03.08.2009/Sayı:247
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Özgür Billur

Taha Akyol’un
Yekta Güngör Özden takıntısı

Taha Akyol, Yekta Güngör Özden’e niçin saldırıyor?

Medya dünyasında TÜRKSOLU’nu ve yazarımız Yekta Güngör Özden’i en iyi takip eden isim herhalde Taha Akyol’dur (Asistanı desek daha doğru olacak). Anlaşılan Aydın Doğan medyasında bu görev ona verilmiş. Taha’nın TÜRKSOLU arşivlerini karıştırarak Yekta Güngör Özden’e saldırması doğaldır. Çünkü Yekta Güngör Özden, Atatürkçülük denince akla gelen ilk isimdir. Anayasa Mahkemesi başkanlığı dönemindeki örnek Atatürkçü tavrı, emekli olduktan sonra da devam etmiştir.

Kürt-İslam faşizmiyle uzlaşan sözde Atatürkçülerin cirit attığı ülkemizde Yekta Güngör Özden, doğru bildiğini çekinmeden söylemektedir. Laiklik, devletçilik ve milliyetçiliğe yapılan saldırılara kayıtsız kalmaz. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı döneminde laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olan partilerin kapatılması, türbanla ilgili karar ve ekonomik bağımsızlığımızı yok eden özelleştirmelerin durdurulması tarihe geçecek uygulamalardır.

Bugün Yekta Bey, hiçbir karşılık beklemeksizin TÜRKSOLU’nda yazarak Atatürkçü mücadeleye devam etmektedir. Kürt-İslam kalemşörü Taha’nın Yekta Bey’e saldırmasının sebebi budur. Ama bu saldırılar nafiledir. Çünkü Taha Akyol gibi bir fikir yoksununun gerçek Atatürkçülerle başa çıkması mümkün değildir. Geçtiğimiz hafta Milliyet’teki köşesinde fikir yoksunu yazarımız “Lozan Okumaları” başlığıyla yazdığı yazıya “Piyasa ekonomisinin bile Lozan’ın altını oyduğunu söyleyenler var” diyerek Yekta Güngör Özden’den şu alıntıyla başlıyor: “Emperyalist güçler dün Lozan’da kan pahasına bıraktıklarını bugün çok ucuz bir bedelle geri almakta ve Sevr’i yeniden hortlatmanın peşinde koşmaktadır… Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğünden çıkartmak isteyenler şimdilerde IMF dayatmalarıyla kollarını sıvamışlardır. Lozan’ın aydınlığı IMF ve AB karanlığında tüketilmekte, yitirilmektedir.”

Taha, ardından müthiş(!) yorumunu yapıyor: “Hukukçu olduğu halde Lozan’ın hiçbir maddesine atıfta bulunmadan yazmış bunları. Lozan’ı okuma sorunumuzun tipik bir örneği…” (Özden, bu satırları yeni değil, tam iki yıl önce gazetemizde yazmıştı. Olsun Taha için fark etmez, bir yolunu bulup Yekta Bey’e sataşacak ya!) Lozan’ın Yekta Güngör Özden’de olduğu gibi yanlış yorumlandığını savunan Taha Akyol’a göre Lozan, bir uzlaşma ve taviz belgesi. Ekonomide dışa açılma ve borç alma, azınlıklara sınırsız haklar, Musul’un gönüllü bir biçimde bırakılması gibi bir dolu zırva arka arkaya sıralanmış.

“Lozan’ı okurken kaba benzetmelerden sakınmak gerekir” diyerek Yekta Bey’e taş atan Taha bakın nasıl zırvalıyor: “Atatürk de dış borç ve yabancı sermaye almak için çok uğraştığı gibi, Musul meselesini de Milletler Cemiyeti’nin hakemliğine bırakmıştı”

Taha Efendi’ye göre Lozan’ı bir “kapalı toplum” belgesi gibi okumak Türkiye’yi içine kapatır ve sıkıntıya sokarmış!

Taha Akyol’un çarpıtmalarına “bunlar deli saçması” deyip üzerinden geçemeyiz. Emperyalizmi dize getirişimizin ve tüm dünyaya bağımsızlığımızı kabul ettirişimizin belgesi olan Lozan’a yapılan bu saldırıyı yanıtsız bırakmayacağız.

Lozan’da yalnızca Türkiye Cumhuriyetinin sınırları çizilmemiş, toplumsal yapısı da belirlenmiştir. Azınlık meselesi ve kapitülasyonlar sorununun çözümü, Türk ulusunun Batının etnik ve iktisadi müdahalelerini engellemek ve tam bağımsızlığımızı elde etmek içindi.

Tam bağımsızlık için iktisadi bağımsızlık

Önce iktisadi bağımsızlık meselesini açalım… Lozan Antlaşması’nın 28. Maddesiyle kapitülasyonlar bütün sonuçları ile ortadan kaldırılıştır ve yeni Türkiye Osmanlı’yı iktisaden batıran bir beladan bütün sonuçlarıyla kurtulmuştur.

Lozan’da Türk heyetine en ağır baskılar kapitülasyonlar konusunda yapıldı, ancak Türkiye bu konuda geri adım atmadı. Taha Akyol ise, yazısında öyle bir Lozan tablosu çiziyor ki, bu antlaşmanın eski sömürgecilik devrinin kapandığına işaret eden bir belge olduğu belirterek, “eski sömürgecilik çağından kalma korkuları bırakıp uluslararası ilişkilerin çağımızdaki boyutlarını iyi görmeliyiz” yorumunu yapıyor.

Osmanlı, Batı için büyük bir pazardı ve bu pazarı ellerinden kaçırmak istemiyorlardı. Bu sebeple hem kapitülasyonlar hem de dış borç konusunda Türkiye çok sıkıştırıldı. Ancak Atatürk’ün tavrı netti: “Bugünkü mücadelemizin gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığımızın tamamı ise mali bağımsızlıkla mümkün olur.”

Türk heyeti bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmıştır Lozan’da. Bu sebeple İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon dayanamayıp İsmet Paşa’ya şöyle demiştir:

“Paşa sizden hiç memnun değiliz. Ne söylesek reddediyorsunuz. Bu reddettiklerinizi biz cebimize koyuyoruz. Ülkeniz haraptır, perişandır, imara ihtiyacınız vardır. Yarın gelip bu paraya ihtiyacınız olacak. Bu para bir bizde var bir de şu yanımdaki Amerikalılarda. Biz önümüze gelip diz çöktüğünüz, bizden borç istediğiniz zaman bu cebimizdekileri ortaya çıkaracağız.”

Mesaj gayet açıktır. Bizden borç istediğinizde şimdi vermediğiniz siyasi tavizleri sizden alacağız. Taha’nın, “sömürgecilik çağından kalma korkular” diye alaya aldığı tavır, Atatürk tavrıdır ve Lozan’a damgasını vurmuştur. Yekta Güngör Özden’in IMF dayatmalarıyla Lozan’ın aydınlığının karartıldığı tespiti son derece yerindedir. Borç sarmalı içindeki ekonomi ve IMF programları Türkiye’yi hızla bir çöküşe götürmektedir.

Lozan’da azınlıklar meselesi

Taha Efendi, yazısında azınlıklar konusuna girerek, azınlıkların her türlü hayır kurumu ve eğitim-öğretim kurumu açmak hakkına sahip olduğunu yazmış ve eklemiş: “Ruhban Okulunun kapatılması Lozan’ın gereği değil.”

Doğru, Lozan’da Ruhban Okulu kapatılmadı, Patrikhane de Türkiye’de kaldı.

Ama bu bizim isteğimiz değil, ilerde çözülmesi için ertelediğimiz bir meseleydi. Atatürk, Patrikhaneyi “bir fesat ve hıyanet ocağı” olarak tanımlıyordu.

Lozan Barış Antlaşması’nda azınlıklar Sevr’deki ayrıcalıkların hiçbirini elde edememişler ve kanun önünde eşit olarak görülmüşlerdir. Antlaşmanın 42. maddesiyle gayrımüslim azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları, Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesiyle anlamını yitirmiştir. Böylece Patrikhanenin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi muamelelerinde hiçbir yetkisi kalmamıştır.

Bugün Türkiye’de azınlık hakları diye ortaya konulan talepler Sevr’in yeniden önümüze konulmasından başka bir şey değildir. Üstelik Kürtler ve Aleviler için de azınlık statüsü hazırlıkları yapılmaktadır. Batı, bunu dayatmaktadır. Türkiye, İkiz Yasaları kabul ederek Lozan’ı kendi kendine delmişti. Bunun ikinci adımı Kürtlerin ve Alevilerin azınlık statüsüne alınmalarıdır.

Lozan’da azınlık yalnızca gayrımüslim topluluklardır. Müslüman azınlık diye bir şey yoktur. Ermeniler, Rumlar, Süryaniler vs. ayrıcalıklar verilmesi ve bunlara Kürtlerin eklenmesi ile Sevr Antlaşması fiilen uygulamaya geçecektir. Savaşarak yırttığımız Sevr, bugün bize demokratikleşme ve uluslararası hukuk adıyla uygulatılmak istenmektedir.

Taha Akyol, Lozan’a dinciler gibi saldırmasa da “Lozan’da tavizler de verdik ki en büyüğü Musul’dur” diyerek aynı şeyi söylemektedir. Ama bunu normal karşılayıp, bugün de benzer tavizler verileceğini ima ediyor. Bugün Lozan’ı örnek göstererek Türk dış politikasında kimi tavizler verilmesini istemek hainliktir. Daha önce Kıbrıs’ta taviz verilmesini isteyenler gibi bugün de Taha Akyol gibiler, azınlıklar meselesi gibi konularda taviz verileceğini söylüyorlar. Bunu yaparken de “Lozan’da da taviz verdik” gibi adi bir yalana başvuruyorlar.

Lozan’a saldıranlar ve onu çarpıtanların tamamı Sevr’cidir. Lozan’a düşmanlıkları bu yüzdendir. Türk düşmanı bu Batıcılara karşı vatanını savunan herkes Lozan’ı iyi bilmeli ve savunmalıdır.

Lozan, Sevr’in karşıtıdır. Lozan’ın delindiği her durumda Sevr uygulanıyor demektir. Kürtlere azınlık statüsü, İkiz Yasalar, IMF programları vs… gibi uygulamaların tamamı Lozan’ın delinmesidir. Sırada Sevr’in diğer maddeleri var. Yani Türkiye’nin parçalanması ve Anadolu’da Türk varlığının silinmesi…


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: