27.07.2009/Sayı:246
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Srebrenitza katliamının 14. yıldönümü

Srebrenitza katliamının 14. yıldönümü

Srebrenitza katliamının 14. yıldönümü

Tüm dünya bundan 14 yıl önce, uygar denilen Avrupa’nın tam ortasındaki Bosna Hersek’te İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen en büyük katliamlardan birine tanık oldu. 11 Temmuz 1995 tarihinde General Ratko Mladiç komutasında Sırp güçler, Srebrenitza kentine karşı beklenmedik bir saldırıya geçti. Beklenmedikti, çünkü Srebrenitza kenti Birleşmiş Milletler’e bağlı Hollandalı askerler tarafından korunmaktaydı. Fakat Srebrenitzalıların canlarını ve namuslarını emanet ettiği Hollandalı askerler görevlerini yapmak yerine Sırp güçlerinin kente girmesine göz yumunca bir haftayı aşan bir süre kentte katliam yaşandı. Sırplar işlerini bitirip geri çekildiklerinde, arkalarında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 8.000’den fazla ölü vardı.

Aradan 14 yıl geçmesine karşın, Srebrenitzalılar için yaşanan acılar halen daha tazeliğini koruyor. Çünkü kurbanların kimliklerinin tespit aşaması bile bitmiş değil henüz. Bu yıl kentin girişindeki Potocari anıt mezarlığında düzenlenen anma töreninde kimlikleri daha yeni teşhis edilen 534 kişiden arta kalanlar toprağa verildi. Böylece anıt mezarın açıldığı 2003 yılından bu yana bölgedeki 70 toplu mezardan 3.200 kişinin kalıntıları Potocari’ye defnedilmiş oldu. Gömülenler şanslı olanlar. Çünkü DNA testleri tamamlanamadığı için kimlikleri belirlenemeyen binlerce kurban gömülmeyi bekliyor. Tabii hayatta kalmayı başaran acılı yakınları da...

Anma törenlerinde Sırplara karşı elbette öfke vardı. Ama belki çok daha fazlası, hemen yanıbaşlarında bir katliam yaşanırken sessiz kalan ABD’ye Avrupa Birliği’ne ve özellikle de Hollanda’ya. Çünkü Sırpların kendilerine düşman olduklarını zaten biliyorlardı ve ona göre hazırlıkları yapmışlardı. Ama ya son ana kadar sesini çıkarmayan dost bildikleri ABD ve Avrupa ülkeleri? Hepsi nedense neredeyse tek bir Bosnalı kalana kadar parmaklarını bile kıpırdatmadı. Sonra da yaptıkları tek iş Yugoslavya’yı parçalayıp geride birbirine düşman halkları başbaşa bırakmak oldu. Peki ya Birleşmiş Milletler? Ölenler öldükleriyle kaldılar ama katliamın maşası Ratko Mladiç bile hâlâ yakalanamadı. BM “BM, dünya siyasetinin en üst ortak kurulu olarak her cezadan muaftır” anlayışının arkasına saklanıyor. Bosnalılar Avrupalılara ve ABD’ye güvenilmemesi gerektiğini çok acı bir şekilde tecrübe ettiler. Umarız dünyanın diğer halkları da aynı tecrübeleri benzer şekilde yaşamak zorunda kalmazlar.


ABD Latin Amerika’yı yine karıştırıyor

Alvaro Uribe aldığı madalyanın hakkını veriyor.

Alvaro Uribe aldığı madalyanın hakkını veriyor.

Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya’nın askeri bir darbe ile düşürülmesinin ardından, bütün dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğu Latin Amerika aynı zamanda ABD kaynaklı kışkırtmalar ile de boğuşmak zorunda kalıyor.

Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa’nın, Manta’daki askeri üssün kullanım hakkını yenilemeyeceğini açıklamasının ardından ABD’nin Latin Amerika’da yeni üs arayışları hız kazanmıştı. Ne var ki, kıtanın çoğunluğunda artık sol hareketlerin birbiri ardına iktidar olması ABD’nin bu konudaki hareket alanını oldukça daraltıyordu. Washington yönetimi sonunda aradığı desteği, bölgedeki en iyi müttefiki olan Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe’den buldu. Kolombiya hükümeti üç askeri üssünü ABD’ye, uyuşturucu şebekelerine ve terörist olarak gördüğü güçlere karşı kullanma hakkı tanıyacağını açıkladı. Anlaşma hakkında tüm ayrıntılar belli olmasa da, 800 askeri personel ile 600 civarında Amerikan ordusu için çalışan sözleşmeli personelin üsse konuşlandırılacağı basına sızan bilgiler arasında

Kolombiya ile ABD arasında varılan anlaşmanın görünürdeki amacı terörizme ve uyuşturucu şebekelerine karşı mücadelede işbirliği. Ama Kolombiya muhalefeti dahil herkes biliyor ki, ABD’nin bölgede üs kurmak istemesinin diğer bir amacı da başta Venezüella olmak üzere Latin Amerika’da ABD karşıtı sol iktidarlar hakkında istihbarat toplamak.

Kuşkusuz doğrudan kendisine yönelen böyle bir tehdide Venezüella’nın tepki göstermemesi olanaksızdı. Kolombiya’nın ABD’ye üs sağlayarak kendilerine sürekli saldıranlara ve yeni saldırılara hazırlananlara tüm kapıları açtığını söyleyen Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro’ya konu hakkında gerekli talimatları vererek Kolombiya ile olan ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesini istedi. ABD birliklerinin Kolombiya’daki varlığının Venezüella için bir tehdit oluşturduğunu söyleyen Chavez ayrıca ilerici hükümetlere karşı girişilen bu tür saldırgan eylemleri de kınadı.

ABD’nin Latin Amerika’yı karıştırmaya yönelik planları yalnız bununla da sınırlı kalmadı. ABD hükümeti, Chavez’e karşı ayaklanma girişiminde bulunup derslerini alan üç Chavez karşıtı valiye de kapılarını açtı. Başta Chavez’in en büyük muhaliflerinden olan Caracas Valisi Antonio Ledezma olmak üzere Tachira Valisi Cesar Perez Viva ile Zulia Valisi Pablo Peres bulunduğu delegasyon geçtiğimiz hafta Amerikan Temsilciler Meclisi’nde ağırlandı. Burada işbirlikçiliğin en güzide örneklerini sergileyen valiler bol bol ülkelerini ve Chavez’i kötüleyerek ABD’den destek istediler. Tabii ki ABD’li senatörler de, bölgedeki çıkarları açısından en büyük tehdit olarak gördükleri Chavez’i eleştiren bu valilere kucak açarak, “Venezüella gibi demokrasi mücadelesinin zor olduğu bir ülkede böylesine cesur muhalif liderlere hayran olduklarını” belirttiler.

Tabii ki valilerin bile istedikleri zaman dış ülkelere gidip ülkelerini kötüleyebildikleri bir ülkede demokrasi mücadelesinin nasıl bir zor yanı olduğunu, muhaliflerin nasıl çile çektiğini bizler bir türlü anlayamadık. Ama iş ABD’nin çıkarlarını savunmak olunca nasıl olsa her iş anında kılıfına uydurulabiliyor. ABD de herhalde fazla demokratlığından olacak, başka ülkelerin içişlerine karışma hakkını kendinde buluyor. Fakat bir gerçek daha var ki, ABD’nin iç işlerine karıştığı ülkelerde ABD tarafından ikitadara getirilenler nedense halk tarafından hep diktatör olarak anılıyor.


Berlusconi’nin skandal konuşmaları internete düştü

Patrizia D’Addarioİtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin, Patrizia D’Addario adlı eskort kızla yaptığı skandal konuşmalar geçtiğimiz hafta internet ortamına düştü. Gerçi şimdi haklı olarak, “Zaten bu adam skandaldan başka bir haberle gündeme gelmiyor ki!” diyenleriniz olabilir. Gerçekten de şaşırmamak elde değil. Bu adam bu kadar skandal yaratacak olaydan fırsat bulup da hangi ara İtalya’yı yönetecek zaman bulabiliyor? Adamın faşist karakteri bile bu skandallardan dolayı neredeyse ikinci plana düşmüş durumda.

Patrizia D’Addario her olasılığa karşı Berlusconi ile aralarında geçen telefon konuşmalarını gizlice banda kaydetmiş ve skandal patlak verince soruşturma kapsamında savcılığa teslim etmişti. İşte o görüşme kayıtlarının tamamı nasıl olduysa internet ortamına sızmış durumda. Konuşmaları okuyunca insanın taraflardan birinin İtalya başbakanı olduğuna inanası bir türlü gelmiyor:

Silvio Berlusconi: Al bakalım bu hediyemi... Bak ne kadar güzel (Kaplumbağa şeklinde bir mücevher veriyor).

Patrizia D’Addario: Ben duşa gireceğim.

SB: Ben de bir duş alacağım... Eğer işin benden önce biterse beni büyük yatakta bekle.

PD: Hangi büyük yatak? Putin’in (Rusya Başbakanı Vladimir Putin) yatağı mı?

SB: Evet, Putin’in yatağı (Putin’in Berlusconi’ye hediye ettiği yatak).

PD: Çok güzel bir yatak, etrafında tülü bile var.

Sabah olduğu halde kendisine vaat edilen 5.000 avroyu Berlusconi’den bir türlü alamayan Patrizia D’Addario kendisine bu iş için aracılık eden işadamı Giampaolo Tarantini’yi arıyor:

PD: Merhaba, nasılsın?

GT: İyi.

PD: Dün gece uyumadık.

GT: Tahmin edebiliyorum. Nasıl gitti?

PD: İyi ama zarf yok.

GT: Gerçekten mi?

PD: Yemin ederim. Bana bir zarf olacağından bahsetmiştin. (...) Bana bir hediye verdi, bilmiyorum, küçük bir kaplumbağa.

GT: Hımm.

PD: Daha sonra da beni bir kız arkadaşımla birlikte görmek istediğini söyledi. İkimizi...

GT: Benimle ilgili bir şeyler söyledi mi?

PD: Sadece birbirimizi ne zamandır tanıdığımızı sordu. Uzun süredir dedim.

GT: İyi.

PD: Barbara’nın da arkadaşım olduğunu söyledim, o da bir kız arkadaşı olduğunu ve kız arkadaşının beni yalamasını istediğini söyledi.

GT: (Gülüyor)

PD: Yemin ederim, böyle dedi. Çok sıcakkanlı, tüm gece uyumadık.

GT: Onun adına sevindim.

Hani bizde bir söz vardır: “70’şinden sonra azanı teneşir paklar!” Vakit gazetesi eski yazarı Hüseyin Üzmez’i saymazsak hani neredeyse tam da Berlusconi için söylenmiş bu söz. Ne İtalya, ne de İtalyanlar. 73 yaşındaki Berlusconi için varsa yoksa kendi uçkuru. Arada fırsat bulduğunda Başbakanlık da yapıyor ama ondan da ne İtalyanlara ne de diğer insanlara hayır gelmiyor. Berlusconi ise tüm olan bitenler karşısında hiçbir şey olmamış gibi kronik yüzsüzlüğünü takınmayı tercih ediyor: “Ben aziz değilim. Bunu anlamış durumdasınız. Umarım bunu La Repubblica gazetesindekiler de anlar.” Zaten aziz olduğunu kimsenin iddia ettiği yok da, arada sırada başbakan olduğunu da kendisi anlasa...


Kürtler sonunda BM’yi de isyan ettirdi

Mesut Barzani ve Celal TalabaniHer zaman söylüyoruz: Kürtten millet, aşiretten devlet olmaz diye. Devlet olmak öyle çoçukların eline verilebilecek bir oyuncak değildir. Deneyim gerektirir, tarih gerektirir, kültür gerektirir, yetenek gerektirir... Eğer siz bu işin ehli olmayan birine, tüm tarihi boyunca devlet kuramamış bir aşirete devlet kurdurmak isterseniz eninde sonunda kabak sizin başınıza patlar.

Evet, Irak’ın emperyalist ABD güçleri tarafından işgal edildiği 2003 yılından beri Irak’ın kuzeyinde fiili bir yönetim kuran Kürtler sonunda Birleşmiş Milletler yetkililerini bile isyan ettirmeyi başardı. Malum, Kerkük kenti Irak petrollerinin büyük bölümünün çıkarıldığı bölge ve Kürtler en başından itibaren bölgenin kendilerinin olduğunu iddia ediyor. Gerçi son seçimlerde Kürtler Ninova eyaletinde ağır bir yenilgi aldılar almasına ama işin içinde Kerkük gibi petrol zengini bir bölge olduğu ve paranın kokusunu aldıkları için artık efendilerine bile başkaldırma cesareti gösteriyorlar.

Geçtiğimiz Nisan ayında Birleşmiş Milletler Kerkük’ün geleceğini belirleyecek referandumun 5 yıl ertelenmesi gerektiğini bildirdi. Merkezi hükümet de “teknik hazırlıkların tamamlanmadığı” gerekçesiyle bu açıklamaya destek verdi. Fakat KDP lideri Barzani işi bir oldu bittiye getirmek için Kuzey Irak’ta yapılacak yerel seçimlerde Kerkük’ün geleceğini de referanduma sunacağını açıklayınca sonunda Birleşmiş Milletler bile çileden çıktı.

Reuters’a açıklama yapan Birleşmiş Milletler’in üst düzey bir yetkilisi, Birleşmiş Milletler olarak Barzani’ye bu referandumu desteklemeyeceklerini, böyle bir referandumunun savaşa yol açacağını bildirdiklerini söyledi. Barzani’nin buna karşın provakatörlük yapmaya devam ettiğini söyleyen yetkili, “Birisi Mesut Barzani’ye artık dur desin. ‘Kerkük’ten vazgeçmeyiz’ diye açıklamalar yapmayı bıraksın. Barzani hâlâ aşırı derecede provokatif açıklamalar yapıyor. Çevresinde hiçbiri ona, ‘Bak bu söylediklerin çok tehlikeli’ demiyor” diyerek Barzani’ye büyük öfke duyduklarını dile getirdi.

Barzani’ye kimin dur demesi gerektiği belli ama Barzani’nin bunu anlayıp anlayamayacağı şüpheli. ABD zaten petrol işini bağladığı için daha fazla asker kaybetmeden Irak’tan tüymenin yollarını arıyor. Ama Kürtler böylesi taleplerle Irak’ı karıştıracak ve dolayısıyla ABD çıkarlarına zarar verecek hamlelere devam ederlerse ABD kolaylıkla bulabildiği piyonlarından birini daha harcamaktan hiç çekinmez.


ABD’nin barış yöntemi: Daha fazla tehdit

Hillary ClintonAsya gezisi kapsamında Tayland’da bulunan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, alışıldığı üzere, şer ülkeler kapsamına aldıkları İran ve Kuzey Kore’yi bir kez daha tehdit etmekten geri durmadı. Yalnız bu sefer tehdit etme yöntemi öncekilerden biraz daha farklıydı. Çünkü Clinton’un bakış açısına göre İran’ı nükleer çalışmalarından vazgeçirmenin yolu, bölge ülkelerini daha fazla silahlandırmaktan geçerken, Kuzey Kore’nin ise “bir daha nükleer silahlara sahip olamayacak şekilde, bu tip silahlardan arındırılması” gerektiğini iddia etti. Tayland’da bir televizyon programına katılan Hillary Clinton, İran’ın bölge barışı için tehdit oluşturduğunu, bölgedeki ortaklarının çıkarlarını korumak zorunda olduklarını söyleyerek ABD’nin İran’a karşı nasıl mücadele edeceğini anlattı: “İran’ın şunu anlamasını istiyoruz: Eğer bölgedeki savunma şemsiyemizi genişletirsek ve Körfez ülkelerinin askeri kapasitesini daha fazla desteklersek, İran, zannettiği gibi nükleer silaha sahip olduğunda daha güçlü ya da güvenli olmaz, çünkü bölge ülkelerini sindiremez ve onlar üstünde baskı kuramaz.”

Hilary Clinton’un Kuzey Kore için düşündükleri ise çok daha korkutucu. Çünkü Kuzey Kore’nin “bir daha nükleer silahlara sahip olamayacak şekilde, bu tip silahlardan arındırılması” işini Kuzey Kore’nin, ABD gibi emperyalist bir ülke sürekli tehdit ederken kendiliğinden yapmasını beklemek saflık olur. Herhalde, “Tabii canım ne demek? Hemen nükleer silahlarımı söküyorum” demeyecek. O zaman bu işi ABD kendi yöntemlerine göre yapacak demektir ki, Kuzey Kore’de taş üstünde taş kalmayacağı kesin.

Kurulduğundan bu yana savaş dışında başka bir diplomasi yöntemi bilmeyen, anlaşmaların yalnızca kaba kuvvetle yapılacağına inanan bir ülkenin Dışişleri Bakanı olarak Hillary Clinton’un söylediklerinde aslında şaşıracak bir yön yok. Ona bakılacak olursa barışa giden yol çok daha fazla silahlanmaktan ya da topyekun imhadan geçiyor. Böylece hiçbir ülke başka bir ülkenin üzerinde egemenlik kuramayacağı gibi tehlike de kökünden kesilmiş olacak. Ama madem daha fazla silahlanmak barışı getirecek, bırakın o zaman İran nükleer silah üretsin, Kuzey Kore de elindeki silahları korusun. Hem daha az maliyeti var. Söylemeden geçmeyelim, bölge ülkelerini silahlandırmak demek, ABD için aynı zamanda yeni gelir kapısı, yeni yeni sömürgeci bağlantılar kurmak demek. ABD, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri öcü olarak gösteremezse işbirlikçi hükümetleri nasıl iktidarda tutabilir ki? O yüzden İran ve Kuzey Kore gitse bile ABD için en kısa zamanda yerlerini yenileri alır.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: