İnan Kahramanoğlu |
AKP, PKK ile masaya oturdu!
Tayyip PKK ile masaya oturdu AKP’nin “Kürt açılımı”nın varacağı son noktanın PKK ile masaya oturmak olacağı artık ayan beyan ortaya çıkmış bulunuyor. AKP’liler hâlâ bu gerçeği gizlemeye çalışsalar da gelinen noktada hiçbir inandırıcılıkları kalmamış durumda. AKP kanadı zaten Tayyip’in Diyarbakır’da “Kürt sorunu vardır” açıklamasını yaptığı günden beridir Kürt meselesinde PKK’nın yıllardır istediği her türlü tavizi yerine getirmeye başlamıştı. AKP, “Kürt açılımı” olarak adlandırdığı bu programla aslında PKK ile müzakere zeminin altyapısını hazırlamaktaydı. Tabii bu “açılım” denilen şeyin gerçekte neye hizmet ettiğinin ortaya çıkmaması ve toplumun bu sürece alıştırılması için bütün yapılanlar sanki birer demokratikleşme hamlesiymiş gibi gösterildi. Ama gerçek niyetin ne olduğu en başından belliydi. Ancak şimdi işin renginin değişmeye başladığı noktadayız. AKP’nin “Kürt açılımı” diyerek verdiği tavizler o denli ileri bir boyuta ulaştı ki, iş nihayet müzakere masasına oturma noktasına geldi, dayandı. Tayyip’in 2 yıldır görüşmediği DTP ile yaptığı son görüşme de aslında bu ihtiyacın bir sonucuydu. Zira AKP kanadı “Kürt açılımı”nda oldukça mesafe kat etmiş ve Kürtçe TV başta olmak üzere tek başına yapabileceği ne varsa zaten yapmıştı. Bu aşamadan sonra meselenin asıl muhatabı olan PKK ile bir araya gelmek artık bir zorunluluktu. AKP de bunu yaptı. AKP’nin “Tayyip PKK ile görüştü” eleştirilerinden kurtulmak için bulduğu formülse oldukça komik. AKP, Tayyip’in DTP’lilerle yaptığı görüşmeyi başbakan sıfatıyla değil de “AKP Genel Başkanı” ve “Meclis Grup Başkanı” olarak yaptığını açıklamış! Ancak bu açıklama ve gerçekleri örtbas etme çabası açık bir çelişki de ortaya çıkarmıyor değil. Tayyip “Ben DTP’yi PKK ile aynı kefede değerlendirmiyorum, değerlendirmek istemiyorum.” demiş. Bu sözleriyle kimi kandırabileceğini düşünüyorsa artık. DTP’nin PKK’nın siyasi kanadı olduğunu sokaktaki çocuk bile biliyor ama diyelim ki Tayyip böyle olmadığını düşünüyor. Peki o zaman niye DTP ile Başbakan sıfatıyla değil de AKP Genel Başkanı sıfatıyla görüşüyor? DTP, Tayyip’in dediği gibi Meclis çatısı altındaki partilerden birisi ise örneğin bugüne kadar bir kez bile olsa MHP ya da CHP ile görüşürken de Başbakan sıfatını bir kenara koyma gereksinimi duydu mu acaba Tayyip? Böyle bir şey elbette olmadı ve olmayacak da. Demek ki mesele hiç de Tayyip’in söylediği gibi değilmiş. DTP ile görüşmenin aslında PKK’ile görüşmek demek olduğunun pekala farkında Tayyip ama tabii takıyye yapmakta bunların üstüne yok, o nedenle bu numaralarını da çok görmemek gerek. Ama bu numaralarla artık kimseyi kandıramayacaklarını da bilmeliler. Tayyip’e bu noktada birilerinin çok değil daha birkaç ay önce yaptığı açıklamaları da hatırlatması gerek. Bugün çıkıp “DTP ile PKK’yı aynı kefede değerlendirmiyorum” diyen Tayyip, DTP’nin ısrarlı randevu taleplerini bakın hangi gerekçelerle geri çevirmiş: “DTP PKK’yı reddetmeli. ‘Bizim arka bahçemizdir’ diye bir ifade kullandılar. PKK terör örgütüdür demelidir... Benden randevu istiyorlar. Vermem. Niye vermem. DTP bu ifadeyi kullanmadıkça, aksine ‘PKK arka bahçemizdir’ dedikçe vermem... Terör örgütüne siyasi örgüt diyen zihniyet, anlayış, o zaman acaba bu çatı altında ne iş görüyor?” Daha birkaç ay öncesine kadar, PKK’yı terör örgütü olarak değil, siyasi bir hareket olarak gösteren ve “PKK ile aynı tabana sesleniyoruz” diyen DTP’yi kınayan ve görüşmeyi reddeden Tayyip şimdi bütün bu açıklamaları yapan kendisi değilmiş gibi çıkıp “DTP ile PKK’yı aynı kefeye koymuyorum” diyor. Buna kim inanır. Kaldı ki DTP’nin de PKK’yı terör örgütü olarak gördüğünü açıkladığı falan yok. Tam tersine adamlar açıkça PKK’dan “kahraman” olarak bahsediyorlar. Tayyip’in DTP’lilere randevu vermemesi üzerine DTP’lilerin tepkisi ne olmuştu derseniz onu da DTP’li Ahmet Türk’ün açıklamalarından okuyalım: “Halkımız PKK’yı kahraman gibi görüyor. PKK eline silah almışsa, Kürt sorunu barışçıl bir yöntemle çözülmediği içindir... PKK’ya terörist dersem benim halkı ikna etme şansım kalır mı? PKK’yı kınamamın silah bırakması üzerinde etkisi olur mu?.. Sayın Öcalan barışçıl süreç için İmralı’da ‘Hazırım’ diyor. Başbakana sesleniyorum; lütfen bu sese kulak versin, adam olsun adam.” Bu açıklamaların gösterdiği tek bir gerçek var; AKP ve Tayyip her ne kadar “DTP ile görüştük” deseler de aslında PKK ile masaya oturmuş durumdalar ve bunun da bal gibi farkındalar. DTP açısındansa oldukça rahat bir durum söz konusu. DTP’liler açıkça “esas muhatap Öcalan’dır” diyerek, “PKK’ya terör örgütü demeyiz” diyerek bulundukları konumdan taviz vermiyorlar. Sonuçta AKP açıkça geri adım atarak her zaman olduğu gibi yine PKK’nın talepleri doğrultusunda gerekeni yapıyor, PKK’nın isteklerini adım adım uygulamaya koyuyor. Durum kısaca bundan ibaret.
Apo=PKK=DTP Tayyip, DTP ile PKK arasında sanki bir fark varmış izlenimi yaratmaya çalışsa da PKK, Apo ve DTP’nin, üçünün de aslında aynı şey demek olduğu gün gibi ortada. Kaldı ki DTP’liler de, PKK ve Apo da aynı şeyi söylüyor. Siz bugüne kadar bunlardan herhangi birinin bir diğerini reddettiğini gördünüz mü? DTP’nin Apo’yu reddettiğini, ya da PKK’nın çıkıp DTP ile bir ilgimiz yok dediğini. DTP’nin genel başkanlarını bile İmralı’dan açıkça Apo belirlemiyor mu? O halde herkesin bildiği denklem; Apo=PKK=DTP denklemi hâlâ yerli yerinde durmaktadır. Apo terör örgütünün lideri, PKK silahlı kanat, DTP siyasi kanattır. DTP ve PKK açıkça Apo’nun talimatları doğrultusunda ve aynı amaç için çalışmaktadırlar. Şimdi bu gerçekler ortadayken DTP’yi PKK’dan bağımsız bir yapı gibi göstermeye çalışmak, en hafifinden milleti enayi yerine koymak değil midir? DTP’lilerin, PKK’lıların ve Apo’nun bu konudaki sayısız beyanatı bir yana, en son Kandil’de AKP’nin elçisi rolündeki Hasan Cemal’le görüşen terör örgütünün elebaşlarından Murat Karayılan da bu gerçeği ifade etmişti. Karayılan, “İmralı, Kandil ya da DTP’nin muhatap olarak kabul edilmesi gerektiği”ni söyleyerek AKP’ye mesaj göndermişti. Şimdi görülüyor ki, AKP Karayılan’ın bu mesajını almış ve uygulamaya koymuş. Tabii şu aşamada İmralı’daki Apo, ya da Kandil’deki Karayılan’la görüşmek büyük tepki çekeceğinden en mantıklısı DTP ile görüşmek. Ne de olsa “DTP siyasi bir partidir” diyerek işin içinden sıyrılması daha kolay! Ancak meselenin dönüp dolaşıp geleceği yer gerçek muhatap olan Apo’nun masaya çağrılması olacaktır. Kaldı ki, Karayılan ve DTP’liler de her açıklamada “esas muhatap Öcalan’dır” diyerek bu gerçeğin altını kalın çizgilerle çiziyorlar. O halde DTP ile masaya oturmanın bir adım sonrası Apo ile masaya oturmaktır. AKP şimdi bunun yollarını döşemektedir. DTP ile yapılan görüşme ve pazarlıklar sadece bir aşamadır ama DTP’lilerin de dediği gibi son kararı verecek olan Apo’dur ve o gün geldiğinde masanın bir tarafında kesinlikle Apo olacaktır. Bu çok da uzak bir ihtimal değildir. AKP-PKK mutabakatı Tayyip-DTP görüşmesinden çıkan kararlarsa Kürt meselesinde önümüzdeki dönemde yeni ve daha vahim gelişmelerin de kapıda olduğunu gösteriyor. Tayyip ve Ahmet Türk bu görüşmenin “diyalog” açısından bir başlangıç olduğunu ve bu ortamın bozulmaması için iki tarafın da çaba sarfetmesi yolunda anlaşmaya varmışlar. Bu arada DTP tarafı PKK’nın geri çekilme süreci başlatmasına rağmen Van’da 2 PKK’lının öldürülmesine tepki göstermiş. Süreci baltalamayacak bu tür girişimlerden uzak durulması da bu vesileyle karar bağlanmış. Tabii DTP’nin öldürülen PKK’lıların sözcülüğünü üstlenmesi herhalde küçük bir ayrıntı olarak görülmüş ve önemsenmemiş olacak ki, Tayyip buna karşı çıkmadığı gibi bu konuda da mutabakata varılmış! İki taraf ayrıca önümüzdeki dönemde bu görüşmelerin sıklaştırılması konusunda da mutabakat sağlamışlar. Bu anlaşma sürecinin eksiksiz uygulanması görevi de İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a verilmiş. AKP’nin “Türkiye Modeli” dediği ve PKK programı ile neredeyse birebir örtüşen programının sözcülüğünü de yine Atalay yapıyor. Atalay, Polis Akademisi’nde düzenlenen ve PKK çizgisindeki aydınların davet edildiği “Kürt Çalıştayı”nın da tertipçilerinden. Dolayısıyla AKP-DTP mutabakatı, ilan edilmeden önce uygulamaya konmuş durumda. “Kürt Çalıştayı” bu sürecin meşrulaştırılması yolunda atılan bir adım sadece ve bu sürecin sonunda AKP’nin atacağı yeni adımların yolu açılmış oluyor. PKK’ya genel af çıkarılması ve teröristlerin siyasi hayata katılmasının sağlanması, Kürtçü eğitim ve yayın, Apo’nun İmralı’dan çıkarılıp normal bir cezaevine konulması ve süreç içinde serbest bırakılması da dahil pek çok uygulama da sıraya konmuş durumda. Tabii bunlar öncelik sırasına ve toplumsal tepkiyi tetiklemeyecek bir biçimde uygulamaya konulacak. Anlaşılan o ki, gerek AKP kanadı, gerekse DTP kanadı “barış ve diyalog” adı altında PKK taleplerinin hayata geçirilmesi için anlaşmış durumdalar. AKP, iktidar olarak üzerine düşeni yapacak, DTP de PKK’nın silahsızlandırılması ve PKK taleplerinin müzakere edilmesinde kolaylaştırıcı rol oynayacak. Böylelikle en azından bir süre daha zaman kazanılacak ve bu arada hem toplum bu sürece alıştırılacak hem de gereken alt yapı çalışmaları hazırlanmış olarak PKK ile devletin masaya oturtulması planı tamamlanacak. Adım adım Kürt devletine doğru AKP ve PKK arasındaki bu açık mutabakatın Türkiye’yi götüreceği yer ise ilk aşamada bir federasyon, ardından da bağımsız bir Kürt devletinin kurulması olacak. Esas plan bu. Türkiye’nin 1990 sonrası AB üyelik süreci adı altında sokulduğu kıskacın tarihsel ilerleyişini şöyle bir düşünün, nereden nereye geldiğimizi çok daha iyi görebilirsiniz. Tabii gelinen nokta bundan sonrası için de önemli ipuçları vermektedir. Yirmi yılda verilen tavizler ve demokratikleşme adı altında terörü teşvik eden uygulamalar bugün PKK’yı yasal bir parti olarak Meclis çatısı altına kadar getirmiştir. PKK’nın terörle yarattığı Kürt kimliği devlet tarafından kabul edilmiş, toplumsal taban bulmuş ve bir Kürt milli topluluğu yaratılmıştır. Şimdi sıra bu topluluğun kendi bağımsız devletini kurmasına gelmiştir. AKP işte tam da bu noktada PKK için bulunmaz nimettir. Kürt-İslamcı hareketin İslamcı kolu olarak AKP, PKK’nın bütün isteklerini en hızlı ve en cesur biçimde yerine getirerek Özal’dan sonra Kürt meselesinde PKK’yı en çok koruyan ve kollayan parti olmuştur. Özal’ın açtığı yoldan ilerleyen AKP aradan geçen zamanın toplumda ve devlette yarattığı gevşemeyi de kullanarak Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarını tartışmaya açan, toprak bütünlüğüne kasteden ve üniter devleti ortadan kaldıran uygulamalarına rahatça devam etmektedir. AKP’nin Kürt meselinde bu denli operasyonel bir rol oynaması ise kimseyi şaşırtmamalıdır. AKP, Kürt-İslamcı bir parti olması dolayısıyla zaten Kürtçülük yapmak zorundadır. Ama bunun da ötesinde AKP’yi iktidara taşıyan süreç ABD’nin Irak işgali ile başlattığı Büyük Kürdistan’ı kurma planıdır. Dolayısıyla AKP bir Amerikan operasyonu olan Kürt devleti projesinin de Türkiye’deki taşeron gücüdür. O nedenle Kürtçülükte PKK ile yarışmasını doğal karşılamak gerekmektedir. Ancak bu yarışın tek bir kazananı olacaktır; o da PKK’dır. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunu bölerek burada bir Kürt devleti kurmak isteyen güç PKK’dır ve ABD planı içinde de bu bölge PKK’nın hakimiyetine bırakılacaktır. AKP ise bu süreçte sadece bir araç, PKK’nın hedeflerinin gerçekleşmesi için kullanılan bir piyondur. Türk milleti son sözünü söylemedi ABD’nin uzun yıllardır planladığı, AKP ve PKK’nın ise hayata geçirmek için çabaladığı Kürt devleti projesi kökenleri Sevr’e kadar giden ve son otuz yılda da terör yoluyla Türkiye’ye kabul ettirilmeye çalışılan bir proje. Ancak aradan geçen bu uzun süreye rağmen istenilen hedefe ulaşılamamasının tek bir sebebi var; Türk milleti bu plana ikna edilebilmiş değil. Türkiye neredeyse otuz yıldır bir taraftan PKK terörünün dağdan şehre, şehirden Meclis’e inişini seyrederken bir taraftan da demokrasi, insan hakları ve özgürlükler adı altında Kürt terörünün Türk milletine kabul ettirilmesi sürecini yaşadı. Ancak bütün bunlara rağmen Türk milleti bu plana olur vermedi. Bugün de AKP açıkça PKK ile masaya otururken bu toplumsal tepkiden çekiniyor. Başta AKP iktidarı olmak üzere devletin “etkili” ve “yetkili” bütün kurumları bu Amerikan planını kabul etmiş durumdalar. Ancak Türk milleti her şeye rağmen tek vücut olarak bu plana direniyor. Kimsenin kuşkusu olmasın, direnmeye de devam edecek. ABD-AKP-PKK mutabakatı ne kadar ilerlerse ilerlesin, Türk devletine ne dayatırsa dayatsın, Türk milleti bu planı kabul etmeyecektir. ABD-AKP-PKK ittifakı istedikleri her şeyi gerçekleştirdiklerini zannetmeye devam edebilirler. Ama sön sözü millet söyleyecektir. Kimse hayal görmesin. |