13.07.2009/Sayı:244
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

(E) Amiral Vedii Bilget

Sivil darbe nöbetine girenler...

Dersini kraldan al!

80’li yılların başlarında İspanyol demokrasisi çok çetin günler geçirdi. Bu gerçek. Üstelik, bu ülkedeki demokrasi savaşımı ilginç öğeler de taşıyor. Demokrasiyi savunanların, onun erdemli yönlerine inanç bağlayanların, dahası demokrasiden kesinkes ödün vermeyenlerin başını aslında tam onun karşıtı olması gereken biri, Monark Juan Carlos çekiyordu. Hani Maurice Duverger’in o günlerde bir hayli moda olan “Akdeniz Nüansı” deyimi de bayağı yakışıyor bu olguya. Ciddi boyutlarda ele alınacak bir konu bu. Çünkü Carlos 1981’de Herald Tribune’e verdiği bir demeçte “Tahtımı halk verdi bana. Nasıl olur da halkın çıkarlarını ve yararlarını tek yasa olarak bilip onları sonuna dek savunmam? Monarşi, bir gelenektir. Evet ama demokrasiler de ondan daha eski ve köklü bir gelenektir” diyor. Fransızların ünlü deyimiyle şapka çıkartılır bu deyime.

Demek ki, ister Monark olsun isterse doğrudan halkın bağrından gelen bir yönetici, çağdaş ve uygarlığın ölçütü, demokrasiyi savunmaktır. Kral Carlos’un bu açık ve somut belirlemesinden, bugün bir avuç monarşi üyesi değil fakat birçok gözde politikacı ve darbe nöbetine girenler vardır ders alması gereken dünyada...

Carlos ülkesine giderek gemi azıya almaya çalışan askersel yönetim yandaşlarına olgunlkla ve dirençle karşı koydu. 11 Haziran 1981 tarihli Chiristian Science Monitor’da Elizabeth Wyckham’ın sorularını yanıtlarken şöyle diyor: “Bugün askerler, içinde bulunduğumuz duruma tamamen uygun bir değişle kraldan çok kralcıdır. Ancak onların istemleri, kralın mutlak yönetimi değil, kendilerinin kayıtsız şartsız yönetimlerine süs olacak bir kraldır.” Gazeteci Wyckham bu saptama karşısında mal bulmuş mağribi gibi köşeye sıkıştırmaya çalışıyor Carlos’u ve soruyor: “Eğer kralın mutlak yönetimini isteselerde ya da istemiş olsalar, onlara karşı çıkmaz mıydınız?” Carlos’un yanıtı da tam kendine yaraşır biçimde oluyor: “Mutlakiyet güden bir kral, faşisttir; hatta ondan daha kötüsüdür. Ben demokratım sayın bayan. Bilmem Amerika’da bu kelimenin anlamını biliyor musunuz?”

Carlos’tan ceza

Evet, bizzat, Kral Carlos’un “kraldan daha kralcı” olarak nitelediği askerler İspanyol demokrasisini rafa kaldırmak için o süreçte ellerinden geleni artlarına koymadılar. Önce Francis’ler sonra onlara bağlaşık Milli Muhafızlar ve ardından da Deniz Hava Kuvvetlerindeki üst düzeyde komutanları devreye sokup, bir müdahale gerçekleştirmeye çalıştılar. Nedir ki, bu yönelimlerini gerçekleştirmeleri zor hatta olanaksız duruma geldi. Çünkü başta İspanyol halkı olmak üzere parlamentodaki tüm siyasi parti ve gruplar ve tabbi ki Kral Carlos onların girişimlerini açığa çıkarıp hiçbir kaygıya yer bırakmaksızın görevlerinden aldı ve hatta cezalandırdı.

İşin ilginç yanı olguya karşı okyanus ötesinden gelen yankılardır. Örneğin 20 Haziran 1981 tarihli New York Examiner’in başyazısı verilebilir. Amerika’nın aşırı tutucu örgütlerinden biri olan Kore Savaşçıları Federasyonu’nu Sekreteri Sal Freeman’la bir söyleşide bulunan Başyazar Morris West “Freeman İspanya’daki subayların tutuklanmalarına karşı olduğunu belirtip ekliyor ki, ne olursa olsun ülkesine bunca yıl hizmet etmiş generallerin fesatçılıkla ithamları ve tutuklanmaları demokrasiye aykırıdır.”

Amerikan mantığının demokrasi havariliğine yanıt ise yine Kral Carlos’tan gelecektir. London Review’in 26 Haziran tarihli 459. sayısında Jeferson Mcneal tarafından sorulan bir soruya o şöyle bir saptamayla karşılık vermektedir: “ben askerlerin hele generallerin ülke aleyhine eylemde bulunduklarını öne sürmüyorum. Ancak bu onların ülke sözünden ne anladıklarıyla orantılı bir durumdur. Bence onlar İspanyol halkının aleyhinde guruplaşmışlardır. Ülkeyi kendi tapulu malı sanan kimi generalin bu davranışları da yazar West’in iddia ettiği gibi ülke aleyhinde bir davranış olarak görülemez. Ne var ki biz bu konuda Amerikalılardan bir yorum beklemiş değiliz. Onlar demokrasi ile askersel yönetim arasında zorunlu bir bağ olduğunu düşünegelmişlerdir yıllardan bu yana. Amerikalı dostlarımız askersiz demokrasi olmaz anlayışındadırlar. Ne yapalım ki, biz İspanyol’uz. Ve bunca yıllık deneyden sonra bizim kanımız da askerle demokrasi olmaz şeklindedir. Yazar West Amerikan Hükümetinin dış politikasının bir askere bırakılmasını olağan karşılayabilir. Ama biz örtülü faşizm diye niteleyebiliriz. Aramızdaki fark budur. Hem Amerika asla bir kraliyet olmamıştır ki Kralların demokrasiden ne anladıklarını saptayabilsin. Demokrasi düşüncesi ilk kez Avrupa’nın Grek Krallığı’nda doğmuş ve Kral bu düşünceyi uygulamaya koymaktan asla kaçınmamıştır. Bu uygar kralların halk ile bütünleşme tadına varmalarını sağlamıştır. Oysa uygarlığa kraliyet yoluyla değil halka karşı olan ekonomik kralların buyruğu ile geçen Amerika bu erdemi doğru dürüst sindirmiş değildir. Hem Amerikalı yazar ve onun düşüncesinde olanlar demokrasiyi sindirmiş olsalar ne çıkar? Asla demokrat olamayanların demokrasinin içeriğini kavraması yalnızca onu nasıl yok edeceğinin stratejisini saptama art niyeti değil de nedir? Bırakınız, Amerikalı yazar baş makalelerini yazıversin. Bizim askerlerimizin bazıları demokrasiye karşı gelerek ün sağlamıyorlar mı? O yazar da böylece ünlensin. Ama lütfen İspanya konusunda değil...”

Evet, Carlos böyle söylüyor. Ve doğal olarak da İspanyol demokrasisi çok ilginç bir süreç yaşadı o günlerde ve hatta 24 Haziran 1981 tarihli Le Monde’da Marcel Pautin imzalı habere bakılırsa Carlos, “Bugüne kadar Avrupalı krallar asalet armalı kılıçlarını çekip boş hayaller uğruna Haçlı Seferleri düzenlediler. Bundan böyle halkın buyruğunu göndere çekip demokrasi seferberliğine başlamışlardır ve sonsuza dek sürdüreceklerdir” demiştir Madrid Üniversitesi’nin açılış töreninde.

Aslında yazımın başından bu yana sürdürdüğüm üslup belki de bir bakıma yanlıştır. Nasıl ki askerler İspanya’da parlamenter düzeni lağvedip yerine kral önderliği ardında despot bir yönetim kurmaya çalışırken kraldan çok kralcı olmaktadırlar; böyle bir üslup da Juan Carlos’u demokrasi havarisi olarak öne çıkarmak da başka tür kraldan çok kralcı yanılgısı taşıyabilir.

Bu da asla doğruolmaz. Çünkü demokrasiyi savunan ya da savunabilecek olan tek bir güç vardır, o da halktır.

Carlos’u övmek gerekir

Evet, bunrun bilincinde olmak gerekir. Ben de farkındayım. Ama ne var ki, birgün Carlos’un tutumunu da övmek gerekir kanısındayım. Tahtını halkın verdiğini söyleyip halk yararına hiç de azımsanamaz becerilerde bulunan bir krala karşı en azından kendisini halkın seçtiğini çoktan unutup da, Milton Friedman’ın sıkı para yönetimi ile halkın iliğini çıkarmaya çalışan demokrasi beşiği İngiltere’nin Margaret Thatcher’ına bakınca, bu kanımda haklıyım gibi geliyor. Oysa Juan Carlos, yine Le Monde’un yukarıdaki haberine göre, aynı konuşmasında, “Kimi uzmanlar tarafından ülkemize önerilen Friedman Formüllerini hiçbir zaman benimsemeyiz. Bu formüller eski Francocuların yeni eylemlerinden bile daha tehlikelidir bir demokratik yönetim için” demektedir. Bana öyle geliyor ki, İngiltere hala demokrasinin beşiğidir. Ama İspanya bugünkü görünümü ile çoktan ergenliğe ulaşıp demokrat olgunluğa erişmiştir. Siz ne dersiniz?

Yaşamı başarılarla dolu 37 yaşında bir kadın Carme Chacon İspanya’da Savunma Bakanı atandı. Dikkat edilirse hükümetin Başbakanı ünlü Sosyalist Jose Luis Zapatero’dur. Katalan asıllı bir kadının Savunma Bakanı olması İspanya demokrasisinin bir zaferidir.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: