24.08.2009/Sayı:250
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Özgür Erdem

AKP’nin Kürt Açılımı: Apo’ya af

“Akan kan dursun propagandasıyla Türk milletini PKK’ya af çıkması için ikna etmeye çalışıyorlar. Bunun için şehit ailelerini kullanmaktan da çekinmiyorlar.

“Akan kan dursun propagandasıyla Türk milletini PKK’ya af çıkması için ikna etmeye çalışıyorlar. Bunun için şehit ailelerini kullanmaktan da çekinmiyorlar.

Kürt açılımı: PKK’yla diyalog

Bir “Kürt Açılımı” tartışması sürüyor. Daha doğrusu, bir “Kürt Açılımı” dayatması yaşıyoruz. Çünkü açılımın kendisine karşı çıkan yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, hatta ismi bile tartışılıyor, ama bir tek konuda tartışmak yasak: Açılım gerçekten de yapılmalı mı, yapılmamalı mı? AKP ile PKK’nın ortaya koyduğu çerçevede bir takım gelişmeler oluyor. Ve Türk milletinin elinden bu gelişmeleri kaygıyla izlemekten başka bir şey gelmiyor. Açılımın Türkiye’yi nereye götüreceğini ortaya koyma görevi anlaşılan yine biz TÜRKSOLU’na düşüyor.

Bir kere kimse kimseyi kandırmasın. Açılımın iki önemli hedefi vardır:

1. Türkiye Cumhuriyeti’ni federatif bir yapıya dönüştürmek

2. Apo’yu affetmek.

Gelişmeler dikkatle izlenirse sürecin son derece profesyonel bir şekilde planlandığını görülecektir. Amaç bu iki maddeyi Türk toplumuna kabul ettirmektir.

Öncelikle şunu vurgulamamız gerekiyor: Açılımın başlamasıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti, PKK ile resmen olmasa bile fiilen masaya oturmuştur. Türkiye olarak bir tiyatro izliyoruz Apo, Karayılan ya da Ahmet Türk, yani “masa”nın PKK tarafı açıklamalar yapmakta, AKP’liler bu açıklamalara yanıtlar vermekte, PKK tarafı tekrar açıklamalar yapmakta, AKP tarafı ise yine yanıtlar vermektedir.

Tiyatroda sahnede oyuncu tek başına konuşursa buna “monolog” denir. İki oyuncu karşılıklı konuşursa “diyalog” denir. Bu kadar basit. Anlayacağınız AKP ile PKK arasında gayrı resmi bir “diyalog” başlamıştır. Üstelik bu “diyalog” kapalı kapılar ardında falan değil, Türk milletinin gözleri önünde, basına verilen demeçler yoluyla yürütülmekte.

İlk somut adım

Verilmesi gereken son tavizi Ahmet Türk açıklıyorBuyurun, köy isimleri de Kürtçe yapılmaya başlandı. Verilmedik taviz kaldı mı? İşte o verilmesi gereken son tavizi Ahmet Türk açıklıyor: Apo’nun söylediklerini dikkate almamız gerekiyor.
Zaten fiilen öyle olmuyor mu? Sözü dinleniyor Apo’nun. Tüm Türkiye Apo’nun açıklayacağı “yol haritası”na kilitlenmiş durumda.

 

AKP PKK’yla masaya oturdu

AKP’li yetkililer istedikleri kadar Kürt açılımında muhattabın PKK ya da Apo olmadığını söylesin, sokaktaki çocuk bile açılımın niye Ağustos ayında başladığını gayet iyi biliyor: Apo Kürt sorununun çözümü için hazırladığı “yol haritası”nı 15 Ağustos 2009’da açıklayacağını söylemişti hatırlarsanız. 15 Ağustos 2009 da bilindiği gibi PKK’nın ilk terör eyleminin yani Eruh baskınının 25. yıldönümü!

AKP ile PKK’nın süreci başlatırken kullandığı söylem bile aynı. Apo, yol haritasının adeta Cumhuriyet’in ilanı kadar önemli olduğunu söylüyor. AKP’liler ise “Açılım Türkiye’nin yeniden doğuşudur.” diyor.

Anlayacağınız “diyalog”un iki tarafı da ne kadar önemli bir süreç başlattıklarının farkında.

Öyleyse, süreç nereye götürecek Türkiye’yi bir bakalım.

Kan davası mı Terörle mücadele mi?

Açılımın en önemli argümanı şu: Silahlar sussun, kan dursun.

Hatta Beşir Atalay, şehit aileleriyle birlikte bir toplantı gerçekleştiriyor. Tabii iktidara yakın derneklerin temsilcilerini çağırıyor. Onlar da açıklama yapıyor: “Akan kanı durduracaksa, açılımı destekliyoruz.”

Sanki ortada bir kan davası var!

Ve sanki iktidar bu kan davasının taraflarını uzlaştırmak için uğraşıyor. Tabii iktidara muhalif olan ve AKP’nin toplantıya çağırmadığı şehit aileleri de var. Onlar da tepkisini göstermiş. Bir şehit anası açıklama yapıyor: “Bizi teröristlerle aynı kefeye koymayın.”

Ah, ana, ah!

AKP sizi teröristlerin anneleriyle aynı kefeye çoktan koydu.

“Annenin ideolojisi yoktur, annenin siyaseti yoktur, sağcılığı, solculuğu yoktur.” dedi. Ve ardından ekledi:

“Oğlu her ne sebeple hayatını kaybetmiş olursa olsun, Yozgat’taki anne ile Hakkari’deki anne, oğullarının başında aynı duayı ediyorsa, evladı için Yasin ve Fatiha okuyorsa, cemaat aynı kıbleye dönüyorsa, burada çok ciddi bir yanlış olduğu ortadadır. Kaybedenin anneler olduğu, babalar olduğu aşikardır. Şehit anneleri, buyurun, Diyarbakır’da bir araya gelip kucaklaşabiliyor da ama birilerine bakıyorsunuz ki onlar bu buluşmadan rahatsız oluyorlar.”

İşte... Tayyip’in gözünde şehit anası da bir, teröristin annesi de... Öyleyse şehit de bir, terörist de!

Zaten uzun süredir bunun propagandası da yapılıyor: “Akan kanı durduracağız.” İktidar yanlısı gazeteler terörle mücadelenin maliyetini ortaya koyuyor. Neymiş, 25 yılda 300 milyar dolar harcanmış. Tabii bunu Şeriatçı gazeteler “300 milyar dolar heba oldu.” diye veriyor. Ve başlıyorlar hesaplamaya. Bu parayla 30 bin km. otoban yapılabilirmiş, 350 adet boğaz köprüsü, 5 milyon derslik… Liste uzadıkça uzuyor.

Sanki o para boşuna harcanmış!

Bu mantıkla Çanakkale savunmasında verilen 100 bine yakın şehit de “heba olmuştur.” Düşünsenize 100 bin Mehmetçik şehit düşeceğine, tarlasında çalışsaydı kim bilir kaç milyon dolarlık değer yaratırdı! Zaten yapılması gereken Çanakkale’ye dayanmış düşman ordusuyla masaya oturup anlaşmaktı. Böylece hem bizden hem de karşı taraftan 200 bine yakın ölü askerin annelerinin acı çekmesi de engellenmiş olurdu!

Terörle mücadele aslında bir vatan savunmasıdır. Türk milleti 25 yıldır bu bilinçle evlatlarını askere gönderiyor zaten. Bu cümleyi yazmak zorunda kaldığımız için biz utanıyoruz, ama Şeriatçılar terörle mücadeleyi gereksiz görmekten utanmıyor.

Gördüğünüz gibi, AKP’liler terörle mücadele ederek değil, PKK’yla uzlaşarak “sorun”u halletmek istiyor.

Amaç PKK’yı muhattap olarak Türk milletine kabul ettirmek

Tabii AKP’nin PKK’yı ikna etmek gibi bir derdi yok. AKP, PKK’yla çoktan uzlaşmış durumda. Bunu Türk milletine kabul ettirmenin yollarını arıyor. İlk yapılması gereken de teröristlerin de insan olduğu, bir kardeş kavgasının yaşandığı, terörle mücadele adı altında ülke kaynaklarının heba edildiği gibi saçmalıkları Türk milletine kabul ettirmek. Anlayacağınız “Kürt Açılımı” dedikleri aslında bir “Kürt Dayatması.”

Onlar için temel mesele, PKK’nın bir taraf olarak “masa”ya oturmasının kabullenilmesi. Binlerce şehit vermiş bir millet bunu kabul eder mi diyeceksiniz. İşte o yüzden de kendilerine yakın şehit ailesi derneklerini alıyorlar ve başlıyorlar “akan kan dursun” arabeskine...

PKK’nın bir taraf olarak “masa”nın öbür tarafında olması kabul ettirildikten sonra sıra PKK isteklerini gerçekleştirmeye gelecek. Bu mesele de AKP medyası tarafından küçümsenmeye çalışılıyor. Her şey köylerin isimlerinin değiştirilmesine indirgendi. Gül’ün Bitlis’te yaptığı “Norşin açılımı”nın ardından tüm Türkiye yerleşim birimlerinin eski isimlerine dönmesini tartışıyor. Öncelikle bu tartışma gayet gereksiz. Ve Kürt açılımı bunun çok çok ötesinde tavizler içeriyor. Çünkü gazetelere yansıyan haberlere göre Türkçe köy isimlerinin Kürtçe isimlerle değiştirilme süreci başlamış bile. Diyarbakır’da örneğin bir iki mezra isimlerini değiştirdi. Valilik sesini çıkarmadı. DTP’li belediyeler zaten köylerin hem Türkçe hem de Kürtçe isimlerinin bulunuğu haritaları çıkarıyor bile. Anlayacağınız o taviz çoktan verilmiş zaten. O yüzden oturup köy isimleri Kürtçe olsun mu olmasın mı diye tartışmaın bir anlamı kalmıyor. Adım adım tümünün değiştiğini göreceğiz.

Verilmeyen taviz kaldı mı?

Öyleyse korkulan soruyu şöyle soralım: Verilmeyen taviz kaldı mı?

Bir hatırlatmayla başlayalım. 2002’de PKK 8. Kongresini düzenlemiş ve KADEK ismini almıştı. Bu kongrenin kararları basına da yansımıştı. Kararları madde madde özetleyelim ve ne kadarı gerçekleşmiş bir görelim:

1. Kurulacak demokratik kitle örgütleriyle demokrasi blokları oluşturulacak, böylece hükümetler baskı altında tutulacak.

Bu madde gerçekleşti. O kadar ki, PKK’lı dernekler ve partiler hükümet üzerinde baskı kurmayı da aştı, hükümetle işbirliği içinde “fikir teatisi” yapan kurumlara dönüştü. Artık AKP, PKK’lı aydınlarla birlikte çalıştay üzerine çalıştay düzenliyor.

2. Yasalar sokak gösterileriyle değiştirilecek, kadın ve çocuklar ön planda tutularak sokak hareketleriyle, halk devletle karşı karşıya getirilecek.

Bu madde de zaten gerçekleşti. O kadar ki, PKK’nın istediği yasaların çıkması için sokak hareketlerine de pek ihtiyacı kalmadı. Yıllardır AB’ye Uyum Yasaları diye istedikleri bütün yasalar geçti.

Buna rağmen bölücü örgüt gücünü göstermek için sokak gösterilerine devam ediyor. Amaç gücünü göstermek. Son bir örnek, geçtiğimiz günlerde Mersin’de 200 kişilik bir korsan gösteri yaptılar. En önde yine çocuklar vardı. Polise taş attılar. Gözaltına yalnızca 2 kişi alınabildi. Onlar da çocuk yaşta oldukları için nasihat edilip serbest bırakıldı. Hatırlanacğı üzere geçenlerde de polis PKK eylemine katılan çocuklara muz, şeker, çikolota, futbol topu dağıtarak “ikna etmeye” çalışmıştı.

3. Etnik ve kültürel topluma göre demokratik anayasa oluşturulacak, etnik grupların kültürünün gelişmesi için mücadele edilecek. Bunun için Kürt kimliği tanınmalı, Kürtlere yönelik her tür inkar, imha, ayrılıkçılık ve savaşı besleyen tutumlar terk edilmelidir. Anadilde eğitim hakkı verilmeli.

Bu madde de önemli ölçüde gerçekleşti. Kürtçe eğitim hakkı tanındı. Kürtçe radyo televizyon hakkı çıktı. Hatta TRT’nin Kürtçe kanalı açıldı. Bunun son aşaması yerleşim yerlerinin isimlerini Kürtçe yapmak. O da başladı zaten.

4. İdam cezası, Olağanüstü hal, köy koruculuğu gibi sistemlerin kaldırılması ve köye dönüşün sağlanmasına çalışılacak.

İdam cezası Ecevit-Bahçeli-Yılmaz Hükümeti döneminde kalkmıştı zaten. Olağanüstü Hal de AKP iktidarının ilk icraatlarından biri olarak 30 Kasım 2002’de kaldırılmıştı. Köy koruculuğunun kalkması ise yakında gerçekleşecek. Son dönem açıklanan bütün “Kürt Açılımı” programlarında, MHP’sinden CHP’sine, iktidarından muhalefetine herkesin ortak görüşü zaten koruculğun kaldırılması. Bilge Köyü katliamı da koruculuğun kaldırılması için bahane olarak kullanılıyor.

5. Bazı örgüt mensupları barış grubu olarak güvenlik güçlerine teslim edilecek. Bunun karşılığında Abdullah Öcalan’ı da kapsayan bir genel af çıkarılmalı.

Bu madde de yakında uygulanacak. Zaten PKK’ya uygulanacak af tartışılıyor son günlerde.

Görüldüğü üzere, 5 maddeyle özetlenebilecek PKK’nın 8. kongre kararlarının neredeyse tümü uygulanmış. Geriye kalmış bir tek PKK’lılara af.

Gerçekten de 10 yıl öncesiyle bugünü karşılaştırdığımızda, PKK’nın isteyip de Türk Devleti’nin kabul etmediği tek bir tavizin bile kalmadığını görüyoruz.

Af gelmeyecekse nedir bu tantana?

İki madde kalmış, nedir onlar? Yazımızın başına dönelim:

1. Türkiye’nin federasyona dönüştürülmesi

2. Apo başta olmak üzere PKK’lılara af.

AKP sürekli PKK’yı muhattap da almayız, PKK’lılara af da getirmeyiz diyor.

Peki öyleyse nedir bu tantana? PKK’lıların isteyip de gerçekleşmeyen bir şey kalmamış ki?

Öyleyse Tayyip niye bu işi yılbaşına kadar bitirmemiz lazım diyor? Niye “kolay olandan” başlayacağız diyor? Neymiş kolay olan Tayyip’e göre? Anayasa değişikliği getirmeyen düzenlemeler. Peki zor olan ne? Ne için Anayasayı değiştirmek zorunda kalacaklar peki?

Aylar önce Anayasa değişikliği tartımaları sırasında yazmıştık. AKP’nin bu sefer Anayasa değiştirmesinin tek bir nedeni olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin federatif bir yapıya kavuşturulmak istendiğini vurgulamıştık. Bunun bir kaç adımı var. Birincisi vatandaşlık kavramının Türklükten çıkarılıp Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına dönüştürülmesi. Yani son günlerde söylendiği biçimiyle “anayasal vatandaşlık” uygulanması.

İkinci aşama ise yerel yönetimlere daha çok yetki verilerek merkeziyetçi devlet yapısının yavaş yavaş ortadan kaldırılması.

Bunun sonraki aşamalarını ise Apo kendi yol haritasında açıkladı:

1. Kürtlerin kendi meclisi olmalı

2. Kürtlerin kendi özsavunması olmalı.

Yani Apo, PKK’nın Kürtlerin resmi polis gücüne dönüştürülmesini istiyor.

Olamaz, olmaz demeyin. 10 yıl önce ne istedilerse olmuş. Neden olmasın?

Ve af!

PKK’nın 10 yıl önce istediği ve henüz gerçekleşmeyen en önemli madde ise PKK’lılara af.

AKP defalarca açıkladı. Silah bırakan PKK’lıların affedileceğini bildirdi. Buna uygun bir yasa değişikliği hazırlanıyor. O kadar ki, teslim olan PKK’lılar hapis yatmayacakları gibi devlet yardımıyla iş sahibi de yapılacaklar.

Yasa hazır, ama bir türlü çıkmıyor. Neden mi? Çünkü kapsamı konusunda Türk milletini henüz ikna edemediler. PKK’ya af bir genel af şeklinde, Apo’yu da kapsayacak şekilde çıkarılmak isteniyor. Ama bunu kimse kabullenmiyor.

Son olarak Apo da söyledi. Benim affedilmem şart değil, koşullarım düzeltilsin yeter.

Zaten tavizler adım adım olur. Apo ve bir kısım PKK lideri dışındaki herkes affedilir. Apo ve diğerleriyse bir sonraki dalgada affa uğrar.

Bir de Apo’nun şartlarının iyişleştirilmesi meselesi var. Yani Apo, tecritte kalmak istemiyor. Bu konuda da bilindiği gibi değişiklikler oldu. İmralı’daki cezaevi F tipine dönüştürüldü. Zamanla Apo’ya hapishane arkadaşları da gelecektir. Bunun bir sonraki aşaması ise İmralı’dan şehir içine alınması olacaktır. Daha sonra ise yarı açık cezaevine alınınca kimse şaşırmasın. Süreç meselesi!

Ehhh, durumu bu kadar iyileştirilmiş Apo’nun son aşama olarak salıverildiğini de göreceğiz.

Ve “masa”nın öbür tarafına PKK’nın esas temsilcisi olarak oturacaktır.

PKK’nın amacı unutuldu galiba: Bağımsız Kürdistan

PKK ortaya çıktığında, önce küçümsendi. “Bir avuç eşkıya” dendi. Ama o bakışla sorun çözülemedi. Demek ki, sorun bir avuç çapulcunun ayaklanması değilmiş.

Sonra sorun ekonomik dendi. GAP gibi dünyanın en önemli yatırımlarından biri yapıldı Güneydoğu’ya. Bugün gerek kaçakçılık sayesinde olsun, gerek uyuşturucu ticaretiyle olsun, gerekse GAP sayesinde olsun, Güneydoğu batıdaki pek çok ilimizden daha zengin durumda. Ama PKK terörü bitmedi. Hatta güçlenerek devam etti.

Demek ki, sorun ekonomik değilmiş.

Sonra sorun Kürtlerin demokratik haklarının verilmesidir dendi. 2002’den beri verilmeyen taviz, yapılmayan açılım kalmadı. Artık devletin resmi Kürtçe kanalı bile var. Hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son açıklamasına göre, Güneydoğudaki camilerde Ramazan boyunca Kürtçe vaaz verilecekmiş. Peki tüm bu süreçte PKK terörü bitti mi? Hayır güçlenerek devam ediyor.

Demek ki, sorun Kürtlere uygulanan baskı falan da değilmiş.

Peki nedir sorun?

Bakın, sorunun ne olduğunu Murat Karayılan Le Monde isimli Fransız gazetesine verdiği demeçte açıkıyor: “7-8 bin silahlı adamımız var. Bunun yarısı Güney Kürdistan’da, yarısı Kuzey Kürdistan’da. Gerekirse bu sayıyı hemen artırabiliriz.”

Tayyip, işte bu gerçeği unutturmaya çalışıyor: PKK silahlı bir terör örgütüdür ve amacı Türkiye’nin bir bölümünü de içine alan bir Kürdistan kurmaktır.

Sorun bu kadar açıksa, çözümü de açık olmalıdır. Çünkü bölücülerin istediği tavizlerin tümü verildi. Ama, bölücü terör sona ermedi. Apo’nun son açıklamalarından anlaşıldığı üzere, af çıksa, Apo affedilse bile, istedikleri Türkiye’de, yani bölünmeden önceki Türkiye’de, PKK’nın silahlı gücünü halen sürdürmesi. Ama isim değiştirerek. Kolluk kuvvetlerine dönüşerek...

Evet... Açılım dedikleri aslında bir dayatma, önce federasyonu, sonra Apo’nun yasal siyasete atılmasını, en son da Kürdistan’ın ayrılmasını dayatıyorlar. Dayatmalara ne kadar direndiğimize göre açılım da devam edecek...

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: