Kaya Ataberk |
Müslümanlar kapitalizm ve laiklik
Ezilen uluslar, Müslüman uluslar Şeriatçılık, kapitalizm ve sol üzerine tartışmaya devam ediyoruz. Şeriatçıların burjuvalıklarını kabullenmelerinin; ilerleyen zamanlarda Türkiye açısından önemli bir kilometre taşı olarak tarihe geçeceğini görmeliyiz. Artık yıllardan beri sürdürülen “mağduriyet” iddialarının pek bir önemi kalmadı. İslamcı burjuvazi alıp başını giderken ve biz hâlâ bizim “sol”a bazı temel gerçekleri anlatmaya çabalarken, ortada hayatın acı gerçekleri akıp gitmeye devam ediyor. Sonuçta bizim açımızdan bazı gerçekler ayan beyan ortada olsa da karşımızda ezilen bir Müslüman milletler coğrafyası var. Bu ezilen Doğu uluslarının bir tanesi de bizim ulusumuz. Ve aslında tartışmanın tam merkezinde bu geniş halk kitleleri bulunuyor. Uluslar ezilmeye ve sömürülmeye devam ediyor. Ezilen uluslar açısından bir şeylerin aydınlanması gerekiyor. Çünkü ortalık toz duman içinde… Hıristiyan Batı ile Müslüman Doğunun kavgası emperyalizm öncesi çağlara damgasını vuran en önemli olaylar dizisi olmuştu. Tüm bir Ortaçağ bu mücadeleyle geçerken, Batı karşısında direnen cephenin başında da Türkler vardı. Bir tarafta gelişmiş, ileri bir Doğu-İslam medeniyeti, diğer tarafta da Batının o geri ve yoksun Haçlı haydutluğu… Günümüzün emperyalizm şartları altında bu tablo doğal olarak haritaları üst üste koyduğumuzda tam oturan bir durumda değil. Haçlı Batı, emperyalizme evrilmiş ve Kuzey Amerika’nın tümünü, Avustralya’yı, Rusya’yı ve hatta Japonya ve Çin’i de içine alarak geniş bir haydutlar cephesi yaratmış bulunuyor. Fakat Haçlılığın bir sonraki aşaması olan sömürgecilik Güney Amerika’yı Hıristiyanlaştırırken köleleştirmiş durumda ve bu topraklar haritanın ezilenler tarafında. Yani tüm Hıristiyanlar ezenler cephesinde yer almıyor... Fakat tabloda ilginç bir durum var. Haritanın Müslümanlar kısmında kalan ülkeler arasında bir tane bile gelişmiş kapitalist ülke yok ve tüm Müslüman uluslar, ezilen uluslar arasında yerini almış bulunuyor. Kuzey Afrika’dan, Orta Asya’ya kadar uzanan bu çok geniş coğrafya tümüyle emperyalizmin tehdidi, hatta kimi yerlerde işgali altında… Bu gerçeklik doğal olarak bizlerden “Bu Müslüman halklar emperyalizmden nasıl kurtulacak” sorusunun çözümünü istiyor. Emperyalizmi yenmek solun temel meselesi olduğuna göre bu soruya cevap vermek de biz devrimcilere düşecektir. Sorun kaçılamayacak, üzerinden atlanamayacak kadar önemli. Mücadelenin niteliği ne olacak? Laiklik neden önemli ve vazgeçilmez? İslamcılığın temel çelişkisi nedir? Kavga kimler arasında şekilleniyor? Tüm bu meseleleri tartışmadan önce gelin önce Şeriatçının durduğu yeri tespit edelim. Kapitalist Şeriatçı, işbirlikçi İslamcı İslamcılık ya da Şeriatçılık Müslüman ulusların başının en büyük belası konumunda… Yakın tarih boyunca İslamcılar, zaman zaman emperyalizme karşı oldukları iddiasıyla çıktılar. Yalnız burada emperyalizme karşıtlık bizim anladığımız gibi değildi. Çok daha farklı bir anlayışın cilası oluyordu. İslamcının temel bakış açısı tarihin de çağımız olaylarının da temelinde yatan çelişkinin “Müslümanlarla kafirler” arasındaki mücadele olduğuydu. Yani bunlar açısından özünde bir milletin ya da bir kesimin ezen-ezilen ilişkilerinde nerede durduğunun çok da bir önemi yoktu. Bizler açısından bu ezen-ezilen ilişkisinin ekonomik, kültürel, siyasal birçok boyutu olabilir. Fakat İslamcının sığ bakış açısında “mazlum” olmak da farklı bir anlama geliyordu. Özünde sadece Şeriat rejimi ile yönetilmeyen bir ülkede yaşayan İslamcının durumunu anlatıyordu. Bunun dışında kalanlar ise tümüyle demagojiden ibaretti. Yani mesele sömürü, ezilme gibi sorunlar değil kadınların başının açık olması, içkinin yasak olmaması, Şeriat hukukunun geçerli olmaması gibi sorunlardı onları açısından… Bu anlamda da cephelerini Batıya karşı döndüklerini iddia ettikleri anlarda dahi esas kavgaları hep kendi ülkelerinin ilericileriyle ve solcularıyla oldu. Yoksa gerisinin bir önemi yoktu. Hatta Şeriatçı “dinsiz-zındık” bulduğu ilericiden ve solcudansa, en azından inançlı(!) olarak gördüğü Haçlı emperyalisti kendisini yakın buldu hep. Hatta onu Obama örneğinde olduğu gibi Müslüman olmakla bile payelendirebildi, propagandasını yapabildi! Müslüman ülkenin toplumsal yapısına baktığımızda da ilginç durumlarla karşılaşırız. Tüm bu ülkelerde sermaye aslında en çok Müslümanlık iddiasında bulunan Şeriatçı burjuvaların elindedir. Bilindiği gibi Türkiye’de de bu dönüşüm en baş döndürücü hızıyla devam ediyor. Çoğu Arap ülkesinde siyasi ve ekonomik sömürü, bu manevi sömürüyle o kadar iç içe geçmiş durumda ki, ülkeyi yöneten şeyh aynı zamanda en zengin adamdır ve de dini liderdir... AKP’nin Şeriatçı faşizminin de Türkiye’yi sürüklediği rejim bundan farklı olmayacak. Aynı zamanda bu ülkelerde iktidardaki Şeriatçı blok ülkenin en işbirlikçi kesimidir. Yani İslamcılık iddiasıyla, Müslüman halk adına söz sahibi olanlar; Hıristiyan Batılıların da en iyi işbirlikçileri, dostlarıdır. Emperyalizmle ittifak içindeler. Ama bir taraftan da halka onunla aynı kaderi paylaştıklarını söyleyecek kadar da ikiyüzlüler. Onlara bakarsak karşılarında dinsizler, kafirler vardır ve bu durumda da Müslüman halk felahı ancak onlara biat ederek bulabilir. İşte ezilen Müslüman ulusun önüne koyulan zehirli yemek de budur… Ulusal Kurtuluş, sosyalizm ve laiklik İslamcıların iddiası, mücadelenin kafirlerle Müslümanlar arasında olduğuydu. Ama bu tez tam bir yanılgıydı. Emperyalizm çağının gerçeğini de tarihin akışını da açıklamaktan acizdi bu tez. Bu anlayış ezilen Müslümanın ezilen kalması dışında bir sonuç vermeyecekti. Birileri de İslam adına onun sömürülmesinden inanılmaz kârlar elde edecekti… Diğer taraftan ezilen Müslüman ulusların kurtuluşları da hep laik ve solcu liderlerle gerçekleşti. Müslüman dünyada da ezilen dünyanın her yerinde olduğu gibi Ulusal Kurtuluş, sosyalizm ve laiklik iç içeydi. Atatürk, Nâsır, Bin Bela, Sukarno ve Arafat’la şekillenen bu çizgi ezilen ulusların kurtuluşu açısından da özel bir önem teşkil etti. Uzun bir zaman sonra Atatürk’le beraber Müslüman ülkeler dünyanın büyük kısmına yeniden önderlik ettiler. İşin en önemli tarafı bu antiemperyalist, solcu liderler arasında en başarılı olanının laiklik üzerinde en kararlı duran Mustafa Kemal Atatürk olmasıydı. Devletçilik ve hakçılık çerçevesinde şekillenen antikapitalist eğilim, milliyetçilikle oluşan antiemperyalist ilkeyle birleşmişti. Bunların tamamlayıcısı olarak laiklik çok önemli bir rol oynamıştı. Padişahı devirerek egemenliği ulusa veren cumhuriyet rejimi, laiklikle gerici ve işbirlikçi rejimin elindeki imkânları almıştı. Gerileşmiş ve atıl toplumsal yapının değişmesinin tek olmazsa olmazı emperyalizmin ve kapitalizmin maddi sömürüsü oradan kaldırılırken, Şeriatçılığın manevi sömürüsünün de ortadan kaldırılıyordu. Her türlü sömürüye karşı durması gereken solun, her türlü eşitsizliğin ortadan kalkması için çalışan bir akımın manevi sömürü ve eşitsizlikle uzlaşması da düşünülemez. Hele bizim gibi ülkelerde bu manevi sömürü emperyalizmin ve kapitalizmin temel dayanağını oluşturuyorsa! İslamcılık sömürgeleşmenin zıddı mı, payandası mı? İslamcı tezler açısından durum daha farklı. Bunlara göre Batı Müslüman halkın karşısına dinsizlikle çıkmıştı. Gerçekten de sömürgeciliğin yarattığı şok etkisinin karşısında oluşan tepkilerden biri de insanların dinlerine, inançlarına sarılmaları oldu. Din eski dönemlerde olduğu gibi toplum yaşamının her katmanını belirleyen bir konuma getirilmek istendi. Burada çözüm arandı. Fakat bunun sonuçları neler olacaktı? Emperyalizm her şeyden önce halkın ulusal özelliklerine saldırıyordu. Artık onu bir ulus olmaktan çıkararak elindeki direniş olanaklarını ortadan kaldırıyordu. Gerçekten de ortada bir ulus kalmadığı zaman ne bir Ulusal Kurtuluş tehlikesi ne de sosyalizm tehdidi kalacaktı Batı için... İslamcılık ise açıkça emperyalizmin bu planının sağlam bir payandasını oluşturdu. Sonuçta bin yıllardır Türk olan bir toplumu, dinsel inanç çerçevesine hapsederseniz alacağınız sonuç ancak ulusun varlığının tehlikeye girmesi olabilirdi. Batı bunu etnikçilikle yapamadığı yerde İslamcılıkla yapmayı başardı. Diğer taraftan da İslamcılık, halkı ortaçağların dinsel düşüncesinin sınırları içerisine hapsetmenin de aracıydı. Emperyalizm çağında ulusal yapılar, çağdaş ulusal kurtuluş savaşları vererek varlıklarını pekiştirirken, Şeriat bunun tam tersine doğru akan bir toplumsal hareketi yarattı. Uluslaşamayan ve çağdaşlaşamayan bir halkın emperyalizmin karşısında hiçbir şansının olmadığını tekrar etmeye bilmem gerek var mı? Sonuçta bugün ABD’yle en çok kavga veren El Kaide ya da İran rejimi gibi İslamcı güçler bile dönüp dolaşıp belli duvarları aşamazlar. Bu direnişlerin hiçbiri Şeriat çerçevesini aşıp ulusal kurtuluşa ve sosyalizme varamaz. Böylece yenilgiye de mahkum olur. Bir alternatif öneremezler. Şeriatçılığın bir yönü de mezhepçiliktir. Bugün Irak’ta savaşan Sünni İslamcı, Şii İslamcıya ABD işgaline duyduğundan daha fazla düşmanlık duyuyor. Iraklı savaşçıların öldürdükleri ABD askeri mi fazladır yoksa diğer mezhepten Arap ve Müslüman kardeşi mi? Bu zeminde çakılıp kalan bir hareketten zafer beklenebilir mi? İşin daha da kötü yanı Şeriatçılığın ya da İslamcılığın hiç de öyle toplumun köklerinden ileri gelen yaklaşımlar olmamasıydı. Emperyalizmden önce tabii ki İslam inancı da vardı, Şeriat yasaları da. Ama “İslamcılık” ya da “Şeriatçılık” gibi akımlar yoktu… Toplum doğal olarak inancı insanların vicdanları çerçevesinde bırakmaya doğru ilerliyordu. İslamcı ideoloji ise bizzat emperyalistlerin eliyle ve desteğiyle oluşturuldu ve desteklendi. Bugün İslamcılıkla uzlaşmaya çalışan “sol”un acıklı durumu bu açıdan daha da kötü görünmüyor mu? Laikliği küçümseyen, laiklik mücadelesini gerekli görmeyen “sol”un sonu hezimetten başka ne olabilir? Sol laik özüne dönmeli Yıllar önce AKP’nin ilk iktidar dönemi başlarken biz de TÜRKSOLU’nun ilk sayılarını çıkarıyorduk. Bu dönemde AKP Şeriatçılıkla Batıcılığı aynı anda ve açıkça savunarak Milli Görüş çizgisinden bir sapma yaşıyordu. Aslına bakılırsa buna bir sapma demek de çok doğru değildi. Erbakan’ın da Milli Görüş’ün de hiçbir zaman Batıyla arasını bozduğu görülmemişti. İlerleyen yıllarda da görülmedi. Yalnız o zaman kadar Amerikancı ve İsrailci özlerini saklamayı bir politika olarak belirlemiş olan Şeriatçılar, AKP’yle beraber artık Batı yanlısı söylemi de sıkılmadan kullanmaya başlamışlardı. Biz bu durumu Şeriatçı hareketin Batıcı özüne geri dönüşü olarak tahlil etmiştik. Bunun karşısında da solun Batıcı Şeriatçılığa karşı kendi ulusal kurtuluşçu, milliyetçi özüne dönmesi gerektiğinin altını çiziyorduk. Aradan geçen zaman içinde Şeriatçı hareket bir dönüşüm daha geçirdi ve bir kez daha aslına rücû etti… Bir önceki sefer işbirlikçiliğini itiraf ederek harekete geçen, Batıcılığı ve Kürtçülüğü açıktan yapmaya başlayan İslamcılar bu kez de artık sömürücü özelliklerinden, kapitalistliklerinden, burjuvalıklarından ve tüketimciliklerinden geri adım atmayacaklarını ilan etmiş durumdalar. Artık Şeriatçılar o sahte eşitlikçiliği de bir kenara atıp dünyadaki yoksulluğu ve eşitsizliği, “Allah öyle istedi, kaderinizi kabullenin” diyerek meşrulaştırmanın yoluna girdiler. Şeriatçının bu yeni öze dönüşü karşısında solun kendisini toplayarak yeniden doğru bir konumlanışa geçebilmesi şart… Şeriatçı sömürücü, kapitalist özüne dönüyorsa, solcu da laik özüne dönmeli. Şeriatçı kapitalizm sömürüsünü sürdürmek için kendi ideolojisinin aygıtlarına sarılıyor. Artık saflar daha bir net. Bir tarafta emperyalizm, Şeriatçı burjuvalar, Kürtçüler konumlanıyor. Bunun karşısında da sosyalizmin laik ve milliyetçi cephesi şekilleniyor. Şimdi en baştaki sorumuza geri dönebiliriz: Ezilen Müslüman halklar ne yapacak? Bu soruya cevabımız açık; Müslüman halkların kurtuluşunun tek yolu tabii ki antiemperyalizmden ve soldan geçiyor. Fakat bu öyle bazılarının sandığı gibi halkın inançlarına “sol”un hitap etmesinden falan geçmiyor. Halkı maddi sömürüden kurtarmak istiyorsak onu ilk önce kafasından sisteme bağlayan manevi sömürüden de kurtarmalıyız. Bu laiklik mücadelesini en önemli bir düzeyden vererek durumu ele almaktan geçiyor. Müslüman halkın kurtuluşu onun laikleşmesinden ve uluslaşmasından geçiyor. Kısacası Müslümanı korumanın yolu İslamcılık değil, laiklik… Hem Şeriatçılara hem de ucube Şeriatçı “sol”a duyurulur!
|