Serap Yeşiltuna |
Kürt açılımının tarihini TÜRKSOLU’ndan okumak
AB’ye uyum yasaları TÜRKSOLU, Kürt meselesiyle ilgili bugüne kadar yazdıklarıyla hep tartışma konusu oldu. Türkiye’nin bölünmeye gittiğini söylerken de, bir Kürt sorunu olmadığını, aksine Kürt istilasıyla karşı karşıya olduğumuzu, bu istilanın boyutlarının federasyonu, Apo’nun affını gündeme getireceğini söylerken de hep eleştirildik. Bazıları bizi faşistlik ve ırkçılıkla, bazıları abartmakla, bazıları paranoyaklıkla, bazıları da “incitici” olmakla suçladı. Ancak son olarak geldiğimiz noktada AKP’nin Kürt açılımı ve Apo’nun yol haritası olarak önümüze konulanlar tam olarak TÜRKSOLU’nun 2002’den beri söylediklerinin bir bir gerçekleşmesidir. 7 yıl geriye gidelim. Hatırlarsak 2002 3 Ağustos’unda TÜSİAD’ın başlattığı AB darbesiyle bölünme yasaları, yani Kürtçe eğitim ve yayın hakkı, idamın kaldırılması gibi yasalar Meclis’ten geçirilmişti ve TÜRKSOLU bunu 3. Meşrutiyet’in ilanı olarak kapağa taşımıştı. Bu, 3. Meşrutiyet’ti çünkü tüm meşrutiyetler Batının dayattığı ıslahatlarla başlayıp parçalanmayla devam etmişti ve bu yeni meşrutiyet de Apo’ya af ve bölünmeyi getirecekti. Başyazarımız Gökçe Fırat şöyle diyordu: “Avrupalıların baskısı ile kurdurulan ilk Meclisi Mebusan Türkiye’nin işgali ile sonuçlanacak yasaları çıkartıyordu, şimdiki Meclisi Mebusan ise Türkiye’yi bölmek için savaşan bir terör örgütüne kurban kestirecek kadar demokratik yasalar çıkartıyor!” (TÜRKSOLU, sayı 10). Gerçekten de Ecevit’li Mesut Yılmaz’lı, Bahçeli’li bu meclis, TÜSİAD’ın da desteğiyle Apo’nun ailesine kurban kestirtecek yasaları Meclis’ten geçirerek, idamı kaldırarak, Kürt kimliğini gündeme taşıyıp yayın ve eğitim hakkını kabul ederek bölünme sürecini başlatmıştı. Aynı yılın Ekim ayında yine kapaktan “Bugün Irak’ta yarın Türkiye’de Kürt devletine Engel Olalım” dedik. Daha ABD’nin Irak saldırısı başlamamıştı ve herkesin “ABD petrol savaşı başlatıyor” çığlıkları attığı bir dönemde bunun Kürt devletini kurmak için başlatılacak bir operasyon olduğunu sadece TÜRKSOLU söylüyordu. Ali Özsoy, 4 Ekim’de Kürt Parlamentosunun toplanmasıyla kukla Kürt devletinin fiilen kurulmuş olduğunu yazmıştı: “Amerika’nın Irak’a karşı açacağı savaş eğer zaferle sonuçlanırsa bunun Saddam’ın devrilmesinden daha önemli bir sonucu ortaya çıkacak. Kukla Kürt devletinin sınırları güneye petrol bölgelerine doğru genişleyecek... Sadece Kuzey Irak’taki Kürtleri değil, İran, Suriye ve Türkiye’de yaşayan Kürtleri de kapsayacağı daha bugünden telaffuz ediliyor... Eğer Türkiye bugün Kürt devletinin kurulmasını engelleyemezse tarihi bir tehlikeyle karşılaşacak. Irak’taki oluşum diğer bölge ülkelerine emperyalistler tarafından emsal olarak dayatılacak.” (TÜRKSOLU, sayı 15)
“Apo acilen asılmalı” dedik! Türk Ordusu ne Kuzey Irak’a müdahale edebildi ne de PKK ile mücadele edebilecek bir strateji geliştirdi. Kısa süre sonra zaten 3 Kasım seçimlerinin ardından AKP iktidara geldi ve Türkiye’nin gelmiş geçmiş en işbirlikçi iktidarı olarak Kürtçülüğün önünü açacak her türlü girişimi başlattı. ABD Irak’a saldırdı, Saddam devrildi ve ne yazık ki koskoca bir Arap ulusunun başına Kürt aşiretler geçirildi. Kerkük’te etnik temizlik başladı, Türkiye’de ise Kürtçülük rüzgarı şiddet artırarak esmeye başlamıştı. Türk Ordusu ise ne PKK ile mücadele edecek ne de Kuzey Irak’a müdahele edecek kararlıktaydı. Uyardık. 2003 Temmuz’unda Gökçe Fırat en açık şekliyle “Türk’ün Ateşle İmtihanı” kapağı ile Türk’ün feryadını dile getirmeye başlamıştı: “Dün dil hakkı bölünme getirmez diyenler, bugün terörü engellemek için terör örgütüne siyasal haklarını verelim noktasına kadar gelmiş durumdalar. Böylece Türk devleti 20 yıl savaştığı terör örgütünü siyasi bir parti olarak kabul etmeye zorlanmaktadır. Ancak bugün parti olarak kabul edilecek bu terör örgütünün yarın bir taraf olarak masaya oturmak isteyeceği bir türlü algılanamamaktadır.” Ve çözüm olarak şunu ortaya koyuyorduk. Türk devleti acil olarak Apo’yu asmalı, Apo’nun siyaset yapmasına engel olmalıydı ve Kuzey Irak’taki askeri varlığını da güçlendirmeliydi. “Aksi halde” demişti Gökçe Fırat “ABD Türkiye’yi Kuzey Irak’tan atacak, Kuzey Irak’taki Kürt devleti resmen ilan edilecek, PKK’nın başı hapisten çıkıp yasal siyasete atılacak, MGK kaldırılacak!” (TÜRKSOLU, sayı 35). Bu dönemde bir gelişme daha yaşandı. ABD, yanlarında Kürt peşmergeleri ile birlikte Süleymaniye’deki Türk karargahını basarak 11 askerimizin başına çuval geçirerek esir aldı. Bunun ABD-AKP ortak operasyonu olduğunu o zaman söylemiştik. Bu olaya tepki verecek ne bir hükümet vardı ne de sesini yükseltecek bir Ordu. Çünkü Türk Ordusu kötünün kötüsünden, yani ABD ile karşı karşıya kalmaktan korkup, kötünün iyisi dedikleri, oysa Türk milletinin felaketi olan ABD ile “müttefikliği” seçmişti. Çuval olayı aslında bir simgeydi, ABD’den dost olmayacağının, ABD-Kürt ittifakının göstergesiydi ve başımıza geçirilecek diğer çuvalların da habercisiydi. Yine uyardık! Diyarbakır Kerkükleşiyordu, uyardık! Sonra “Kerkük’te susan Diyarbakır’da susar” dedik. Bu kapak 22 Ağustos 2003’te Kerkük’te 7 Türkmen kardeşimizin katli ve bu olayı protesto eden Türkmenlerin ABD ve Kürtlerin ateşiyle kurşunlanarak öldürülmesi üzerine hazırlanmıştı ve gerçekten tarihi bir tespitti. Erkin Yurdakul “Yok mu Türk’ü koruyacak” başlıklı yazısında artık Türkiye’nin “kan kaybeden” bir ülke olduğunu söylüyordu. “Kerkük’teki kan kaybı Diyarbakır’da toprak kaybıyla sonuçlanacak bir sürecin sadece başlangıcı. Kerkük’teki türkmen katliamı karşısında susmanın tek bir anlamı var. Diyarbakır’daki toprak kaybı karşısında da susmak!... Gerçekleri ortaya koyalım: Kukla Kürt devleti kurulmuştur. Aynen Sevr’de olduğu biçimiyle büyük Kürdistan, Barzani, Talabani ve Apo’nun ortak hedefidir. ABD bu hedefi ‘dostluk ve müttefiklik’ çerçevesinde desteklemektedir. Apo’nun affına giden süreç ABD tarafından desteklenmektedir... Diyarbakır’da susmamak seçeneği PKK’nın tamamen bitirilmesi amacıyla hareket etmektir. Bunun için Apo’nun affına ve PKK’nın siyasallaşmasına varacak, aynı zamanda Lozan’a karşıt bir Kürt nüfus tanımlamasına yol açacak yasal düzenlemelerin iptal edilmesi gerekmektedir. Apo’nun idam kararının uygulanması pkk terörünün bitirilmesi açısından olmazsa olmaz etkendir. Kerkük ve Diyarbakır’ın hiçbir farkı olmadığı gibi, KDB, KYB ve PKK’nın da hiç bir farkı yoktur. Barzani, Talabani ve Apo aynı derecede ABD uşağı aynı derecede ABD kahramanıdırlar.” (TÜRKSOLU, sayı 38, 01.09.2003). AKP iktidarı Kerkük’te sustu çünkü Diyarbakır’da da susacaktı. Mersin’de de, İstanbul’da da. Kürt istilasının yaşandığı, Kürtlerin Türklere yönelik her türlü saldırısının meşru sayılacağı bir dönemin mimarıydı. Sürekli olarak “demokratikleşme” ve “barış” çağrılarının yinelendiği ama ne hikmetse PKK’nın terör eylemlerini artırdığı bir sürece girdik. Ama bu Güneydoğu ile sınırlı kalmayan artık büyük şehirlere taşan bir stratejiydi. Amaç “tecride son” sloganları ile şehirleri Apo posterleriyle donatarak, Apo’ya af için baskı yapmaktı. Ve sonra “Irak’ta federasyon=Türkiye’de federasyon” kapağıyla çıktık. Saddam’ın devrilişinin ardından Irak’ta nasıl bir federatif yapının kurulacağı, Irak’ın kaç parçaya bölüneceği tartışılıyordu ve TÜRKSOLU bu tartışmanın bir benzerinin -bugün olduğu gibi- Türkiye’de de yaşanacağını söyledi. “Irak’taki direnişin kesilmesi ve Irak’ın parçalanmasının Türkiye açısından yaratacağı fiili durum Türkiye’nin de ikiye bölünmesidir. Kukla Kürt devleti ilk aşamada Irak’ın kuzeyinde bağımsızlık kazanacak ardından da toprak talepleriyle Türkiye’ye doğru genişletilecek. Dolayısıyla Türkiye iki açıdan kıskaca alınıyor. Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani liderliğindeki Kürt devleti ve içerde PKK’nın yoğunlaşan faaliyetleri.” (TÜRKSOLU, sayı 48, 19.01.2004). Yerel seçimlerde Türk barikatını önerdik PKK’nın yoğunlaşan faaliyetleri en başta siyasileşme çabasıydı. 5 yıl öncesinden bahsediyoruz. Yerel seçimlerden önce Gökçe Fırat, DEHAP’a seçimlerde kesinlikle engel olmak gerektiğini söylüyor ve PKK etkisine karşı Türk barikatı kurmayı öneriyordu. “Ne olacağını çok net söyleyebiliriz. Seçimlerin hemen iki ya da üç yıl sonrasında Güneydoğu belediye başkanları liderliğinde Birleşmiş Milletlere kendi kaderini tayin hakkı için başvuracaklar. Bugün Kıbrıs’ta kurulacak sandığın bir benzerinin Kürt halkının kendi kaderini tayini için Güneydoğuda kurulmasını talep edecekler. Böyle bir talebe Türkiye’nin karşı çıkması iki nedenden zor olacak. Bir tarafta güneydeki Kürt devletinin yarattığı ABD Türk savaşı tehdidi, diğer taraftan AB’ye uyum sürecinde demokratikleşme yönünde baskılar. Ve hele hele % 50’yi geçmiş bir AKP ile Kürt bölücülüğü birleştiğinde büyük bir tehlike doğacak!” (TÜRKSOLU, sayı, 51, 08.03.2004). AKP ile Kürt bölücülüğü gerçekten birleşti çok kısa sonra “İtleri salıp taşları bağladılar!” 15 yıl hapis cezasına çarptırılmış DEP milletvekileri Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan serbest bırakıldılar. TÜRKSOLU sayfalarından bir yanda ölen evlatları için ağlayan şehit annelerini diğer yanda da Apo için kurban kesen eli kanlı katillerin fotoğrafını yayınlamıştık. Altında da şunu dedik. “Apo’nun emireri sözde milletvekilleri serbest bırakılıyor. PKK’lı teröristler hala Türk askerini şehit ediyor. Televizyonlardan Kürtçe yayınlar yapılıyor. Ama bu devleti savunacak kurum ve kuruluşların elleri kolları bağlanıyor. Kısaca itleri salıp taşları bağlıyorlar.” Süreç tam da tahmin ettiğimiz gibi ilerliyor, PKK’nın önder kadroları yavaş yavaş affediliyor ve siyaset sahnesindeki yerlerini alıyorlardı. Başyazarımız “Apo Meclis’e” yazısını yazdığında “hadi canım!” diyenlerin sayısı hiç de az değildi. “Dört terörist çıkar çıkmaz Dışişleri Bakanı ile görüştüler. Sonra da Genel Kurmay Başkanı’na ateşkes çağrısı yaptılar. Şimdi sırada 7 ili kapsayan bir ‘yurt gezisi’ programları var. Bunların yaptığını Apo da aynen yapacaktır. Ama onu dışişleri bakanı değil Başbakan karşılar. Bugün Barzani ile Talabani ile hareket edenler, Apo ile hayli hayli eder. O zaman Rum Kürt ittifakı da meclise taşınmış olur. İki yıldır söylüyoruz dilimizde tüy bitti, göreceksiniz Apo Meclis’e de girecek! Çünkü düşman ortada ama devlet yok! Bu terör örgütü ile mücadele etmek benim görevim diyen bir organ hâlâ yok.” (TÜRKSOLU, sayı 58, 14.06.2004). Tayyip’in “Kürt sorunu” çıkışı “Kürt açılımı”nın başlangıcıydı, 4 yıl önce söyledik Terörle mücadele edecek bir organ olmadığı gibi, AKP iktidarı geçen aylar içinde Kürtçülüğü besleyecek her türlü girişimin önünü açtı. Her gün daha fazla şehit cenazesi geliyordu, her gün daha fazla şehir terör saldırısına maruz kalıyordu ve her gün daha fazla özgürlük çığlıkları atılıyordu. İşte bu sürecin sonunda Tayyip’in ünlü 12 Ağustos 2005 Diyarbakır gezisi gerçekleşti. Hani Beşir Atalay’ın da geçtiğimiz hafta gururla anımsattığı, Kürt açılımının başlangıç tarihi. Tayyip’in ilk kez Kürt sorunu söylemiyle ortaya çıktığı bu gezinin ardından TÜRKSOLU olay yaratan sayılarını hazırlamaya başladı. Gökçe Fırat “Kürt sorunu yok Kürt istilası var” diyerek, Tayyip’in Kürt sorunu dayatmasına karşı, Kürt istilasının geldiği boyutun vehametini ortaya koymuştu. Ardından tam da bugün karşı karşıya kaldığımız gibi Tayyip’in terör sorunundan bağımsız bir Kürt sorunu vardır sözünün ne anlama geldiğini ve geleceğini şöyle açıklamıştı: “1- Türkiye’de Kürtlere demokrasi tanınmamıştır. Bu nedenle Kürt sorunu bir demokratikleme sorunudur. 2- Kürtler demokrasi istemektedir. 3- PKK, Kürtler demokrasi istediği için ortaya çıkmıştır. 4- PKK terör uygulamıştır ama bunu da demokratik hakların elde edilmesi için yapmıştır. 5- O halde PKK terörünü ortadan kaldırmanın yolu açıktır: Devlet teröre engel olmak için demokratikleşecek, PKK ise demokratikleşmenin önünü açmak için terörü bırakacaktır. 6- Böylelikle Demokratik Cumhuriyet’e gidilecektir. 7- Terörden vazgeçmiş bir terör örgütüne siyaset yolu açmak, onun bir daha teröre başvurmasına engel olacak bir yöntemdir. Bu nedenle PKK’ya siyasi af çıkarılacaktır. 8- PKK terörden vazgeçip siyaset yapacağına göre, PKK’ya bağlı militan güçleri yatıştırmak için bu örgütün elebaşısı da hapisten çıkarılabilir, yani Apo affedilebilir. 9- Böylelikle Türkiye gücünü kanıtlamış olur. Terör örgütünü terörden vazgeçirmiş olur! Başbakan’ın Türkiye’yi getireceği yer tam da burasıdır. Başbakan, çok açık bir şekilde PKK’yı siyasallaştırmaya ve Apo’yu hapisten çıkarmaya çalışmaktadır.” (TÜRKSOLU, sayı 89, 29.08.2005). Gazetelerde şimdiden yayınlanmaya başlanan Apo’nun 15 Ağustos’ta açıklayacağı 10 maddelik plana ne kadar da benziyor değil mi! Sonrası malum, Tayyip’in “Kürt sorunu açılımı” çok kısa süre içinde Türkiye’yi bir Kürtler Vadisi’ne dönüştürüverdi. TÜRKSOLU Mart 2006’da Kurtlar Vadisi Irak’ın ardından “Tüm kirli bağlantılarıyla, Kürt mafyasıyla, meclisteki siysileriyle, terör örgütüyle, Aposuyla, avukatlarıyla, iç hesaplaşmalarıyla, emperyalist destekçileriyle, tecavüzleriyle, eroin kaçakçılarıyla, gerçek mafya, gerçek şiddet, gerçek terörü” gözler önüne serdi. Kürtler Vadisi Türkiye karşımızdaydı. Süreç kanlı Nevruz kutlamalarıyla, şehit cenazeleriyle, şehirlerde estirilen terörle artarak devam etti. PKK’nın Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğu kentlerinde başlattığı ayaklanmaya Tayyip’in cevabı bu kez de “masa” oldu. Masa çağrısı muhatabını buldu ve PKK sadece masada değil artık meclisteydi. Gerisi malum. Kürtçe yayın ve eğitim hakkı TRT Kürtçeyle, idamın kaldırılması ise Apo’nun artık siyasi bir lider olarak kabul edilmesi, muhatap olarak alınmasıyla son buldu. 2002’den beri TÜRKSOLU yaptığı tüm tespitlerde -ne acıdır ki- haklı çıktı. Ancak biz daha fazla haklı çıkmak istemiyoruz! Bunun sonu federasyon olacaksa, bölünme olacaksa ve kendi öz yurdumuzda azınlık durumuna düşeceksek, daha fazla haklı çıkmak istemiyoruz! Bu tahammül edilmez seçeneklere karşı Türk milletinin örgütlenmek dışında bir seçeneği kalmamıştır, tekrar hatırlatalım!
|