Mustafa İzberk |
Acınası ‘süre’nin başına gelenler 20 Ağustos 2009 günlü ‘Cumhuriyet Kitap’ta değerli Feyza Hepçilingirler, bir kitaptan şöyle bir aktarım yapıyor. “(...) Halil Uysal’ın söylediklerinden bir alıntı: Zaman sözcüğü Türkçe değil. ben Türk şairi olarak zaman sözcüğü yerine yeni bir sözcük bulmak istiyorum. Analoji (örnekseme) yapıyorum. Uzay diyorum da niye süre sözcüğünden ‘sürey’ sözcüğünü üretmeyeyim? Zamana ‘sürey’ deyince en küçük zaman birimi olarak ‘an’a da ‘sürem’ diyorum. Yıllarca önce sav sözcüğünden ‘savca’yı ben üretmiştim ve bu sözcük şimdi bütün sözlüklerde. Sözcük yaratmak, dili zenginleştirmek sadece benm işim değil, herkesin işi olmalıdır.” Yok, (Ar. hayır) Sayın Uysal, “sözscük yaratmak herkesin işi değil”!... Olamaz da... Eğer dilimize böyle bir ilke yamamaya kalkışırsanız, sonuç da sizin yaptığınız olur. Demem: Zaman sözcüğünün özünde (Ar. zaten) karşılığı olan ‘süre’yi bir çöplüğe savururken, öte yandan onun sonuna bir ünsüz pult1 (Ar. harf) yapıştırırsınız olur “sürey”, sonra da “sürem”, daha sonra “sürez”, daha da sonra “sürej”!.. böylelikle Türkçe’yi zengenleştirmiş mi zenginleştirmiş olursunuz(?)... Bunlar yanlış işler... Türkçe’de bir sözcük yaratmak için kişinin bu dil üzerine yıllarca ter dökmüş, kafa patlatmış biri olması gerekir.kırsal alanda bile okumamış yazmamış yurttaşımızın, yüzyıllardır yarattığı sözcükler için en azından yaşam boyu-bilinçaltı da olsa-bu dille ilgi kurmuş, bu dile gönül bağlamış, bu dili içten yaşamış kişi olduğu açıktır. Çünkü bir sözcük bulurken sizin düştüğünüz acı verici yanlışa düşmez... Kırsal kesimde durum böyleyken, günümüz İstanbul’unda durum acıklıdır ağlanasıdır. Ulubolukta (Yun. Far. megakent) kişiler, en küçük bir kişicil ilişkiden yoksun, dilinin iyesi olmak şöyle dursun, Atlas Okyanusundaki adanın dilini bile kör, topal, inmeli, danlaştırarak2 (Ar. ucube) kendi işyerlerinin üstüne sıvaştırıp durmakta... böyle bir ortamda hangi “herkes”e Türkçe sözcük yaratma(?) görevi veriyorsunuz?... Unutmayalım: benim bildiğim, yaşamım boyu bir sürede büyükbolukların ‘herkesi’nin türetebildiği sözcük sayısı yalnızca kaç oldu bilir misiniz? 2 (iki): ‘buzdolabı’ ‘dolmuş’.. başka yok... Ne olgu değil mi? Sanatçılar içinde Nurullah Ataç, öz Türkçe sözcüklere yönelmiş, yeni sözcükler türetmişti-1940’lı yolların sonuna doğru-. Bir yazar Ataç’ın 500 sözcük türettiğini yazmıştır. Nedir ki, O’nun kullandığı öz Türkçe sözcüklerle, yarattıklarını ayırt edecek bir çalışma yoktur. Böylece ne denli topluma indiğini bilemiyoruz bu emeklerin... bu konuda bir kitap yayımlamıştır Türk Dil Kurumu: (Yılmaz Çolpan, “Ataç’ın sözcükleri”, TDK y., 1963 Ankara). Gençlere bir ödev daha... Sonra, Arapça ‘zaman’ sözcüğünün Türkçe’de karşılığı yok değil ki karşılık uydurmaya girişiyorsunuz... Yukarıda imlediğim gibi “süre” bir de kendimi bildim bilesi kullanmaktayız. Yetmedi, tarihe bir bakış atma emeğini esirgemezseniz, neler var: öy, ut, üd, ödke, ödüş, ödün, ödleg, tedin, okt, av, ogur, utra, turkuru, kün, çev, çak (...) (çağ) İşte süre içinde, bir bölümü, daha Arabistan’da Arap yokken bile Yeryuvarındaki Türkçe “süre”ler.. artı buraya alamadıklarımızı bir düşünün... Türkçe’ye en büyük yazık3 (Ar. günah) nedir bilir misiniz? “Herkese” her sözcüğün sonuna bir ünsüz yamayarak sözcük “yaratabileceğini”, dili “zenginleştirebileceğini” söylemek!.. Niçin? Niçini şu: Bu salık (Ar. tavsiye) verişin yeryüzünün 6800 dilinden hiçbirinde işlerliği olamayacağı gerçeği yanında, bir de: Türkçe’nin yaşayan en eski, en uygarlık taşıyıcı, en matematiksel, en akılcı (...) dil oluşu. Çürkü Türkçe, dilbilim açısından bitişken bir dil. Demem o, kökdeyileri, ekdeyileri var. Bir kökdeyiye bir, olmadı (Far. ya da) birçok ekdeyi art arda gelerek sözcükler oluşuyor.. doğası bu. Bu kural, bundan binlerce yıl önce de vardı Türkçe’de.. bugün de var.. yarın da olacak... Bu ekdeyilerin yüzlercesi var. Bunu en iyi inceleyen Atatürk’ün ‘Türk Dil Kurumu’ yetkililerinden dilci B. Atalay’ın yapıtından ben “1213”ünü saydım. (Besim Atalay, “Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerine Bir Deneme”,TDK y, 1942, İstanbul.) Bu ekdeyiler içinde kitabın kuruluş yapısı gereği yinelenenler olabilir.. burları ayırdetmek için ayrı bir çalışma ister-gençlere-. Bir hocamız, bu ekdeyilerin Almanca’da “60” olduğunu yazmıştır. (Aksan, 2001). Bilmiyorum söylenecek başka bir nen kaldı mı?.. “Sözün bittiği yer”de susulurmuş. Biz ise baştan beri epey mi epey konuştuk-kalemle-. Oysa eyleme geçmemiz gerekirdi. Nidelim, bizim eylemimiz, edimimiz, yapıp etmelerimiz, yüklemimizin tümü yazmaktan geçmekte... Geriye kalıyor okurlar.. eylem değerli okurlar eylem.. bunu binlerce yıl önce İMEK/ETMEK eylemini Fransızca’ya “être” (...) KUD (Kut) sözcüğünü-yüzlercesiyle birlikte- İngilizce’ye “God” veren Büyük Türkçemiz için yapalım. Dipnotlar: 1. Harf: Pult, K. Mirşan, “Etrüskler Tarihleri Yazıları, ve Dilleri”nden.
|