24.08.2009/Sayı:250
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Arif Bakır

Polis devletine karşı Kemalist devlet

Rejimin güvencesi olarak polisin görülmesiyle, süreçte bir adım daha atılarak açık faşizmin ayak sesleri duyulmaya başlandı. Batıdaki Marksist literatürde faşizm; “büyük sermayenin açık militarist diktatörlüğü” olarak tarif edilir. Bu tanım genel olarak doğrudur, ancak faşizmin de, emperyalizmin de 1920’lerden günümüze evrilerek geldiğini görmek durumundayız.

Sosyal demokrasi nasıl bir Avrupa ideolojisi ise faşizm de bir Avrupa ideolojisidir. Daha doğrusu emperyalist bir ideolojidir. 1920’lerde yenice emperyalist aşamaya gelmiş olan, ancak dünya sömürüsünden pay alamayan Almanya, diğer emperyalistlerle sömürü savaşı yapabilmek için, kendi halkının üstünlüğünü kendi halkına inandırmak mecburiyetindeydi. Büyük sermaye, üstün ırk palavrasıyla milyonları peşine takabildi. Fakat burada şunu belirtmek gerekir ki; Almanya’da başlayan bu faşist ideoloji tüm emperyalist ülkelerde vardır. Bu da kısaca beyaz adamın üstünlüğü ve dünyayı beyaz adamın yönetmesi gerektiği düşüncesidir.

Faşizmin, Avrupa kökenli emperyalizmin ve kapitalizmin uygulama yöntemlerinden biri olduğu bilimsel gerçeğinden yola çıkarsak, ülkemizdeki ve bizim gibi emperyalizmin boyunduruğundaki ülkelerdeki faşist dayatmaları anlayabiliriz. Faşizmin, ya da emperyalizmin günümüzde en etkili gizlenme aracı demokrasi ve insan hakları söylemleridir. Geçmişin iyi niyetli bu söylemleri, artık ideolojik aygıt olarak kullanılmaktadır. Bir kere Ortadoğu, Asya, Afrika, Güney Amerika’daki gibi uzun uygarlık sürecinden geçmiş ülkeler isteseler de faşist olamazlar. Avrupa’nın beyaz adamı kendisinin üstün olduğunu kendisine öyle inandırmıştır ki, işte faşizmin özü burada yatmaktadır. Bunun temelinde de pek tabii olarak özel mülkiyet vardır. Oysa başta Türk toplumları olmak üzere Asya, Afrika, Güney Amerika uygarlıkları özel mülkiyeti bilmedikleri gibi, ilkel sosyalist toplumlar da oluşturmuşlardır. Bu ulusların genlerindeki paylaşma ve birlikte yaşama duygusu kapitalizmle ters düşmektedir.

Dünyayı tam olarak kontrol altına alamayan emperyalizm için en büyük tehlike, eski uygarlıklardan gelen ve şu anda ezilen uluslar olarak tanımlanan devletlerdir. Çünkü bunlar bir şekilde emperyalizme inatla direnmektedir. İşte bu nedenle bu ülkelerde faşist dayatmalara gerek duyulmaktadır. Bunlar içinde en tehlikelisi Türkiye ve Türklerdir. Türkler iki defa emperyalizmi yenilgiye uğratmışlardır. Türkler göğüs göğse bir çarpışmada ne yapacağı belli olmayan çılgın insanlardır. Bu nedenle Türkler ile açık bir savaşa girmekten kaçınılmaktadır. Anadolu’dan Türkistan’a kadar parçalanmış Türkler arasında bir birliktelik oluşturulmuş olsa, Amerikan, Rus, Çin emperyalistlerin hali nice olur.

O halde emperyalizm açısından tek seçenek, Türk devletlerinin küçük parçalara ayrılarak kontrol edilebilmesidir. Daha önce Amerikancı generallerle yaptıkları askeri darbeler istedikleri amaca yeteri kadar ulaşmamıştır. Kurtuluş Savaşı’nda kullandıkları Kürtler, Rumlar, Ermeniler, Süryaniler gibi bilumum tetikçi-ajan unsurlar ile içeriden ve dışarıdan yaptıkları saldırılar Türkleri parçalamaya ve yok etmeye yetmemiştir. Şimdi emperyalizm yeni bir yöntem denemekte, din ve bölücülüğü birlikte kullanmaktadır. Tarihte 3-4 yüzyıl aynı dinden olmalarına rağmen, mezhep ve tarikat yüzünden kıyasıya birbirlerini öldüren Türk devletleri birbiri arkasına yıkılmışlardır. Şu anda da din, Şeriat ve bölücülük yüzünden emperyalizmin elinde oyuncak olmaktadırlar. İşte Türklerin yumuşak karnı din yüzünden, ülkemiz parçalanma sürecine sokulmuştur. Bu arada aynı Kürt, Rum, Ermeni tetikçi-ajan unsurlar da bu süreçte görevlendirilmişlerdir. Ancak faşizmin uygulanabilmesi için bir de halk tabanı gerekmektedir. Şimdiye kadar bir türlü oluşturulamayan bu taban, din, Şeriat, cemaat, Kürtçülük söylemleriyle oluşturulmuş görülmektedir.

Peki bu durumda Türkler ne yapmaktadır? Maalesef büyük bir kısmı derin uykusunda uyurken, bir kısmı da Kürtleşmekte, cemaatleşmekte, milleti ile ve Atatürk ile bağlarını koparmaktadır. Bu durumu sadece emperyalizmin başarısı olarak görmek doğru olmaz. 1920 büyük Türk Devrimi’nden sonra, Türk milletinin bu kadar kötü duruma düşmesi son derece düşündürücüdür.

İşte faşist yöntemlerin emperyalistler ve dolayısıyla yerli işbirlikçiler tarafından neden ısrarla dayatılmak istendiği ortadadır. Çünkü bu baskıyı uygulayamazsanız, bu ülkeyi parçalayamazsınız. Türkleri yan yana getirmeyeceksiniz. Türkleri örgütsüz bırakacaksınız. Türkleri korkutacaksınız. Almanya’daki Hitler faşizmi dünya sömürüsünden pay almak içindi. Bizde ise din ve bölücülükle dayatılan faşizmin amacı ülkenin parçalanması yoluyla dünya sömürüsüne pay vermek içindir. Devrimci bir ruha sahip olan Türklerin, Atatürk ile olan bağını yok etmek içindir. İşte polis devletinin amacı; Türkleri korkutmak, onları evlerine hapsetmek, hiçbir şeyle ilgilenmemelerini sağlamak, Türk’ü Ata’sından soyutlamak ve koparmaktır. Çünkü Atatürk’lerini yok etmeden Türkleri yok edemeyeceklerini biliyorlar. Bunun için çılgınca, yerli işbirlikçileri ile, komprador solcuları ile, tetikçi-ajan unsurları ile insan hakları ve demokrasi savunuculuğu kisvesi altında Türk Milletine saldırmaktadır.

Geldiğimiz noktada genel durum budur. O zaman ne yapmalıyız? Bir kere Türkler dik durmalıdır. Korkunun ecele faydası yok, korkmamalıdır. Birbirleri ile ilişki ve dostluk kurmaya özen göstermelidir. Eve kapanmaktan vazgeçmelidir. Yaklaşmakta olan tehlikenin altından ancak birlik, dayanışma ve Atatürkçü bir ruh ile kalkılabileceğini anlamalıdır. Emperyalizm yenilmez değildir. Mustafa Kemal bunu iki kez ispat etmiştir. Ya tam bağımsız oluruz, ya da köle. Bu bizim kendi tercihimiz olacaktır. Bundan önce Türklerin gidebileceği bir örgütü yoktu. Şimdi artık örgütü de oluşuyor. Atatürkçü parti geliyor. Gelin Mustafa Kemal’in devrimlerini yeniden hayata geçirelim. Kendi devletimiz olan Kemalist, halkçı devleti oluşturalım. Altı Ok’un ışığında sosyalizm hedefine doğru yürüyelim. Türklerin karakteri buna uygundur. Çünkü; “Türk Milleti zekidir”, “Türk milletinin karakteri yüksektir.”

Haydi Atatürkçüler! Atatürkçü partide, tam bağımsız Türkiye hedefine doğru, ileri!

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: