24.08.2009/Sayı:250
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Putin’in ziyaretinin ardından

Putin günübirlik bir ziyaretle ülkesi adına büyük başarılara imza atarak ayrıldı ve bölgedeki konumunu her zamankinden daha fazla güçlendirdiFreud Türkiye’de yaşasa ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in bir günlük Türkiye ziyaretinin ardından, Türk medyasının ziyaret hakkındaki yorumlarını okusa herhalde bir daha psikoloji bilimiyle uğraşmaya tövbe eder ve bir köşede inzivaya çekilir ya da saçını başını yolup soluğu en kısa sürede bir akıl hastanesinde alırdı.

Gerçekten Putin’in Türkiye ziyareti oldukça kısaydı ama gerek ulusalcı geçinen cepheden gerekse yandaş medyadan yapılan yorumlar sanki haftalarca süren bir ziyaretin ayrıntılarını anlatıyor ya da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yeni bir siyasi zaferini müjdeliyor gibiydi. Güya Tayyip Erdoğan Rusya’nın Güney Akım projesine destek vermekle artık Türkiye’nin çıkarları için yeri geldiğinde hem ABD’ye hem de ABD’ye posta koyup, Batı dünyası ile ilişkilere mesafe koyabiliyor, ABD’ye artık onun ileri karakolu olmadığını mesajını veriyormuş. Duy da inanma! Yani söylediklerine bakılacak olursa bizim Tayyip, kendisini iktidara getiren ve iktidarda kalmasını sağlayan ABD’ye deyim yerindeyse neredeyse rest çekmeye başlamış. Neredeyse diyoruz, çünkü bizim tanıdığımız Tayyip ancak ABD’nin kendisini deliğe süpürmeye hazırlandığını hissettiğinde, daha doğrusu ABD’nin isteklerine daha iyi yanıt verebilecek birinin bulunduğunu anladığında can havliyle başka dış güçlere yaslanabilir.

Fakat bizim öncelikli konumuz Tayyip’ten ziyade Putin’in Türkiye ziyaretinin Türk medyasına olan yansıması. Öyle yorumlar yapıldı ki, deyim yerindeyse akıllara zarar. Fakat bu yorumlar içinde herhalde en çarpıcı olanına ise bir zamanların hızlı ulusalcısı Yiğit Bulut imza attı. Son zamanlarda türbandan tutun da Kürt açılımına kadar AKP’nin bütün açılımlarını destekleyen hızlı ulusalcımız bakın Putin’in Türkiye ziyaretini nasıl değerlendiriyor:

“Putin’in son gelişini, Türkiye-Rusya yakınlaşmasının ve imzalanan anlaşmaları hatırlayın!

Daha doğrusu, Türkiye-Rusya-İtalya başbakanları arasındaki ‘algılanan resmi’sorgulayın, bu resme ‘Berlusconi ile ABD arasındaki’ ilişkiyi ve ‘Berlusconi’nin, ABD’nin AB’deki noteri’ olması gerçeğini ekleyin... Sonuç çok açık: 2004-2009 arasında ‘dünya o kadar hızlı’ değişti ki; o gün ‘Putin, Türkiye’ye gitmesin, iki ülke uzak düşsün’ diye her şeyi yapanlar, bugün ‘yakınlaşmayı’ destekler hale geldiler...

Daha değişik ifadesiyle; Obama iktidarına kadar dünyayı yöneten askeri-endüstriyel kompleks ve pompalanan ‘tehdit tabanlı diyalektik’ tamamen düştü ve yerini ‘ABD’nin de içinde yer aldığı’ yeni ‘işbirliği’ modelleri aldı.”

Yiğit Bulut’un “o gün” dediği tarih, 2004 yılında Güney Osetya’daki Beslan kasabasında Çeçen gerillaların bir okula yaptıkları baskın ve neticesinde Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yapmayı planladığı ziyaretin iptal edilmesi. Yiğit Bulut’a bakılacak olursa Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasını istemeyen ve o yüzden böyle bir tezgah planlayan “küresel hakim güçler” her nedense 5 yıl sonra fikir değiştirdiler ve artık Rusya ve Türkiye birbirlerine yakınlaşsın diye ellerinden geleni yapıyorlar. ABD’nin de zaten başka işi gücü kalmadı, elindeki sömürü düzeneğini Rusya ya da başka emperyalist ülkelerle paylaşmak için fırsat kolluyor. Ya bizler ABD’yi tanımıyoruz, ya da bizim ulusalcılar Obama’nın değişim masalına gerçekten kendilerini fazla kaptırmışlar.

Yiğit Bulut’a Çeçenlerle Ruslar arasında bir savaş olduğunu, Beslan saldırısının sorumluluğunu Çeçen lider Şamil Basayev’in üstlendiğini, Çeçenlerin Beslan’a saldırmak için zaten başka bir nedene gereksinim duymadıklarını söyleyecek değiliz. Ama biraz daha onun mantığıyla hareket edecek olursak elimize geçecek tek şey koca bir kaos olacak. Zira saldırının tüm masraflarının da El Kaide tarafından karşılandığı sonradan ortaya çıkmıştı. Yani Rusya ile Türkiye’nin yakınlaşmasını istemeyen Küresel Hakim Güç ABD Beslan’da bir tezgah planlıyor, sonra bu tezgahın tüm masrafını kendisine en büyük düşman seçtiği El Kaide’ye ödetiyor, icrayı ise Çeçen gerillalar üsleniyor. Ne güzel bir komplo teorisi değil mi? Pentagon ve El Kaide Rusya’ya karşı ortaklaşa bir eylem planlamış! Üstelik Rusya, Yiğit Bulut’un da belirttiği gibi, bu saldırıyı kendi 11 Eylül’ü olarak kabul ediyor ve emperyalist çıkarlarını korumak adına bütün dünyayı savaş alanı ilan ediyordu. Yani ABD, kendi eliyle, Rus ulusal çıkarları için Rusya’ya istediği yerde at oynatması fırsatı yaratıyordu! İşte bizim ulusalcıların komplo teorileri insanı böyle işin içinden çıkılmaz noktalara sürükleyiverir.

Yiğit Bulut’un bu son derece yaratıcı yorumunu paylaştıktan sonra gelelim diğer yorumlara. Medyada estirilen bilgi bombardımanına bakılacak olursa Erdoğan ve Putin arasında imzalanan bu anlaşmalar “Yüzyılın Anlaşması” ve Türkiye ile Rusya artık düşmanlığı bir tarafa bırakıp stratejik ortak olmuş durumdalar. Bundan böyle ortaklaşa hareket edeceklermiş. Herkesin ağzında aynı sakız: “Tayyip Erdoğan Türk dış politikasının yönünü Batıdan Doğuya kaydırdı.”

Hani bizim anladığımız manada Türkiye’nin dış politikasını Doğuya kaydırmış olsa, yani ezilen dünyaya kaydırmış olsa sorun yok. Ama onlar Batıya da dönseler Doğuya da dönseler kıbleleri hep aynı kalıyor. Değişen yalnızca sömürgeci ülkenin adı oluyor ve bunu da büyük bir başarıymış gibi bizlere sunuyorlar. Biz Doğudan ezilen dünyayı anlıyoruz, onlar Rusya ve Çin gibi diğer emperyalist ülkeleri. Oysa ortada koskoca tarihsel bir gerçeklik var: Rusya’nın Türkiye’ye olan düşmanlığı yeni, kökü çok eskilere dayanan bir kuyruk acısı var. Adamlar Moskova Knezliği’nden Rus Çarlığı’na dönüştüklerinden bu yana ne zaman topraklarını genişletmeye kalksalar karşılarında hep Türkleri bulmuşlar, Türk dünyasını kendi genişlemeleri önündeki en büyük engel olarak bellemişler. Şimdi öyle tek bir anlaşmaya bakarak Rusların artık dostumuz olduğunu iddia edenler ya hiç tarih kitabı okumamışlar ya da oldukça saflar.

Yandaş medyanın da ağzı Putin’in gelmesiyle beraber kulaklarına vardı. Öyle yorumlar vardı ki, insana resmen “Yok artık canım, bu kadar da olmaz” dedirten cinsten anlayacağınız. Örneğin Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya, “Kafkas satrancında en iyi hamleyi bu kez yapan Türkiye oldu. Rusya ise bir süredir yaşadığı öngörüsüzlüğün yine kurbanı oldu... ‘Bu hat çalışmaz, biz petrol vermeyiz’ dediği Samsun-Ceyhan konusunda da geri adım attı’” diyerek açıkcası bir beyin sarsıntısı geçirmemize neden oldu. İster istemez aynı Rusya’dan mı bahsediyoruz diye sormak zorunda kaldık. Rusya dış politika alanında hangi öngörüsüzlükleri yapmış da bu anlaşmalardan zararlı çıkmış? Tüm dünya Rusya’nın bu anlaşmalarla kendi Güney Akım projelerinin önündeki en büyük engel olan Nabucco’nun tabutuda son çiviyi çaktığını söylerken Sarıkaya AKP hükümetine övgü düzmek adına Rusya’yı öngörüsüzlükle suçluyor. Ama Sarıkaya yine de Rusya’ya acımış olacak ki, “Peki, Rusya bunu yaparken karşılığında hiçbir şey almadı mı? Tabii ki aldı. Örneğin, Türkiye'nin uzun yıllardır hayata geçirmek istediği nükleer enerji santralının yapım ihalesini kazanmak üzere olduğunu da bizzat Putin basın toplantısında açıkladı” diyerek onların da üç-beş kuruş bir şeyler kazandığını söylüyor. Abartılır abartılır ama bu kadarına da pes doğrusu.

Fehmi Koru ise Yeni Şafak’taki köşesinde bakın ne buyurmuş: “Hükümete yönelttikleri Amerika’nın kucağına oturma gibi suçlamalarla gününü gün edenlerin ağızlarını bıçak açmıyor; ne diyeceklerini, olayı nasıl yorumlayacaklarını bilemiyorlar…” Hoppala! Kucağın sahipliğini geçici bir süreliğine Rusya devraldıktan sonra niye hâlâ ABD demekte ısrar edilsin ki? Kucağa oturduktan sonra ha ABD’nin kucağı olmuş, ha Rusya’nın, ha Çin’in. Değişen bir şey var mı? Yok! Eninde sonunda kucak kucaktır. Peki bu sevinç neden? Yoksa Rusya’nın ya da Çin’in kucağına oturduğumuzda değişen bir şeyler var da biz mi bilmiyoruz? Rusya değil mi ki yüzyıllar boyunca Türk’ü asimile etmeye çalışan; Özbekistan’ı Kazakistan’a, Kazakistan’ı Kırgız’a düşman eden? Peki ya Çin değil mi ki daha birkaç hafta önce biraz daha özgürlük isteyen Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin üzerine ecel gibi çöken?

İşte Şeriatçılarımızla ulusalcılarımızı Putin’in son ziyaretiyle birleştiren Avrasyacılığın iki öncü ülkesinin Türk’e bakışı. Bizim aydın geçinenlerimizin aklı ne yazık ki Tanzimat döneminden beri böyle çalışıyor işte. Kiminin aklına ABD’ye dayanarak ayakta kalmak gelir de, kiminin aklına Rusya’ya dayanarak kalmak gelir de ama ne hikmetse hiçbirin aklına Türk’e dayanarak ayakta kalmak gelmez. Onlar Atatürk’ün Anadolu’ya baktığında gördüğünü, her nedense bir türlü görmeyi beceremezler. Görüş açılarını kısıtlayan bir şeyler vardır gözlerinde…

Peki bizimkilerin ısrarla “Türk dış politikasının büyük zaferi” olarak duyurdukları anlaşmaya dış ülke basını nasıl bakıyor? Malum, onların Tayyip’ten bizimkiler gibi çıkarı olmadığından olaya daha gerçekçi bir bakış açısı getirebilirler. El Pais anlaşmalarla ilgili olarak, “Rusya, Türk sularından geçecek bir gaz boru hattı için onay sağladı. Berlusconi ve Putin, sonunda Erdoğan’ı tutumunu değiştirmeye ve Ankara için uygun olmayan bir gaz boru hattını onaylamaya ikna etti” yorumunu yaparken Novosti, “Türkiye Karadeniz’deki sularını Rus gaz devi Gazprom’un kullanmasına izin verdi. Bu adım Rusya’ya Asya’dan Avrupa’ya gaz taşınmasındaki tekelini korumasına yardımcı olacak” değerlendirmesinde bulunuyor. Bütün yabancı basın kuruluşlarının üzerinde uzlaştıkları bir konu var: Rusya bu anlaşma ile Avrupa’ya karşı elindeki enerji kozunu son derece güçlendirdi. Bizim medya her ne kadar görmese bile...

Rusya Başbakanı Putin Türkiye’de topu topu 8 saat kaldı ama ayrıldığında neredeyse istediği her şeyi çoktan Türkiye’ye kabul ettirmişti. Putin’in öncelikli hedefi Güney Akım projesi için Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesini kullanma izni koparabilmekti. Çünkü Turuncu Devrim’le iktidarın değişti Ukrayna zaman zaman Avrupa’ya gitmesi gereken gazı kendisi için kullanıyor, Rusya Ukrayna’yı yola getirmek için gazı kıstığında ise doğal olarak Avrupa Birliği ülkeleriyle de sorun yaşıyordu. Şimdi Türkiye sınırlarından geçecek boru hattı sayesinde Rusya Ukrayna’yı kolaylıkla by-pas edebilecek, kendisi açısından stratejik sorun olarak Ukrayna’yı hiçbir bedel ödemeden kontrol etme olanağına sahip olacak. Rusya aynı zamanda Güney Akım projesine Türkiye’yi de dahil ederek, büyük önem verdikleri Güney Akım projesinin en büyük rakibi olan Nabucco’yu kesin olarak öldürmüş oldular. Oysa çok değil, daha birkaç hafta önce Nabucco’da imzalar atılırken AKP hükümeti bunu yüzyılın enerji anlaşmalarından birisi olarak adlandırıyordu. Tayyip Erdoğan her ne kadar iki hattın birbirinin alternatifi olmadığı iddia etsede herkesin bildiği bir şey daha var: Ortada iki boru hattını dolduracak kadar gaz yok.

Rusya’nın bir oldu-bittiyle Türkiye’ye ekonomik açıdan attığı en büyük kazık ise nükleer santral ihalesi oldu. Daha ihalenin sonuçları Türk kamuoyuna bile duyurulmamışken Putin, “Nükleer enerji işbirliğimiz de önemli bir noktadadır. Türk-Rus konsorsiyumunun ihaleyi kazanmış olması bizim için bir gurur kaynağıdır” sözleriyle acısı uzun yıllar boyunca çıkmayacak bir kazığın daha müjdesini verdi aynı zamanda. Nükleer santral ihalesine tek başına katılan Rus Atomstroyexport (ASE) şirketinin önderliğindeki konsorsiyumun fiyat teklifi açıklandığında herkesin ağzı açık kalmıştı. Rusya’nın değerlemeye esas indirgenmiş birim fiyat teklifi tam 21.16 sent/kilovatsaat idi. Firma gelen teptiler üzerine fiyatı ilk önce 15,35 sent olarak revize etti. Eğer iddia edildiği gibi Tayyip görüşmede de tutuğunu koparmışsa fiyat 12.36 sent civarına inecek. Neredeyse yarı yarıya inen fiyata bakılacak olursa konuyu bilmeyenlere bu bir başarı olarak görünebilir. Ama madalyonun öbür yüzü hiç de öyle değil. Çünkü dünya ortalamasına göre bu fiyat bile son derece fahiş. World Nuclear Association’ın rakamlarına göre nükleer enerjinin kilovat saat başına üretim maliyeti ülkelere göre şöyle: ABD 4,65 sent, Almanya ve Fransa 3,93 sent, Kanada 3,71 sent ve Güney Kore 3,38 cent. Nasıl bir stratejik ortaklık kurduysak kazığı yemek yine bize düşüyor. Eğer Rusların verdiği ilk fiyat teklifi kabul edilseydi adamlar nükleer santralin maliyetini yalnızca 2 yılda çıkaracaklardı. Sağ olsunlar, insafa gelip fiyatı 12,36 sente indirdiler de 2 yıllık kârlarından daha vazgeçiler. Aman canım AKP hükümeti 15 yıl süreyle ihale fiyatından elektrik almayı kabul ettikten sonra 2 yılın hiç lafı mı olur? Santral yılda 42 milyar kilovat saat elektrik üreteceğine göre varın siz hesaplayın Rusların cebine 15 yılda girecek parayı ve bizim Avrasyacıların yere göğe sığdıramadıkları Rusya’nın attığı dost kazığını.

Peki Türkiye açısından bir kazanım yok mu? Hiç olmaz olur mu! Birincisi, Putin’in ziyaretiyle birlikte Avrasyacı saflara hiç beklenmedik bir isim daha katıldı: Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül. Çiçeği burnunda Avrasyacımız daha ilk dakikadan başlıyor eteğindekileri dökmeye: “Amerika'nın cephe ülkesi olmaktansa, Avrupa Birliği'nin kenar ülkesi olmaktansa, Türkiye’nin kendi coğrafyasının ve Avrasya'nın merkez ülkesi olmasını tercih ediyoruz. Türkiye'nin uzun yürüyüşü buradan başlayacaktır. Dünyanın ağırlık merkezi, ekseni değişiyor. Birilerinin bu ülkede Doğu'ya da bakmasını öğrenmesi gerekiyor.” Karagül anlaşılan fazla gaza gelmiş. Baksanıza, daha ilk günden Uzun Yürüyüş’ten falan bahsetmeye başlamış. Ama sonra uyarmadı demesinler, Uzun Yürüyüş’ün Türkiye temsilcisi ile papaz oluverir.

Zirveden ekonomik olarak en kârlı çıkanlardan biri de hiç kuşkusuz Çalık Holding’ti. Zirvede Çalık Holding’in İtalyan Eni ile üstlendiği Samsun-Ceyhan hattına Rusya’dan petrol sevk edilmesine ilişkin mutabakat da çıktı. Rusya eğer bu hatta petrol vermeyi kabul etmeseydi, hattın hiçbir işlevselliği kalmayacak ve Tayyip Erdoğan’ın damadının genel müdürlüğünü yaptığı Çalık Holding’in Ceyhan’da kurmayı planladığı rafineri devasa bir boş teneke olarak kalmaya mahkum kalacaktı. Türkiye bu anlaşmalarla bir şey kazanmasa bile hiç değilse Çalık Holding’in kasasına bayağı bir para girecek.. Tevekkeli, Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık ile Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak imza törenin boşuna en ön sıralardan izlemiyordu. Artık rahat bir soluk alabilirler.

Evet Putin günübirlik bir ziyaretle ülkesi adına büyük başarılara imza atarak ayrıldı ve bölgedeki konumunu her zamankinden daha fazla güçlendirdi. Türkiye açısından bakıldığında ise Rusya’ya enerji alanında daha fazla bağlanmaktan başka bir kazanç görülmüyor. Eğer atılan imzalarla Güney Akım’ın vanası Türkiye’nin elinde olsa durum farklı olacaktı. Ama Türkiye’nin bu noktada böyle bir şansı yok. Boru hattı Türk karasuları yerine ekononik münhasır bölgeden geçeceği için savaş hali dışında Türkiye’nin eli kolu bağlı durumda. Rusya açısından ise hiçbir bağımlılık söz konusu değil. Canları istedikleri zaman Samsun-Ceyhan petrol boru hattını kapatıp bunu da Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanma şansını yakaladılar. Yani Türkiye her açıdan Rusya’ya biraz daha bağlanmış oldu. Bazıları aksini iddia etse de atılan imzalar Rusya’nın dış politikadaki büyük öngörüsünü, Türkiye’nin ise günü kurtarma politikalarıyla zaman geçirdiğini gösteriyor. Öyle olmasaydı bir ay önce zafer olarak sunulan Nabucco şimdiden tarihin çöplüğüne gitmemiş olurdu.


Ulusalcı bakış açısı!

Bizim ulusalcılarımız bir olaya nasıl balıklama atladıklarını; gündeme düşen bir haberi iyice değerlendirmeden, sonunu düşünmeden hareket ettiklerini herhalde en iyi herhalde yandaki küpür gösterir.

Rusya’nın uzun bir süredir ABD’nin dikte ettirmeye çalıştığı tek kutuplu dünya sisteminden rahatsız olduğu ve yeni bir emperyalist kutup oluşturma çabaları olduğu bilinen bir şey. Tabii ki kurulacak başka bir emperyalist kutbun askeri dayanağının da olması gerekiyor. İşte Rusya da geçtiğimiz günlerde eski Sovyet cumhuriyetleriyle bunun ilk adımını attı. Yeniçağ gazetesi, bu haberi okurlarına büyük bir müjdeyle “Washington’un tek kutuplu nüfuzunu kıran Moskova, 6 eski Sovyet ülkesiyle dış tehditlere karşı ortak silahlı güç kuruyor” başlığıyla verdi.

Bu haberi de yine Rusya hayranlıklarını gösterdiler deyip geçebilirdik ama kurulacak yeni pakta katılacak bir ülke var ki, tartışmanın boyutunu bizler açısından değiştiriyor: Ermenistan.

Yeniçağ haberi verirken durumun belki farkına varamadı ama bu pakt gerektiğinde Ermenistan’ın çıkarlarını da silahlı güçle koruyacak. Varsayalım günün birinde Azerbaycan, barışçı politikalarının bir sonuç vermediğini görerek işgal altındaki Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ’ı kurtarmak istediğinde karşısında artık yalnız Ermenistan’ı değil Rusya’yı ve diğer Orta Asya Türk cumhuriyetlerini bulacak. Yani Azerbaycan Dağlık Karabağ’ı azad etmek için Türk kardeşleriyle savaşmak zorunda kalacak. Açıkça söylemek gerekiyorsa Türk Türk’ü kıracak. Yeniçağ’dan hiç kimse anlaşılan durumun ileride nerelere kadar uzanacağını kestirememiş. Ermenistan’ın ya da Rusya’nın ulusal çıkarlarlarını savunmak sizlere mi düştü? Zaten yeterince savunan var bari hiç olmazsa siz eksik kalın...


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: