10.08.2009/Sayı:248
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövABD’nde oy avcılığı-25
Oğul Bush’un İkinci Dönemi

Oğul Bush’un 2000’de Beyaz Saray’a geçmesiyle Clinton döneminin cinsellik dedikoduları geride kaldı. Hele 11 Eylül 2001’de New York’ta İkiz Kulelere ve başkentte de Pentagon’a saldırı siyaseti çok başka bir sahneye taşıdı. Tartışmalı Florida sayımlarının yarattığı kuşkulardan sonra topallayarak yürüyen Oğul Bush’un yıldızı birden parladı ve halkın gözündeki desteği babasının ilk Körfez Savaşı sonunda gelen Amerikan zaferinin yüksek basamağına erişti. Her iki partinin de desteğine kavuşan George W. Bush, uçak saldırılarından sorumlu tuttukları Osama bin Ladin’i yakalayamadıysa da, Afganistan’ı işgâl etti, oradaki Taliban iktidarını devirdi ve kendi adamını yönetimin başına getirdi. Ardından, Saddam Hüseyin önderliğindeki Baas’ın Osama’nın örgütü el-Kâide ile bağlantıları olduğunu ve tüm dünyanın güvenliğini tehlikeye sokacak kitlesel yok etme silâhlarına sahip bulunduğunu ileri sürerek, Irak’ı da işgâl etti.

Ne var ki, bu iki suçlamanın da doğru olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Üstelik, Afganistan’da ve Irak’ta direnme gitgide güçlendi, halkın “bize özgürlük getirdiniz; sağ olun, var olun!” diye çiçeklerle karşılanacakları sanılan Amerikalılarda ölü sayısı tırmandıkça tırmandı. Yerlilerin yitikleri ise yüz binler hanesindeydi, ama Amerikan evi olmayan yere düşen ateş Bush’un yurttaşlarını yakmıyordu.

Gene de, az sayıda Amerikan aydını Başkan Bush’un birçok suçlardan görevden alınabileceği kanısındaydılar. Bu suçları on yedi başlıkta şöyle toplayabiliriz:

11 Eylül

11 Eylül 2001’de New York’ta İkiz Kulelere ve başkentte de Pentagon’a saldırı siyaseti çok başka bir sahneye taşıdı. Tartışmalı Florida sayımlarının yarattığı kuşkulardan sonra topallayarak yürüyen Oğul Bush’un yıldızı birden parladı ve halkın gözündeki desteği babasının ilk Körfez Savaşı sonunda gelen Amerikan zaferinin yüksek basamağına erişti. Her iki partinin de desteğine kavuşan George W. Bush, uçak saldırılarından sorumlu tuttukları Osama bin Ladin’i yakalayamadıysa da, Afganistan’ı işgâl etti, oradaki Taliban iktidarını devirdi ve kendi adamını yönetimin başına getirdi. Ardından, Saddam Hüseyin önderliğindeki Baas’ın Osama’nın örgütü el-Kâide ile bağlantıları olduğunu ve tüm dünyanın güvenliğini tehlikeye sokacak kitlesel yok etme silâhlarına sahip bulunduğunu ileri sürerek, Irak’ı da işgâl etti.

(1) Afganistan’a, “önceden kestirici” ve “önleyici” başlıkları altında bir saldırı savaşı tasarlamış, “ilk darbe” buyruğunu vermiş, bunu en üst düzeyde yönetmiş ve birçoğu meslekten ya da görevli “savaşçı” (muharip) olmayan on binlerce, giderek yüz binlerce suçsuz sivilin ölümüne, milyonlarcasının evsiz, barksız kalmalarına neden olmuş, saldırdıklarını kendi ülkelerinde göçmen ve sürgün durumuna indirgemişti.

(2) Afganistan’daki yönetimi askerî güç kullanarak devirdikten sonra, iktidara kendi seçtiklerini dışarıdan ve yukarıdan getirtip oturtmuştu.

(3) Irak’a gelince, barış zamanında Irak’ın hava sahasındaki haklarını çiğneyerek, bombardımanlar yaptırmış ve yüzlerce insanın ölümüne neden olmuştu.

(4) On bir yıl gibi uzun bir süre Irak topçusunun hiçbir Amerikan savaş uçağını vurmamış ya da hasara uğratmamış olmasına karşın, “meşru savunma” savının ardına saklanarak, ama sonra bunların geniş çaplı savaş hazırlıklarının parçası olduğunu kabul ederek, sık sık ve kimi zaman art arda kişilere ve yapılara günlerce saldırmıştı.

(5) Irak’ta ve Afganistan’da siviller arasında ölümlerin kaçınılmaz olduğunu bilmesine karşın, sivil kuruluşlara ve sivil bölgelere saldırı yetkileri ve buyrukları vermiş, bu tür saldırılara göz yummuştu.

(6) Irak’a komşu ülkelerde ve yakın sularda yaygın ve yoğun askerî güç toplayarak bunun bir savaş hazırlığı olduğunu açıkça söylemiş, başka bir devletin yönetimini ve uluslararası barışı tehdit etmiş, bu tehdidi gerçek saldırıya çevirmişti.

(7) Irak’taki yönetimi silâh zoruyla değiştirmeğe ilişkin amacını bir kaç kez açığa vurarak, bu ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini çiğnemişti.

(8) İşgâl ettiği Irak’ı kendi askerlerinin zoruyla birkaç parçaya bölmüş, kuzeyde birçok yönüyle özerk ama Amerikan çıkarlarına destek olacak bir yönetim kurdurmuş ve Irak toplumunu oluşturan din kümelerinin birbirine düşman kesilecek ortamı yaratmıştı.

(9) Birçok açıklamalarında her türlü silâhın kullanılacağını söyleyerek, nükleer silâh kullanma tehdidine de başvurmuş ve bu yolda hazırlıklar yapılması buyruğunu da vermişti.

(10) En fazla etkilenecek olan çocuk, yaşlı, hasta ve kadınlar başta olmak üzere, Irak halkına yıllarca engelleyim (ambargo) uygulanmasından şiddetle yana çıkarak, yüz binlerce sivilin ölmesine ya da acılar çekmesine neden olmuştu.

George Bush
George Bush

John Kerry
John Kerry

Bush 2004’de Kerry’yi Ohio’da geride bırakıp başkanlığı aldı. Ancak, orada da Florida’da 2000 yılında Cumhuriyetçi yönetici Katherine Harris’in oynadığı rolü üstlenmiş olan J. Kenneth Blackwell adlı biri vardı. Herkese modası geçmiş bir oy makinesi kullandırdı. Oylar kalın kartonlara yazılıyor, makinelere onlar veriliyordu. En az 15.000 yurttaş oyunu beyaz kâğıda yazıp verdi ve hiçbiri sayılmadı. Cumhuriyetçiler kimi Demokratları seçim dizelgelerinden silip çıkardılar ve onlara oy hakkı tanımadılar. Önce yaz tatilinde bulunaklarına mektuplar
yolladıklarında bunların çoğu “bulunamadı” diye geri gelince, o kişiler artık Ohio’da oturmuyormuş gibi muamele gördüler. Bu kurnazlık sonu belli olan bir oyundu. Böylece, 35.000 kişi oy kullanamadı. Sandık başlarında on iki saat bile bekletilenler Demokratlar oldu. Örneğin, Demokratlar’a oy kullanacak olan siyah derililer uzun kuyruklar oluşturdular. Ayrıca, bilgisayarlı makinelerde de hileler yapıldı. Ohio’da bu yasa-dışı kurnazlıklara başvurulmayıp orada Kerry kazansaydı, söz konusu birlikteş devletin toplam yirmi oyu ona eklenecek ve bir sonraki aşamada ancak 266’da kalan Bush’u 271 oyla geride bırakacaktı.

(11) Amerika’nın Irak’a saldırı savaşına karşı çıkanları etkisiz duruma getirmek ve gerçekte bu ülke petrolüne el koymak, bölge devletlerinin sınırlarını dilediği biçimde çizmek ve gene bu bölgede nükleer silâhlara sahip tek devlet olan İsrail’in çıkarlarını daha güvenli bir tabana oturtmak amacıyla, Irak’ın kitlesel yok etme silâhlarını yaparak ve saklayarak uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye düşürdüğü yalan ve abartmasıyla, bu savlarını sürekli olarak yinelemiş ve savaşın gerçek nedenini kendi halkından ve dünyadan gizleme ve onları aldatma yolunu seçmişti.

(12) Savaşa karşı çıkabilecek iç muhalefeti yok etmek için bir korku, giderek nefret uyandırmak amacıyla, kasıtlı yanlış açıklamalarda bulunmuş, kamuoyunda dengeli ve demokratik tartışmalar için gerekli bilgileri yurttaşlarından da saklamıştı.

(13) Yalnız işgâl ettiği ülkelerde değil, Amerika’da da yurttaşı olan ya da olmayan kimilerinin gizlice ve yasa-dışı yollardan göz altına alınmalarına, kaçırılmalarına, öldürülmelerine, onlara bedenen ve ruhen işkence yapılmasına, bunların ya hiç ya da yeterli savunma hakkı verilmeden uzun süre hapsedilmelerine göz yummuştu.

(14) Amerikan Anayasasının Birinci, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Sekizinci Değiştirgelerini, ayrıca İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Sosyal ve Siyasal Haklar Uluslararası Antlaşması ve benzeri belgeleri çiğneyerek, bu yolda yetkiler ve buyruklar vermiş, bu çiğnemelere göz yummuştu.

(15) Savaş amaçlarına ulaşabilmek için, kişileri ve yabancı hükûmetleri, desteklerini kazanmak amacıyla, ya savaşla korkuttu, ya ekonomik baskı uyguladı ya da rüşvetle ödüllendirme yollarını denedi.

(16) Amerikan Anayasasına ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasına aykırı olarak, kendine ait olmayan yetkiler kullandı, yönetmekle görevli olduğu ülkenin Anayasasının ve kurucularından olduğu en büyük uluslararası örgütün dayandıkları belirli maddeleri çiğnedi.

(17) 2002’de yürürlüğe giren ve Merkezi La Haye’de olan Uluslararası Ceza Mahkemesi Antlaşmasının ABD Kongresinde gereği gibi onaylanmasına karşı çıkmış ve hem yaptıkları, hem de ileride yapacakları yasa-dışı eylemlerinden ötürü hiç bir sivil ya da asker Amerikalının bu yargı önüne çıkarılmamasını sağlamıştı.

Özetle, Oğul Bush Afganistan ve Irak’la bağlantılı olarak barışa karşı suçlardan, savaş suçlarından ve insanlığa karşı suçlardan sorumlu tutulabilirdi. Bu suçlardan ötürü Başkan Yardımcısı, Savunma Sekreteri (Bakanı) ve Başsavcısının (Adalet Bakanının) durumları aynı suçlar kapsamına sokulabilirdi. Hiç bir suç Amerikan Anayasası, B.M. Antlaşması, yasa egemenliği ve insanlığın geleceği açılarından bu suçlardan daha önemli, daha ağır değildir. ABD Kongresinde görev yapan seçilmiş Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleri, Amerikan halkı adına, bu suçlardan sorumlu olan kişi ya da kişileri engelleyebilir ve bunların yeni suçlar işleme kapılarını kapatabilirlerdi. Kongre’nin George W. Bush’u bu suçlardan ya da bu suçların her hangi birinden görevden alma yetkisini gündeme getirmesi, konuyu tartışması ve oylaması Amerikan Anayasasına, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler’e yeni bir ruh kazandıracak, yeryüzünde hak arama eğilimini güçlendirecekti.

Ancak, böyle olmadı. Önce, ABD Kongresi’ndeki Cumhuriyetçi çoğunluk bunu engelledi. Başkan Bush’un partisi de kendine sahip çıktı. O denli ki, 2004 seçimleri geldiğinde o partide Oğul Bush’tan başka sözünü etmeğe değer başka aday yoktu.

Demokrat Parti adayları arasında ise, durum değişikti. Bir önceki seçimin adayı Al Gore aday olmayacağını açıkladı. Sahne Massachusetts Senatörü John Kerry ile üç kişiye daha kaldı. Son üçü teker teker çekilince, adaylık Kerry’de kaldı.

Cumhuriyetçiler’in neredeyse tek adayı Bush ikinci dönem için ileri atıldığında, koşullar ona yarayacak türden değildi. Amerikan yöneticileri Irak’taki savaşı daha başında “ördek avı” diye nitelediklerinden, Başkan Bush savaş pilotu gibi giyinip “Görev Tamamlandı” asısı altında uzun bir konuşma yapıp kesin zaferden söz ettiyse de, çatışmalar büyüyor, yayılıyor ve Irak’ta Amerikan-karşıtlığı güçleniyordu. Saddam Hüseyin’in el-Kâide ile bağlantısı olmadığı ve ayrıca nükleer silâh yapmadığı ortaya çıkmıştı. Amerikan ekonomisi inişe geçmişti. Kısaca, Bush başkanlığı sorunlarla karşı karşıyaydı.

Massachusetts’de varlıklı bir aileden gelen Demokrat aday Senatör Kerry Yale’de hukuk okumuş, donanmada görev almış, Vietnam Savaşına katılıp bir gümüş, bir bronz ve üç Pembe Kalp madalyası kazanmış ve vali yardımcılığı yapmıştı. Ancak, hem tutuk bir konuşmacıydı, hem de işlerliği olan kesin ilkelerden yoksundu. Örneğin, Amerikan özel sermayesini Meksika, Hindistan ve Çin gibi ucuz emek eksenli yabancı çevrelerden çekip kendi ülkesine getireceğini söyledi. Ürünün elde ediliş değerini düşürme amacında olan özel sermaye, eğik yerde akan su gibi, ucuz emeğe doğru kaydığından, verdiği sözü nasıl yerine getireceğini söylemedi, Pazar ekonomisinin işleyişinden bu denli habersiz görünen Kerry’nin kararlı olduğu birkaç konudan biri “Ermeni soykırımı”ydı. Bunun nedeni de bu konuyu bilmesi değil, doğduğu, görev yaptığı ve temsil ettiği yörenin Amerika’da Ermeni kökenlilerin en yoğun ve örgütlü bölgesi olmasıydı.

Ancak, Demokrat adayın en zayıf noktası eşi Teresa Heinz Kerry’nin konumu, daha doğrusu parasal varlığıydı. Önce, tipik bir Amerikalı değildi. Mozambik’te doğmuş, yıllar sonra New York’a gelip Birleşmiş Milletler’de çevirmenlik işi almıştı. O sırada “Heinz keçap”larının sahibi Senatör John Heinz III ile evlendi. Amerika’da “keçap” ya da baharatlı domates sosu herkesin sofrasından eksik etmediği bir tatlandırıcıydı. Bayan Kerry de böylesine önemli bir besinde tekel olan özel kuruluşa evlilik yoluyla ortak olmuştu. Ancak zengin eşi 1991’de bir uçak kazasında öldü. Hemen sonra da ona 750 milyon dolarlık çok büyük bir varlık kaldı. Bu para tüm yaşamına yansıdıktan başka, tavırları Demokrat Partinin kalıbına uymuyordu. Örneğin, Senatör John Kerry’nin partisinin başkan adayı seçildikten sonra, halkın önüne hemen ardından gelen başkan yardımcısıyla çıkması bir gelenekken, eşi Teresa yardımcısı John Edwards’ın önüne geçmekte direnmişti. Hattâ, bir parti görevlisi hanımı iki koluyla sıkıca sarmalayıp yerinde mıhlamış ve başkan yardımcılığına aday olana da “haydi durma, koş!” diye bağırmıştı.

2004 Sonbaharı gelip seçim çabaları doruğa tırmandığında, Amerikan toplumundaki bölünme öylesine sertleşti ki, iki parti de birbirinin tanıtım malzemelerini, örneğin duvar duyurularını çalıp yok ediyordu. Pennsylvania’da beş yüz Bush-Cheney ve Florida’da da bir o kadar Kerry-Edwards resimleri yırtıldı. Bush’un kimi büyük boy resimleri sanki kendini asıyorlarmış gibi ağaç dallarına takılmıştı. Demokratlar geçen başkanlık seçimini “çalan” adamdan öç alma peşindeydiler. Bush’un gereksiz ve tehlikeli bir savaş açtığını söylüyorlardı. Cumhuriyetçiler de Kerry’nin düşmana kafa tutacak güçte olmadığını, Irak’ta askerî harcamalar için önerilen 87 milyar dolarlık ek bütçeye karşı oy kullandığını ve böylece Amerika’yı yeni saldırılara açık duruma getireceğini savunuyorlardı. Öte yandan, Bush’un kendini sunumu “Teksaslı sert adam”dı.

Cumhuriyetçiler bel altından vurma yöntemini de denediler. Kerry’nin genç bir kızla gönül serüvenini öne attılar. Oysa, söz konusu genç kız bunu hemen reddetti. Sanki Vietnam Savaşı kahramanı gibi sunulan Kerry’nin gerçekte bu çatışmaya karşı olduğunu ve aynı çizgideki Hollywood’un ünlü kadın oyuncusu Jane Fonda ile resmi bulunduğunu da yaydılar. Oysa, bu resim de bir foto-kurguydu. Vietnam’da savaşmış birkaç kişi de bulup Kerry’nin gerçekte kahraman olmadığını ve madalyaları beleşten aldığını söylettirdiler. Kerry bunlara gereken yanıtları düşünüp hazırlar ve onlarda yoğunlaşırken, geri dönüşü olmayan birkaç haftasını ve onunla birlikte henüz karar vermemiş olanların desteklerini yitirdi. Demokratlar da Bush bir daha seçilirse, askerliği herkes için zorunlu yapacağı yalanını yayıp aileleri ürkütme yolunu denediler.

2 Kasım 2004 tarihinde akşama doğru sanki Kerry kazanıyormuş gibi bir hava esti. Ama gece yarısı Bush’un Beyaz Saray’da bir dört yıl daha oturacağı kesin olarak belirdi. Genel seçmen adına hareket edenlerden 251’e karşı 286 oy almıştı. Bu sonuç oy sahibi tüm yurttaşlara yansıdığında, ortaya (büyük sayılmayacak) 3.337.0303’lük bir fark çıkıyordu. Oysa, 2000 seçimlerinde Oğul Bush başkanlığı Florida’da yalnız 537 oy öne geçerek almıştı.

Bush 2004’de Kerry’yi Ohio’da geride bırakıp başkanlığı aldı. Ancak, orada da Florida’da 2000 yılında Cumhuriyetçi yönetici Katherine Harris’in oynadığı rolü üstlenmiş olan J. Kenneth Blackwell adlı biri vardı. Herkese modası geçmiş bir oy makinesi kullandırdı. Oylar kalın kartonlara yazılıyor, makinelere onlar veriliyordu. En az 15.000 yurttaş oyunu beyaz kâğıda yazıp verdi ve hiç biri sayılmadı. Cumhuriyetçiler kimi Demokratları seçim dizelgelerinden silip çıkardılar ve onlara oy hakkı tanımadılar. Önce yaz tatilinde bulunaklarına mektuplar yolladıklarında bunların çoğu “bulunamadı” diye geri gelince, o kişiler artık Ohio’da oturmuyormuş gibi muamele gördüler. Bu kurnazlık sonu belli olan bir oyundu. Böylece, 35.000 kişi oy kullanamadı. Sandık başlarında on iki saat bile bekletilenler Demokratlar oldu. Örneğin, Demokratlar’a oy kullanacak olan siyah derililer uzun kuyruklar oluşturdular. Ayrıca, bilgisayarlı makinelerde de hileler yapıldı. Ohio’da bu yasa-dışı kurnazlıklara başvurulmayıp orada Kerry kazansaydı, söz konusu birlikteş devletin toplam yirmi oyu ona eklenecek ve bir sonraki aşamada ancak 266’da kalan Bush’u 271 oyla geride bırakacaktı.

Bundan sonraki dört yıl Amerika’ya ve dünyaya bir ikinci Bush karabasanı yaşattı. Oğul Bush’un zayıf İngilizcesi, akıllara durgunluk veren bilgisizliği, beklenmez derecede ilkelliği ve çocukça aymazlığı olmasaydı, bu yıllar daha da çekilmez olacaktı. Bundan sonraki bölüm ön adı “Dubya” olan Bush’un salaklık örneklerine odaklaşacaktır.

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: