10.08.2009/Sayı:248
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Ergin Konuksever

Ergin Konuksever

İkinci harekâtın birinci günüydü. Özel bir tank birliği olan “Bora Özel Timi”nde Hakkı Borataş ile birlikte Serdarlı’ya kadar geldim. Hedef Magosa’ya gitmekti. Akaryakıt ikmali için iki-ikibuçuk saat kadar mola verecektik Serdarlı’da. Bir kadın var hamile, doğumuna çok yakın. Bizde bir de minibüs var. “Hastaneye götürelim” dedim hemen. Hem gazeteye de haber yollama düşüncesindeyim.

Bir viraja girdik, terk edilmiş evler var, bizim mevziler de gözüküyor, Türk bayrağını görüyoruz. Tam oraya girdik, üzerimize ağır makinalı tüfeklerden yoğun bir ateş başladı. Arabanın ön camı patladı. Hemen yattım. O sıra yukarı bakarken, inanılmaz bir şey ama, merminin şoförün ağzından içeri girdiğini gördüm. “Allah!” dedi ve üzerime kapandı. Ensemde bir sıcaklık hissettim. Ben de vuruldum hissine kapıldım. Meğer ensemdeki sıcaklık, onun ağzından gelen kanmış.

Ergin KonukseverKorkunç bir yaylım ateş var. Çocuklara “Böyle olmayacak, ineyim bari derdimizi anlatayım.” dedim. Önce makinayı çıkardım dışarı “journalist” diye bağırarak aşağı indim. Bir ses duydum arkamdan elimi bir attım gömlek kanlı. “Ben de vuruldum” dedim.

Türk siperleri çok yakın. 50-60 metre var, yok. Oraya atlamak mümkün. Sürünerek falan gidebilirim. Tam onu denemeye kalktım bizim mevzilerden nefes almaya imkan vermeyecek bir ateş gelmeye başladı. iki ateş arasında kalınca önce ne olduğunu anlayamadım. Meğerse bizimkiler beni tanımış ve koruma ateşi altına almışlar, oraya gidebilmem için. Fakat ben geçmiş olacaktım, öbür çocuklar orada kalacaklardı.

Uzun boylu bir Rum askeri geldi. Tomsonu karnıma dayayıp, arkadaşlarının olduğu yere götürdü. İngilizce konuşuyoruz. “Kimsin, nesin?”

“Press” dedim.

O anda bizleri kesin öldürecekler diye düşünüyorum. Çocuk dedi ki “Ben de gazeteciyim. Ne yazık ki şimdi düşmanız. Ben şimdi arkadaşlarını gidip alamam karşıdan ateş geliyor, istiyorsan git arkadaşlarını al getir buraya.” dedi. “Seni hastaneye götürürüz.”

Sürüne sürüne arabaya gittim. Lakin, kadının kocası da mücahit ve elbiseleri üstünde. Neyse ki kaşla göz arasında arabanın içinde soyunmuş. Bir sivil pantolon takmış ayağına, atletle indi arabadan. Karısını doğuma götüren bir adam sonuçta. Bizi zırhlı bir arabaya koydular.

Ergin KonukseverKaldırım kenarında oturuyoruz. Kadınla kocasını hastaneye götürdüler. Uzun boylu sakallı Rum askeri, yani meslektaşım, bir havlu verdi bana. “Al” dedi “bunu yarana bas.”

Demir kapıların açıldığı garnizon gibi bir yere götürdüler bizi, arabayla içeri girdik. Kısa pantolonlu, uzun pantolonlu, değişik kılıklarda silahlı bir sürü adam vardı içerde. Çeteci görünümlü. Herkes Türk geldi diye bizi seyre aldı. Bir-birbuçuk saat geçti vurulmamın üstünden. Bayağı takatım kesilmeye başlamıştı kanamadan. Sonra “Hadi seni hastaneye götüreceğiz” dediler. Tekrar o zırhlı arabayla hastaneye geldik.

Bir sedye getirdiler, beni ameliyata götürecekler. O sırada bir sürü karışıklık çıktı. Bir sürü hemşire ve doktor atışmaya başladılar kendi aralarında. Onu da sonradan öğrendik bir kısmı bırakalım ölsün diyormuş. Diğerleri sen ne karışıyorsun, burası hastane götürüp tedavi edeceğiz diyormuş. Hatta o ara bir hemşire gelip, kafama bir tokat attı.

Beni ameliyata aldılar. Bir doktor bana “Beni savaş falan ilgilendirmiyor. Buraya gelen yaralı Türk esirleri ile hiç konuştun mu?” dedi.

“Evet konuştum” dedim.

“Mümin var” dedi.

Mümin paraşütü daha yere inmeden, havadayken karnı baştan başa makineli tüfek ile taranmış ve o halde hastaneye kaldırılmıştı. Hakikaten o zaman iyileşmişti.

“Onu ben ameliyat ettim ve buradan yolladık. Sakın bir kötülük gelmesin aklına. Ben Hipokrat yemini etmiş bir doktorum.” dedi.

Ameliyat ettiler beni.

İyileştim, sonra da Türk tarafına teslim ettiler beni, Türkiye’ye döndüm.

Yıllar sonra, beni ameliyat edip hayatımı kurtaran o doktorla tanışma fırsatını buldum. İsmi Andreas D. Demetriades’miş. Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’a yaptığım bir ziyarette birlikte yemek yedik. Kendisine sevgilerimi buradan da göndermek istiyorum.


Türkiye’ye döndükten sonra Türk doktorlar sırtımdaki ameliyat izini inceliyor.

Türkiye’ye döndükten sonra Türk doktorlar sırtımdaki ameliyat izini inceliyor.


“Bırakın ölsün gitsin” diyen Rum faşistlerine rağmen Hipokrat yeminine bağlı kalan ve yaramı ameliyat ederek beni iyileştiren Rum doktorla 35 yıl sonra tanışma fırsatı bulduk. Bu haber Kıbrıs’taki Türk basına da yansıdı.

“Bırakın ölsün gitsin” diyen Rum faşistlerine rağmen Hipokrat yeminine bağlı kalan ve yaramı ameliyat ederek beni iyileştiren Rum doktorla 35 yıl sonra tanışma fırsatı bulduk. Bu haber Kıbrıs’taki Türk basına da yansıdı. (Kıbrıs’taki Star gazetesinin 20 Temmuz 2009 tarihli sayısı. Yavru Vatan’daki Star’ın sahibi Türkiye’dekinden farklıdır!)


Beni ameliyat eden Rum doktor sakinleşmem ve ona güvenmem için “Mümin’i de ben kurtardım.” demişti. Mümin Barış Harekâtı’nın kahramanlarındandı. Paraşütle atlarken Rumların makineli tüfek ateşiyle ağır yaralanmıştı. Beni de kurtaran Rum doktorun çabalarıyla yaşama devam etmişti. Türkiye’ye döndükten sonra Mümin’i (fotoğrafta sağda) hastanede ziyaret ettim.

Beni ameliyat eden Rum doktor sakinleşmem ve ona güvenmem için “Mümin’i de ben kurtardım.” demişti. Mümin Barış Harekâtı’nın kahramanlarındandı. Paraşütle atlarken Rumların makineli tüfek ateşiyle ağır yaralanmıştı. Beni de kurtaran Rum doktorun çabalarıyla yaşama devam etmişti. Türkiye’ye döndükten sonra Mümin’i (fotoğrafta sağda) hastanede ziyaret ettim.


Ameliyatı gerçekleştiren Rum doktor geçen ay yaptığımız görüşmede yaramdan kalan izleri inceliyor.

Ameliyatı gerçekleştiren Rum doktor geçen ay yaptığımız görüşmede yaramdan kalan izleri inceliyor.


Yaralı bir Rum askeri Türk askeri tarafından Birleşmiş Milletler yetkililerine teslim ediliyor

Yaralı bir Rum askeri Türk askeri tarafından Birleşmiş Milletler yetkililerine teslim ediliyor. Bizim Rum esirlere yaptığımız su insanca muameleyi yaralıyken Rumlardan pek göremedim. Yaralı haldeyken hemşirelerden tokat yediğim de oldu. Beni ameliyat eden Rum doktor yalnızca yaramı iyileştirerek hayatta kalmamı sağlamamıştı. Beni öldürmek isteyen meslektaşlarını, hemşireleri ve Rum askerlerini de engellemişti. Hastaneye gidene kadar
hayatta kalmamı ise gazeteci olmaya borçluyum.


Ergin Konuksever

ÖNÜMÜZDEKI SAYI
Kıbrıs Barıs Harekâtı-IV
(Gazeteci Adem Yavuz yanımda yaralanıyor,
hastanede beraber geçen günlerimiz, Adem’in son nefesi)



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: