13.07.2009/Sayı:244
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Mustafa İzberk

Klasik Türk “dili” müziği

“sakışsız*, biligligke, yinçileyü, akuşlug, eşitgen, okuyan, yumgısı, ukuşsuz tilnçe, öngin, köni, kgürmiş, tüze, küdezgü, itingü, ayur, körey, yagutup, akıtgu, tirgen, koşupan, özinge, tüzettim, igitgen, bedüklük, aşnuda, iziksiz, açu, belgülüg, yetgü, ersedin, yokadur, tanuk, neteglikke, otru, anıngsız, ediz, küdezgil, umınçım, tegürgil, öğümez, yulug, sevinçin, kadgusı, körgül, bütüp, avıngu, küdeğü, bütügli, talu, ödrimi, sakınuk, yüdti, olarnı, bolgay, irincig, yipün, itindi, bütrü, çapar, ular, çiçek, edinge, örüng, bezendim, ötündüm, yanşadı, birsü, yülek, bediz, anuk, körümegli, tüzün, sizingsiz, mengü, alkınur, tezginür, yazılsu, evrilü, önmeginçe, negü, avınçın, törütti, bezek, örürek, eksüdi, sevüg, urundı, erentir, ülgü, öçin, seçü, ukug, ötrü, edgülükke, bedük, ukuşnı, eşitgil, küsüş, tılmaçı, yaruttaçı, erni, emgemiş, tutgıl, sınmasun, idisi, yiyür, artuk, yorık, telim, öğdilür, bolsu, belgülüg, kılınçı, yalnguk, yördüküm, taplamaz, tonga, alkınur, sözlegü, tükel, negülük, ersig, bilgdir, sözledim, sözleteçi, yinçü, tengiz, yarutmaz, baskuçı, kezikçe, töşengü, isizke, ögdilig, ökünme, kargış, barguçı, bayumış, olarıg, ötgünür, körksüz, orun, tör, yılkı, üçünçte, budunug, tüzer, ülüg, Türkçe, sözledim, suvlanur”(…)(…)(…)

Türk dilinin bir müziği olduğunu hepimiz biliriz, Yabancılar, “en kolay öğrendikleri dil” demişlerdir Türkçe’miz için.. dilbilimcileri, “en matematiksel, kristal gibi bir dil” olarak betimlemişler onu…

Dil Devrimi başladığında kimi “edipler, muharrirler, münevverler” (…) yeri göğü birbirine katıp, Türkçe’nin (siz Osmanlıca anlayın) müziğini nasıl da bozup, yok ettiğimizi tonlarca kağıda döküp ‘eser’ler bırakmışlardır geride!.. Bugün de, ne yazık ki kimi aydın(!) çevrelerde bu sapkınlık almış başını gider. Bunda ‘sürenin çarpık tininin’ (zamanın ruhu), baskıcı erkin felsefesinin “küçük boy Osmanlı ülkesi” safsatasının da etkisi olur.. 65 yılda 1400 yıllık geriletilme öyküsünün bir taçlandırılmasıdır bu olgu… Kimileri Osmanlıca’yla yatar, İngilizce’yle kalkar… Türk ulusunun ‘olmazsa olmaz’ varlık nedenini: Türkçe’yi bir kaşık suda boğmaya, ona yaşam tanımamaya kalkarlar.. tarih boyu var olmuş, bu ülke sömürgenlerinin, Haçlılarının ekmeğine yağ sürercesine… Buna son yıllarda boluklaşan (Far. Şehirleşme) boluksoylulaşan (Fr. Burjuva) –analar neler doğurmuş- Anadolu’nun bilisiz sürülerinin dükkan camlarına, tabelalarına yansıyan düzeylerini de katarsanız, toplumsal bir yıkımla burun burana yaşadığımızı görürsünüz…

Bir de bizim gibiler vardır, anamızdan öğrendiğimiz ‘anamızın aksütü’ Türkçeyi yaşatmak, konulduğu musalla taşından sarsarak uyandırmak, yaşama döndürmek isteyenler… Bunlar bugün 75’ini aşmış da olsalar, ortaokuldan liseye ilk gittikleri gün, matematik öğretmenlerinin ağzından, bildiğimiz h’yi “haş”! diye işitip, yüksek mi yüksek bir eğitim katına adım attıklarını sanarak koltuklarını kabartsalar da.. yetmemiş, kazandıkları Akademi’de ilk derste ‘detay’, ‘fasad’, ‘prajeksiyon’ türü sözcükleri sünger gibi kapıp büyük boy mimar olmaya girişerek kendilerini bir uğraşı (Ar. Meslek) tapınağına girmiş saysalar da, geç de olsa günümüzde gözü açılanlar, kalan yaşamlarını anadillerine adayanlar…

İşte, son 10 yılımın tüm verimini ortaya döktüğüm bu savaşımın bir yaprakçığı da gün yüzüne çıktı. Ne süredir1 bu konuda çalışma düşüncesi usuma (Ar. Akıl) düşmüştü…

Bugün ne yaptım: Önce kitaplığımdaki, (Reşit Rahmetî Arat, “Kutadgu Bilig,” I, Metin, TDK y. 1973, Ankara.) yapıtını -6645 iki dize (Ar. Beyit)- aldım, 4. Sayfadan başlayarak Balasagunlu ‘Yusuf Has Hacib’in2, Karahanlı Devleti Hakanı Ebu Bugra Karahan Ali Hasan’a3 +1069’da sunduğu bu başyapıtını 42. Sayfaya dek taradım. Sonuçta yukarıdaki dizileme ortaya çıktı. Burada sözcükleri seçerken elden geldiğince bilinmedik olmalarına –bilinenler de çok-, sırayı korumaya, ses değerlerine, ezgisel alacalarına (Far. Renk), belli uzunlukta olmalarına (…) özen gösterdim. Sonra okudum (ilk okuma gerçekten vurucuydu, siz de ayrımına varacaksınız), birkaç kez okudum. Türkçe’nin müziğini duymaya başladım.. Bu müzik, “17 000” yıldan bu yana doğup gelişmiş Türk yazısının sese dönüşümü, başyapıtın kaleme alındığı yıldaki anlık müziğiydi.. onun ‘bugün’den geriye, yaklaşık 940 yıl önceki durumu idi, karşımda benzersiz bir özgün müzik tansığı (Ar. Mucize) duruyordu. Onu sizlerle paylaşabilmek çini yazımı temize çekme yaraşlarına (Ar. Hazırlık) koyuldum.

Sizlere şunu salık (ar. Tavsiye) veririm. Dizimlemeyi iyi okuyun, iyi duyun –kulakla, beyinle- (yürek yerine beyni düşürüm hep, alışkanlık), elinizde tuttuğunuz tansık, kimseye bin yıla yakındır kendisini sunmadı, hiçbir öğretmen, hoca (hoca, ‘koca’dan gelir, yaşlı, bilgili demektir. Türkçe’dir) öğrenmeye aç kışımıza bu sesi duyurmaya çalışmadı. Bu bir ilktir, değerini bilelim, benzerlerini çoğaltalım bu tür emeklerin… Bunlar, biz Türkler için “yaşamsal”dır bilelim…

Bu müzik öyle bir ses evreninden kaynaklanır ki… Tarih öncesinden, boyların kutsal ormanlarda yaptıkları tapınım yırlarının, gizemli gösterilerde şaman davullarının, Avrasya’yı bir okyanustan öbürüne aşan savaş, çığlıklarının, yabanıl ongunların, dişi kurtların, alıcı kartalların, yılkıların.. uçsuz bucaksız bozkırlarda esen yelin, boranın, Yeryuvar’ınde benzeri yok bir “ordu-ulus”un bagatırlarının, alplarının yer titreten buyurucularının, uygarlık yaratıcı, uygarlık taşıyıcı bir budunun ak sakallı kocalarının fısıltılı bilgeliklerinin (…) tınısını taşır, tartımına iyedir, ezgisini çağlar içinden süzer, ta, bizlere değin getirir…

Bu soylu bir sestir, geçmişle yüklü bir sestir, bu övünç verici bir sestir.. 21. Yy. kişisinin gözlerini açıcı bir sestir. Bu eşsiz uygarlık kalıtımız, bizlerden çok bir nen istemez: ataya saygı, bağlılık dışında…

Bu dili benimseyen, onun yapısında bugün kullandığımız sözcükleri gördükçe yüreğine bir sıcaklık dolan.. bugüne gelememişlerinin ise Selçukoğlu, Osmanoğlu soylarının “işi” olduğunu bilerek, bakıp bakıp içi ezilen, bu düşüncelerle anlamlarını öğrenmeye koyulan Türkçesever kardeşlerimiz, yarınların Türkçesi için umut sizlersiniz.

Sizlerden bu gerçek Türkçe’yi öğrenenler de çıkacak, gereksinmeniz olan sözcükleri türetenler de çıkacak, Türkçeyi Türkçe yapan sözdizimini (Fr. Sentaks) yaşatanlar da çıkacak, bundan güvenliyim. Tarih bunları bizden bekliyor..

+1071’de Alp Arslan Malazgirt’ten Anadoluya girerken.. +1069, +1072 gibi tarihlerde Yusuf ile Mahmud’un –Kaşgarlı’da ilk Türk Yeryuvarı haritası da var başyapıtlarıyla “iki Irmak Arası”ndaki Karahanlılarda ne düzeyde bir dil yaşamı varmış görüyoruz… Türklerin Anadolu’ya nereden geldikleri –Doğu Romanın ne durumda olduğu bilinir- neler getirdiklerini anlıyoruz. Uygarlığı düşünüyoruz…

* Aktardığım sözcükler, koşuğun (Ar. Şiir) içindeki özgün durumlarında, ekdeyileriyle (ek) birlikte alındılar.


1- Bir yığın Prof., düşünür, duayen bg’lerin her yazılarında önümüze sürdükleri “zaman süreci”!!! değil. Çünkü sürecin (Ar. Vetire, İng. Proses) anlamının içinde –özünde (Ar. Zaten)- zaman var, “zman zamanı” değil, yalnızca “süre”!

2- Yusuf Has Hacip, doğ. +1018, Has Hacip: Tayangu, Baş Mihmandar.. Kutadgu Bilig: ‘Kutlu Kılıcı Bilgi’, yapıtını 18 yazmış.

3- Hasan Buğra Han, bilim, sanata verdiği önemle ünü yurt dışına taşmış bir Hakan’dı. “Kutadgu Bilig”den başka, Kaşkarlı Mahmud’un “Kitabü Divan-ı Lügat’it Türk”ü ile bir de “Tarih-i Kargari” yazıldı. Karahanlı devletinin ekinsel özellikleri (Ar. Merkez): Semerkand, Buhara, Otrar, Taşkent, Balasagun ile Kaşgar’dı. (Bkz. A. Dilaçar, “Katadgu Bilig İncelemesi,” TDK. Y. 1972, Ankara.)


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: