20.07.2009/Sayı:245
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Kaya Ataberk

Askere sivil yargı:
Miloseviç sonuna bir adım daha

Büyükanıt'a Miloseviç Sonu Hazırlıyorlar

TÜRKSOLU’nun 20 Mart 2006’da yazdıklarına bakalım. O dönemde Büyükanıt’a hazırlanan Miloseviç sonuna dikkat çekmiştik ve ciddi uyarılarda bulunmuştuk. Başta Büyükanıt olmak üzere birçok komutan, savaş suçlusu ilan edilerek Lahey’e gönderilmeye çalışılıyordu. En nihayetinde de bu komutanları Miloseviç’inki gibi bir son bekliyordu. O dönemde durdurulan süreç bugün daha da güçlenmiş bir şekilde karşımızda.

Askere sivil yargı yasası nasıl geçti?

Albay Dursun Çiçek’in eylem planıyla ilgili tutuklanması ve bırakılması sürecinde Türkiye 28 Şubat’tan beri görmediği kadar uzun bir MGK toplantısı yaşamıştı. Bu kapılar bu kadar uzun kapalı kalıyorsa pazarlık çok sıkı demektir genellikle. 28 Şubat’ta bastıran taraf askerlerdi ve sonucunda Erbakan istifa etmişti.

Tam da bunlar yaşanırken AKP’liler bir anda askerlere sivil mahkemelerde yargılanmanın yolunu açan yasa önergesini hazırladı. Hızla Meclis’te oylandı ve apar topar bir gece yarısı genel kuruldan geçirildi. AKP yaptığı ufak bir değişiklikle CHP ve MHP’yi uyutmuştu! Hayır, hayır mecazi bir uyku değildi bu... Gerçekten de “maalesef saat çok geç olduğu için” CHP ve MHP’nin ağır topları, o güzide hukukçu vekilleri ya evlerinde istirahata çekilmişlerdi ya da Meclis sıralarında kestiriyorlardı. Yasanın geçmesinin ardından da “ama biz uyuyorduk, hiç etik değil” diye ağladılar. Fakat işin kuralı buydu. Ne yaparsınız… Onlar uyuyunca birileri de geçirivermişti!

Muhalefet; yasayı Gül de onaylayınca iyice şaşırdı. MHP’li Mehmet Şandır; “Keşke Sayın Cumhurbaşkanı Meclis’e gönderseydi. Düzenlemenin ilgisi olmayan bir kanunda, milletvekillerinin önergeleriyle, devlet kurumlarının görüşleri alınmadan yapılmış olması aslında Türkiye’ye yakışmamıştır.” diyordu.

Evet, Türkiye’ye yakışmamıştı ama sizin gibi muhalefete de cuk oturmuştu, değil mi ya!

CHP’li Onur Öymen de “Gece yarısı darbesiyle TBMM’den geçen yasayı onaylayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül taraflı davranmıştır. Son gelişme kaygı verici olmuştur.” demiş.

Yani biraz çabalasalardı bu “darbeyi” önlemeleri hiç de zor olmayacaktı. Bu arada atı alan AKP, Fethullahçılar ve PKK, Üsküdar’ı çoktan geçti bile.

Şemdinli’den bugüne…

Aslında her şey 9 Kasım 2005’te Şemdinli’de başladı. Ve anlaşılıyor ki, gene burada bitecek. 2005 yılının sonuna doğru yaşanan Şemdinli olayları bir PKK’lının sahibi olduğu Umut Kitabevi’nin bombalanmasıyla başlamıştı. Olayların ardından, bölgede görev yapan askeri personelden astsubaylar suçlanmıştı. Fakat bu kişiler askeri mahkeme tarafından tahliye edilmişlerdi.

O dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan Org. Yaşar Büyükanıt, “Onları tanırım. İyi çocuklardır.” diyerek suçlanan askerleri sahiplenmişti.

İşte olayların kızışma noktası da buradaydı. Büyükanıt’ın bu sözlerini kendisine referans alan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, hazırladığı iddianamede Yaşar Büyükanıt’ı da suçlayacaktı. Hazırlanan iddianamede Yaşar Büyükanıt da çete kurmak suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştı. Büyükanıt, burada açıkça Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde oradaki diğer komutanlarla beraber çete oluşturmakla suçlanmıştı.

Büyükanıt’ın ve Ordu’nun hedef haline geldiği bir süreç de başlamış oluyordu. Her ne kadar olayların sonunda Ferhat Sarıkaya’nın meslekten ihracı bile gerçekleştiyse de artık cin şişeden çıkmıştı. Bir sonraki adım çok daha kapsamlı olacaktı. Artık Türkiye Ergenekon dönemine giriyordu.

O günlerde sadece Şemdinli olaylarına bakarak yapılan yorumların çoğu bugün geçersiz. Ama o dönem başlatılan süreç bugün son adımlarını da atıyor. ABD merkezli Ordu’yu tasfiye planı o gün başarılı olamamıştı ve Kürt-İslam cephesi Ferhat Sarıkaya’yı feda edivermişti. Ne de olsa ellerinde daha çok Sarıkaya’lar vardı. Önemli olan dava değildi miydi? Bir mürit gider bir başkası onun yerini alırdı…

Askere darbe ve askere “sivil” yargı

Bu sivil yargı meselesini ele alırken Türkiye’de faşizmin sivillikten ne anladığını da bir anlamamız lazım. Bu sağcı-faşist zihniyet bugün sivil yargı diye bağırıp duruyor ama aynı zihniyet bir zamanlar faşist generallere sıkıyönetim ilan ettirip devrimcileri askeri mahkemelerde yargılattırmaktan zevk almıyor muydu? Ne yaman çelişki değil mi? İşine geldiği zaman sivilleri askeri mahkemelerde idama gönder, işine gelince de askerleri “sivil” mahkemelerde yargıla...

Yok; ne kendimizi kandıralım ne de birilerinin bizleri kandırmasına izin verelim. Şurası açık ki, AKP’nin de Fethullahçıların da aslında sivillik falan gibi bir derdi yok. Hatta yargı ya da hukuk gibi bir derdi de yok! Bunların tek bir amacı varsa o da ABD çıkarlarına zarar verecek tüm güçleri tasfiye etmek hatta fiziksel olarak ortadan kaldırmaktır. Gün gelir sağcı askerlere solcu, Atatürkçü, tam bağımsızlıkçı kesimleri tasfiye ettirirler, gün gelir “sivil” Kürt-İslam mahkemelerinde Türk komutanlarını mahkum ettirirler.

Burada Ergenekon operasyonunun ikili görevini hatırlamakta fayda var. Doğrudur; Ergenekon adı altında Türkiye’de tüm muhalif, Atatürkçü kesimler sindiriliyor. Bu işin birinci ve AKP faşizminin önündeki taşları temizleyen boyutu...

Ama işin ikinci boyutunda AKP’nin de ötesinde Kürt devletinin yolunu açan bir boyut da ekleniyor. Bunun için de ABD’nin ve PKK’nın Yeni Sevr planının en büyük engelini ortadan kaldırması gerek. Türk Ordusu’nun tasfiyesi de buradan atağa kalkar.

Şemdinli’den Ergenekon’a yapılmaya çalışılan şey bu tahlil ışığında anlaşılabilir. ABD Türk Ordusu’nu katliamcı ve savaş suçlusu ilan etmenin yollarını aramaktadır. Her gün uydurulan yeni hikayelerin, tutuklanan komutanların, içinden hayvan kemikleri çıkan kuyuların tümü de bu amaç için planlanmıştır.

“Ergenekon ne zaman biter” diye soruyor insanlar birbirlerine... Belki iş Tayyip’in faşist hezeyanlarıyla sınırlı olsaydı bir gün biterdi. Ama olayın esas amacı Kürt devletinin kurulması olunca durum değişiyor. Bu süreç komutanların “sivil” yargıdan Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na gönderilmesine, Türk Ordusu’nun savaş suçlusu olarak ilan edilmesine kadar sürer. Bu operasyon Kürtlerin BM’ye başvurmasına, ABD’nin Türkiye’ye müdahalesine, Kürt devletinin kurulmasına kadar sürer. O zamana kadar da bu ülke daha çok gözaltı dalgaları, gizli tanıklar, şok belgeler görür.

Yeni yasa ve komutanlar Peki; bu yasa değişikliğinin anlamı ne ola?

Gelin bunu anlamak için de farklı bir mantık kuralım. Eğer 2006’da Ferhat Sarıkaya, Şemdinli iddianamesini hazırladığında bu yasa geçerli olsaydı ne olurdu?

Bilindiği gibi Sarıkaya, Büyükanıt hakkındaki iddialarını Genelkurmay’ın Adli Müşavirliği’ne sunmuştu. Ama başvurusu buradan geri dönmüştü. Büyük ihtimalle Sarıkaya’yı yönlendirenler de bunun böyle olacağını biliyorlardı. Fakat tartışmanın ilerlemesi için bu gerekliydi. Eğer yasa bugünkü haliyle yürürlükte olsaydı, Ferhat Sarıkaya’nın iddialarını Genelkurmay’ın bilgisine sunmak gibi bir kanuni zorunluluğu olmayacaktı. Büyükanıt’a ve diğer hedef kişilere doğrudan bir “sivil” mahkemede dava açacaktı.

Daha 22 Haziran’da emekli askeri hakim sıfatı taşıyan bir Kürt-İslamcı “Büyükanıt ağırlaştırılmış müebbetle yargılanmalı.” demişti. “27 Nisan e-muhtırası teşebbüs olarak tamamen tamamlanmış bir suçtur.” demişti. Ümit Kardaş’ın bu açıklamalarının yabana atılacak cinsten olmadığı şimdi daha iyi anlaşılmıştır herhalde...

Öyle sonuca yaklaştılar ki Van Barosu hiç zaman kaybetmeden hedefi on ikiden vuran başvurusunu yaptı. Büyükanıt’ın Sarıkaya’nın iddia ettiği gibi çete suçundan yargılanmasını istedi. Van Barosu Başkanı Ayhan Çabuk davanın Van Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini ve davanın Van’da görülmesini istediklerini söylüyor:

“Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın bu suçun tutuklu sanıkları hakkında sarf ettiği ‘Tanırım iyi çocuklardır’ cümlesi ile ‘Şemdinli Davası bir hukuk skandalıdır’ tespitlerinin, dosya sanıklarını kollamaya yönelik beyanlar olduğu kuşkusuzdur. Aynı emekli generalin yargılamanın yapıldığı dönemde, Askeri Mahkemenin hakim sıfatı taşımayan subay üyesinin, en yüksek rütbeli komutanı ve mahkemenin ait olduğu hiyerarşik düzenin en üst düzey yetkilisi olduğu gözden kaçırılmamalıdır.”

Yani artık hem Büyükanıt emekli hem de mahkeme “sivil” olduğuna göre gün Kürt-İslamcıların intikam günüdür. Hayırlı olsun...

Tabi, pusuda bekleyenler Van Barosu’ndan ibaret değildi. DTP’li Akın Birdal ve İHD, 1998’deki andıç olayıyla ilgili olarak Çevik Bir ve Erol Özkasnak hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bunacaklarını açıkladılar.

Diğer taraftan da “darbe günlükleri” olayı ile ilgili olarak Özden Örnek, İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman gibi isimlerin yargılanmasının da önü açılmış oldu. Diğer taraftan artık askeri birimlerde yapılacak aramaları, savcıların askeri makamlara bildirme zorunluluğu da ortadan kalkmış oldu.

Hazırlanalım. Önümüzdeki dönemde emekli ya da muvazzaf pek çok askerin yargılanmasını izleyeceğiz. Ama bunun sonuçları sadece bu komutanları değil tüm Türkleri etkileyecek…

Şimdi tekrar geriye dönelim ve TÜRKSOLU’nun 20 Mart 2006’da yazdıklarına bakalım. O dönemde Büyükanıt’a hazırlanan Miloseviç sonuna dikkat çekmiştik ve ciddi uyarılarda bulunmuştuk. Başta Büyükanıt olmak üzere birçok komutan, savaş suçlusu ilan edilerek Lahey’e gönderilmeye çalışılıyordu. En nihayetinde de bu komutanları Miloseviç’inki gibi bir son bekliyordu. O dönemde durdurulan süreç bugün daha da güçlenmiş bir şekilde karşımızda.

Niyet açık… 2006’da Sarıkaya’ya yaptıramadıklarını, 2009’da bir benzerine yaptıracaklar.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: