Hüseyin Adıgüzel |
Sömürgeci Çin
Çin emperyalizmi ve Doğu Türkistan Çin, bugün komünist bir yönetim altında olmasına rağmen, dünyanın en büyük emperyalist güçlerinden biridir. Bu ilk bakışta bir çelişki gibi görünebilir ama gerçek budur. Ekonomik olarak Batı düşüncesini uygulayan Çin, ucuz enerji ve ucuz iş gücü ile, çok kısa bir zamanda dünya ülkelerini tehdit eden bir ekonomik güç olmuştur. Ekonomideki bu hızlı büyüme, Çin’in çok yakın bir gelecekte dünyanın en büyük ekonomik gücü olacağı hakkındaki görüşlere haklılık kazandıracak düzeydedir. Çin imparatorluğu, kurulduğu ilk günden itibaren batısı ile ilgilenmiş ve batıya doğru yayılma politikası uygulamıştır. O dönemlerde bu istek Orta Asya’nın güçlü devletlerinin direnişi ve tepkisi ile karşılaşmış, bin dokuz yüzlü yıllara kadar Çin, Türkistan adı verilen batısındaki toprakları işgal edememiştir. Bugün Çinlilerin Sincan, bizlerin Doğu Türkistan dediğimiz topraklar, batısı ile bir bütün teşkil eder ve bütün olarak bu toprakların adı tarih boyunca Türkistan olmuştur. Çin, emperyalist politikasının gereği olarak, 1944 yılında orayı işgal etmiş ve orada kurulmuş bulunan Doğu Türkistan Türk Devleti’ni yıkmıştır. Çin’in işgali sırasında direniş gösterenler, Çin mezalimi karşısında ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlar ve yıllar boyu süren çileli bir yolculuktan sonra özgürlüklerine kavuşabilmişlerdir. Himalayaları aşarak Hindistan yoluyla Türkiye’ye gelenler arasında Doğu Türkistan hükümetinin başkanı İsa Yusuf Alptekin de vardı. Uzun yıllar Türkistan davasını savunan İsa Bey’in çalışmaları sayesinde dünyanın dört bir yanında Doğu Türkistan dernekleri kurulmuş ve davaya sahip çıkılarak Çin’in emperyalist amaçları tüm dünyaya anlatılmaya çalışılmıştır. Doğu Türkistan Çin için iki bakımdan önemli bir yerdir. Çok zengin maden kaynaklarının olması birinci nedendir. Çin’in petrol, kömür ve altın yatakları bu bölgededir. İkincisi, Çin’in nükleer denemelerini burada yapmasıdır. Bu denemelerin sonucu, binlerce insan radyasyon sonucu ölürken yeni doğan binlerce bebek de sakat doğmuştur. Dünya bu insanlık dışı vahşete gözlerini kapamış, sadece seyretmektedir. Çin, Doğu Türkistan’ı tam bir sömürge haline getirmiş, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürürken orada yaşayan milyonlarca Uygur ve Kazak Türkünü de asimile etmeye çalışmaktadır. 2001 yılından itibaren Türk dili ile eğitim tamamen kaldırılmış, bir işte çalışabilmek için Çince bilme zorunluluğu getirilmiştir. Türk dili ile konuşmak, şarkı türkü söylemek bile yasaklanmıştır. Uygur ve Kazak Türklerine yurt dışına çıkma yasağı uygulanmaktadır. Hükümetin izin vermediği hiç kimse yurt dışına çıkamamakta, çıksa bile aile fertlerine izin verilmemektedir. Son olaylar, uzun yılların birikiminin doğal bir sonucudur. Daha önceleri, 1995-96 yılları arasında Gulca şehrinde çıkan isyan da aynı metodlarla bastırılmış, binlerce Uygur Türk’ü katledilirken yüz binlercesi de sürgüne ve hapishanelere gönderilmiştir. Sahte ulusalcı Perinçek Çin’in yanında Bunların yanında bizim meşhur Perinçek ordusu da, Çin’in yanında yer almayı göze alamadığı için, dolaylı yollarla Uygurları “neden özgürlük ve bağımsızlık istiyorsunuz?” diyerek suçlayarak Çin’i aklamaya çalışmaktadır. Aydınlık’ta yayınlanan bir yazıda Rabia Kader’in CIA ajanı olduğu tezinden hareket edilerek Uygur direnişi küçültülmeye, ABD emperyalizminin bir isteğinin yerine getirlmesi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Çin’e methiyeler düzerken, Çin’in Doğu Türkistan’da, yani Uygurların tarihi topraklarında ne aradıklarını hiç sorgulamıyor. ABD emperyalizminden söz ederken, Çin emperyalizminden hiç bahsetmiyor. Doğu Türkistan adını ağzına bile almayan bu kişi, Sincan adının ne zamandan beri kullanıldığını hiç araştırma zahmetine bile girmiyor. O toprakların tarih boyunca Türkistan olduğundan söz bile etme erdemini gösteremiyor. Rabia Kader’in CIA ajanı olması ya da olmaması ile olaylar arasında nasıl bir ilgi kuruyor? Velev ki, Rabia Kader CIA ajanı, onun CIA ajanı olması, Çin zulmü altında inleyen milyonlarca Türk’ün mücadelesini yok saymaya, son olaylarda ölen yüzlerce Türk’ün katillerini aklamaya yeter bir neden midir? Bu nasıl bir anlayıştır? Biliyoruz, bizimle beraber tüm Türkiye de biliyor, Çin’i seviyorsunuz, Çin’e toz kondurmak istemiyorsunuz ama el insaf! Gözünüzün önünde olan bu olaylarda bile mazlumun yanında değil, zalimin yanında nasıl yer alıyorsunuz? Çin’e olan sevginiz ve aşkınız gözlerinizi mi kör ediyor? Kulaklarınız sağır duymuyorsunuz, gözleriniz de mi kör görmüyorsunuz? Bir de utanmadan siyaset arenasında “Ulusalcıyız!” diyerek boy gösteriyorsunuz. Sizin ulusalcılığınız her halde Çin’e kadar, araya Çin girdiği zaman, ulusalcılığınız bitiyor. Sevsinler sizin bu ulusalcılık anlayışınızı. Lideriniz ve arkadaşlarınızdan bir kısmı tutuklu değil mi? Onların ulusal hukuk kuralları içinde yargılanmasını istediğinizi defalarca yazdınız, çizdiniz, söylediniz. Hukuk kuralları ihlallerini televizyonlarınızda yüzlerce kez anlattınız ve gösterdiniz. Çin uluslararası hukuku ihlal etmiyor mu? Kişi ve toplum özgürlüğünü, insan haklarını çiğnemiyor mu ? Neden bir kerecik olsun, Çin’i protesto etmeyi, bıraktım protestoyu, kınamayı bile düşünmezsiniz? Uygur Türklerinin insan haklarından ve uluslararası hukuktan yararlanma hakları yok mu? Bundan sadece sizlerin, yani Çin ve Çin’i sevenlerin yararlanmasını mı istiyorsunuz? Adama sorarlar; bu ne biçim hukuk ve insanlık anlayışı diye… Görüyorsunuz ya, her şeyinizin sahte olduğu gün gibi ortada. Sonra da, hala binde birlerdesiniz dediğimiz zaman kızıyorsunuz. Bin bir dereden su getirerek seçim sonuçlarını çarpıtarak başarılı olduğunuzu beyhude yere göstermeye çalışıyor ve bir sürü nedenler uyduruyorsunuz. Halbuki, neden ortada duruyor; sizin bu sahte ve tutarsız politikanız! Her şeyi işinize geldiği biçimde yorumlamanız ve sahte nedenler uydurmanız. Bu millet aptal değil beyler! Yarın seçimlerde binde yarımlara ineceksiniz, uyanın artık! Bizden uyarması, gerisi sizin bileceğiniz iş! Emperyalizmin dünya siyasi lügatinde tek bir tanımı vardır. Buna uyan hangi devlet ve kim varsa hepsi emperyalisttir. ABD ne kadar emperyalistse, Rusya da, AB de, Çin de o kadar emperyalisttir. Kınanacaksa hepsi birden kınanacaktır, mücadele edilecekse hepsi ile birlikte mücadele edilecektir. Bir tarafın kucağına oturup diğerlerine emperyalist demek sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Çin’in kucağından indikten sonra, bir diğerinin kucağına oturmayacağınıza kim garanti verebilir? Yani, aslında siz, emperyalizmle falan mücadele etmiyorsunuz, siz, emperyalizme çanak tutuyor ve yalakalık yapıyorsunuz. Şu olaylarda yaptığınız, Çin’e yalakalıktan öte bir şey olmadığı gibi… Sahtekarlığa son: Türk’ün partisi geliyor Doğu Türkistan, emperyalist Çin’in işgali altındaki Türk toprağıdır. Bu toprakların ve oralarda yaşayan milyonlarca insanın, özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele etmek, en azından gönülden destek vermek, asgari insanım diyen herkesin görevidir. Çünkü orada insanlık katledilmektedir. Orada zulüm vardır, gözyaşı vardır, kan vardır, ölüm vardır… Balinaları kurtarmak için milyonlarca dolar harcayanların, aynı hassasiyeti insanlar için göstermesini beklemek bizlerin hakkıdır. Dikkat ediniz, Çin’i kınayan, Çin’i eleştiren kaç ülke var? ABD’nin, AB’nin, Rusya’nın hiç sesi çıkıyor mu? Bir PKK’lı öldüğü zaman kıyamet koparanların, binlerce Türk ölürken seslerini çıkarmayışları, “Hepimiz Hrant’ız-Hepimiz Ermeniyiz” diyenlerin gıklarının çıkmayışı, samimiyetlerini göstermesi açısından ilginçtir. Bizlere insanlık dersi vermeye kalkanların insanlıktan nasiplerini almadıkları bu olaylarla ortaya çıkmıştır. Onların derdi insanlık falan değil, inanın buna, onların derdi sadece ve sadece Türk milletine düşmanlıktır. Sokaklara çıkarak “Hepimiz Ermeniyiz” ya da “Ermenilerden özür diliyoruz” diyenler, aslında ne Hrant’ı ne de Ermenileri sevdiklerinden, ya da insanlık kavramını benimsediklerinden bunları yapmıyorlar. Burada yapılmak istenen şey, Türkiye’de, Türk düşmanlığıdır. Bunu açık olarak yapma cesaretini gösteremedikleri için, böyle yollara başvuruyorlar. Doğu Türkistan olaylarına bunun için ses çıkarmıyorlar, “ne oluyorsa oluyor, dünyadan birkaç Türk daha gidiyor” diyerek gerçekte seviniyorlar, neredeyse zil takıp oynayacaklar! Şöyle siyasi arenaya bir bakınız. Türklerin, bırakın dünya çapında, Türkiye’de haklarını koruyacak bir siyasi parti görüyor musunuz? Yok değil mi? Hüzün verici bir şey, ama gerçek! Birbiri ardına yeni siyasi partiler kuruluyor. Aydın Doğan medyası ya da Ciner medyası bunları teker teker televizyonlarına çıkarıyor. Hiçbirisi Türk kelimesini ağzına bile almıyor. İnsanlıktan, demokrasiden, insan haklarından, AB’den ve ABD’den bahsediyorlar, ama, hiçbiri hakları elinden alınan, soyup soğana çevrilen, hakları gaspedilen Türk milletinden bahsetmiyorlar. Sanki, Türk milleti için her şey güllük gülüstanlık, elini sallasa ellisi, saçını sallasa tellisi gelecekmiş gibi… Bu yeni diye ortaya çıkanların, eskilerden hiçbir farkı yok. Kapılmışlar bir AB sevdasına, demokrasi tatlı yalanına, söyledikleri ve düşündükleri diğerlerinin söylemlerinden ve düşündüklerinden farklı değil… “Yok birbirimizden farkımız, ama, biz Osmanlı Bankası’yız!” diyen reklamı hatırlıyorsunuzdur. Bunlar, o Osmanlı Bankası, ama diğerlerinden hiçbir farkları yok! Bütün sosyal kurumların ya da hareketlerin, siyasi partilerin içerisinde, azınlık ırkçılığı yapanların, aynı zamanda Türk düşmanlığı yaptıklarını gözardı etmemek gerekiyor. Bu liberalinden, solcusuna, İslamcısından demokratına kadar böyledir. İnsanların liberal, solcu, İslamcı olmaları Türk düşmanı oldukları anlamını taşımaz. Bunların arasında yuvalanan azınlık ırkçılarının Türk düşmanı olduklarını anlatmaya çalışıyorum. Onlar, yani azınlık ırkçıları, sığındıkları kurumları örtü olarak kullanarak bu işi pek güzel bir şekilde yapıyorlar. Ama, onların sığındıkları kurumları yönetenler, ya bu işi fark etmiyorlar, ya da siyasetleri icabı seslerini çıkarmıyorlar. Bu yüzden bugün ülkemizde, Kürdü, Çerkesi, Gürcüsü, Ermenisi, Rumu diledikleri gibi at oynatırken, Türklerin maalesef ezici çoğunluk olmalarına rağmen onlar kadar sesleri çıkmamaktadır. Bunun tek nedeni vardı; Türklerin hakkını, hukukunu koruyacak bir siyasi partileri yoktur! Türk milletinin hak ve hukukunu koruyacak, Türk vatanını, bayrağını, devletini sonuna kadar savunacak, Türk milletinin insan gibi, en azından diğerleri gibi yaşamasını sağlayacak, diğerlerinden çok farklı, sözde değil özde Atatürkçü, milliyetçi, antiemperyalist yeni bir parti geliyor. Diğerlerinden çok farklı bir parti; siyasi yaşamda, ekonomik yaşamda ve sosyal yaşamda büyük değişiklikleri uygulamak üzere geliyor. Sizler de, Türk milletinin yanında iseniz, en azından Türklerinde diğerleri kadar insan gibi yaşama hakkı olduğunu düşünüyorsanız, biz, buradayız, bekliyoruz!
|