Doktoru Tayyip’e doktora unvanı verdi

Tayyip, Yunus Söylet’ten ödülünü alırken |
|
Olmaz olmaz demeyin olmaz olmazmış. Bu söz her geçen gün doğruluğunu bir kez daha kanıtlıyor. İstanbul Üniversitesi, geçtiğimiz hafta düzenlenen bir törenle Tayyip’e fahri doktora ünvanı verdi.
İstanbul Üniversitesince “Medeniyetler İttifakı” çalışmaları ve dünya barışına katkılarından dolayı Tayyip ile İspanya Başbakanı Jose Luis Rodrigues Zapatero’ya fahri doktora unvanı verildi. Üniversitenin Beyazıt yerleşkesindeki doktora salonunda gerçekleştirilen törende, İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, Tayyip’e fahri doktora diplomasını takdim etti. Söylet, daha sonra Tayyip’e akademik kıyafeti giydirdi ve İstanbul Üniversitesi altın rozetini sundu. Törene katılamayan Zapatero’nun fahri doktora unvanını ise İspanya Büyükelçisi Joan Clos aldı.
Tayyip’e fahri doktora unvanı veren Prof. Dr. Yunus Söylet, aynı zamanda Erdoğan’ların aile doktoru. 2007 yılında YÖK üyesi olan Söylet, bu görevinden 24 Kasım 2008 tarihinde istifa ederek İstanbul Üniversitesi rektör adayı oldu. Üniversitedeki seçimde en çok oyu Ali Akyüz alırken; Söylet ikinci oldu. YÖK, Çankaya Köşkü’ne sunduğu listede, üniversitedeki seçimde en çok oyu olan Ali Akyüz’ü ikinci sıraya, ikinci sırada yer alan Söylet’i ilk sıraya yerleştirdi. Söylet, 31 Aralık 2008 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne atandı.
Böylece Yunus Söylet, kendisine o makamı tevdi eden Tayyip’e vefa borcunu ödemiş oldu ve bu vesileyle de Tayyip 6 yıllık iktidarı boyunca ilk kez İstanbul Üniversitesine ayak basmış oldu. Diplomasını aldıktan sonra yaptığı konuşmada bu gerçeğin altını çizen Tayyip’in memnuniyeti yüzünden okunuyordu.
Aslında AKP’nin ilk iktidara geldiği dönemden beri en çok kavga ettiği kurumlardan biri üniversiteler olmuştu. Hatta şu anda Ergnekon Operasyonu kapsamında tutuklu olan eski rektörlerin hepsi de bu dönemde Tayyip’le sorun yaşayan isimlerdi. Ancak bu üniversiteler içerisinde özellikle İstanbul Üniversitesi’nin ayrı bir yeri olmuştu.
İstanbul Üniversitesi, sahip olduğu gelenek açısından da Türkiye’nin en önde gelen üniversitesiydi ve ilerici toplumsal hareketlerin de kaynağını teşkil ediyordu. Bu bakımdan Tayyip için İstanbul Üniversitesi’nin düşmesi oldukça önemliydi. Turan Emeksiz’lerin, Deniz Gezmiş’lerin üniversitesinde bir Kürt-İslam faşisti ödül aldı ve o kadar öğretim üyesi ve öğrenci de oturup izledi, hatta alkışladı. O Turan Emeksiz ki, Menderes diktatörlüğüne karşı mücadele ederken hayatını kaybetmişti. Yine Deniz Gezmiş, “Tam Bağımsız Türkiye” için hayatını feda etmişti.
Sağolsun bundan önceki rektörlerden Kemal Alemdaroğlu da okulda Atatürkçü görünüp Atatürkçülük adına birşey bırakmayarak kendisine oldukça yardımcı oldu. Öyle ki, Alemdaroğlu görevi bırakmak zorunda kaldığında yerine geçirilecek bir Atatürkçü rektör bulunamadı. Mesut Parlak dönemi ise adeta bir geçiş dönemiydi ve üniversite en nihayetinde Tayyip’in aile doktoruna teslim edildi. Sonrasında ise körler ve sağırlar misali Tayyip ağırlanarak ödüllendirildi.
Fahri doktora vermek için bir bölümün Tayyip’i önermesi ve üniversite senatosunun da onay vermesi gerekir.
Hadi bölümü anladık diyelim, koskoca senatodan bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaşlar, ne yapıyorsunuz? Kime doktora unvanı verdiğinizin farkında mısınız?” diye soramadı mı?
|
Gül yine onayladı
Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddelerinden biri de askerlerin sivil mahkemede yargılanmasına ilişkin yapılan yasal düzenlemeydi. AKP gece yarısı yapılan oylamada muhalefetin de gaflet uykusunda olmasından yararlanarak gerekli düzenlemeyi TBMM’de kabul ettirmişti. Ertesi sabah uykudan uyanan muhalefet ah edip vah edip ağlayarak AKP’yi suçlamıştı ama olan olmuştu bir kere.
Yasal düzenlemenin TBMM’de kabul edilmesinin ardından ise gözler Gül’e çevrildi. Bugüne kadar önüne gelen kararnamelerin büyük kısmını imzalayan Gül, bunda da kendisinden beklenen performansı göstererek, birkaç gün sonra olsa bile, yasayı imzaladı. Ancak bir iki nokta konusunda yeni düzenlemeler isteyerek Tayyip’e ayıp etmiş oldu.
Şu anki düzenlemelere göre askerler, askeri mahalde CMK’nın 250. maddesinde sayılan suçları işlediklerinde askeri yargıya tabiler. Yasanın yürürlüğe girmesi halinde askerler, askeri mahalde ve tamamen asker kişilerle birlikte işlenmiş olsa dahi 250. maddede düzenlenen “devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, millî savunmaya ve devlet sırlarına” karşı suçlarda askeri yargı yerine sivil yargıya tabi olacaklar. Bu durumda tüm darbe girişimleri ve cuntalar da sivil yargı tarafından soruşturulabilecek. Yani bundan sonra Fethullahçı medyanın darbeci dediği tüm isimler artık kendilerini “sivil” savcı ve hakimlerin karşısında bulacaklar.
Yine yeni yasal düzenlemelere göre Genel Kurmay Başkanları hakkında da soruşturma açılabilecek. Ancak Genel Kurmay Başkanı’nın yargılanması ile ilgili mahkemenin teşekkülünde yasal boşluk bulunuyor. Askeri mahkemelerle ilgili kanunda Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde bir generalin yargılanması halinde, sanığın astı olmayan iki generalin daha bulunmasına ilişkin hüküm yüzünden Genel Kurmay Başkanı’nı yargılayacak mahkeme bulunmuyordu. Ancak şimdi yeni bir düzenleme yapılmaması halinde 250. madde kapsamındaki suçlar için özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılanması söz konusu olabilecek.
TBMM’den geçen yasa tasarısının Gül’e iletilmesinden sonra Gül’ün ne yapacağı merakla beklenirken özellikle muhalefet kesiminde anlaşılmaz bir iyimserlik vardı. Herkes Gül bu düzenlemeyi onaylamayacak diye düşünüyordu. Muhalif gazetelerde Tayyip ve Gül arasındaki farklar, ayrılıklar dile getiriliyordu. Şüphesiz bunda, yapılan yasaya ilişkin askerin ilettiği itiraz noktalarının kabul göreceğine olan inancın da etkisi vardı. Çünkü birkaç gün önce askeri yetkililer yapılan yasal düzenlemenin sakıncaları hakkında Abdullah Gül’ü bilgilendirmişlerdi. Muhalefet cephesi ise asker müdahale etti, artık Abdullah Gül bu yasayı imzalamaz gibi bir hava yarattı. Hatta Abdullah Gül’ü hakem olarak tayin edenler bile çıktı. Ancak bu kesimin unuttuğu birşey daha vardı. AKP de Abdullah Gül’e bir rapor hazırlayıp sunmuştu. Abdullah Gül de kendisinden beklendiği gibi tavrını AKP’den yana kullandı.
Şimdi sözde muhalefet yine Anayasa Mahkemesi’nin kapısını aşındıracak. Ancak bunu genel kurulda uyumadan önce düşüneceklerdi. Şimdi hem TBMM’de yasa geçerken uyumanın bedelini ödeyecekler hem de Gül’ü hakem ilan etmenin utancını yaşayacaklar. Tabii utanacak yüzleri varsa.
|
DTP’nin Tatvan provokasyonu

Tatvan’daki saygı duruşu krizi |
|
Bitlis’in Tatvan ilçesinde geçtiğimiz hafta başlayan Tatvan Doğu Anadolu Fuarı açılış töreni DTP’lilerin tahrik dozu yüksek provakasyonuna sahne oldu. Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde Tatvan Kaymakamlığı ile DTP’li Belediye tarafından bu yıl 41’incisi düzenlenen Tatvan Doğu Anadolu Fuarı’na sözde saygı duruşu damgasını vurdu.
Fuar açılışında DTP’li Muş milletvekilleri Sırrı Sakık, M. Nuri Yaman, DTP’li Bitlis milletvekili Nezir Karabaş da katıldı. Tören başlarken DTP’liler devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu için ayağa kalktılar. Devrim şehidi dediysek Atatürk ve silah arkadaşları anlaşılmasın. DTP’lilerin “devrim şehidi” diye anmaya kalktıkları aslında PKK’lı teröristlerdi. DTP’liler saygı duruşunda bulunurken başta Tatvan Kaymakamı Orhan Şefik Güldibi olmak üzere kurum amirleri ve bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcisleri ise yerlerinden kalkmayarak tepkilerini ortaya koydular.
Ancak törendeki DTP tahriki bununla da kalmadı. Açılış töreninde İstiklal Marşı okunmazken başta Tatvan’ın DTP’li belediye başkanı olmak üzere konuşmacılar kürsüye Kürtçe davet edildi.
Bu arada açılışta bir başka kriz de Türk bayrağının toplatılmasına kalkışılması nedeniyle çıktı. Tatvan Doğu Anadolu Fuarı’nın açılış organizasyonunu üstlenen Diyarbakır’daki firmanın görevlisi olduğu belirtilen Hülya Dağ, kortej yürüyüşü sırasında Türk Bayrağı’na müdahalede bulunmak istedi. Türk Bayrağı’nın bulunduğu grubun yanına gelen Hülya Dağ, zabıta memuruna “Bu bayrağın burada ne işi var. Lütfen müdahale eder misiniz.” uyarısında bulundu. Zabıta memuru ise Hülya Dağ’a, “Ben ona müdahale edemem, sen bana hiçbir program veremezsin.” cevabını verdi. Bunun üzerine Dağ, “Türk Bayrağı yok, sadece fuar bayrakları var.” diye konuştu. Bu sırada konuşmalara şahit olan bir vatandaş, “Bayrağın nesi sizi rahatsız ediyor.” diye araya girdi. DTP’li olduğu tahmin edilen bir başka vatandaş ise, “Nesi ediyorsa ediyor.” diye konuştu. Bu diyoloğun ardından Dağ, bayrağı taşıyan gençlere yönelerek, “Hayır olmayacak. Toplar mısınız.” dedi, zabıtaya da dönerek “Müdahale edin.” diye konuştu. Olaya şahit olan bazı DTP’liler, Kürtçe olarak Dağ’ı yatıştırmaya çalıştı. Bunun üzerine Hülya Dağ, oradan uzaklaştı ve gerilim tırmanmadan sona erdi. Ardından korteje katılan iki grup fuar alanına geldi.
Türkiye’de bir taraftan belge melge diyerek yapay bir gündem yaratılırken bir taraftan da bu tür işler yapılıyor. Ve birileri hâlâ bu adamları muhatap alıp sözde Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. O birilerine şunu hatırlatmak gerekir ki, esas sorun bu adamların kendisi. Eminiz ki bizim gibi devletin yetkili organları da bütün bu olup bitenleri izliyorlar. Ancak onlara düşen izlemenin de ötesinde artık bir şeyler yapmak. Bakalım bu yakınlarda DTP ile ilgili başvuruyu ele alacak olan Anayasa Mahkemesi bu olup bitenleri de dikkate alacak mı?
|
Çüş be Hoca!
Nakşibendi Tarikatı İsmailağa Kolu’nun önemli isimlerinden ‘Cüppeli Ahmet Hoca’ olarak da bilinen Ahmet Ünlü adlı bir yobaz var bilirsiniz. Bu adam ara sıra verdiği uçuk sözde fetvalarla gündeme gelir ve genel olarak da sinirlerimizi bozduğu için gülüp geçeriz. İşte bu Cübbeli Ahmet geçenlerde sitesinden öyle bir fetva yayınladı ki, en hafifinden “Çüş!!!” demek zorunda kaldık.
“Dini bütün” hocanın bu seferki hedefi ise oyuncak bebekler. Cübbeli Ahmet, oyuncak bebeklerle ilgili şunları söylüyor: “Öyle bebekler yapıyorlar ki, saçlarını tarıyorlar, uzun bacaklı falan, bunlara izin verilmiyor. Çünkü normal insanı tahrik edecek gibi. Tıpatıp bebekler, tıpa tıp benzetim var, sanki resim gibi, üstelik çıplak gibi.”
Yukarıdaki sözler bizzat Cübbeli Efendiye ait ve bu sözleri bildiğimiz Barbie bebekler için söylüyor. Böyle bir söze de ne denir bilmiyorum ama bu adamın her şeyden önce bir psikoloğa görünmesinde fayda var. Ama psikoloğun da bu adam hakkında yapabileceği fazla birşey yok aslında. En iyisi mi bu tip adamları toplum yaşamından izole etmek. Çünkü insan içinde geçirdikleri her saniye sapıklıkları artıyor. Oyuncak bebekten bile tahrik olacak kadar aklı uçkurunda olan birinin insan içinde geçirdiği her an bütün insanlık için büyük bir tehlike arz ediyor. Evet evet bu adamı bir an önce bir yere kapatmak gerek.
İnsan düşünüyor tabii, bir adam, üstelik din adamı olarak biliniyor, el kadar bir oyuncak bebekten nasıl tahrik olur diye. Bir insanın kafası sırf tahrik olmaya çalışırsa bal gibi olur. Demek ki bu Cübbeli denen adamın da aklı fikri tahrik olmakta ki, etrafında gördüğü her şeyden tahrik olabiliyor.
Güzel bir söz vardır, imam şunu yaparsa cemaat bunu yapar diye. Şeriatçılarınki de o hesap. Şimdi bu Cübbeli Hoca diye bilinen adamın arkasında bir cemaati var ve bu adamın dediklerini Allah kelamı kabul edip arkasında namaza duruyorlar. İşte Hüseyin Üzmez gibi sapıklar da bu çevrelerden türüyor. Sonuçta bu adamlar dünyaya sapık olarak gelmiyorlar ama onlara sözde yol gösteren yobazlar bu zihniyette olunca bu tür sonuçlar ortaya çıkıyor.
Geçenlerde de Eskişehir’de Milli Eğitim Müdürü, okul çantalarından Barbie bebeklerin resimlerinin çıkartılarak yerine Keloğlan resimlerinin konulacağını açıklamıştı. Gerçi Müdür Bey gerekçe olarak yabancı kahramanlar yerine yerli kahramanların özendirilmesi için böyle bir uygulama yapacaklarını ifade etmişti ama bunun sebebi kesinlikle millilik falan değildi. Çünkü aynı Eskişehir’de geçen yıl üzerinde türbanlı Barbie bebek resminin olduğu çantalar piyasaya sürülmüştü. İşte Eskişehir’deki bu olay da aynı zihniyetin farklı bir şekilde tezahürü aslında.
İşte AKP döneminin model insanları da bunlar oluyor ne yazık ki. Birisi bir tarikatın önde gelen isimlerinden biri. Adamı hacca uğurlamak için binlerce müridi havaalanına akın ediyor. Diğeri ise AKP’li Mille Eğitim Bakanı’nın atadığı müdür. Birisi sözde sıradan vatandaşı eğitiyor, diğeri de çocuklarımızı.
|


|
İki AKP’li Dışişleri Bakanı...
Biri Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde
memleketi Kayseri’de mantı yiyordu.
Diğeri de Doğu Türkistan’da soydaşlarımız katledilirken
Körfez Ülkeleri dışişleri bakanlarıyla Boğaz keyfi yapıyordu. |
|
|