03.08.2009/Sayı:247
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer


TKP’den inanılmaz Küba gafı

Moncada Kışlası

Moncada Kışlası

26 Temmuz 2009. Yer Kadıköy meydanı. Bir konser platformu ve etrafa asılmış TKP bayrakları...

Ne oluyor diye meraklanıyoruz. Bayram değil seyran değil TKP niye Kadıköy’de miting yapıyor? Gerçi arkadaşlar başka bir yerde miting yapamıyorlar ama olsun biz yine de meraklanıyoruz.

Ertesi gün gazetelerde bir haber: “TKP Küba Devrimi’nin 50. Yıldönümünü kutladı.”

Allah Allah. İyi de niye 26 Temmuz?

Bu mevsimde iyi şenlik olur diye herhalde. Ne de olsa 2009 yılı Küba Devrimi’nin yıl olarak 50. Yıldönümüne tekabül ediyor ya, istedikleri bir günde kutlayabileceklerini düşünmüşler.

Sesler ve Düşler, Bulutsuzluk Özlemi gibi müzik grupları ve İlkay Akkaya gibi sanatçılar mitinge katılıp kitleyi coşturmuşlar.

TKP’nin genç genel başkanı Erkan Baş, Küba Devrimi’nin Küba halkı açısından tartışılmaz kazanımları yanında, tüm dünya halkları için, ABD emperyalizminin yenilmez olmadığını kanıtlaması nedeniyle, oldukça büyük önem taşıdığını ve 11 milyonluk Küba karşısında, emperyalist ABD’nin cüceleştiğini ifade ederek, Türkiye’de de TKP’nin ve Türkiye halkının ABD’ye karşı mücadele vermekteki kararlılığını vurgulamış.

Şenliğe Küba’nın Ankara Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal ile birlikte Küba Komünist Partisi temsilcileri de katılmış.

İşin bizim açımızdan garip olan noktası ise şenliğin düzenlendiği tarih. 26 Temmuz, şüphesiz ki, hem Küba açısından hem de dünya tarihi açısından tarihi bir gün ve hepimiz biliyoruz ki, başında Fidel Castro’nun bulunduğu ve Küba Devrimi’ni gerçekleştiren örgütün adı da 26 Temmuz Hareketi.

Ancak yine de bu işte bir gariplik var. Yoksa bizim her şeyi bilen TKP’lilerimiz Küba Devrimi’nin 26 Temmuz’da yapıldığını mı zannediyorlar? Şayet öyleyse, bu onlar için affedilmez bir hata olarak tarihe geçecek demektir. TKP’lilerin öğrenmesine kolaylık olması açısından kısa bir tarih dersi verelim.

26 Temmuz 1953 tarihi TKP’liler için ne ifade ediyor bilemeyiz ama Küba Devrimi için başlangıç noktasıdır. Çünkü 56 yıl önce başında Fidel Castro’nun bulunduğu 165 devrimci, Küba’nın Santiago kenti yakınlarındaki Moncada askeri kışlasına yönelik bir harekât düzenlemiş ve Küba’da devrim ateşini yakmışlardı. Baskın başarısızlığa uğramasına rağmen Küba tarihi için bir dönüm noktasıdır. Çünkü devrimin patlamasına henüz altı yıl olmasına rağmen fitil bir kere ateşlenmiştir.

Moncada Baskını başarısızlıkla sonuçlanmış ve aralarında Fidel Castro’nun da bulunduğu bir grup devrimci de tutuklanmıştı. Hatta o tutuklama sonrasında çıkarıldığı mahkemede Fidel “Tarih beni aklayacaktır” diyerek bir kez daha tarihe geçmişti. Fidel için bundan sonra sürgün hayatı başlıyordu. Fidel’i serbest bırakan Batista yönetimi onu sürgüne gönderdi. Meksika’ya giden Fidel, burada daha sonra adını dünya devrim tarihine Che olarak yazdıracak olan Ernesto Guevara ile tanıştı. Fidel’in Küba’ya yeniden dönüşü ise Aralık 1956’da Granma yatıyla olacaktı.

Aralarında Fidel ve Che’nin de bulunduğu 82 devrimci 1956 yılında başlattıkları gerilla mücadelesini 1 Ocak 1959 yılında başkent Havana’ya girerek başarıya ulaştırdılar.

Demek ki neymiş? 26 Temmuz, Küba devrimci hareketinin çıkış günüymüş. TKP’lilerin kutlamaya niyetlendikleri Küba Devrimi’nin yıldönümü ise 1 Ocak. TKP’liler yaklaşık 8 ay kadar geç kalmışlar ama olsun. En azından yılı tutturmaları bile büyük başarı. Ha arkadaşlar diyebilirler ki, biz Küba Devrimi’nin değil Moncada Baskını’nın yıldönümünü kutladık. O zaman onlara küçük bir de matematik dersi. Zor değil, dört işlemden biri olan çıkarma. 2009’dan 1953’ü çıkarırsan geriye 56 kalır. Yani kutlamaları gereken günün 50. değil 56. yıldönümü.

Ne demişler bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp. Yardımcı olabildiysek ne mutlu bize.


Elde var sıfır

Gelinen son aşamada herkes Apo’nun neler yumurtlayacağına kilitlenmişken bir tarafkan da AKP’nin müthiş icadı olan “Üçlü Mekanizma” toplantısı gerçekleştirildi.Geçtiğimiz hafta Kürt meselesi ile ilgili oldukça yoğun geçti. Hükümetinden muhalefetine, DTP’sinden “akil” adamlarına kadar pek çok kesim birbiri ardına yol haritaları açıkladılar. Gelinen son aşamada herkes Apo’nun neler yumurtlayacağına kilitlenmişken bir tarafkan da AKP’nin müthiş icadı olan “Üçlü Mekanizma” toplantısı gerçekleştirildi.

Toplantıya Irak’tan Ulusal Güvenlikten Sorumlu Bakanı Şirvan El Vaili başkanlığındaki bir heyet katıldı. Heyette bir Kürt yetkili de yer aldı. Toplantıda ABD’yi ise Irak Çokuluslu Gücü Komutan Yardımcısı Steven Hummer temsil etti. Toplantıya Atalay’ın yanısıra İçişleri, Dışişleri ve Genelkurmay yetkilileri de katıldı.

İlk ortaya atıldığı dönemde üçlü mekanizma oldukça tartışılmış ve ne işe yarayacağı merak edilmişti. Sahi üçlü mekanizmanın ilk iki toplantısıyla ilgili olarak aklında bir şey kalan var mı? Gerçek şu ki, söz konusu üçlü mekanizmanın ilk iki toplantısından elle tutulur hiçbir netice çıkmadı. Biz zaten bu uygulamadan herhangi bir yarar beklemiyorduk ama bugüne kadar bekleyenler de avuçlarını yalamış durumdalar.

Çünkü ilk iki toplantıdan sonra kamuoyuna açıklanan şey şuydu; Türkiye ve Irak PKK’ya karşı ortaklaşa etkin bir çaba gösterecek ve ABD de abileri olarak bu iki ülkeye başta istihbarat olmak üzere elinden gelen yardımı yapacaktı.

Peki, üçüncü toplantıdan çıkan sonuç ne? “Toplantıda 11 Nisan 2009 da Irak’ta yapılan üçlü mekanizma toplantısının ardından yaşanan gelişmeler terör örgütü PKK ile mücadeleye yönelik atılacak ortak adımlar ve Irak’ın kuzeyinden kaynaklanan terörist hareketlerin önlenmesine ilişkin tedbirler ele alındı.” denildi. Yine Türkiye’nin somut adımlar atılması için nasıl çaba harcadığından bahsedildi. Iraklılar, Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesinde ellerinden gelen herşeyi yaptıklarını söylediler. Hatta Iraklı yetkili Şirvan El Vaili, sanki dalga geçer gibi çok ciddi bir çaba içerisinde olduklarından falan bahsetmiş.

AKP’nin propagandası bir yana “derin” Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bile bu mekanizmanın bir oyalamacadan ibaret olduğunu itiraf etti. Davutoğlu konu ile ilgili yaptığı değerlendirmede şöyle dedi: “Bütün taraflarla tam işbirliği içinde ama aynı zamanda altını çizerek söylüyorum etkin bir eylem planı çerçevesinde faaliyet içinde bulunmaya hazırız. Artık bu toplantılarda tarflar karşılıklı görüşlerini dile getirmemeli, ki bu da korunmalı, ama onun ötesinde netice alıcı terör tehdidini ortadan kaldırıcı ortak işbirliği çerçevesinin tutulması büyük önem taşımaktadır.”

Anlaşılan o ki, Davutoğlu bile ABD’nin ve Irak’taki işbirlikçilerin oyalayıcı tavrından sıkılmış durumda. Model ortaklarından artık boş lafı bırakıp biraz harekete geçmelerini istiyor.

Davutoğlu’nun yukarıdaki açıklamaları AKP’nin ABD güdümlü terörü bitirme çabalarının sonuçsuz kalcağının en büyük göstergesi olarak tarihe düşülmüş bir not oldu. Türkiye eğer gerçekten PKK belasından kurtulmak istiyorsa, terörün kaynağı olan ABD’yi bir tarafa bırakıp kendi sorununu kendisinin çözmesine yönelik bir yola girmesi gerekiyor.


TSK’dan türban, din subayı ve DTP açılımları

22. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Arif Çetin Gülyazı, Jandarma Sınır Alay Komutanı Jandarma Albay Haydar Kaya, Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Jandarma Kurmay Albay Faruk Bal, 25 Temmuz’da Beytüşşabap ilçesine bağlı Günyüzü köyü bölgesinde öldürülen Necman Ölmez ve Ferhat Ediş’in ailelerini Uludere Andaç köyüne giderek ziyaret etti. Geçtiğimiz hafta TSK’yla ilgili medyada üst üste ilginç haberler yayınlandı. Bunlardan birisi Ordu’daki rütbelerin değiştirilmesi ile ilgiliydi. Bazı rütbelerin isimlerininin değiştirileceği ve bazı rütbelerin de kaldırılacağı ile ilgili haberler epey yankı uyandırdı ve tartışılmaya başlandı. Hattâ Şeriatçı Vakit o kadar ileri gitti ki, değiştirileceği iddia edilen rütbelerin yeni isimlerinin Arapça olmasını bile önerdi. Ancak Genelkurmay Başkanlığı yayımladığı bir açıklamayla TSK bünyesinde rütbelerle ilgili herhangi bir çalışma bulunmadığını kamuoyuna duyurdu.

Yine geçtiğimiz hafta Harp Akademileri Komutanlığı’nın 2008-2009 eğitim ve öğretim yılı mezuniyet töreni ile ilgili haberler yer aldı. Bu haberlerde öne çıkarılan şeyse Harp Akademileri komutanlığına ilk kez türbanlı bir kadının alınmasıydı. Başta Gül ve Tayyip olmak üzere sivil ve askeri erkanın tam kadro katıldığı Maslak’taki Harp Oyunu ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende 30’u dost ve müttefik ülkelerden olmak üzere 184 kişiye diploma ve sertifikaları verildi. Tören sırasında salonda bulunan izleyicilerin arasındaki türbanlı kadınlar doğal olarak dikkat çekti. Bugüne kadar irticayı simgeleyen şeylere karşı yoğun önlemler alınırken Harp Akademileri’ndeki görüntü doğal olarak şaşırttı. Yine medyada yer alan haberlerden türbanlı kadınların müttefik ülkelerden gelen öğrencilerin yakınları olduğu öğrenildi. Ancak bugüne kadar bu kuralı sıkı bir biçimde uygulayan Ordu’nun sırf müttefiklikten ya da misafirperverlikten türbana izin vermesi de pek akla yatmıyor doğrusu.

Yine geçtiğimiz hafta yandaş medyada yer alan bir haber Şeriatçıları oldukça sevindirdi. Sabah gazetesinin haberine göre Türk Silahlı Kuvvetleri, askeri liselerde ders vermek üzere iki ilahiyat mezunu öğretmeni bünyesine katacakmış. Sabah’ta yer alan haber özetle şöyle: “Kara Kuvvetleri Komutanlığı, çeşitli branşlarda muvazzaf ve sözleşmeli subay alacağını duyurdu. 300 subayın istihdamı kapsamında askeri liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi vermesi için iki ilahiyat fakültesi mezunu öğretmen de TSK bünyesine girecek. Askeri liselerde daha önce dışarıdan gelen öğretmenler bu dersi veriyordu. İlahiyat Fakültesi kökenli subay öğretmenler askeri okulda görevlendirilmeden önce intibak eğitimine tabi tutulacak. TSK’nın bu kararla, ileride komuta kademesinde görev alacak personelin temel din bilgilerini sağlamlaştırmayı ve duru bilgiyle donatmayı hedeflediği belirtildi. TSK’nın istihdam edeceği Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri, İzmir Maltepe, İstanbul Kuleli askeri liselerinde görev yapacak. Öğretmen kadrosuna alınacak ilahiyat mezunu öğretmen adayları 6 aylık subaylık eğitimi alacak. TSK’nın bu kararla ileride komuta kademesinde görev alacak personelin temel din bilgilerini akademik düzeyde geliştirmeyi hedeflediği belirtildi. İlahiyatçı subaylar, TSK’nın askeri lojman ve sosyal tesislerinden, Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun (OYAK) borç verme, konut kredisi kullanma gibi imkânlarından ve TSK’nın sağlık hizmetlerinden yararlanma haklarına sahip olacak.”

Bu habere de en çok sevinen kesim hiç şüphesiz Vakitçiler olmuştur. Adamlar yıllardır “Orduya din subayı alınsın” deyip duruyorlardı, sonunda bu da gerçekleşiyor. Aman canım iki ilahiyatçıdan ne olur ki demeyin sakın. Böyle şeyler bir-iki taneyle başlar. Sonra bir bakarsınız etrafınızda onlardan başka hiçbir şey göremiyorsunuz.

Son olarak İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Kürt açılımı ile ilgili “sürece herkes katkıda bulunsun” sözlerini söylediği saatlerde bir Tuğgeneral ve iki Albay, geçtiğimiz hafta Şırnak’ta öldürülen iki DTP’linin ailesini ziyaret ediyordu.

22. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Arif Çetin Gülyazı, Jandarma Sınır Alay Komutanı Jandarma Albay Haydar Kaya, Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Jandarma Kurmay Albay Faruk Bal, 25 Temmuz’da Beytüşşabap ilçesine bağlı Günyüzü köyü bölgesinde öldürülen Necman Ölmez ve Ferhat Ediş’in ailelerini Uludere Andaç köyüne giderek ziyaret etti.

Bugüne kadar türbanlılarla DTP’lilerin bulunduğu ortamda bile bulunmamaya dikkat eden askerlerin geçtiğimiz hafta peşpeşe yaptıkları açılımlar kafalarda soru işaretleri yarattı. Hatırlarsanız sırf DTP meclise girdi diye meclisi boykot eden askerlerin boykotu Obama’nın mecliste yaptığı konuşmada kırılmıştı. Son açılımlar da gösteriyor ki kırılmanın boyutları epey artmış.


Ertuğrul ve Ahmet yine umreye gidiyor

Ahmet Hakan Ertuğrul Özkök

Eski Ahmet

Ertuğrul üst üste ikinci umresini yaparken mihmandarlığını da yine Ahmet Hakan Coşkun üstlenecek. Ne de olsa bu konuda oldukça tecrübeli.

Amiral gemisi Hürriyet’in kaptanı Ertuğrul Özkök ve Hürriyet’in “polemik canavarı” Ahmet Hakan yine umreye gidiyor. Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan bir habere göre Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan birlikte umreye gitmek için rezervasyon yaptırmışlar.

Geçtiğimiz yıl da Ahmet Hakan’la umreye giden Ertuğrul Özkök, anlaşılan tam anlamıyla hidayete erememiş olacak ki, yeniden Mekke yollarına düştü.

Ahmet Hakan da sanki Hürriyet’e yazar olmaya değil hidayete erdirmek için girmiş. Artık yaşlılığın getirdiği bir şey midir yoksa ülkedeki Kürt-İslam rüzgarından mıdır tam olarak anlaşılamamakla birlikte Ertuğrul’un hidayete erme süreci izlenmesi gereken bir vaka.

Yeni Şafak’ta haber patlar patlamaz Ahmet Hakan köşesinden olayı doğruladı. Ahmet Hakan 27 Temmuz tarihli yazısında okurlarına müjdeyi verdi:

“Madem haberi Yeni Şafak patlattı... Madem olay bir sır olmaktan çıktı... O halde ek bilgileri vermenin tam sırasıdır: Tam beş gündür Ertuğrul Bey’e “İhram nedir? Nasıl giyilir?” dersi vermekteyim... Allah’ı var, “marka ihram” diye tutturmadı... Umrede yapılacak yaramazlıklar: Mekke Hilton’da Kâbe manzaralı iki oda... Geceleri Cidde’ye kaçış... Arap kahvesine dadanma... Gerçi umrede şeytan taşlanmaz ama biz yine de olaya dalacağız... Hatta şeytan taşlarken gözümüzün önüne hangi suratları getireceğimizi bile saptamış bulunmaktayız... Ertuğrul Bey’in “ipod”u umre için hazır: Sordum Sarı Çiçeğe’den tutun da Göçtü Kervan Kaldık Dağlar Başında’ya kadar uzanan bir demet ilahi... Favori solistimiz: Ahmet Özhan... Ertuğrul Özkök’ün ilk pazar yazısının başlığı şimdiden hazır: “Kâbe’yi görünce ne hissettim?” El kitaplarımız: Ali Şeriati’nin Hac kitabı, Asım Köksal’ın İslam Tarihi kitabı, Muhammed Esed’in Mekke’ye Giden Yol kitabı...”

Yol hazırlıkları tamam sayılır. İhramlar, Hac kitapları, ipod’da ilahiler, hem de Fethullah’ın has sanatçısından, daha ne olsun! Yalnız şu şeytan taşlama işinde dikkatli olmalarında yarar var. Ertuğrul’la Ahmet dikkat etseler de birbirlerini taşlamasalar bari. Şayet böyle bir şey olursa öncesinden tecrübeli olan Ahmet Hakan, Ertuğrul’un kafasını yarar. Ancak Ertuğrul’un bunu sorun edeceğini sanmam. Ne de olsa hak yolunda akan kan helaldir.

Bir de arkadaşları ayı tehlikesine karşı uyarmak gerek. Malum Arabistan çöllerinde ayıya falan denk gelirlerse onlar için hiç de hayırlı olmaz.

Belli ki, Levent Loft binasındaki Fratelli La Bufala restorandaki “Reservoir Dogs” gecelerinden sonra Mekke’de Kâbe manzaralı Hilton’dan Arabistan gecelerine akmak da Ertuğrul’la Ahmet için farklı bir deneyim olacak.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: