24.08.2009/Sayı:250
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Kaya Ataberk

Batıcı “Sol” AKP Saflarında

Zülfü Livaneli

DİSK

Milliyetçiliğe düşman bir “sol” macera dönüp dolaşıp AKP faşizminin kucağında sonlanıyor. Milliyetçi olmadan solcu olmaya çalışanlar açısından bu önemli bir uyarıdır aslında. Gün gelip kendisini AKP’yi savunur bulmak istemeyen enternasyonal solcular kendi konumlarını bir de bu açıdan sorgulamalı.

Livaneli ve DİSK’ten AKP’ye destek

Bilindiği gibi AKP faşizminin bir de “sol” kanadı var. AKP’nin sahneye çıkmasından daha önce aslında böyle bir “sol” devşirilmişti. Bunların o klasik 2. Cumhuriyetçi döneklerle aralarında sadece çok küçük farklar vardı. Birinciler genellikle artık sola cepheden karşı çıkan dönekler olarak karşımıza çıkarken, ikinciler hâlâ “solculuk” iddialarını sürdürerek aslında birincilerle aynı programı savunuyorlardı. Bu halleriyle de 2. Cumhuriyetçilerden daha da tiksindirici bir noktada konumlanmış oluyorlardı.

Bu kesimin temel meselesi Kürtçülüğü olmuştu. Fakat bunun da ardında aslında yakıcı bir Batıya bağlılık vardı. Yaşar Kemal’den, Zülfü Livaneli’ye, DİSK’e kadar bugün AKP’nin yanında konumlanan tüm bu çevrenin ilk örgütleyicisi AB olmuştu. Sözde bir demokratlık adına AB muhibbi olarak başladıkları kariyerlerini AKP iktidarıyla beraber daha etkili bir yönlendiriciyle sürdürme şansı buldular. AKP faşizmi kendine göre bir “sol”u devşiriyordu.

Yıllardır ÖDP’nin izlediği Batıcı, Kürtçü ve Şeriat destekçisi çizgi zamanla kendi kalıplarını da aşarak Ufuk Uras’ı ve ardından da Taraf gazetesini ortaya çıkarmıştı. Tabii mesele sol olunca işin içine “aydınların” ve “sendikacıların” da girmesi AKP için elzemdi. Bunun fırsatı da son yaşadığımız açılım ihanetiyle bulundu. Önce Zülfü konuşarak AKP’ye biatını açıkladı hemen ardından da DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Beşir Atalay’la görüşmelerinin hemen ardından desteğini ilan etti.

Zülfü; “Hükümetin Kürt açılımından ne kastettiğini, içinin nasıl doldurulacağını bilmiyoruz. Bir sanatçı olarak otuz yıldır kanayan bu yaranın, kırk bin ölüm, kırk milyar dolar kayıp, acılar, işkencelerin, bu sürecin bitmesinden yana bir insan olarak söyleme çok önem veriyorum. Hükümet ‘gelin görüşelim’ dediği zaman, muhalefetin ‘hayır ben seninle görüşmem’ demeye hakkı yoktur. Yapılan görüşmeler olumludur.” demiş. Görüldüğü gibi Zülfü’nün mesajı AKP’ye ya da PKK’ya değil.

Amaç aslında kendi solcu imajını kullanarak solu AKP faşizminin bölünme planına ikna etmekten ibaret. Bunu yapmak için bakın Zülfü neleri kullanıyor: “Bizim yıllardır savunduğumuz, barış, kardeşlik, dostluk, ülkenin büyümesi ve zenginleşmesi ve refahtır. Ben AKP karşıtı bir insanım. Benim kırk yıllık düşüncelerimden vazgeçme lüksüm yok. Ben Nâzım’ın şiirlerini bestelemişim. AKP gelip ‘Taksim’e Nâzım heykeli dikelim’ derse ben ‘hayır, senden geliyor karşıyım’ mı diyeceğim?”

İlahi Zülfü duyan da AKP solcularla, Nâzım’la barışmak için çırpınıyor da biz anlamıyoruz sanacak.

Sen ikna olmuşsun ya işte. Bizi neden ikna etmeye çalışıyorsun? Yoksa solun milliyetçi tavır alıp Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne sahip çıkmasından mı rahatsızsın? Kendini sıkma rahat ol! “AKP karşıtıyım” falan diyerek kendini zorlama. Biraz daha çalış belki de seni Ertuğrul Günay’ın yerine Kültür Bakanı yaparlar. Değil mi ama senden iyi aydın, sanatçı mı bulacaklar!

Batıcılığın sonu Kürtçülük ve Şeriatçılık

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi de yaptığı basın açıklamasında Zülfü’den geri kalmadı. Her 1 Mayıs’ta AKP’yle “Taksim’e girme mücadelesi” çığlıkları atan Çelebi bakın bu sefer nasıl konuşuyor:

“Bu soruna hep beraber çözüm üretmek zorundayız. Devlete küsülmez. Devlet bizim devletimiz. Ülke bizim ülkemiz. Devlete küsülerek bu sorun aşılamaz.”

Yıllardır ulus devleti koruyacak her şeye karşı çıkan AB fonlarından beslenerek sarı sendikacılık yapan DİSK bir anda nasıl devletçi oluverdi acaba? Herhalde Süleyman Bey, devleti savunmak için devleti Kürt-İslam faşizminin ele geçirmesini bekliyordu!

İnsan burada kendi kendine soruyor. Bu isimlerin bu söyledikleri basit bir döneklik ya da iktidara yaranma örneği mi yoksa daha derinlerdeki bir şeyin mi sonucu diye…

Zülfü’nün de DİSK’in de geldiği nokta tabii anlık bir değişimle olmadı. Yıllarca Türk ulusunun hiçbir beklentisiyle ilgisi olmayan bir “solculuğun” temsilcileri olmuşlardı zaten bu isimler. Özellikle de ağır bir Batıcılık bunların temel karakteri olmuştu. Önce AB’nin elinden geçtiler, Avrupa solcusu oldular. Ardından da Kütçülüklerine yol verdiği için ABD’nin uzantısı durumuna geldiler. En sonunda da AKP faşizminin elindeki piyonlar olarak deftere adlarını yazdırdılar. Tabii bu, bir süreç içinde oldu ama bu sürecin işlemesinin nedeni de asla Ulusal Solcu olmamalarıydı. Ulusal olmayan solculuk da enternasyonalizm adına önce Kütçülüğün ve emperyalizmin ardından da AKP faşizminin kucağına oturmaktan kaçamadı.

AKP “solunun” çok kısa hikayesi bundan ibaret. Hikayenin devamında Zülfü’nün AKP’den yeniden siyasete girmesini izlemek şaşırtıcı olmaz. Diğer taraftan da DİSK’in uzun süredir AB yıldızlarının ışığı altında parlayan sarı renkli sendikacılığının, yeşil bir renge bürünmesi de beklenmeli. Fakat şimdi amaçları solcuları ve Atatürkçüleri ikna etmek... Bu nedenle bir süre daha takiyyeye devam edecekler anlaşılan.

Sol milliyetçi olmasın diye…

Aslında Zülfü de Süleyman Çelebi de ağızlarındaki baklayı çıkarmaktan geri kalmadılar konuşmalarında. Çelebi, Anayasa tartışmalarında aldıkları ulus devlet karşıtı tutuma vurgu yaparak şöyle konuşuyordu:

“Bu soruna ilişkin sayın bakana daha önce de ifade ettiğimiz iradelerimizi, kaygılarımızı, buna ilişkin yaklaşımlarımızı net olarak ortaya koyduk. Anayasa tartışmaları gündeme geldiğinde Anayasa konusundaki düşüncelerimizi de çok net bir şekilde ifade ettik… Irkçı milli söylemlerin ve o konuda yürütülen siyasetin bedelini en çok çalışan kesim ödedi”.

Tabii ki Çelebi’nin kastettiği PKK’nın acımasızca uyguladığı Kürt ırkçılığı değil. O, Türk milliyetçiliğine saldırmak için böyle konuşuyor.

Zülfü ise amacını biraz daha açık ortaya koydu: “Dünyada dar milliyetçilik ideolojisiyle solun ilgisi yoktur. Türkiye’de bu yan yana gelmeye başladı. Ben buna dikkat çekmeye çalıştım”.

Açıkçası AKP çok iyi biliyor ki, Türkiye’yi Yeni Sevr’e götürecek bu planın karşısında durabilecek tek siyasal güç sol ve milliyetçi bir güç olabilir. Şimdi bu plan karşısında CHP’nin alabildiği net bir tavır yok. Baykal, bir taraftan plana karşı olduğunu söylerken bir taraftan da “etnik kimlikler şereftir” diyerek AKP’nin etnikçi zeminini sağlamlaştırıyor. CHP’ nin kararsızlığı kendi kitlesinin milliyetçi tepkisinden korkmasından kaynaklanıyor.

AKP, CHP’nin bu utangaç konumunu koruyacağını bildiği için oldukça rahat. Fakat esas tehlikenin Türkiye’nin Atatürkçü ve sol kitlesinden geleceğinin de bilincinde. Bu nedenle bu kesimin milliyetçi refleksinin kırılması daha doğrusu başlamadan bitmesi, ölü doğması için harekete geçtiler.

Burada işte Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal, DİSK gibi aktörlerin görevi başladı. Kendilerinde sol adına konuşma yetkisi gören bu kesimlerin aslında AKP ve PKK adına konuştuklarını bilelim.

En başından yapılan yanlışın insanları nereye sürüklediğini görmek son derece önemli. Milliyetçiliğe düşman bir “sol” macera dönüp dolaşıp AKP faşizminin kucağında sonlanıyor. Milliyetçi olmadan solcu olmaya çalışanlar açısından bu önemli bir uyarıdır aslında. Gün gelip kendisini AKP’yi savunur bulmak istemeyen enternasyonal solcular kendi konumlarını bir de bu açıdan sorgulamalı.

Siyaset yelpazesi sanıldığı kadar da geniş değil.

Ya Ulusal Solda durursunuz ya da işbirlikçi sağda.

Herkes kendi kararını vermeli…

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: