğe karşı Türkçülük, milliyetçilik yaptığı gerekçesiyle eleştirmektedirler! Aslına bakılırsa CHP, Kürtçülük politikalarına karşı etkin bir milliyetçi politika yapmamaktadır. Hatta yıllar öncesinde hazırladıkları Kürt raporuna dayanarak Kürtçülüğe karşı olmadığını açıklama gereği duymaktadır. “Etnik kimlik şereftir” diyerek Kürtçülüğe hoşgörüyle yaklaşan Baykal, aynı zamanda “Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir… Hem etnik kimliğimiz hem de milli kimliğimiz, ikisi bir arada olacak.” sözleriyle sanki Türkçülük yapıyormuş izlenimi verse de özde Kürtçülük yapmaya devam etmektedir. Ama buna rağmen sözde solcularımız CHP’den yine memnun değillerdir. CHP’nin Kürt açılımı konusunda en az AKP kadar Kürtçü olmasını istemektedirler. CHP’yi AKP kadar Kürtçü olmadığı gerekçesiyle eleştirenlere baktığımızda ise bunların kendini aydın, solcu zanneden bir kesim olduğunu görmekteyiz. Mesela kendini solcu zanneden Zülfü Livaneli CHP’nin Kürtçülüğe karşı “milliyetçi bir söylem benimsediği” gerekçesiyle CHP’nin sol bir parti olamayacağını ima ediyor! Bir başka kendini solcu zanneden sözde aydınımız Oral Çalışlar ise CHP’yi devletçi ve milliyetçi olduğu gerekçesiyle solcu olamayacağını iddia ediyor! Her ne kadar bazı haklı gerekçelerle CHP’nin sol bir parti olamayacağı konusunda haklı olsalar da, CHP’nin neden solcu olamayacağı konusunda getirdikleri eleştiriler ile komik duruma düşmektedirler. Bugün CHP bizim istediğimiz anlamda devletçi olmasa da sözde aydınımız tarafından CHP devletçi olduğu gerekçesiyle solcu olamayacağını iddia ediyor. Bu mantığa göre solcularımızın devletçi ekonomi yerine liberal ekonomi modelini benimsemesi gerekiyor. Solun düştüğü duruma bakar mısınız, bir solcunun devletçi olması kadar normal bir şey var mı? Ama kusur yine bizde, öyle ya unutmuşuz artık solcuların ve sol partilerin neoliberal politikaları benimsediğini! Ya CHP’ye milliyetçilik konusunda getirilen eleştirilere ne demeli? Yine bizim istediğimiz anlamda milliyetçi olmasa da CHP’ye milliyetçiliği konusunda getirilen eleştiriler de komik kaçmaktadır. Çünkü, özünü ulusal kurtuluş mücadelesinden alan CHP, emperyalizme karşı mazlum milliyetçilik temelinde bir bağımsızlık savaşı vererek Türk devletini kurmuş bir partidir. Mazlum milliyetçilik temelinde antiemperyalist bir ideoloji, sol ideoloji bırakın ters düşmeyi bilakis solun bağımsızlıkçı temelini oluşturduğu için gerçek sosyalizme giden tek gerçekçi yoldur! O nedenle milliyetçilik ile sosyalizm birbiriyle ters düşen kavramlar değildirler, birbirini tamamlayan kavramlardır. Kaldı ki, Türkiye’de Türk Solu işçi sınıfının içinden çıkmamıştır, Kurtuluş Savaşından, Kemalizmden çıkmıştır. Bu nedenle CHP ve Türk Solunun milliyetçi olmak istemesi kadar normal bir şey yoktur! Asıl normal olmayan ise Türk Solunu milliyetçi-devletçi olduğu gerekçesiyle eleştirmeye çalışan anormallerdir. Türk Solunu etnikçilik, Kürtçülük yerine Türk ulusçuluğu yaptığı gerekçesiyle eleştiren anormaller, emperyalizmin işine yarayan etnikçiliğin sosyalizmle ters düştüğünü bile görmek istememektedirler. Tüm dünyada etnikçilik, sağ partilerin yaptığı bir iştir. Bu işi de Türkiye’de en iyi AKP gibi Şeriatçı sağ parti yapmaktadır. Ama Zülfü’ye göre AKP özgürlükçüdür. Ona göre “Azınlıkları Türkiye’den kovmanın faşizm olduğunu” söyleyen, “Ruhban okulu ve Ermenistan sınırının açılmasını” isteyen Tayyip demokrattır, buna karşı çıktığı iddia edilen Türk Solu ise anti-demokrat. Türk Soluna biçilen sosyal demokrasi kefeni Yine sözde aydınlarımıza göre CHP ve dolayısıyla Türk Solu sosyal demokrat olmanın gereklerini yerine getirmiyormuş! Yani Türk Soluna sosyal demokrat kefeni biçiliyor. Oysa Türkiye’de Türk Solu Kemalizmden doğmuştur, özünü Kemalizmden alır. Sosyal demokrasi ise Batıda doğmuş bir kavramdır ve Marksizmin eleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Kökeni sosyal demokrasiye dayanmayan Türk Solunun, milliyetçi-devrimci kimliğinden sıyrılarak sosyal demokrat olmasını istemek kadar saçma bir şey olabilir mi? Gerçekte Türk Solu sosyal demokrat değil ki, tekrar sosyal demokrat kimliğine geri dönüş yapsın. Ama oluyor işte, özünde tam bağımsızlığı savunan, emperyalist devletler tarafından ezilmeye ve sömürülmeye çalışan bir milletin milliyetçilik temelinde mücadelesini ilke edinmiş Türk Solunun bunu bırakıp yerine Birinci Dünya Savaşı’nda kendi burjuvasını, kendi devletinin emperyalist hedeflerini amaç edinen Batı işçi sınıfının sosyal demokrasi ideolojisini benimsemesi istenmektedir. Türk Soluna biçilen, öve öve bitirilemeyen sosyal demokrasi kefeninin özü budur işte. Ezen, sömüren emperyalizmi savunmaktır sosyal demokrasi; Kemalizm ise mazlum milliyetçiliği savunmaktır. Şimdi mazlum milliyetçiliğini savunmak mı ilericiliktir, yoksa emperyalizmi savunmak mı ilericiliktir? Tabii ki, mazlum milliyetçiliğini savunmak ilericiliktir. Ama sözde aydınlarımız, Avrupalı sosyal demokratların gerici milliyetçilik yapmış olduğunu görmezlikten gelerek Türk Solunun milliyetçi olmasını eleştirme gibi bir komikliğe düşmektedirler. Sözde aydınlarımız Batının zenginliği ve sosyal demokrasinin özünde doğu halklarının kanı olduğu gerçeğini neden saklama gereği duyarlar? Bu mudur sözde aydınlarımızın demokrasi anlayışı? Batıda sosyal demokrasi Türkiye’de sözde aydınlar ilkesizliğini bu şekilde ortaya koyarken bir başka ilkesizliği ise Avrupa’da sosyal demokratlar bundan yaklaşık 100-150 yıl önce ortaya koyuyordu. Marks ve Engels, Avrupa Solunun bilimsel sosyalizmin ilkelerini benimseyerek bu ideoloji çevresinde örgütlenmesini istiyordu. Buna karşı ise Avrupa’da birçok sol fraksiyon bilimsel sosyalizmin ilkelerine ters bir şekilde örgütleniyordu. Blankistler ve Anarşistler gibi birçok sol örgüt Marks ve Engels’in eleştirilerine hedef oluyordu. Bu dar ve illegal örgütlerin yanında özde Marksist gözüküp Marks’ın ilkelerini beğenmezlik eden sosyal demokrat partiler kuruluyordu Marks’ın sağlığında. Sosyal demokratlar Bilimsel Sosyalizme ters düşen ilk programlarını Gotha programıyla açıklamıştır. Marks sağlığında bu programı çok sert bir dille eleştirmiştir; Bilimsel Sosyalizm ilkelerinden saptığı gerekçesiyle. Devamı ise Erfurt programıyla gelmiştir. Bu program da Engels tarafından eleştirilmiştir. Fakat bu programı kaleme alan Alman sosyal demokratlarından Kautsky, Engels’in mirasçısı olarak kabul edilir ama Lenin tarafından da bir o kadar “dönek” olarak tarif edilir. Yine Gotha ve Erfurt programlarında emeği bulunan Alman sosyal demokratı Eduard Bernstein ise Revizyonizmin babası kabul edilir. Yani bugün sözde aydınlarımızın bize pompaladıkları sosyal demokrasi, “dönek” ve “revizyonist” ilan edilenlerce ortaya konulmuştur. O nedenle sosyal demokrat olmak ile dönme ve dönek olma arasında bir fark yoktur aslında! Tabii onlar bu sıfatları almakta pek de haksız değildiler! Bernstein’a göre Marksizmin pek çok öğretisi yanlış çıkmıştır. Hatta Marks’ın artı-değer kavramı Bernstein’a göre gerçek toplumsal olguyu ifade etmez, bu kavram yalnızca bir tahlil aracıdır. Proletarya diktatörlüğü ise çağdışı bir anlayıştır. Sınıf mücadelesi yerine sınıfların barışını savunmuştur. Bernstein, liberalizme karşı ise daha ılımlı davranılması gerektiğini ileri sürmüştür. Kautsky ise emperyalist devletlerin işçisinin diğer emperyalist güçlere karşı kendi sanayi sermayesi ile ittifak yapmasını, yani burjuvası ile işbirliği içinde olmasını savunur. Kaldı ki, Kautsky, Birinci Dünya Savaşı’nda Alman burjuvazisinin savaş bütçesi kararından yana tavır almıştır. Kautsky de Bernstein gibi proletarya diktatörlüğüne karşıdır. İşçi sınıfının ihtilal yolu ile değil, demokratik ve parlamenter yoldan iktidara gelmesi gerektiğini savunur. Sosyalizme geçişin devrim yoluyla değil evrim yoluyla gerçekleşeceğine inanmaktadır. Bunun gibi Marksizmin ilkelerine ters görüşleri benimsediği için Lenin’in eleştirilerine maruz kalır. Özetle sosyal demokrasinin önderleri Burjuvazi ile işbirliğini seçmiştir. Buna gerekçe olarak da sınıf savaşımı yerine sınıfların demokrasi içinde barış halinde yaşaması gerektiğini savunmuşlardır. Sınıf savaşımına karşı çıktıklarından bunlar için emperyalizme karşı bir mücadele de söz konusu değildir! Devrimci özelliğini kaybetmiş, sömürene karşı bile tavır almayıp uzlaşan bir ideolojiye ne kadar sol denirse aslında sosyal demokrasi de o kadar soldur. Daha açıkçası emperyalizme karşı mücadele etmeyen bir anlayış sol olur mu öncelikle bu tartışılmalıdır. Burjuva demokrasisi gerçek demokrasi midir? Sosyal demokratların Marksizm ile uzlaşamadığı en önemli konulardan biri ise proletarya diktatörlüğü meselesidir. Burjuva demokrasisini amaç edinen sosyal demokratlarımız Marksistlerden daha demokrat olduklarını ima etmektedirler çünkü; Marksistler işçi sınıfının diktatörlüğünü, yani işçi sınıfının genel olarak burjuva sınıfına karşı hakimiyet kurması gerekliliğini savur. Daha açıkçası sosyal demokratların gözünde Marksistler diktatördür, anti demokrattır. Bu asılsız iddialara karşı en sert cevabı Lenin vermektedir. Kautsky’nin proletarya diktatörlüğü konusunda çarpıtmalarına cevap veren Lenin, “Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky” adlı eserinde Kautsky’ye cevap olarak şöyle demektedir: “Sömürücü sömürülene eşit olamaz. Bu gerçek Kautsky için ne kadar tatsız olursa olsun sosyalizmin özünü oluşturur. Öbür gerçek: Bir sınıfın başka bir sınıf tarafından tüm sömürü olanağı kesinlikle ortadan kaldırılmadıkça, asıl eşitlik, gerçek eşitlik olamaz.” Sömürücü ile sömürenin eşit olamayacağını açıklamaya çalışan Lenin, ezenin ezen ile eşit olmak gibi bir derdinin olmadığının yanında doğası gereği ezdiği içinde eşitliğin zaten var olmadığını anlatmak istemektedir. Asıl eşitliğin ise burjuvazinin ezmesine ve sömürmesine son verilmesiyle gerçekleşeceğini anlatmaktadır. Dün Kautsky gibi sosyal demokratların çarpıtmalarıyla uğraşmak zorunda kalanlar olduğu gibi; bugün de onun mirasçısı ve devamcısı olan sosyal demokratların çarpıtmalarıyla uğraşmak zorunda kalan Türk Solu vardır. Kendilerini sözde demokrat ilan eden bu zavallılar aslında burjuvazinin halkı sömürme özgürlüğünü savunduklarının farkındadırlar ama böyle olması onları rahatsız etmemektedir. Çünkü ezenle mücadele etmek gibi bir amaçları olmadığını daha önce ifade etmiştik. Aynı şekilde burjuva demokrasisini savunan sosyal demokratlarımız zenginin daha zengin olma özgürlüğünü savundukları gibi fakirin açlıktan kıvranma ve ölme özgürlüğünü; toprak sahibinin köylüyü ezme özgürlüğünü de savunmaktadırlar. Yine o sosyal demokratlarımız aslında emperyalist devletlerin mazlum milletleri ezme ve sömürme özgürlüğünü savunduklarının farkında bile değildirler. Burjuvazinin olduğu yerde demokrasiden söz edemeyiz Hatta bugün bir liberalden daha çok savundukları özelleştirme ve serbest piyasa ekonomisi nedeniyle sosyal demokratlar, fabrikada işçinin emeğiyle üretilen ürünün yeni pazarlar bulunarak yine mazlum milletlerin işçi, köylü ve emekçisine satılarak aslında mazlum bir milletin ekonomik olarak sömürülmesine vesile olmaktadırlar. Emekçinin parası demokratik yollardan adeta gasp edilmektedir! “Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” anlayışı aslında özgürlükçü bir söylem değildir, tam aksine burjuvazinin halkı ekonomik olarak sömürmesinin bir aracıdır. Halkı sömüren bir anlayış ne zamandan beri özgürlükçü ve demokrat olmuştur! Eğer gerçekten demokrasiyi arıyorsak ve ona ulaşmak için mücadele ediyorsak sınıf mücadelesini ortadan kaldırmak gerekir, ama bundan önce dünyada işçi sınıfı ile burjuva sınıfının bir savaşımı olduğu gerçeğini görmek gerekiyor. Bu gerçeği görmek için de sosyal demokrat olmamak yeterlidir! “Sınıf mücadelesini ortadan kaldırmanın yolu, sınıf mücadelesi ve işçi sınıfı iktidarıdır. Bu Marks’ın iradi önerisi değil, toplumsal bir yasadır.” (Gökçe Fırat, Ulusal Sol İdeoloji, İleri Yayınları, s 61) Gerçek özgürlük ve demokrasi de ancak ve ancak işçi sınıfının iktidarı ile mümkündür. Türkiye’de sözde özgürlükten bahseden sağcı partiler ve kendini solcu zanneden sosyal demokratlar aslında Türk işçi sınıfının, Türk emekçisinin iktidarına karşıdırlar. Herkese özgürlük, demokrasi pazarlayanlar, iş Türk emekçisinin ulusal solcu olmasına gelince pek de demokrat davranmamaktadırlar. Hemen başlarlar saldırılarına: “siz, faşistsiniz; siz, anti-demokratsınız” diye. Sosyal demokrasi emperyalizm yerine gerçek sola karşı Atatürk emperyalizme karşıydı, Atatürkçülerimizin de emperyalizme karşı olması gerekmektedir. Ama bugün Atatürkçü kesim içinde varlığını devam ettiren sosyal demokratlar nasıl oluyorsa Atatürk milliyetçiliğine evet; Türk milliyetçiliğine hayır, diyorlar! Oysa milliyetçi olmadan emperyalizme karşı mücadele veremezsiniz, aslına bakılırsa sosyal demokrat emperyalizmle mücadele eden her şeye karşı. Türk Solu sağcıların ve sosyal demokratların burjuva demokrasisi yalanlarına kanmamalıdır. Etnik bölücülüğe karşı milliyetçi olmak; özelleştirmeye karşı devletçi olmak, Türk emekçisinin hakkını korumak solcu, demokrat olmaya engel değildir, sadece ve sadece emperyalist uşağı ve işbirlikçi olmaya engeldir. Bugün sosyal demokrat geçinen zavallılar, aslında emperyalizmin uşaklarıdırlar. Gerçek solculara karşı oldukları kadar emperyalizme hiçbir zaman karşı olmamıştırlar; gerçek solcuların ideolojik fikirlerine karşı oldukları kadar burjuva ideolojisine karşı olamamışlardır. Her zaman olduğu gibi bu işlerde de sosyal demokrasi işin kolayına kaçmaktadır. Çünkü emperyalizme karşı olmak zordur; ama ona karşı olanlara karşı olmak kolaydır. Daha açıkçası sosyal demokrasi gerçek solu yanlış bulur, emperyalizmi doğru. İşte asıl gerçek de budur.
|