03.08.2009/Sayı:247
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Mustafa İzberk

Kâzım Mirşan “Ata”-II

“Türklerden önce Avrupa’da yazı yazmasını bilen bir halk yoktu. Bunu şu yazıtlar kanıtlıyor: Vinça-Tartaria Yazıtları M Ö 5300, (...) Skandinavya Yazıtları, (...) Glozel Yazıtları, S. Reinach’a göre M. Ö. 5000, (...) Val Camonica Yazıtları, (...) İsviçre Yazıtları, (...) Etrüsk Yazıtları, (...) Proto Grek (pelasg, M. İ.) yazıtları, (...) çıktı. Bunlar da Türkçe”. sf. 12 (K. M. “Yemen Yazıtları”, Türk Dünyası Tarih, Aralık 2008, İstanbul.)

“Görülüyor ki, Prototürklerin dini ‘tabiatın yorumu’ anlamındadır. Burada batıl inançlar yer almıyor. Kişiler bu dünyada TURUM-ARA’da (hayat ortamında) yaşadıkları kadar, öbür dünyaya da TURUM-ARA şartları içinde ulaşacaklardır.” sf.9

“Türükler, yazı yazmaya başlamadan önceleri bile, İSİG’lerini (inançlarını) sıntaşlar aracılığı ile belirtmiş bulunuyorlar. Bilhassa Abakan steplerinde toplanan QT-QZ (yakmayla ruhun kozmosa geçmesi, M. İ. ) sıntaşlarına göre, (...) QT-QZ’lar öbür dünyaya inanmış bulunuyorlar(...)”. sf. 11

“Gördük ki, türükler bütün inançlarını astrofizik biliminin verilerine dayandırmış bulunuyorlar. Fakat, onlar bu bilimi nereden elde ettiler?

Bunun en basit cevabı Türklerin de peygamberleri bulunduğudur”. sf. 31

(K. M., “Dinlerin Gelişimi”, Erken Türk Dininden doğan Dinler, MMBy. 1998, Bodrum.)

“Meselâ Camporeale’yi (İtalyan Pröfesör, M. İ.) alalım; şimdiye kadar bilinen şey; Camporeale bu Mısır hiyerogliflerini çözdü şeklindeydi. Fakat adamcağızın kendisi ‘Ben çözdüm’ demiyor. (...) ‘Efendim ben Mısır Yazılarıyla bazı Roma isimlerini okudum’ diyor. ‘Deşifre ettim’ demiyor, çünkü tek bir söz, Caporeak manalı bir söz okuyamamış”. sf. 115

“Bu tamgalar (yazı imleri, M. İ.), zamanla dil değiştikçe gelişmiş, nihayet alfabeler meydana gelmiş, o tamgalar harf anlamında kullanılmaya başlanmış.

Şimdi, bütün dünyadaki alfabeleri bu tamgalardan çıktığına göre, benim kanaatim Mısır alfabesi de bunun dışında kalamaz. Ve ben orada bir sürü tamga şekli gördüm; tamga şekli görünce otomatikman dedim ki dur bakalım, bu tamgalarla bir şey okunabiliyor mu onu araştırdım”. sf. 117

“Uygur yazısının runik yazıdan çıktığını gösteren bir çalışmam var burada; bu çok önemli, Uygur yazısını normal olarak Yahudilerden aldığımız iddiası var ortalıkta. şimdi ilk defa ben bunu gösteriyorum ki, Uygur yazısı Türk runik yazısından çıkmıştır”. sf. 138

“Şimdi, ‘Altaylar’da şehir yok’ diyor. (...) Abakan Sarayı var (...) orada devlet kurmuş, Serence. (...) sonra Urkun boluk. (...) Birde Karabalsagun şehrivar.

Dört şehri saydım mı o söylediği mıntıkada? M. Ö. 8’inci yüzyılda Avrupa’da bir tek isim saysın bana (...) yani bir şehir ismi (...) Biz yerleşiktik. Avrupalılar göçebeydi (...)”. sf.159

“Ural dağlarına gittiği zaman (Önce Binbaşı, tarihçi, M. İ.) diyor ki, işte

‘Ben Ural Dağlar’ında anıt diktim, bu ölen şehitlerin, askerlerin (...) ve Tanrı’yı burada haberdar ettim’ diyor. (...) Bu bana gösteriyor ki tek Tanrı (...) biz tek Tanrılı bir dinle karşı karşıyayız”. sf. 162

“Şimdi efendim, benim bütün söyleyeceklerim yazılı belgelere dayanıyor, hiçbir şeyin teorisini kurmuyorum. yazıları okuyorum, ve burada olan şeyleri bazen anlaşılır hâle sokmak için ufak tefek izahatta bulunuyorum. (...)

Türkler çok büyük bir medeniyet kurmuşlar. Benim ‘Sölgentaş Mağrası’ diye bir kitabım var, o 16 000 yıl önce karbon testi yapılmaş olan bir tarihten başlıyor, bizim Türk Medeniyeti. (...)

Türklerin yazısı çok eskiye dayanır. Bütün alfabetijk yazılar, Türk Yazısı’nın bir gelişime şeklidir dünyadaki. Buna göre Türkler, ilk medeniyet tohumlarını Avrupa’daki ve Asya’daki-İlk önce-medeniyet tohumlarını atmış bir millettir”. sf. 186

“Etrüskler alfabe üzerinde çalışmış bir halk. bir de Türklerde var. Orta-Asya’da alfabe üzerinde çalışmış, Türk alfabesi var. Bunun dışında dünyada hiçbir millet, alfabe üzerinde çalışmamış. Etrüskler dışında ve Türkler dışında (...)

Böyle bir halkın alfabeyi, alfabe üzerinde çalışmamış olan halklardan kopya etmiş olması, bir defa bu iddia oldukça saçma bir iddia oluyor.” sf. 188

“Sibirya yazıtları daha okunmamışken çin heyeti gitti oraya bunların raporunda ‘bu yazılar en azından 3000 yıllıktır’ dediler. Ondan sonra bunların Türkçe olduğu anlaşılınca Radloff’ Milattan sonra 648’ diye diye indirdi 3000 yılından”. sf. 285

(Hulki Cevizoğlu “Tarih Türklerde Başlar”, Ceviz Kabuğu y. 2002, Ankara)-tartışma izlencesinden Mirşan’ın sözlerinden birkaçı alıntılanmıştır.

Okurlarım yazılarımı bilirler, her süre onları yalnız “o yazıya özgü” bir kurgu bağlamında geliştiririm. Bu yazı için de aynı yöntemi düşünmüştüm. Yazı çok çok değerli kişiliğin tanıtılması konusundaydı.. Öyleyse ne yapmalıydım! Kişiyi, yaşam öyküsüyle bg. değil saltık düşünceleri, savları, birikimleri, edimleri, yapıtlarıyla tanıtmak... Nedir ki, yazıyı böylece götürürken, bir anda şu “yaşamımız ona adak Türkiyemiz’in günümüzdeki gerçekleri beni uyandırıverdi, bütün düşün ürünlerinden sonra kendi yorumumu katmazsam bir nenler eksik kalacaktı... Demem o, bu büyük adam niçin toplumca tanınmamıştı bugüne değin? Tam, 1960’lı yıllardan bu yana kendisini, “Türk Dili”nin 17 000 yıllık yazıtlarını çözmeye, onları Türkçe olarak okuyabilmeye adamış, bu olanaksız işi de başarabilmiş, bunun ürünlerini en son bildiğim 48 kitap/kitapçıkta kamuya duyurabilmeye girişmiş bir kişiden söz ediyordum. Önce şunu düşünmüştüm: böylesine önemli bir kişiliği, devlet/özel kesim her yığda9 (Ar. fırsat) duyurmuştur topluma-uygar bir ülkeye böylesi yakışır-... Örneğin, bir ansiklopedide de yeri vardır.. isteyen bakar oraya.. benim ayrıca yazmam gerekmez. Yazı yalnızca o’nun sözlerinden oluşmalı, başlığı da ‘kendisinin adı’... Söylediğim gibi giderken, yazının tam ortasında içime kuşku düştü, küçük bir denetleme: Kitaplığımdaki -bir süreler İtalya’da basılmış, gemiler dolusu getirilip günlük (İt. gazete) eki olarak verilmiş- ‘büyük büyük’ ansiklopedinin yapraklarını açtım. Ne görsem iyi? Bu değerli kişinin adını bulacağım satırda bir başka nen yok mu?

“Mirsen, (...) bir izomer, çeşitli doğal esanlarda (limonotu), şerbetçiotu) bulunur”!!!

Buz gibi oldum, kurgum bir anda çöktü. Tanıtacağım kişi, yeryuvarı’nın en eski, üstelik bugün de yaşayan dili Türkçe’nin ‘Runik’ (kazıma) yazısının, yaşı 17 000 olan belirttiğim gibi, bugüne değin hiç kimsece okunamadığı için -yalnızca 20. yy’da Orhun örneği, Yenisey örneği son, birtakım taşları okunabilmiş- bu binlerce yıl içinde unutulmuş olan Türkçe’nin o çağlardaki yapısını ilk kez çözüp yazıtları okumasıyla bir yeryüzü tanığı (Ar. mucize) olan bu kişi (Bir de dilli

-Rozetta taşı- yazıt yardımıyla, o da ancak birkaç firavun adını okuyabilmiş ünlü mü ünlü Champollion’u düşünün) için devlet bir onur ödülü, sanı düşünmüş müydü? Üniversiteler onursal (av. Fahri) profesör sanı vermişler miydi? Okyanuslar ötesi üniversiteler profesörlük önerdiler.. O ‘türkbükü’ köyüne kapanıp yaşam boyu üretmeyi yeğledi. Unesco’nun bu kişilikten, yaptığı işten bir olmuş muydu? Yazıtların günümüzdeki üyeleri devletlerden birer ilgi belirtisi görünmüş müydü?.. bg. bg...

Sanmıyorum, bize dönelim, özel kesimi belirttik, büyük uygarlığımız binlerce yıl sonra işte bu durumdaydı...

Bu özgün kişili k-sayı ile belirtirsek-neler yapmıştı: Avrasya’da toplam 430 olmak üzere, bugüne değin hiçbir dilde okunamamış 600 yazıtı Ön-Türkçe olarak okumuştu (Tarcan, 2003) -Asya’da 62 yazıt, Anadolu’da 25 yazıt-. Bunlara 182 Mısır yazıtı (Hiyeroglif), 67 İskandinavya yazıtını bir de geçen yıl yayımladığı 20 Yemen yazıtını katabiliriz. Özünde bu bilim kişisi okumalarını bugün 90 yaşında da sürdürmekte bu yüzden kesin sayı vermek güç...

Başka bir değerler dizisi: Bu koca kişinin bildiği diller: Kazakça, Uygurca, Tatarca, Tarançca, Kırgızca, Kaşgarca, Azerice, Oğuzca artı iki Türk ölü lehçesi, anadili Türkmenliçe*. Ayrıca üç Avrupa dilini bilmesi dışında Çince, Sanskiritçe, ile Eski Grekçe, Latinceye yakınlığı var.** 4 Temmuz 1919’da ‘İçki Türkistan’ın Qulca boluğunda (Far, kent) Mir (Emir, M. İ.) Abbas oğlu olarak doğar. Bu topraklar Çin ele geçirmesinde.

- Doğal ki, bu “okuyabilme” ediminin nedeni O’nun kişi üstü çalışması, istemi olduğu denli bütün bu saydığımız eskil, çağdaş dilleri bilmesidir. Yeryüzünde hepsini bilen bir bilim kişisinin günümüze değin çıkmamış olması bu okuma işini geciktirmiştir.

Olgunun bir başka yüzü de var: O’nun böylesine bir dev iş için donanmış, bu dilleri öğrenmesinde Türkiye devletinin hiç bir katkısı olmamıştır10, olamazdı da. O bu ulusa Tanrı’nın bir bağışıdır. Bizler O’nu yüğürü (Av. hazır) bulmuşuzdur. Belki bunun içindir, devletlilerin bu denli ilgisizliği Yeryuvarı adamına. Eğer bir takım sömürge politikalarına tutsak olmamışsalar...

- Xeygen’de Çince, İngilizce de öğretilen Rusça eğitim yapan okulundan sonra 1935’te İstanbul’a gelir (Boğaziçi Lisesi), II, Paylaşım Savaşı nedeniyle eğitimi 1942-1947 yıllarında (İTÜ) ile (Berlin TH) yine (İTÜ) arasında geçer, inşaat mühedisi olur. (Mirşan, 1983)

Uğraşı alanında bir takım başarıları, fizik kuramları (Fr. teori) yanında, özgün gökbilimsel kuramları ile ölçümlemeleri, kitapları-İng. Alm.-vardır.

Gelelim gene günümüze, Yeryuvarı’nın “bin yılları aydınlatan bir uygarlıkta” işitli11 (Ar. haberli) olmasını sağlayan bu tansık kişi, devletle, bilim çevreleriyle olan ilişkilerine değinmemiştir. Bunları öğrenmek için bkz. Tarcan, 1998.

Bütün bu savaşımın içinde benim de yapacağım bir nenler olmalıydı. Yaptım. 10 yıl çalışıp bir kitap ortaya koydum, çalışmalarımı daha da sürdürüyorum. İlk adımda ise bir nen yaptım.. O’na “Ata” sanını değer gördüm, kim olarak? Hangi yetkiyle, adcılıkla (Ar. temsil)? Ulusu adcılık yetkim yoktu, devleti hiç yok. Hiçbir yetkiyle, yalnızca ‘sokaktaki adam’ kimliğimle, beni bağışlamıştır umarım, çok yaşa Kâzım Mirşan “Ata”..... Hepimizi de bağışla.

Ek: Yazımı bitirdiğim bugün bir beklemediğim işiti (Ar. haber) aldım: Kâzım Mirşan, kengerce (AR. Sümerce) çivi yazıtlarını12 Ön-Türkçe olarak okumuştu. 19 kil tablacık yazısını Türkçe olarak okuyabiliyorduk aşağıdaki dergide:

(Kâzım Mirşan, “Sümer yazıtları”, Türk dünyası tarih” dergisi, TDAVy. s. 257, 2008 ist.)

“Bilinmeyen bir dilde yazılan yazıları okuma olasılığı yoktur. Buna göre eğer Sümerce bilinmeyen dil ise, Sümerce yazıtları da okuma olanağımız yoktur. Batılılar daima bu hataya düşmüş bulunuyorlar”. sf.50

“Asıl konumuza gelince, ben Sümer yazıtlarını deşifre (çözme, M. İ.) etmek için Ugarit Yazıtları’ndan yola çıktım. Bu arada okuduğum yazıt çeşidinin pek çok olması da bana geniş çapta yardımcı oldu”. sf. 511


* Sibirya kökenli. (Cevizoğlu, 2002)

** Turgay Tüfekçi, 14’ün üzerinde dil bildiğini belirtmiştir. (Cevizoğlu, 2002, sf. 106)

9- Fırsat: yıg, A. Caferoğlu, “Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü’nden.

10- Hazır: Yügerü, A. Caferoğlu, “EskiUygur Türkçesi Sözlüğü’nden yararlandım.

11- Haberli: işitli, Y. H. Hâcip, “Kutadu Bilig”den yararlandım.

Bir süredir, türtimlerime eskil Türkçe’den kimi alıntıları da katıyorum. buna özellikle kökdeyişlerimiz için gereksinmemiz olduğunu düşünüyorum. En az 1000 yıldır dedelerimizin bırakıp, unuttukları öz mü öz türkçe sözcüklere elimizi uzatmamız gerektiği görüşündeyim.

11- Bilindiği üzere Kenger (Sümer) çivi yazısı, onu izleyen yazılara ve (Ar. sahip Akkat, Sami dilleri, sözcükleriyle okunabiliyor, sonra Almanca, İngilizce’ye (...) çevriliyordu. Bildiğimiz bütün kenger yazıları, belgeler, destanlar bg. böyle çevrilmişti.

Mirşan il kez kenger’in öz dili “Türkçe’yle doğrudan okuyor yazıtları... Bütün Avrasya/Afrika yazıtlarını-çözdüğü-okuduğu gibi...

Ulra (Fr. adres: PK 29 Bodrum, tel: 0 252-377 51 31, Fa: 0 252-377 53 61

e_ileti: kazimmirsan@.ttnet.net.tr,

ağarası: (İng. İnternet):

http://www.geocities.com/kazimmirsan/


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: