27.07.2009/Sayı:246
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

YÖK, İHL’lere katsayı uygulamasını kaldırdı

YÖK, İHL’lere katsayı uygulamasını kaldırdıYÖK, geçtiğimiz hafta verdiği kararlarla Türkiye gündeminde ilk sıralara yerleşti. Önce Abdullah Gül’ün yeni YÖK üyelerini ataması ile ilgili haber gündeme geldi. Aslında oldukça tartışma yaratması beklenen atamalar, yine YÖK’ün aldığı başka bir kararla ikinci plana itildi.

Abdullah Gül, YÖK’teki iki boşluğu İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet ve eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Ayşe Soysal’ı atayarak doldurdu. Geçtiğimiz haftalarda değindiğimiz gibi Yunus Söylet son olarak Tayyip’e fahri doktora ünvanı vererek gündeme gelmişti. Eşi türbanlı olan Söylet, türbanın üniversitelere girmesi için açılan imza kampanyasına da imza atmıştı.

Atanan diğer bir isim olan Ayşe Soysal da üniversitede türbana sıcak bakan isimlerden. Rektörlüğü döneminde Boğaziçi Üniversitesi’nde bir Ermeni Konferansı yapmaya niyetlenmiş, ancak bu girişimi mahkeme kapısından dönmüştü.

Bu son atamalarla bir zamanlar laiklik mücadelesinin kalesi olan YÖK birkaç ismin dışında tamamen AKP’ye yakın isimlerden müteşekkil bir kuruluş halini aldı.

YÖK’ün geçen hafta aldığı ikinci bir karar ise üniversiteler açısından daha hayati önemde. 28 Şubat döneminden beri üniversitelere giriş sınavlarında meslek liselerine uygulanan farklı katsayı uygulamasına son verdi. Ayrıca önümüzdeki yıl üniversiteye giriş sınavı ile ilgili yeni düzenlemeler de getirdi.

28 Şubat 1997’de RP-DYP koalisyonunda MGK bir bildiri yayımlayarak, irticai faaliyetlere karşı mücadele çağrısı yapmıştı. 8 yıllık kesintisiz ilköğretimin yasalaşmasının ardından YÖK Genel Kurulu, 1999’da, İHL ve meslek lisesi mezunlarının alanlarında bölüm seçmeleri durumunda AOBP’lerini 0.5, alan dışı program seçmeleri durumunda 0.2 ile çarpılması kararını almıştı. 2003’te bu katsayılar 0.3 ve 0.8 olarak değiştirilirken, 2004’te AKP Hükümeti bir yasa tasarısı hazırlayarak katsayıların kaldırılmasını öngörmüştü. Ancak eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yasayı veto etmişti.

Yıllardır Şeriatçı kesimin en büyük mücadele alanlarından biri olan katsayı uygulaması, böylelikle ortadan kaldırıldı. Katsayı uygulaması bilindiği gibi İmam-Hatip Lisesi mezunlarının üniversitelere girişini zorlaştırmak için bulunmuş bir formüldü. Üniversitelerdeki İmam-Hatip Lisesi kökenli öğrencilerin rejime yönelik tehdit olduklarını tespit eden 28 Şubat yönetimi, bu şekilde bir uygulamayla İmam-Hatiplilerin üniversiteye girişte kendi alanları dışındaki bölümlere girmelerini zorlaştırmayı hedeflemişti. Ama uygulamadan elde edilen sonuç kesinlikle beklentileri karşılamadı. 28 Şubatçılar bunun yerine İmam-Hatipleri kapatma yoluna gitselerdi daha kesin bir netice alabilirlerdi.

Yükseköğretime girişi düzenleyen yeni sistemde, genel ve meslek lisesi mezunlarına eşit katsayılar uygulanacak. Lise ayrımı yapılmaksızın tüm adayların yerleştirme puanları hesaplanırken ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları (AOBP) 0.15 katsayısıyla çarpılacak. İmam-Hatip Lisesi (İHL) ve meslek lisesi mezunları alanları dışındaki tıp, hukuk, kamu yönetimi, iktisat gibi bölümleri seçerken genel lise mezunları ile eşit şartlarda olacak. Yani artık üniversitelerde İmam-Hatipli istilasıyla karşı karşıyayız demektir. YÖK’ün yeni kararı, önümüzdeki yıl yapılacak sınavla birlikte uygulamaya konulacak. Böylelikle her fırsatta “gizli ajandamız yok” diyen Tayyip’in aslında nasıl kurnazca bir politika izlediği de ortaya çıkmış oldu. Yıllarca İmam-Hatiplerin önünü açacağız vaadiyle Şeriatçıların oyunu alan Tayyip, şimdi onlara istediğini vermeye hazırlanıyor. Zaten kendisi ta Suriye’lerden YÖK’e tebrik yolladı bile: “YÖK sağ olsun şu ana kadar olan eğitim özgürlüğüne yönelik bir haksızlığı gidermiştir. Çok daha farklı ve dünyadaki bütün bu noktadaki çalışmaları değerlendirerek bir adım atmışlardır. Ben, bu geciken, binlerce meslek lisesi mezununun mağdur edildiği böyle bir süreci düzelttikleri için kendilerine şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.”

Umarız bu uygulamalar birilerinin gözünün açılmasına neden olur.


Bir kez daha Doğan-Çalık kapışması

Bir kez daha Doğan-Çalık kapışmasıDoğan grubu ile Çalık grubu yine birbirlerine girdi. Bu kez kavgayı başlatan taraf Çalık’ın Sabah gazetesi. Sabah, geçtiğimiz hafta “Aydın Doğan’ın kağıt yolsuzluğu” başlıklı bir yazı dizisine başladı. Dizi başlarken Sabah’ın Genel Yayın Yönetmeni olan Erdal Şafak bir yazı yazarak amaçlarının medya savaşı değil habercilik olduğunu iddia etti. Erdal Şafak, gerekçe olarak da şunları yazdı: “Öncelikle, kamuoyunun Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri ve medyanın en iri grubuyla ilgili bir soruşturmanın sonucunu öğrenme hakkı bulunuyor.

İkincisi, Hürriyet’in ve Milliyet’in küçük ortaklarının, yani yatırımcıların gelişmelerden haberdar olmaları gerekiyor. Zira Hürriyet ve Milliyet’in ortalama yüzde 40’ı halka açık.

Üçüncüsü, gerek serbest piyasa ekonomisi, gerekse şeffaflık ilkeleri uyarınca Türk iş dünyasının, ülkenin en büyük gruplarından biriyle ilgili gelişmeleri öğrenmeleri şart.

Dördüncüsü, Doğan Grubu’nun yabancı ortaklarının da böylesine önemli bir konuda bilgi sahibi olmaları gerekli.

Ve nihayet, Doğan Grubu, özellikle de Hürriyet ve Milliyet çalışanları ile aileleri, yine şeffaflık ilkesi uyarınca, kendi kuruluşlarıyla ilgili olarak hepsi de delillendirilmiş ciddi iddiaları bilmeliler.”

Sabah gazetesinin yayınladığı yazı dizisine göre Aydın Doğan yurtdışındaki vergi cenneti ülkelere kurduğu paravan şirketler aracılığıyla kağıt ihracatı yaparak haksız kazanç sağlamış ve Hürriyet ile Milliyet’in küçük ortaklarını 36.5 milyon dolar zarara uğratmış. SPK’nın, yaptığı incelemeler sonunda Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’na başvurduğu da Sabah’ta yer alan bilgiler arasında.

Sabah her ne kadar bir savaş istemediğini söylese de ok yaydan çıkmıştı bir kere. Aydın Doğan Sabah’a cevabını Hürriyet gazetesinden verdi. Bu kez başlayan belge savaşıydı. Hürriyet’te yer alan haberlere göre Sabah’ın ortaya attığı raporlar, 10 ay öncesine aitti ve bu raporlar hakkında takipsizlik kararı verilmişti.

Hemen aynı gün Aydın Doğan’ın bir numaralı yardakçısı Ertuğrul, köşesinden acındırıcı bir tonla “Sizin hiç mi vicdanınız yok. Daha kaç mahkemede aklanalım.” gibilerinden bir serzenişte de bulunarak savunmaya geçti.

Ancak Sabah oldukça kararlı. Hemen ertesi günü raporun eski değil yeni olduğunu gösteren ve Aydın Doğan’ı yalanlayan belgeler yayımladı.

Aydın Doğan’ın kağıt üçkağıtçılığı üzerine haberler daha çok Vakit gibi üçüncü sınıf Şeriatçı gazetelerde yer alırdı. Şimdilerde bayrağı Sabah devralmış gibi gözüküyor. Anlaşılan Vakit’in etki düzeyi henüz istenen noktaya gelmedi ki, Doğan’a vurma işini Sabah devraldı.

Bu belge savaşının sonu ne olur derseniz bir şey olmaz. Daha önce de büyük patronlar hakkında benzeri yazı dizileri yayımlandı, belgeler havada uçuştu ama neticede değişen birşey olmadı. Bundan da bir şey çıkmaz. Ama dönen dolapların bilinmesi açısından bir faydası da yok değil.


RTÜK’te Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı başkan

Davut DursunUzun zamandır tartışmaların odağında olan kurumların başında gelen RTÜK’te de yeni dönem başladı.

Adı Deniz Feneri yolsuzluğuna karışan RTÜK Başkanı Zahid Akman, yapılan seçimle görevini Davut Dursun’a bıraktı. Böylece Kanal 7’ci olarak bilinen Zahid Akman’ın yerine yine Şeriatçı basından Yeni Şafak yazarı Davut Dursun getirildi.

Özellikle Deniz Feneri davasına adının karışmasından sonra oldukça köşeye sıkışan Zahid Akman, sık sık istifaya çağrılmasına rağmen görev süresi dolmadan RTÜK Başkanlığı’nı bırakmayacağını açıklamıştı. Görev süresi 14 Temmuz’da dolan Akman’ın yerine seçilen Dursun, 9 kişilik üst kurulun 7 üyesinin oyunu aldı. Bilindiği gibi RTÜK Başkanlığına adaylığını koyanlardan biri de CHP kontenjanından üye olan Hülya Alp’ti.

Deniz Feneri yolsuzluğu ile ilgili Alman mahkemelerinde hakkında ciddi iddialar bulunan Zahid Akman, her ne kadar hakkındaki iddiaları yalanlasa da bu konu ile ilgili ciddi bir şüphe altına girmişti. Ancak arkasına Tayyip’in tam desteğini alan Akman, bugüne kadar görevinden ayrılmadığı gibi herhangi bir yasal takibata da uğramamıştı. Başkanlık görevinden ayrılmış olsa da RTÜK üyeliği devam eden Akman ile ilgili bundan sonra herhangi bir gelişme yaşanacak mı göreceğiz.

Öte yandan yeni başkan Davut Dursun’un da laiklik, cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığında diğerlerinden geri kalır yanı yok. Davut Dursun kaleme aldığı bir makalede laikliği “sapkınlık” olarak nitelendirirken cumhuriyeti kuran kadroları da sapkın ve militan olarak nitelendiriyor:

“... Diğer taraftan laiklik, Türkiye’de halkın talep ve kanaatlerini rahatlıkla dile getirebilecekleri, kendi talepleri doğrultusunda devletin yapılanacağı bir ortamda doğmuş değildir; tam tersine laiklik, Cumhuriyet yönetimlerinin halka rağmen yukarıdan aşağıya inen baskı ve dayatmaları sonucunda kurulmuştur. Dayatma ve baskı sadece laiklik veya din politikaları alanında değil, bütün toplumsal ve siyasal uygulamalar ve sistem alanında gerçekleştirilmiştir.”

“... Esasında Türkiye’deki laiklik uygulaması ile Fransa’da ihtilalden sonraki gelişmeler arasında şaşırtıcı bir benzerliğe dikkat etmek gerekir. Söz konusu benzerlik şartların ayniliğinden doğan bir benzerlik değil, laikliği siyasal ve toplumsal bir ilke haline getirmek isteyen idarecilerin ‘taklid’inden doğan bir benzerliktir. Cumhuriyeti kuran ve siyasal iktidara egemen olan devrimci kadro, toplumun geriliğinin faturasını kestikleri dini, kamusal alandan bütünüyle ‘tard’ ve ‘tesifiye’ye yönelmiş militan bir devlet politikası uygulamışlardır. Bu kadronun laiklik meyanında yaptıkları şu şekilde özetlenebilir: Dini, din adamlarının ve din kurumlarının baskı altına alınması ve küçük düşürülmesi, mabetlere saygısızlık dini eğitimin yasaklanması, ibadet yapmanın zorlaştırılması, İslam dininin reforme edilemeye çalışılması ve bir ‘İslami kilise’ oluşturulmasına yönelik uygulamalar, bir ‘akıl dini’nin yaratılmak istenmesi, kültür devriminin yürürlüğe sokulması. Bu amaca yönelik uygulamalar laisizmin ‘Sünni İslam’ karşısında ‘sapkın bir ideoloji ve rakip olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır.

“Bu durumda din, toplumsal, siyasal ve diğer tüm kamu alanlarından çekilerek kişisel bir yapı haline getirilmek, vicdanlara kapatılmak istenmektedir. Bu amacın gerçekleştirilmesi için de siyasal güç ve devletin kullanılması Türkiye’deki laikliğin mümeyyiz vasfı olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de laikliğin dine müdahale etmesi, dinin kamusal alanlardan uzaklaştırılması ve kişisel bir yapı haline getirmesinin istenmesi, dindarlara baskı uygulanması, dini devlet gücüne bağlanması şeklinde uygulanmasının zihinsel alt yapısında Cumhuriyet ideolojisinin ve kadroların düşünce ve idealleri yatmaktadır.”

Görüldüğü gibi yeni RTÜK başkanımıza göre laiklik bir tür sapkınlık ve cumhuriyeti kuran kadrolar bu sapkınlığı hakim kılmaya çalışan militanlardır. Peki, ne yapmıştır bu militanlar?

Dini, din adamlarının ve din kurumlarının baskı altına alınması ve küçük düşürülmesi, mabetlere saygısızlık dini eğitimin yasaklanması, ibadet yapmanın zorlaştırılması gibi bir çok icraata imza atmışlardır.

Alın size cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığının dik alası. AKP, kendi kontenjanından tam da kendisine göre bir RTÜK Başkanı seçtirmiş bulunuyor. Memlekete hayırlı uğurlu(!) olsun.


Birgün-Taraf kapışması ve Melih Altınok’un “dönekliği”

Birgün-Taraf kapışması ve Melih Altınok’un “dönekliği”Yeşil Elma Koalisyonu’nun düşman kardeşleri Birgün ile Taraf yine kapıştı. Bu seferki kapışmanın ana teması da Ergenekon. Ancak bu seferki kapışmanın konu mankeni ise Taraf yazarı Melih Altınok. Yaklaşık bir ay kadar önce Birgün’den ideolojik sebeplerle ayrıldığını açıklayan Altınok, hemen akabinde Taraf’a intikal etmişti.

Geçtiğimiz hafta Birgün’de neredeyse tam sayfa bir Melih Altınok yazısı yayımlandı. Birgün’ün medya eleştirilerinin yer aldığı Eşek Arısı köşesinde yayınlanan yazıda Barış İnce, Altınok’u fena soktu.

Birgün’deki yazı, politik savruluş ve döneklik üzerine uzun bir girizgahla başlıyor: “... 80 döneminde yaşananlar, dolayısıyla yaşanan inanç yitimi, Sovyetler’in çöküşü ile sosyalizmin inandırıcılığını kaybetmesi gibi etkenlerin bunda rolü vardır elbet… Ama en çok da, kapitalizmin bu isimlerin önüne serdiği renkli, paralı dünyanın cezbedici etkisinin rolü vardır.”

Birgüncülerin Melih Altınok’a kızmalarının nedeni, Altınok’un geçenlerde Taraf’ta yayınlanan bir yazısında Birgün’e çakması. Melih Altınok, Taraf’taki yazısında Birgün’ün kanser hastası siyasi mahkum Güler Zere ile ilgili yaptığı bir haberi eleştirmiş. İşte bu satırlar Birgüncüleri çileden çıkarmış ve Birgün’de yayımlanan bu yazıda Melih Altınok’un ne dönekliği kalmış, ne liberalliği ne de çapsızlığı. Birgün, Melih Altınok’a öyle bir giydirmiş ki, Altınok’un bunları hazmetmesi epey zaman alacak. E ne de olsa eski adamlarını onlardan iyi kimse bilemez.

Gelelim Birgün’ün Melih Altınok üzerine yazdıklarına. “Dikkatli okurlarımız hatırlar… Altınok’a son 2 ayda bir haller olmuş, kendisi birden bire Türkan Saylan’a hakaret etmeye başlamıştı. O güne kadar cumhuriyet mitingine gidenleri anlamak gerektiğini söyleyen Altınok, birdenbire Saylan ve ekibini Çağdaş Ülkü Ocağı ilan ediverdi. Üstelik yobazların, laik eğitimi savunuyor diye Saylan’a hasta yatağında küfürler ettiği o günlerde… Bunu bir “yeni iş başvurusu” olarak da algılamak mümkündü… Kaldı ki bir hafta sonra, gazeteyle fikri uyuşmazlığı olduğunu açıkladı okurlarına…

Yazımızın başında dönme hali üzerine kimi şeyler söyledik. Ama dönmenin de bir adabı vardı eskiden. Şimdinin küfürbaz dönekleri dahi, utana sıkıla, yavaş yavaş, işi teorize ederek dönmüşlerdi. Onların fikri değişimleri gün be gün sezilirdi. Altınok ise boyalı medyanın çapsız yazarlarına benziyor daha çok… Filanca şirketin gazetesinde filanca şirkete küfür edip, sonra da transfer olup eski patronuna söven tiplere…

Bu kadarı yeterli olur sanırım. Hazır laf döneklikten açılmışken bir konuya daha açıklık getirelim. Birgün’deki yazıda Barış İnce isimli vatandaş Melih Altınok’a giydirdikten sonra dönekliğin adabı üzerine ders vermeye kalkmış aklı sıra. “Madem dönecektin, kafaya koydun, o zaman yeni solcu ağabeylerinden biraz adap öğrenebilirdin. 2-3 sene uyduruk post-Marksist tezleri anlatırdın misal… Yeni sol adı altında cemaatleri demokrat ilan eder, bunu da ısrarla savunurdun… ‘Sınıf bitti’, ‘AKP demokrat’ gibi şeyler sıkıp onları teorik soslara bulardın belki… O zaman yeni cemaatinde en azından bir saygınlığın olurdu değil mi? Ondan sonra yeni cemaatinin büyük şefleri, ‘3 ay önce söylediğini 2-3 milyar paraya nasıl da yedirdik adama’ diye dalga geçmezlerdi arkandan…”

Melih Altınok’a döneklik dersleri vermeye kalktıklarına göre Birgüncülerin döneklik üzerine epey tecrübeleri olmalı. Ya çok dönek verdiler ya da bu yollardan çok geçtiler ki, neyin nasıl yapılacağını madde madde açıklayabiliyorlar. Ancak Birgüncülere şunu hatırlatmakta fayda var ki, döneklere laf etmek için öncelikle solcu olmak gerekir.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: