03.08.2009/Sayı:247
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövABD’nde oy avcılığı-24
Oğul Bush’un ilk dönemi

Bill Clinton Beyaz Saray’dan orada kayıtlı yükte hafif pahada ağır nesnelerin bir bölümünü de yüklenip ayrılırken, kamuoyu ölçümlerine göre, halk desteği %68’di. Bu oran sekiz yıl görevden sonra işi bırakan bir başkan için oldukça yüksek sayılmalıdır. Siyasette Hollywood’dakinden daha iyi oyunlar çıkarmış olan Reagan bile son günlerinde bu denli yukarılara tırmanamamıştı. Bu sayı başkanın saray köşelerinde genç hanımların giysilerini kirletmesini Amerikan halkının hoş karşıladığı anlamına gelmez. Önceliği karın doyurmak olan yurttaş her şeyden çok para göstergelerine ve bu bağlamda kendi günlük yaşamına bakar. Ekonomide batkınlığa doğru gidiş o yıl henüz ortaya çıkmamıştı. Dev yolcu gemisi Titanik buz dağının yanından sıyırttığında, yolcular daha bir süre güvertede birbirlerine kartopu atıp oynamışlardı. Bir eşi olmayan koca teknenin bir-buçuk saat içinde okyanusun dibini boylayacağını yalnızca işin birkaç uzmanı biliyordu. Clinton dönemi de kaçınılmaz sona beklenen katkıları yapmaktan geri kalmadı. Acısı bir süre sonra, biriken kalıtı devralan Oğul Bush döneminde çıkacaktı.

Tam 21’inci yüzyıla girerken gelip çatan 2000 başkanlık seçimlerinde her iki partinin ilk işi adaylarını saptamaktı. Demokratların adayı yüksek olasılıkla Başkan Yardımcısı Al Gore olacaktı. Ancak, akıllı ve aktöreli görünen Gore’da Clinton’un kişisel çekiciliği ve siyasal cambazlığı yoktu. Halkın gözünde önemli ölçüde tutulmuş sayılan Clinton’un ardılı olmak bir açıdan iyiydi, ama işin içinde onun zayıf yanlarının bedelini ödemek de vardı. Kuşku yok ki, rakip Cumhuriyetçiler bu çetin yarışta her olanaktan yararlanacaklardı.

Cumhuriyetçi Partinin işi de zordu. Onlar için usa ilk vuran bir ad yoktu. Büyük para babaları kısa sürede eski Başkan George H.W. Bush’un oğluna yöneldiler. Üstelik, o sırada Teksas Valisiydi. Seçim baş danışmanı da bu tür eylemlerin en kurnaz tilkilerinden Karl Rove olacaktı. Babanın danışmanı Lee Atwater ile oğulunki Karl Rove Machiavelli hayranıydılar. Ama bir de Arizona Senatörü John McCain vardı. Eski Vietnam gazisiydi ve yıllar önce düşman elinde savaş tutsağı olarak uzun bir süre geçirmişti. Bu kişinin, 2008 seçiminde, Barack Obama’ya karşı aday olacağı o zaman bilinemezdi. Ama New Hampshire’daki ilk elemeleri kazanmayı başardı, Oğul Bush’u geride bıraktı. Aynı McCain bağımsızların ve Bill Clinton’dan bıkmış olan kimi Demokratlar’ın bile oylarını aldı.

George W. Bush

Cumhuriyetçiler’in adamı olan Oğul Bush’un takma adı, kimilerine göre “Dubya” idi. Türkçeye “Salako” diye çevrilebilir. Ancak, bu yakıştırma baştan sona doğru olarak alınmasın. Bilgisizliği onu aydın sınıfının hiç bir aşamasına yerleştirmez, ama neyi niçin ve kimin yararına yaptığını pekiyi bildiğini eklemek gerekir.

Hemen ileride Güney Carolina elemeleri vardı. Bush adına pusu kuran baş danışmanı seçmenin kulağına şu iletiyi yolladı: “Siyah bir kadından evlilik-dışı bir çocuğu olduğunu öğrenseniz, McCain’e gene oy verir misiniz?” Gerçekten, McCain’in (oldukça güzel) eşiyle birlikte oturduğu evde siyah bir kız çocuğu vardı, ama o evlât edindikleri bir Bangladeşliydi. Karl Rove’un parmak izlerini taşıyan bu yalan işlevini yerine getirdi. McCain Güney Carolina’da destek yitirdi, Bush’un yolu açıldı ve adaylığı kazandı.

Gore’un adaylığının da pürüzsüz olduğu söylenemez. Öteki aday adaylarının en güçlüsü olan eski New Jersey Senatörü Bill Bradley’yi geride bırakması zor olmadı, ama her iki parti dışındaki iki aday daha çok Demokratlar’dan oy alacağa benziyorlardı. Bunlardan biri Yeşiller’in “solcu” diye bilinen adayı Ralph Nader, öteki de yarışa Reform Partisi adına katılan Pat Buchanan’dı. Özellikle solcu adaya Bush’un kazanma olasılığını arttıracağı birkaç kez söylenip yazıldıysa da, belirli bir çizgisi olan bu kişinin tavrı değişmedi.

Cumhuriyetçiler’in adamı olan Oğul Bush’un takma adı, kimilerine göre “Dubya” idi. Türkçeye “Salako” diye çevrilebilir. Ancak, bu yakıştırma baştan sona doğru olarak alınmasın. Bilgisizliği onu aydın sınıfının hiç bir aşamasına yerleştirmez, ama neyi niçin ve kimin yararına yaptığını pekiyi bildiğini eklemek gerekir. Varlıklı bir Cumhuriyetçi aileye doğmuştu. Oğul Bush’u tek başına almak güneş düzeninde her uyduyu bu düzenden kopuk biçimde anlamağa çalışmak gibi bir şeydir. Ülkenin “Yeni İngiltere” (New England) denen kuzey-doğusundandı. Atalarında yalnız “Bush” değil, onlardan hiç de aşağı kalmayan ve evlilik yoluyla karışmış olan “Walker” ailesi de vardı. İki ailenin de dedeleri özellikle Birinci Dünya Savaşında çok para yapmışlardı. Baba Bush’un Suudî ve Kuveyt sultanlarıyla çok yakın ilişkileri vardı. Her ikisi de “kuzeyli Yankee”ydiler, ama petrol ve para ekseninin güneye indiğini görerek ve “İncil Kuşağı”nın (Güney Baptist) incisi özelliğini de tanıyarak gecikmeden ailece Teksas’a taşınmışlardı. Tüm ABD’nde, 21 milyon nüfusuyla en kalabalık ikinci birlikteş devletti. Teksas 1964-2000 yılları arasında, üç başkan (L.B. Johnson ve iki Bush), iki başkan yardımcısı (G.H.W. Bush ve Lloyd Bentsen) ve bir de bağımsız başkan adayı (Ross Perot) çıkardı. Birliği oluşturan elli birimden biri olan Teksas ülkenin bütününe göre geri kalanlardan daha “şahin”dir. Ayrıca, baba Bush büyük sermaye ve askerî güç odaklarına el attıktan başka, CIA başkanlığı da yapmış, desteğine bu gizli örgütü de almıştı.

Oğul Bush’un babayı “örnek” aldığı söylenebilir. Birbirlerine benzedikten başka ikisi de golf meraklısıydı ve doğru dürüst cümle kurmakta güçlük çekiyor, ağızlarından dinleyeni güldürecek ölçüde uydurma sözcükler dökülüyordu. Ama ikisinin de başkalarının adlarını ve yüzlerini unutmamak gibi bir becerileri de vardı. Öldürülen Başkan Kennedy’nin oğlunun çıkardığı George adlı dergide yayın yöneticiliği yapmış olan Elizabeth Mitchell adlı bir kadın yazar Oğul Bush’un Beyaz Saray’a girdikten sonra yaptıklarının “Bush hanedanının aldığı öç” olduğunu bu başlıktaki kitabında ileri sürmüştü. Günlük The New York Times Maureen Dowd adıyla bastığı bir yazıda Bush’u şöyle tanıtıyordu: “Oğulun, babası gibi, şöyle bir iletisi var: Bana güvenin; ben bu iş için yetiştirildim!” Babanın çevresi 1992 seçimindeki yenilgiyi Pat Buchanan ile (bilgisayar milyarderi) Ross Perot’nun Cumhuriyetçi oylarını bölmesine bağlamıştı. Ancak, sonra yaptıklarında babasını da geçti. Güneylilerden Johnson, Carter, Baba Bush ve Clinton hep o yörenin ve büyük sermaye sahibi tutucuların hizmetindeydiler, ama Oğul Bush tümünü geçerek hem büyük sermayenin vergisini aşağıya çekti, hizmetlerini azalttı ve sınıflaşmayı güçlendirdi, hem de dışarıda kendinden sonra da süren büyük savaşlar başlattı.

Oğul Bush Exeter ve Yale’e gitmiş, bu sonuncusunda (babası gibi) ne idiğü belirsiz “Kafatası ve Kemikler” öğrenci örgütünde görev almış, sonra (büyük sermayeye yüksek rütbeli yönetici yetiştiren) Harvard’da ticaret okumuştu. Oğul Harvard’a girmek için başvurduğunda, babanın üniversiteye altı haneli bir bağışta bulunduğu yazılan bilgiler arasındadır. Çalışmaya başladıktan sonra, bir petrol kuruluşunda ve Kongre’ye üyelik yarışında başarısızlıklarını içkili toplantılardaki başarılarıyla dengeliyordu. Daha yirmi altı yaşındayken, üstünde kokainle yakalanmıştı. Babasının yargıçla konuşması sonucu oğula yalnız yerel bir gençlik tasarısında kısa süre çalışma “cezası” verildi. 1980’ler sonları ve 1990’ların başında Harken Enerji Kuruluşunun paylarını satarken en az dört yuasalafrı çiğnediğine ilişkin belgeler var.

Kendini “İncil müjdesini yaymakla görevli” sayan ve bu uğurda büyük ün (ve para) kazanmış olan (Evangelist) Billy Graham’la 1986’da tanıştıktan sonra, “yeniden-doğma Hıristiyan” olmuştu. Bu değişime “pişmanlık getirme, iman tazeleme, hidayete erme” de denebilir. 1994’de Ann Richards’ı geride bırakarak Teksas’a vali olmayı başardı. Aile geçmişine, bağlantılarına ve soyunduğu role bakınca 2000 seçimlerinde Cumhuriyetçiler için biçilmiş kaftandı. 2000 başkanlık seçimlerinde oyların %48’ini aldı, ama kendi gibi Hıristiyan köktendinci Evangelistler’in desteği %84’tü. Bu oran Reagan’ı da, babasını da aşıyordu. Kazandığında babası eski başkan olduğundan siyasette bir “hanedan” da oluşacaktı, ama bu dönüşüm Amerika için yepyeni değildi. Adams ailesinin hanedanı, bu türün ilk örneği olarak, 1735 yılına dayanıyordu. Gerçekte, Adams örneği tıpatıp uymuyordu, çünkü iki Adams arasında bir çeyrek yüzyıl vardı ve ikincisi başka bir partiden aday olmuştu.

Yardımcısı olarak da babasının az bulunur bir tutucu olarak Savunma Bakanlığına getirdiği ve hem petrol, hem silâh üreticileri ve özel savaşçı kuruluşlarla çok yakın ilişkileri bulunan Dick Cheney’yi seçti. Oğul Bush’un her gördüğünün sırtını sıvazlayan, diledikleriyle yakın ilişki kurabilen biri olduğu da eklenmelidir.

Öteki aday Demokrat Al Gore’a gelince: O da ayrıcalıklı bir kan kümesinin yavrusuydu. Güneyli babası Tennessee Senatörlüğü yapmıştı. Gore özel okullarda okudu ve varlıklıların üniversitesi Harvard’a gitti. Yardımcısı olarak Senatör Joe Lieberman’ı seçti. İlk kez bir Yahudi böylesine bir aday oluyordu. Johnson’a karşı 1964 adayı Barry Goldwater’ın yalnız babası Yahudiydi. Gore’un küresel ısınma ve benzeri ilgileri anımsandığında, kendi başkan yardımcısı olmadan önce, böyle bir konuma geleceği pek düşünülemezdi.

2000’de yarışan Gore ve Bush sona yaklaştıklarında birbirilerine çok yakın görünüyorlardı. Gore sokaklarda şiddeti azaltmış ve bütçeyi dengelemiş bir Clinton yönetiminin parçası olduğunu üstüne basarak söyleyebilirdi, ama sorun Clinton’un kendinde olduğundan onun adından uzak durdu ve seçim çalışmalarında onun desteğini aramadı. Bu tavırla oy getirecek başarılara sahip çıkmayarak gerçekte oy yitiriyordu. Konuşmalarının birinde “interneti ben yarattım” diye bir tümce kullandı. Kuşkusuz, onu bulan Gore değildi; söylemek istediği Kongre üyesiyken, bu teknolojinin yalnız askerî iletişim düzeni olmaktan çıkıp yayılmasına ve dünya çapında bir bilgi kanalı biçimine dönüşmesine omuz vermişti. Gore’un sözünde abartma kuşkusuz vardı. Ancak, Cumhuriyetçiler onu “göz göre göre yalancılık”la suçladılar.

Bush’un danışmanları Cumhuriyetçi adayın siyasete ve topluma “temizlik” getireceğini söyleyerek kolları sıvadılar. Oğul Bush kendini “yufka yürekli, acıma duygusu olan, iyiliksever bir gelenekçi” (compassionate conservative) olarak tanıttı. Bush ile Gore ilk televizyon tartışmasında Demokrat aday kaşlarını kaldırmak, gözlerini döndürmek, yüzünü buruşturmak ve başını çevirmek gibi tavırlarla karşısındaki küçümsediği kanısını izleyicide uyandırdı. Bu üstten bakıştan da bir ölçüde destek yitirdi. Reagan aynı şeyi kurnazca yapar, seyirciyle bağ kurarcasına, örneğin “bak, gene çuvalladın!” gibi bir şey söylerdi. Ancak, Reagan’ın Hollywood’dan kalma oyunculuğu ve o eksende çekiciliği Gore’da yoktu.

7 Kasım 2000’de seçmenin ancak yarısı görevini yaptı. Akşama doğru, gelen sonuçlara göre, sayılar birbirine yakındı ama Al Gore öndeydi ve kazanacağı söylenebilirdi. Beyaz Saray’a girmek için seçicilerden 270 oy almak gerekiyordu. Bush’un erkek kardeşi Jeb’in vali olduğu Florida’nın 25 oyunun kime gideceği henüz belli olmamıştı. Ancak, Gore 267’yi sağlamıştı; yalnız üç eksiği vardı. Bush ise 246’da kalmıştı. Florida’yı alan aday başkan oluyordu. Kimi ölçümlere dayanarak Florida oylarının da Gore’a aktığı düşünüldü. Ne var ki, öğleden sonra saat 14:00’de oyların 97’si sayıldığında, Bush’un ileride olduğu açıklandı. Bu doğruysa, Bush’un oyları 271’e çıkıyor, Gore 267’de durakalıyordu. Gore bu aşamada büyük bir yanlış yaptı. Sanki örnek siyasetçi davranışında bulunmak ister gibi, Teksas’a çekilmiş olan Bush’u telefonla aradı ve onu kutladı. Sonra da, kendi kenti Nashville’de yenilgisini kabullenen ve Demokrat yandaşlarına teşekkürü içeren kısa konuşmasını yapmak üzere yola koyuldu.

Sözüne tam başlayacakken Demokrat yetkililer farkın çok aza indiğini duyurdular. Bu yeni durumda, Bush’u bir daha arayıp bir önceki kutlamasını geri aldığını bildirdi. Aralarındaki konuşma şöyleydi: Gore: “Koşullar temelden değişti. Florida’da fark çok aza indi.” Bush: “Beni kutlamayı geri almak için mi aradın? Ama Florida Valisi Jeb Bush benim zaferimin kesin olduğunu söylüyor.” Gore: “Şunu bilmende yarar var. Senin küçük kardeşin bu konuda son yetki sahibi değil.” Bush: “Ne yapman gerekiyorsa onu yap.”

Küçük kardeş Jeb’in sözü geçmişken bir olaya daha değinmek gerek. Onun iki ortağı (Miguel Recarey ve Camilo Padreda) sahte belge düzmeciliği ve hırsızlık suçlarını kabullenmek zorunda kalmışlar, ama adı geçen ikinci kişi Venezuela’ya kaçmıştı.

Gore-Bush telefon konuşmasını birkaç yoldan art arda oy sayımları ve Cumhuriyetçiler’in kimi oyları saydırmamaları, türlü baskıları ve zamansız açıklamaları izledi. Tam otuz altı gün talih kuşunun kimin başına konacağı belli olmadı. Önce, Florida’da oylar özdevinimli makinelerde kullanılıyordu. Birinci derecedeki seçim aşamasında Gore, verilen 5.9 milyon oyun içinde 1.784 ile ilerideydi. Aynı oylar iki gün sonra bir kez daha sayıldığında, aradaki fark 300’den aşağıya düştü. Bu kez, Demokratlar Florida’nın güçlü oldukları üç bölgesinde (Miami-Dade, Palm Beach, Broward) yeniden sayım istediler. Florida yasalarına göre, adayın böyle bir hakkı vardı. Ancak, Baba Bush’un Dışişleri Bakanlığını yapmış olan ve beş kez de Cumhurietçiler’in seçim baş yöneticisi James Baker yeterince sayım yapıldığını ileri sürdü. Bush seçilmiş sayıldı.

Palm Beach denilen yerde iki yapraklı çarşaf gibi karmaşık bir oy pusulası kullanılıyordu. Üç binden fazla yaşlı kişi makinede hangi haneyi deleceklerini kestiremediklerinden çoğu yanlışlıkla öteki aday Buchanan’a vermişlerdi. Buchanan hiçbir yerde bu denli çok oy almamıştı; o bile kendine verilen oyların çoğunun gerçekte Gore için olduğunu ileri sürdü. Kimi seçmen yanlış yaptığını görerek kâğıtta bu kez Gore için ikinci bir delik açtı ve oyları böylece sayılmadı. Başka yerlerde pusulalardaki delikler iyice belirgin değildi; onlar da sayılmadı. Demokratlar’a kalırsa, Gore bu yollardan 61.000 oy yitirdi. Bir de şu var: Seçmen bir süreç ya da makine yanlışı yapsa (örneğin, pusuluda delik tostoparlak açılmış olmasa) bile, önemli olan onun amacı, yani kimi desteklediğiydi. Sayılacak olan da oydu.

Bu nedenlerle, Demokratlar yeni sayımda direttiler. Ama Florida yönetiminde Vali Jeb’in yardımcısı ve Bush kampanyasının yöneticisi olan Katherine Harris adındaki görevli yeni sayıma izin vermedi. Elle bir ölçüde sayım olduysa da, Cumhuriyetçiler’in oraya yolladıkları bıçkın kişiler çalışanları yordu, bezdirdi ve korkuttular. Konu Florida Yüce Yargısına geldiğinde, Harris Bush’un Florida’da 537 oyla önde olduğunu ileri sürdü. Demokratlar’ın Miami-Dade’de yeni sayım istekleri de geri çevrildi. Cumhuriyetçiler ABD Yüce Yargısına başvurdular. Oradaki dokuz yargıçtan beşi tutucu, dördü de ılımlı biliniyordu. Bu beş yargıç yeniden sayıma gerek olmadığını açıklayarak 2000 başkanlık seçimini George W. Bush’a vermiş oldular. Bir çoğunun gözünde, Bush seçimde çoğunluğu almamış, ama başkanlığı kazanmış oluyordu. Böyle bir sonuç ilk kez de olmuyordu. Geçmişte örneğin Harrison ve Hayes de böyle seçilmişlerdi. 1876’da Hayes’in Florida’da üstünde oynanan oylarla seçilişi öylesine karanlıktı ki, ikinci dönemde halkın gözünden düştü ve başarısız oldu. Harrison da 1888’de halktan oy alamamış, ama ikinci aşamada seçiciler kurulunca Washington’a yollanmıştı.

Bu noktada şu soru sorulabilir: Florida’da Demokrat Parti egemen olsaydı, örneğin oradaki vali Demokratlar adına yönetseydi, Amerikan halkı sergilenen dalaverelere tanık olmaz mıydı? Doğru yanıtın önder düşüncesi şu olmalıdır: O ülkede yolsuzluk temelde bir düzen sorunudur. Ama başkanlığa büyük olasılıkla Gore gelecek ve iç ile dış tutum çok değil, ama bir ölçüde değişik olacaktı. Ne var ki, Bush gibi birinin yasa-dışı yollardan başkanlığı ele geçirmesi de düzenin işleyişinin bir parçasıdır. Kısaca, iş olacağına vardı.

Öte yandan, Bush hanedanından Jeb’in vali olduğu Florida’da ikinciliğe yerleşmiş görünen Gore içinden geldiği Tennessee’de de kazanamadı. Ralph Nader ya da Pat Buchanan dışarıdan aday olup oyların bir bölümünü çekmeselerdi, Gore’un desteği daha fazla olacaktı. Bill Clinton Beyaz Saray’da skandallara karışmayıp Gore’un yararlanabileceği bir siyasetçi olsaydı, Demokratlar zaferden daha güven duyacaklardı. Gore Florida’da Bush ölçüsünde çamurlaşabilseydi, belki orada da birinci olurdu. Hele tüm sonuçlar açıkça belli olmadan, yenilgiyi kabullenip Bush’u kutlaması yanlıştı.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: