13.07.2009/Sayı:244
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Kaya Ataberk

Lozan’da kurulan devleti Heybeliada’da yıktırmayız

Ruhban Okulu’nun yeniden açılması tartışmaları yeniden alevlenirken tartışmayı başlatan isimlerin başında AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış geliyordu

Ruhban Okulu’nun yeniden açılması tartışmaları yeniden alevlenirken tartışmayı başlatan isimlerin başında AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış geliyordu. Geçenlerde Türkiye’ye gelen Obama da “Ruhban Okulu’nu açın” deyince, okulun açılması AKP için görev haline geldi.

Sevr, Lozan ve 2009 Türkiyesi

İki Avrupa kenti, iki ayrı kader… Sevr ve Lozan kentleri biz Türkler açısından öyle sıradan iki kentin adı değil. Son üçyüz yılda yaşadıklarımızı, verdiğimiz kavgaları, şehit düşenlerimizi bu iki kentin adlarında özetlemek mümkün bizim için. Çünkü Sevr’de Türk’ün idam fermanını yazıp kalemlerini kıranlar, Lozan’da ulusun dirilişini acıyla kabullenmek zorunda kalmışlardı. Bu nedenle de Temmuz aylarının en sıcak günleri bizim için hep 24 Temmuzlar olur. Fakat bu bunaltıcı bir sıcak değil bizim yüreğimizi ferahlatan bir aydınlık günün sıcağı oldu hep.

Sevr; emperyalizmin parçalama, Türk’ü yok etme planının kağıt üzerine dökülmüşü haliydi. Atatürk ve şehitlerimizin sayesinde hep kağıt üzerinde kalmaya mahkum oldu. Sevr; Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu ve paylaşılmasıydı. Ama aynı zamanda Türklerden arındırılmış ve emperyalist ordular tarafından işgal edilmiş bir Türkiye’ydi. Sadece emperyalistlerin mi? Aynı zamanda Anadolu toprağı Ermenilere, Rumlara ve Kürtlere peşkeş çekilecekti. Padişah ve çevresi ise İstanbul’da saray yaşantısını sürdürecekti…

Türklere etnik temizlik planını bozan Ulusal Kurtuluş Savaşımız oldu. Daha doğrusu Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Kırım’da yapılanların Anadolu’da durdurulmasıydı yaşanan. Bu topraklardan büyük kayıplar vererek çekildik. Ama Atatürk, kıyımı Anadolu bozkırında durdurdu.

24 Temmuz 1923’te Sevr, emperyalistlerin gözü önünde yırtıldı ve Lozan Anlaşması imzalandı. Lozan, Türk ulus devletinin zafer ve kuruluş belgesi olarak tarihe geçti. Emperyalizm ve uşakları açısındansa o gün gururlarının en ağır şekilde kırıldığı gün oldu. Ve yedikleri tokadı unutmadılar…

İşte 2009 yılının Türkiye’sinde yaşanan kavga ve oynanan oyunların tümünün ardındaki basit çelişki: Lozan yaşayacak mı yoksa Sevr hortlayacak mı? Günümüz Türkiye’sindeki tüm siyasi mevzilenme bu temel kriterle tanımlanabilir: Sevrciler ve Lozancılar…

Ya da Amerikancılar ve Türkler…

Obama da Sevr’in hortlaması için mücadele edenlerin başında geliyor.

Obama’nın emirleri ve Ruhban Okulu

ABD’nin yeni başkanı ezilen uluslara bir iyilik meleği gibi sunulmuştu. Biz Amerikalının ancak şeytan olabileceğini bilerek bu propagandaya itibar etmedik. Obama’nın Türk milleti için ne demek olduğunu ise onun Türkiye gezisinde herkes açıkça gördü. Özelikle TBMM’de yaptığı konuşmada tüm bir emperyalist programı özetlemişti.

Konuşmasında Kürtlere verilmesini istediği özgürlüklerden tutun, Ermeni iddialarının kabulüne kadar değinmediği konu kalmamıştı. Obama adlı baş emperyalistin üzerinde önemle durduğu bir konu da Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasıydı.

“Alt tarafı bir okul açılsa ne olur açılmasa ne?” demeyin! Emperyalistler bir konunun üzerinde bu kadar hararetle duruyorlarsa bunda muhakkak bir bityeniği aramak gerekir. Heybeliada da temcit pilavı gibi yeniden ısıtılıp önümüze öylesine konmadı. AKP’liler de doğal olarak efendilerinin direktifini uygulamak için harekete geçtiler. Başta AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış ve Ertuğrul Günay olmak üzere hepsi telaşla kolları sıvadılar. İlk açıklama Egemen Bağış’tan geldi: “Ruhban Okulu konusu bizim iç meselemiz diye düşünüyorum. Bu benim şahsi fikrim. Ben Ruhban Okulu konusunu asırlardır aynı toprağı paylaştığımız, ekmeğimizi paylaştığımız, iyi günlerde kötü günlerde kader birliği yaptığımız, kendi vatandaşımız olan Rum Ortodoks dinine mensup vatandaşlarımızın bir ihtiyaçları varsa o ihtiyacı nasıl gideririz, onun yolunu onlarla oturup konuşarak bulmalıyız diye düşünüyorum. Bu bir insan hakları meselesidir. Bizim kendi vatandaşlarımızın -ki sayıları üç binin altında olan bir grubun- eğer dini vecibelerini yerine getirmek için bir ihtiyacı varsa bizim bunu çözmemiz gerekir”.

Gerçekten de bütün bu tantana üç bin kişinin din adamı ihtiyacı için mi? Yapma Egemen Bağış! Karşında çocuk falan yok! Sakın bu kadar çabanın ardında başka hesaplar olmasın? Heybeliada’da papaz okulu açıp oraya herhalde tüm Batı ülkelerinden ya da Rusya’da ajanları doldurmayı düşünmüyorsunuzdur herhalde. Ya da burayı tüm Ortodoksların eğitim merkezi yapıp Bartholomeos’u ekümenik ilan etmek gibi bir niyetiniz de yoktur Allah bilir… Hem İstanbul’un göbeğinde bir Ortodoks Vatikan’ı yaratmak herhalde bizim çok dindar AKP’lilerimizin aklından bile geçmez değil mi?

Yapma Egemen Bağış yapma…

Türk halkını o kadar saf sanma…

Ruhban Okulu neden kuruldu nasıl kapandı?

Türk halkını kandıranlardan biri de Kültür Bakanı Ertuğrul Günay… Bu sonradan AKP’li; bildiğiniz gibi sonradan dine dönenin yobazlık yarışına çıkışı gibi yılların değme Milli Görüşçüleriyle aşık atar bilirsiniz. AKP’nin her meselesinde en çok çabalayan olmaya özenir durur.

Ruhban Okulu meselesinde de sazı eline alınca gene coşuvermiş. Ruhban Okulu sorunsuz çalışıyormuş da 1974 Kıbrıs Harekâtı sırasında gerginlik nedeniyle kapatılmış! İstanbul Rum Cemmatinin bile böyle bir iddiası yok çünkü Ruhban Okulu’nun kapatılma tarihi 1974 değil. Okul tam üç yıl önce, 1971’de tüm özel yükseköğretim kurumlarıyla beraber bir devlet üniversitesi bünyesine katılmak istenmiş. Bunu hazmedemeyen Patrikhane de okulu kapatmış. Kültür Bakanı Günay, genel kültürden kaldın mı? Yoksa böyle olması daha çok işine geldiği için mi tarihi çarpıtıyorsun? Bu sorunun cevabını zahmet olmazsa bir vermelisin…

Gene de biz bazı hatırlatmaları yapalım. Okulun kapanmadan önce faaliyet gösterdiği bina eski bir Bizans manastırının parçası. Okulun kuruluşuysa öyle Bizans’a kadar falan uzanmıyor. Kuruluş tarihi 1844. Yani tam da Türkiye’nin emperyalizmin pençesine düşmeye başladığı yıllar. Okul da bu dönem boyunca Fener Patrikhanesi’yle beraber uğursuz görevini hep layıkıyla yerine getirmiş: İşbirlikçilik ve ajan faaliyeti…

Okulun verdiği bin civarında mezun neredeyse tüm Ortodoks ülkelerinde önemli görevler almış. Bu anlamda da okul Fener Patriklerinin ekümenikliğinin göstergesi olarak algılanmış. Lozan Anlaşmasıyla beraber okul kapatılamamış ama en az zararı verebileceği hukuksal çerçeveye tabi tutulmuş. Azınlıkların kaldırılan imtiyazlarıyla beraber Heybeliada Ruhban Okulu da dokunulmazlığını kaybetmiş. Ta ki Menderes’e kadar…

Demokrat Parti, okulun yabancı öğrenci almasına izin vererek ajan faaliyetlerini hoş görmüş. Bu yıllar bilindiği gibi ABD vatandaşı Athenagoras’ın yasalara karşın Fener Patriği olduğu yıllardı...

Athenagoras’ın yakın dostunun Said-i Kürdi olması da şaşırtıcı değildir herhalde.

Bu arada okul da Patrikhane de Cumhuriyet dönemindeki altın çağını yaşamış. Fakat 1964’te yabancı öğrenci alınması güvenlik sıkıntısı nedeniyle yasaklanmış. 1971 yılında ise Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kapatılmış.

Bugün birileri çıkıp Heybeliada Ruhban Okulu’nun varlığını Lozan’a dayandırmaya çalışıyor...

Lozan, Patrikhane ve Heybeliada

Lozan Anlaşması, 24 Temmuz 1923’te imzalanmadan önce ciddi bir diplomatik kavgayı gerektirmişti. Lozan’da Batılı emperyalistler direnişe geçtiler. Amaçları Türk milletinin açık zaferine karşın başarısına engel olmaktı. Bağımsız Türkiye’nin bir ulus devlet olarak kurulması onları en çok ürküten şeydi. Lozan’da Türk devletinin sınırlarını tanımak zorunda kaldılar. Diğer taraftan da yıllardır emperyalizmin en açık sömürü aracı olan kapitülasyonlar da tarihin çöplüğüne gitmişti artık. Ancak kapitülasyonlarla ilgili Batı direnişi azınlıklarla ilgili olanların yanında önemsiz kalır.

Bu konuda verilen kavganın ardından, Türk heyeti tüm azınlık ayrıcalıklarının kaldırılmasını sağladı. Ayrıca İstanbul Rumları dışında kalan 1 milyon Rum’un Yunanistan’a, oradaki Türklerin mübadelesi yoluyla gönderilmesi sağlanmıştı. Bu Rum azınlık hiç de Egemen Bağış’ın bahsettiği gibi ekmeğimizi paylaştığımız kardeşler gibi davranmamıştı bize! Yıllarca emperyalist sömürünün bir numaralı aracıları olmalarının dışında Yunan işgalinin de destekçisi bunlardı. Bu işbirlikçiliğin merkezinde de Patrikhane vardı…

20 Ocak 1923’te Hakimiyet-i Milliye gazetesine verdiği demeçte Atatürk şöyle diyordu:

“Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nefret tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşerilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesini artık topraklarımız üzerinde bırakamayız... Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir?”

Lozan’da “fesat ocağı” Türkiye’de kaldı. Türkiye, birçok kazanımın yanında bazı konuları ertelemek zorunda kalmıştı. Fakat ilerleyen yıllarda bu sorunlar da çözülmeye başlayacaktı…

Bugün Tayyip’in “faşizan yaklaşım” olarak adlandırdığı mübadele hem Anadolu Türklerini hem de Yunanistan’daki Türkleri faşist Rum çetelerinin katliamlarından korumuştu.

Bu arada Ruhban Okulu da Patrikhane’yle birlikte kapatılmaktan kurtulmuştu...

Lozan’da işinize yarar bir şey bulamazsınız!

Rus Patriği Kirill gelip Bartholomeos’a destek verdi. Nasıl ki Rus Çarları, Osmanlı vatandaşı Ortodoksları kendi himayelerine almışlarsa bugün de aynı özlemle başkaları davranmaya devam ediyor. Fakat artık o günler çok geride kaldı. Artık hainlerin ve efendilerinin bu topraklarda bir şansı yok. Bu halk Lozan’ı savunacak.

Bartholomeos’un en hevesli savunucularından biri de Kezban Hatemi. Kendisi aynı zamanda Patrikhane’nin avukatlığını da yürütüyor. Hanımefendi; “Ruhban Okulu’nun kapalı olması Lozan’a aykırıdır. Kapalı olduğu sürece Anayasa suçu işleniyor.” buyurmuşlar. Hatemi, Lozan üzerinden Patrikhane’yi savunmaya kalkmakla tam anlamıyla bindiği dalı kesiyor. Doğru, Lozan’da Patrikhane Türkiye’de kaldı. Ruhban Okulu da kapatılamadı. Ama siz de çok iyi biliyorsunuz ki Lozan’da Hatay, Boğazlar gibi konular ertelendi. Kıbrıs, İngiltere’de kaldı. Ve yine bildiğiniz gibi bu meseleleri Lozan’da çözemedik diye Türk devleti vazgeçmedi. Musul-Kerkük meselesi dışında ertelenen meselelerin tümü bir şekilde Türkiye lehine çözüldü.

Hatemi’ye uyarsak Lozan’da yok diye acilen Boğazlar’daki askerlerimizi çekmemiz, Hatay’ı terk etmemiz ve Kıbrıs’ta İngiliz himayesi aramamamız gerekecek.

Bizim kendisine tek önerimiz tarihi kendine yontarak değil adam gibi okuması.

Ama eğer çok ısrarlıysa devam edebilir. Bu kendi bileceği iş... Biz gene de uyaralım: Lozan’dan elinizi çekin! Çünkü onda işinize yarayacak hiçbir şey bulamayacaksınız…

Lozan’da kurulan devleti, Heybeliada’da yıktırmayacağız

1923 yılının emperyalistlerinin, işbirlikçilerinin, hainlerinin yerini 2009 yılındaki mirasçıları aldı. Onlar hâlâ Sevr için mücadele etmeye devam ediyorlar. Bugün de kendilerine sembol olarak Heybeliada Ruhban Okulu’nu seçtiler. Ulus devletin kalesinde bir gedik de buradan açmaya çalışacaklar.

Lozan bizim bağımsızlık bildirgemizdi. Aynı zamanda da bu memleketin tek egemen gücünün Türk milleti olduğunu dosta düşmana kabul ettirdiğimiz temel belgemizdi. Açıkçası Türk ulus devleti savaş alanlarında kurulmuştu. Sınırlarımızı çizen de şehit olan Türk evladının kanından başka bir şey değildi. Lozan, yarattığımız bu fiili durumun onayı oldu. Bu nedenle emperyalist için de Şeriatçı için de, Kürtçü için de Rum-cu için de temel saldırı noktası Lo-zan’dır. Lozan’ın ruhu ortadan kalkarsa bu karanlıkların tümü rahat nefes alacak...

Lozan’ı parçalamak onlar için ulus devleti tasfiye etme projesinin en önemli kilometre taşı.

Onların niyetinde Lozan’da kurulan Cumhuriyeti Heybeliada’da yıkmak var.

Lozan’da kurulan devleti “fesat ocağının” kanatları altında parçalamak var.

Karanlıkların, emperyalizmin ve işbirlikçilerin hevesleri kursaklarında kalacak.

Türk milleti bu ülkeyi çiğnetmedi çiğnetmeyecek.

Lozan’da kurulan devleti, Heybeliada’da mı yıkacaksınız?

Fazla hayal görmeyin!


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: