31.08.2009/Sayı:251
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Kolombiya’da yerli katliamı sürüyor

Awa yerlisiKolombiya’da faşist hükümetin ülkedeki yerli halka yönelik kontrgerilla terörü durmaksızın sürüyor. Narino eyaletinde 1.500 kadar Awa yerlisinin yaşadığı Gran Rosario yerli barınağına yerel saatle 05.00’te başlarına kukuleta geçirmiş üniformalı kişilerce düzenlenen saldırıda 5’i çocuk olmak üzere 12 yerli daha katledildi.

Görgü tanıkları, kar maskeli ve askeri üniformalı yaklaşık 10 kadar kişinin bölgedeki iki evi otomatik silahlarla taradıklarını ve saldırıda yaşamını yitirenlerin hepsinin akraba olduklarını anlatıyorlar. Saldırıya ilişkin açıklama yapan Narino Valisi Antonio Navarro da saldırıda 5 erkek, 2 kadın, 2 erkek çocuk, 2 kız çocuk ile 1 bebeğin öldüğünü; 10 ve 20 yaşlarındaki iki erkeğin ise kaçarak saldırıdan yaralı olarak kurtulduklarını belirtiyor.

Yaklaşık 21.000 Awa yerlisinin yaşadığı Narino eyaleti yerli katliamına hiç de yabancı değil. Geçtiğimiz Şubat ayında da eyaletin Barbacoas bölgesinde yaşayan yerli halka kontrgerilla tarafından düzenlenen iki saldırının ilkinde 17 Awa yerlisi, ikincisinde ise 10 Awa yerlisi yaşamını yitirmişti. Narino Valisi bu katliamlardan dolayı Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu’nu (FARC-EP) sorumlu tutmuş, ancak gerek görgü tanıklarının ifadeleri, gerek insan hakları örgütlerinin araştırmaları katliamlarının sorumlusunun Alvaro Uribe yönetiminin faşist kontrgerilla örgütlenmesi olduğunu ortaya koymuştu.

Narino eyaleti, kokainin hammaddesi olan koka bitkisinin en büyük üretim bölgelerinden birisi olması nedeniyle yasadışı uyuşturucu ticaretinde kilit öneme sahip. Bölgede yalnız hükümete bağlı kontrgerilla güçleri değil, uyuşturucu kartellerinin silahlı güçleri de cirit atıyor. İnsan hakları örgütlerinin raporları, uyuşturucu ticaretini güvenceye almak isteyen kontrgerilla güçlerinin orduyla işbirliği yaptığını, yerlileri katlederek onları bölgeden göç etmeye zorladığını ortaya koyuyor. Zaten Kolombiya’daki birçok yerli kabilesi bu yüzden çareyi, anayasasında yerlilere en geniş hakları tanıyan Venezüella’ya sığınmakta buluyor. Washington yönetimi Venezüella’yı anti-demokratik davranmakla suçlayıp Kolombiya’nın faşist yönetimine her türlü desteği verse de bölgenin yerlileri hangi yönetimin faşist olduğunu çok rahat anlıyorlar.


ABD’nin Afganistan’daki en kanlı yılı

2009 yılı daha şimdiden Afganistan’da en çok yabancı askerin öldüğü yıl haline geldi. ABD operasyon üstüne operasyon yapsa da, asker-sivil ayrımı gözetmeksizin her tarafı hava bombardımanına tutsa da sonuç değişmiyor: Afganistan’da Taliban her geçen gün nihai zafere bir adım daha yaklaşırken, ABD’ye gönderilen tabut sayısı sürekli tırmanıyor.

Oysa 2001 yılında 11 Eylül saldırılarını bahane ederek Afganistan işgalini başlattıklarında ABD ordusu kendinden son derece emin görünüyordu. Taş devri koşullarında yaşayan, doğru dürüst teknolojik bir silaha sahip olmayan düzensiz birlikler karşılarında ne kadar dayanabilirdi ki? Fakat aradan geçen her yıl, Pentagon’un ne büyük bir hesap hatası yaptığını ortaya koydu. Bırakın Afganistan’da kontrolü ele geçirmeyi, Taliban güçleri NATO birliklerini neredeyse kışlalarına hapsetti.

Geçtiğimiz hafta ise NATO gücünde görevli 4 Amerikan askerinin yol kenarına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirmesi ile de 2009 yılı daha şimdiden Afganistan’da en çok yabancı askerin öldüğü yıl haline geldi. Son saldırıyla birlikte bu yıl içinde Afganistan’da yaşamını yitiren ABD askerlerinin sayısı 295’e yükseldi; 2001 Ekiminden bu yana ise 800.

Evet, tüm ağır silahlarına ve teknolojik üstünlüğüne karşın NATO güçleri Taliban karşısında yenilgiye mahkum görünüyorlar. Her geçen yıl artan ölü sayısı bunun bir kanıtı. Afganistan’da görevli 57.000 ABD askerinin psikolojik durumlarının ne olduğunu tahmin etmeye hiç gerek yok. Ölme sırasının ne zaman kendilerine geleceğini ya da ne zaman bu cehennemden kurtulacaklarını hesaplıyorlar. Pentagon da bu durumun farkında olmalı ki, artık Afganistan’daki askeri gücün yarısını özel güvenlikçiler oluşturuyor.

ABD ordusunda ise insanlık yönünden ufak bir değişme var. Şimdiye kadar asker-sivil ayrımı yapmadan herkesi katleden ve bu yüzden bütün Afgan halkının Taliban saflarına geçmesine neden olan ABD ordusu ya kamuoyundan gelen tepkilerden ya da savaşı kaybetmek üzere olduğunu anladığından taktik anlamda ufak bir değişikliğe gitti.

Geçtiğimiz hafta ABD ordusuna ait AH-64 tipi bir helikopter, yaralı bir Taliban komutanının tedavi gördüğünün iddia edildiği Paktiya vilayetinde bulunan bir hastaneyi vurdu. ABD ordusunun bir hastaneyi bombalaması hepimiz için gayen sıradan bir haber; ne de olsa bu konuda sabıkası bir hayli fazla. Ancak bu kez, saldırıdan önce sivillerin hastaneyi terk etmesine izin verip ondan sonra çatışmaya girmişler.

ABD adına sevindirici bir gelişme. Eskiden olsa, sivillerin tahliyesini falan beklemeden, kurunun yanında yaş da yanar hesabı doğrudan saldırırlardı. Anlaşılan savaşı yitirmek üzere olduklarının farkına varmaları onları böylesi bir konsept değişikliğine zorunlu bırakmış. Fakat bunun için artık oldukça geç gibi görünüyor. Zira ortada artık uzatmaları oynayan bir savaş var.


Bulgaristan’da Türklere yönelik ırkçılık tırmanıyor

Bulgaristan’da 5 Temmuz tarihinde gerçekleşen seçimlerin ardından ülkedeki Türkleri artık çok daha zor günlerin beklediğini yazmıştık. Son seçimlerde, 8 yıldır koalisyon hükümetinde yer alan Hak ve Özgürlükler Hareketi muhalefete düştüğü gibi, Türklere karşı ırkçı tutumlarıyla bilinen sağ partiler büyük bir başarı kazananak iktidara gelmeyi başarmıştı.

Yeni hükümetin iktidarı devralmasının üzerinden daha bir ay bile geçmedi ama Bulgaristan’daki Türk karşıtlığı artan bir hızla giderek tırmanıyor. Son tartışma konusu ise devlet televizyonunda yayınlanan Türkçe haber bültenleri.

Ülkenin en büyük üçüncü kenti Varna’da Bulgar Erkekleri Partisi (?) tarafından organize edilen imza kampanyasında Türkçe haber bültenlerinin yayınının durdurulması için 3 gün içinde tam 12.000 imza toplandı. Parti lideri Rosen Markov, topladıkları imzaları devlet televizyonunun genel müdürüne göndereceklerini söylüyor ve 10 Kasım tarihine kadar yayınlar durdurulmazsa Sofya’daki televizyon binasınının parti üyelerince abluka alınacağı tehdidinde bulunuyor.

Sağ koalisyonun başbakanı Boyko Borisov her ne kadar seçimlerden önce Türk nüfusa ayrımcılık yapılmasına izin vermeyeceğini söylemiş olsa bile, aşırı ırkçı ATAKA Partisi’nin son teklifine verdiği destek, Bulgar Erkekleri Partisi’nin önerisine de sıcak bakacağını gösteriyor. Bilndiği gibi ATAKA, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyan sırasında yaşamlarını yitiren Bulgarlar için bir anma günü belirlenmesi önerisi getirmişti. ATAKA ayrıca, ülkede seçmeli olarak uygulanan Türkçe eğitimin kaldırılmasını da istiyor. Yani yakında Ermeni, Kürt, Yunan soykırımı iddialarının ardına bir de Bulgar soykırımı iddiaları eklenirse şaşırmamak lazım. Böyle bir Dışişlerimiz olduktan sonra biz daha böyle çok suçlamalarla muhatap oluruz.


ABD’de işkence tartışmaları büyüyor

“Terörle Mücadele ve Sorgulama Faaliyetleri Eylül 2001-Ekim 2003”ABD Başkanı Barack Obama’nın, önceki başkan George W. Bush döneminde terör zanlılarına uygulanan yöntemlerin soruşturulması talimatını vermesiyle başlayan işkence tartışmaları ABD’nin gündemine oturdu. ABD Adalet Bakanı Eric Holder’in, savcı John Durham’ı konuyu araştırmak üzere görevlendirmesi üzerine ABD Kongresi’nde büyük tartışmalar yaşandı.

Obama yönetiminin terör zanlılarına işkence yapıldığına ilişkin iddiaları incelemek üzere bir savcı görevlendirmesi, hem partisinde hem de Cumhuriyetçi kanatta oldukça ses getirdi. Demokrat Parti Oregon Senatörü Ron Wyden özellikle sorgucuların odak noktası haline getirilmesini eleştirirken, Cumhuriyetçi kanat ise bu uygulamaya terörle mücadelede zaafiyete neden olacağını gerekçe göstererek karşı çıkıyor.

Obama yönetiminin, ABD’nin “işkenceci” imajını düzeltmek için devreye aldığı tek önlem savcı atanmasıyla da sınırlı değil. Bu amaçla Yüksek Önemde Tutuklu Sorgu Grubu (HIG) adıyla yeni bir ekip kurulacak. Başkanının FBI’dan, yardımcısının CIA’den seçileceği ekibin denetimini ise Ulusal Güvenlik Konseyi yapacak. Obama’nın sözcüsü Bill Burton, yeni ekipte kontrolün FBI’ya verilmesinin CIA’in bundan sonra sorgulama yapmayacağı anlamına gelmediğinin altını da dikkatle çiziyor.

ABD’nin işkenceci imajını kurtarma çalışmaları sürerken CIA’nın terör zanlılarına karşı uyguladığı işkence yöntemlerine ilişkin bir rapor da geçtiğimiz hafta mahkeme kararıyla yayınlandı. “Terörle Mücadele ve Sorgulama Faaliyetleri Eylül 2001-Ekim 2003” başlıklı ve Mayıs 2004 tarihini taşıyan 109 sayfalık çok gizli raporun çok büyük bir kısmı sansüre uğramış olsa da, CIA’in işkence yöntemlerine ilişkin birçok ayrıntı raporda yer alıyor. Bu işkence yöntemleri arasında zanlının ailesine yönelik cinsel saldırı tehditleri, matkapla korkutma, zanlı kusuncaya kadar yüzüne yoğun sigara dumanı üflemek gibi birçok ilginç yöntem yer alıyor. Örneğin bir CIA işkencecisi, ABD savaş gemisi USS Cole’a bombalı saldırıyla suçlanan Abdülrahim El Neşiri adlı bir zanlıya, işbirliğine yanaşmaması durumunda annesini oraya getirebilecekleri ve cinsel tacizde bulunacakları tehdidinde bulunurken, bir başka CIA işkencecisi ise 11 Eylül saldırısının mimarlarından Halid Şeyh Muhammed’e, ABD topraklarına yeni bir saldırı yapılması durumunda tüm ailesinin öldürüleceği tehdidini savuruyor. Bu arada CIA’nin terör zanlılarının aktarımı için, Irak’ta sivilleri kasten öldürme ve yaralama suçlarıyla gündeme gelen özel güvenlik şirketi Blackwater’ı kullanıldığı da ortaya çıktı. Böylece hangi taş kaldırılsa altından çıkan Blackwater’ın adı işkence iddialarına da girmiş oldu.


Nice yıllara Fidel...

Rafael Correa ve Fidel Castro
Rafael Correa ve Fidel Castro

Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro geçtiğimiz 13 Ağustos’ta 83. yaşgününü kutladı. Şehitlerimiz için çıkardığımız özel sayı nedeniyle Fidel Castro’nun doğumgününe bu yıl biz değinemesek bile tüm dünyadan sevenleri Castro’nun doğumgününü coşkuyla kutladı. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise Castro’nun 83. doğumgünü nedeniyle geldiği Küba’da Castro’ya Jose Marti ve Francisco de Miranda’nın ressam Edgar Alvarez Estrada tarafından yapılmış portrelerini armağan etti.

Bu arada en son 17 Şubat’ta Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet’in ziyareti sırasında çekilen fotoğrafları yayımlanan Castro’nun yeni fotoğrafları da basına yansıdı. Dinlenmek ve tıbbi kontrolden geçmek amacıyla Küba’yı ziyaret eden Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro ile görüştü. İkili, görüştükleri süre boyunca Latin Amerika ve dünyada yaşanan gelişmeleri ve Correa’nın halk devriminin; ekonomi, sağlık ve eğitim alanındaki başarılarını değerlendirdi.

Castro ve Correa’nın görüşmelerinin ardından yayımlanan fotoğraflarda ise Küba liderinin her zamankinden daha dinç olduğu göze çarpıyordu. 2006 yılında geçirdiği zorlu mide ameliyatının ardından devlet başkanlığı görevini kardeşi Raul’a devreden Castro yayımlanan son fotoğrafında bu kez alışılmışın dışında, eşorfman yerine beyaz bir gömlekle görünüyor. En son 17 Şubat’ta Castro’nun fotoğrafını gören Kübalıların, fotoğrafı ilk sayfasından yayınlayan Juventud Rebelde gazetesini almak için gazete bayilerinin önünde metrelerce kuyruk oluşturmaları ise herhalde liderlerine yönelik sevgilerinin ufak bir göstergesi olsa gerek. Biz de TÜRKSOLU ailesi olarak büyük devrimcinin 83. yaşgününü kutluyoruz. Daha nice uzun yıllar bizlere yol göstermen dileğiyle...


Dünyanın en pahalı saç tıraşı

Brunei Sultanı Hacı Hassanal Bolkiahİnsanoğlu parayı bol bulunca hakikaten ne yapacağını şaşırıyor. Bir yanda milyonlarca insan yalnız karnını doyurmanın derdiyle gününü geçirirken bazıları ise yalnızca bir saç traşı için hiç düşünmeden bir servet harcayabiliyor.

Açıkçası saçını köşebaşındaki berbere 5 TL’ye kestiren birisi olarak ilk önce habere inanmak istemedim. Çünkü sözü edilen miktar Türk parasıyla tam olarak 37.500 TL. Ama işin içine dünyanın en zengin adamlarından Brunei Sultanı Hacı Hassanal Bolkiah girince işin rengi bir anda değişiyor. Çünkü Bolkiah’ın aşırı lükse ve rahata olan düşkünlüğü yeni bir haber değil.

İngiliz gazetelerinde çıkan haberlere göre Sultan 16 yıldan beri saçını Londra’nın Dorchester Oteli’nin berberi Ken Modestou’ya kestiriyor. Normal bir müşteriden 75 TL alan Modestou, Sultan’ın saçlarını kesmek için her seferinde uçakla 11 bin kilometre yolculuk yapıyor ve karşılığında Dorchester Oteli’nde çalışan George Kadi’ye göre oldukça kalın bir zarf alıyor. Üstelik şu sıralar yaygın olan domuz gribi tehlikesinden korkan Sultan, berberinin diğer yolcularla temas etmemesi için cebinden tamı tamına 27.500 TL ödeyerek ona first class bilet alıyor.

1788 odalı bir sarayda yaşayan Bolkiah’ın lükse olan düşkünlüğünü anlamak için, 1998’de İngiliz otomobil dergisi Autocar’ın Sultan’ın garajına girip gizlice çektiği fotoğraflara şöyle bir göz atmak yeterli. Garaj dediysek siz onu dev bir hangar olarak tasavvur edin. Şöyleki, en dibe park edilmiş bir aracın garajdan çıkmasının 1 saati aşkın bir zaman alacağı ifade ediliyor. Çünkü Sultan’ın garajındaki araçlarının sayısı 5.000’i aşıyor.

Üstelik şahsi koleksiyonunda 500 Rolls-Royce otomobil bulunan Sultan, dünyada bu marka araca en fazla sahip olan kişi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmiş durumda. 200 milyon dolarlık jetinin içini altından yaptırmak için 60 milyon doları hiç düşünmeden gözden çıkaran bir adamdan bahsediyoruz. O yüzden ismi görene kadar inanmadığım 37.500 TL’lik saç traşı bedeli bana gayet normal geliyor.

İşte bizim Hacı böyle bir hacı. Halk ne yermiş ne içermiş bilmez ama Rolls-Royce’un yeni çıkan tüm modellerinden anında haberdar edilir. Bolkiah da tıpkı ABD işbirlikçisi diğer Müslüman Arap krallar gibi halkın içinde içki içmez ama top modellerin katıldığı yat gezilerine milyonlarca dolar harcar, haremine bir ay süreyle dahil olan Penthouse modeli Sheila Kennedy’ye hizmetinin karşılığı olarak 400.000 dolar öder. O berber de o kadar para aldığına göre muhakkak başka marifetleri vardır. Yoksa o parayla bizim Hacı estetik olur da hiç olmazsa biraz insana benzerdi.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: