06.07.2009/Sayı:243
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyStrateji ve taktikler temelinde
PKK’nın çözümlemesi

Strateji ve taktik kavramının ortaya çıkışı

Strateji kavramı, günümüzde çok moda olmadan evvel, devrimciler arasında Josef Stalin’in “Strateji ve Taktik” isimli kitabıyla bilinmekteydi. Her devrimcinin ilk okuduğu kitaplardan biri “Strateji ve Taktik”ti. Teoriyi biraz derinleştiren devrimciler “İki Taktik”i “Devlet ve Devrim”i, “Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi”ni okuyarak Sovyet devriminde strateji ve taktiklerin gün be gün uygalanışını ve taktiklerin her yeni aşamada değişimini görmüşlerdir. Bu anlamda şablonlaşmış strateji, Sosyalist Devrim stratejisi ve Milli Demokratik Devrim stratejisi gibi iki alana ayrılmıştır. Milli Demokratik Devrim stratejisi, taktiksel baza indirgenerek kırlardan şehirlere doğru uzun vadeli bir halk savaşı stratejisi veya sosyalist devrimcilerin savunduğu toplu ayaklanma, şehirlerde işçi sınıfının önderliğinde toplu ayaklanma stratejisi savunulmuştur.

Milli Demokratik Devrim tezinin bir versiyonu ise toplumsal orijinal yapımızda toplumun en dinamik gücü olan ordunun vurucu güç ile iktidarı alması ama bu iktidarı sürdürebilmek için halk örgütlenmesi ve halkın devrimci gücünün oluşturulması tezi demokratik devrim olarak Kıvılcımlı tarafından vurgulanmıştır. Burada halk örgütlülüğü işçi sınıfının temel güç olduğu, köylülüğün ve küçük burjuvazinin yedek güç olduğu bir stratejik dizilim getirilmektedir.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) ise devrim stratejisini parlamenter bir mücadeleyle sınırlandığı ve parlamenter yoldan iktidara geliş, devrimi reddeden bir mücadele anlayışı strateji olarak ileri sürülmüştür. Bu dönemi takip eden daha ayrıntılı çözümlemeler Mahir’lerin antiemperyalist, antioligarşik öncü savaşı stratejisi olmuştur. Bu öncü savaşı Latin Amerika tipinde şehirlerde başlayan şehir gerillacılığının belli bir aşamadan sonra kırlara yansıdığı ve kırlarda kızıl siyasi iktidarlar kurularak kırlardan şehirlerin zaptedileceği eklektik bir mücadele modeli önerilmiştir. Burada Mao Zedung’un halk savaşı stratejisi ile Latin Amerika’da şehir gerillalarının birleştirilmesi temelinde farklı mücadele taktikleri içeren bir anlayış geliştirilmiştir. Bu çizgilerin 71’de başarısızlığa uğraması halk savaşı çizgisini savunan grupların demokratik devrim teziyle temel mücadele alanının şehirler olacağı ve şehir yoksulları ve işçi sınıfının temel devrimci tabanı oluşturduğu tezine gelinmiştir. Yani temel mücadele alanının kırlar, temel devrimci güç köylülük ve kır yoksulları, temel mücadele biçiminin silahlı mücadele olduğu 70’in başlarındaki dönem, kırlardaki yenilgiyle yerini giderek demokratik devrime ve işçi sınıfı temelli mücadele alanına indirgemiştir. Daha sonra bu çizgi yerini işçi sınıfına dayanan sovyetik ayaklanmayı esas alan Bolşevik tarzı bir örgütlenme ve mücadeleyi savunan sosyalist devrim stratejisine gelinmiştir.

Abdullah Öcalan
Abdullah Öcalan

Celal Talabani
Celal Talabani

Mesut Barzani
Mesut Barzani

Sonuç olarak PKK’nın silah bırakması olgusu, demokratik cumhuriyet ile ifade edilen ve federasyonun terk edildiği birleşik bağımsız Kürdistan’ın terk edildiği çizgi, Barzani tarafından kabul edilir bir çizgi olmamaktadır. Barzani’nin yeni çizgisinde Amerika’nın bölgedeki yeni yapılanması öne çıkarılmaktadır.

Kürt ayrılıkçı hareketinin ortaya çıkışı

Bu tartışmalar içerisinde AYÖD’de (Ankara Yüksek Öğrenim Derneği) yapılanan bir grup, devrim stratejilerinde eklektik bir yol izlemeye başlamıştır. Daha önceki tüm devrim stratejileri Türkiye halklarının birleşik bir devrimci mücadelesini savunan stratejilerdir ve Türkiye’nin Türk ve Kürtlerin birlikte emperyalizmden kopuş tezini milli devrim olarak almaktaydılar. AYÖD’deki yeni yapılanma geçmişte kendi Kürtçü kimliğini ortaya koymayan grupların Kürt ayrılıkçı hareketini esas alan bir anlayışı öne çıkarmıştır. Stratejik değişiklik Türkiye’nin emperyalizme bağımlı yarı feodal kapitalist bir ülke olan analizini terk ederek yerine Türkiye sömürgeci bir devlettir ve Türkiye’nin gelişmiş bölgeleri azgelişmiş bölgeleri sömürmektedir tezleriyle birlikte Türkiye’nin Kürdistan’ı sömürdüğü söylemine gelinmiştir.

70 devrimci kalkışında ve bunu takip eden örgütlerde Türk ve Kürtlerin ancak birlikte emperyalizmden kurtulabileceği ve devrimci stratejinin bu temelde olması gerektiği tezi esastır ve Türk devrimcileri sosyalist devrimci gruplar içinde birleşik devrimci mücadeleyi ve tek bir devrimci partiyi esas alan Stalinist formülü tartışmasız kabul etmişlerdir. Halkların ayrı etnik temellerde bölünmesi devrimci mücadeleyi zayıflatır, parçalar, böler tezi esastır.

İşte bu dönemde PKK’nın çekirdeğini oluşturacak Öcalan ve çevresindeki grup Rızgari ve Kurtuluş’tan teorik olarak beslenen, yani Türkiye’nin Kürdistan’ı sömürdüğü tezinden hareketle, Türkiye’ye karşı mücadele emperyalizme karşı mücadeledir tezine gelinmiştir.

Bu noktada geçmişte Leninist formülasyona göre emperyalizme karşı mücadele ile ulusal bağımsızlık mücadelesi aynı çizgileri izlerler ve birbirlerinin karşıtı değildir söylemiyle uyumlu olduğundan Kürtlerin ve Türklerin ayrı örgütlenmesi devrimci olarak kabul edilemez. Kaldı ki, emperyalizmin Türkiye’yi sömürdüğü somut gerçeği de Türkiye’nin sömürgeci bir devlet olarak Kürdistan’ı sömürmesi kavramı, Türkiye’de emperyalizmin gizlenmesi doğrultusunda bir çözümlemedir.

Öcalan ve arkadaşlarının Rızgari ve Kurtuluş’tan aldığı emperyalizmle işbirliğine giden Türk sömürgecilerine karşı emperyalizmle işbirliği, uluslararası strateji olarak kabul eden bir yol açılmıştır. Bu yoldan ilerleyen Öcalan ve arkadaşları bu dönemdeki politikalarını ve o dönemde birlikte yürüdüğü arkadaşlarının tasfiyesini Tasfiyeciliğin Tasfiyesi isimli kitapta anlatmaktadır.

Diğer bir yol ise silahlı mücadelenin şehirlerden başlayarak kırlara göçü olgusu Mahir’lerin eklektik stratejik çizgisi, 1980 öncesi Güneydoğu şehirlerinde Apocuların uygulamasına olanak veren bir çizgi olmuştur. Güneydoğu’da ağalıkla mücadele temelinde başlayan silahlı mücadele diğer Kürt grupları sindirmeye yönelmiştir. Bu dönemde hedef alınan gruplar Kawa, Rızgari gibi Maocu ve ortayolcu çizgiler dışında Sovyetçi bir çizgi izleyen Kemal Burkay ve onun çizgisi hedef alınmıştır. Ve bu Kürt ayrılıkçı hareketler içinde 80 öncesi silahlı mücadeleyi öne çıkaran Apocular egemenleşmişlerdir. Burada bir yanlışın altını çizmek gerekiyor. Televizyonlarda konuşanlar bu yanlışı yapmaktadır: “PKK’yı yaratan olgu 1980 ihtilalinin Diyarbakır hapishanesinde yaptığı baskıdır.” Oysa tam tersi PKK, 1980 darbesinin hedefi değildi. Hatta 12 Eylül’ün desteğini almıştır. 1980 darbesinin diğer Kürt grupları tasfiye etmesi ile ortam PKK’ya kalmıştır. Abdullah Öcalan bu konuda yaptığı eleştirilerde kendi örgüt lideri ağırlığını yok sayan ve fiili önderliği elinde tuttuğunu sanan Semir’e karşı bir kampanya yürütmüştür. Özellikle Tuncelili devrimcilerden olan, Alevi kökenli TİKKO geleneğinden gelen unsurlar Öcalan liderliğini pasifize etmekle suçlamış ve Diyarbakır hapishanelerinde Şahin ve Yıldırım sapması olarak suçlanan kesim, gene kuzeyli Tuncelililer olmuştur.

Burada vurgulamak istediğim nokta Tuncelili Aleviler ile Kürt Şafî örgütlerinin ittifakı, Alevi örgüt liderlerinin tasfiyesiyle gerçekleşmiştir. Yani PKK 1980 darbesine karşı direnerek varolmamıştır. Tam tersi darbenin bu bölgedeki Kürt devrimcileri ve devrimcileri tasfiye etmesiyle PKK 80’den darbe almadan çıkmıştır. Öcalan, Kürtler bir kasabadan bir köye gidemezken yani ayaklanmaya katılan Kürtler bir köyden başka bir köye gidemezken kendilerinin yurtdışına çıkma kararını aldıklarını gerek Avrupa’ya gerekse Ortadoğu’da yurt ışına açılma başarısını gösterdiklerini vurgulamaktadır. Bunun arka tarafındaki olgu ise yurtdışı emperyalist ülkelerin PKK’ya bu olanağı vermiş olması gerçeğidir.

Eruh baskınından sonraki strateji

84’te başlayan Eruh baskınıyla kırsal silahlı mücadele stratejik olarak kaba hatlarıyla Mahirci çizgiyi kırsal bölgelerde üsler oluşturmaktır. 90’lı yıllara doğru PKK bu olguyu gerçekleştirmiştir. Yani kırsal alanlarda dağda kontrolü ele geçirmiştir. Bu dönemin stratejik hedefi kırdan şehirlerin ele geçirilmesidir. Bu da taktik olarak şehirlerde milis örgütlenmesinin gerçekleştirilmesi dönemidir. Ve bu dönemde çok vurgulanan gündüz külahlı gece silahlı deyimi, PKK’nın milis örgütlenmesindeki başarısını vurgulamaktadır. Kırdan şehre doğru geçen yolun dizilimi kırsal alanda köyler ve kasabaların kırla bağlantısının oluşturulmasıdır. Taktik olarak dağdaki silahlı mücadele grupları ile kordineli köylük ve kasabalardaki milislerin giderek şehir merkezindeki demokratik kitle örgütleriyle ve partiler ile yapılandırılmasıdır.

Bu dönemde PKK’nın taktik mücadelesi Nevruzlarda ve ele geçen her fırsatta şehirlerde kitlesel ayaklanmanın pratiğe geçirilmesidir. Yani Nevruzlarda serhıldanlar ile milislerin yanında dağ kadrolarının halkı da hareketlendirerek ordu ve polise karşı ayaklanma dönemleri olmuştur. Buradaki stratejik ana hedef, bağımsız birleşik Kürdistan’ı oluşturma stratejisidir. Bunun içinde temel alan olarak Güneydoğu Anadolu ve Türkiye esas alınmıştır.

Bu dönemde beş parçacılık olarak bilinen UKO (Ulusal Kürt Ordusu)’ya karşı PKK kuruluş döneminde en keskin mücadelesini vermiştir. Keza Tekoşin kuzeyli Alevi devrimci örgütlerine karşı da bu mücadele aynı keskinlikte olmuştur. 80’li yılların sonlarına doğru geliştirilen bu strateji ve taktikler önderliği tartışmasız bir konuma yükseltmiştir. Önderlik yurtdışına taşınmış ve “Emperyalist sistemin” desteğini arkasına almış Türkiye alanı dışındaki bölgelerde üsler tesis edilmiş ve bu anlamda stratejik olarak kırlardan şehirlere doğru bir yayılma gerçekleştirilmiş bunun taktikleri ve taktiksel örgütlenmeleri hayata geçmiştir.

Bu dönemde Özal ve iktidarı bu çizgiyi ciddi bir analitik çözümleme yapmadan geleneksel ayaklanmalar, eşkiyalar diye tespit etmiştir. Bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan bu tespit PKK’nın kırda ve şehirde gece ele geçirdiği devlet güçlerinin yalnız gündüz belli merkezlerde yer aldığı bir dönem ortaya çıkmıştır. Bu stratejinin gelişme dönemini temsil eden bir süreçtir.

PKK’nın en çok sıkıştığı dönem

Daha sonra Güreş ve Tansu Çiller’le başlayan dönemde ve bunu takip eden Eşref Bitlis döneminde kırsal alan ile şehir alanı arasındaki köy mezra alanları yani bu kırdan şehre inen ağlar koparılmıştır. Kırsal alanda silahlı mücadelenin çevresindeki bölgeler insansızlaştırılarak silahlı mücadele grupları izole edilmiştir. Şehir alanındaki legal ve kitle örgütlenmeleri kontrol altına alınarak şehirden dağa insan ve kaynak aktarımı sonlandırılmıştır. Bu dönemde gerek Türkiye’deki kır alanında gerekse Kuzey Irak’taki alanlara yapılan büyük askeri operasyonlar, PKK’nın gerek Türkiye’deki gerek yurtdışındaki kırsal alandaki mücadelesini bütünüyle etkisizleştirmiştir. Ve bu dönemde temel taktik söylemi PKK ve çevresinin ve insan hakları derneklerinin sivil toplum kuruluşlarının barış söylemi olmuştur. Yeni dönemdeki kırsal alandaki yenilme geçmişteki savaş ayaklanma serhıldan yerine barış ve kardeşlik sloganları taktik olarak yer almıştır. Bu dönemde Öcalan’ın tasfiyeciliğe eleştirisi silahlı mücadele gruplarının yöneticilerinin liderliğin önderliğin önerilerini hayata geçirememiş olmalarıyla suçlanmışlardır. Ve bu dönemdeki silahlı mücadele liderlerine başarısızlık ve yenilgilerini kişilerin yetersizlikleriyle sorumsuzluklarıyla ve laçkalıklarının neden olduğunu Öcalan vurgulamıştır. Çok ilginçtir günümüzde Türk ordusunun PKK’Ya karşı başarılı olamadığını olamayacağını vurgulayan çeşitli emekli subaylar veya çeşitli stratejistlerin aksine Öcalan, kendi lider kadrolarına yani silahlı mücadele veren grupların liderlerine komutan olmasını öğrenmelerini şiddetle önermektedir. Komutan olmak için de “Türk ordusunun subaylarını görmüşsünüzdür bu subayların nasıl sorumluluk ve ciddiyet ile askerleri yönettiği ve yukardan gelen üstten gelen emirlerini astlarına aktardığı ve bu komuta zinciriyle komuta örneğini oluşturduklarını” vurgulamaktadır. Ve kendi sözde komutanlarına Türk ordusu subaylarından nasıl komutan olunacağını öğrenmelerini istemektedir. Bu dönemde gerçekten Türk ordusu hem Kuzey Irak’ta hem Türkiye’de askeri operasyonları silahlı mücadele gruplarının temizlemesine yöneltmiştir. Ve Öcalan da komutanlarına alan mücadelesinde kalarak avlanmalarına sebep olduklarını ve oynak mücadele veremedikleriyle eleştirerek, önderliği bu yenilgiden muaf tutmak çabası içine girmiştir. Örgütün bu dönemdeki suskunluğu strajik olarak hedeflere ulaşamamanın silahlı mücadele hedefinin gerçekçi olmayacağı Türk Ordusuyla kırsal alanda mücadele edilemeyeceği söyleminin yaygınlaşması ve Avrupa’dan Kürt ulusal hareketi olarak yeni açılımlar talep edilmesi Öcalan’ın en sıkıştığı dönemi oluşturmuştur.

Öcalan ve Burkay

Bu dönemde Kürt halkından farklı olarak Kürt aydınının önderliğine karşı oluşunu Abdullah Öcalan aydınların ihaneti olarak değerlendirmiştir. Her ne halde ise de o dönemde PKK’nın nadir yaptığı protokollerden biri olan Burkay ve Öcalan ortak açıklaması 19 Mart 1993’te yapılmıştır. Ve bu dönemden önceki süreçte bağımsız bir Kürdistan kurma stratejisini silahlı mücadeleyle hayata geçirme stratejisinde olan ve 5 parçayı birleştirmek hedefinden olan PKK, bu hedeflerinin gerçekçi olmadığını anlaması sonrası Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Bildirisi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansından medet ummaya başlamıştır. Burada Burkay ve Öcalan’ın yaptığı açıklama aşağıdadır.

“Kürt sorununa adil bir çözüm, ancak iki hakın eşitliği temelinde mümkündür. Biz, böylesine demokratik bir yapıda iki halkın yan yana, kardeşçe, barış içinde yaşıyabileceği görüşündeyiz. Bunun biçimi demokratik fedarasyondur.

Bunun için de, Türk devletinin yıllardır süregelen baskı politikasının sonucu olan bugünkü çatışma ortamı sona ermeli, sorunun barışçı çözümüne yol açılmalıdır. Türk hükümeti de eğer gerçekten barış, demokrasi ve eşitlik istiyorsa, aşağıdaki acil adımları bir an önce atmalıdır:

1-Karşılıklı olarak ateş kesilmelidir. PKK’nin attığı ilk adım bu bakımdan iyi ve tarihi bir fırsattır.

2-Kürdistan’da olağanüstü hale, Bölge Valiliği sistemine son verilmeli; Kontrgerilla, “Özel timler” ve köy korucuları dağıtılmalıdır

3-Kürt ulusunun varlığını ve haklarını da güvence altına alan demokratik bir anayasa yapılmalı, tüm antidemokratik yasa ve kurumlar kaldırılmaladır

4-Genel af çıkarılmalıdır

5-Düşünce, söz, basın ve örgütlenme özgürlükleri tam olarak tanınmalıdır.

6-Partilerimiz de dahil, tüm yasaklı partilerin ülkenin legal palitik yaşamına serbestçe katılması olanağı tanınmalıdır

7-Kürt dili, tarihi, kültürü üzerindeki baskılar son bulmalı; Kürtçe eğitim olanağı sağlanmalı; radyo ve televizyon Kürtçe yayın yapmalıdır

8-Mevcut ortam nedeniyle Kürdistan’dan göç etmek zorunda kalanların ya da sürgün edilenlerin yerlerine dönmelerine olanak sağlanmalı ve zararları tazmin edilmelidir

9-Kürdistan’ın son yıllarda daha da yıkılan ekonomisinin iyileştirilmesi, tarım ve ticaretin yeniden canlandırılması için köklü ekonomik programlar uygulanmaladır.”

93 yılındaki bu “barışçı” talepler Kürt kimliğini tanıyorum demenin yeterli olmadığını, yukarıdaki önerilerin hayata geçmesi istendiği bu bildiri taktik midir stratejik bir hedef midir sorusunu sormamız gerekmektedir. Gerçek barış için yukarıda önerilen öneriler günümüzde hayata geçmiştir. Bölge valiliği kalkmıştır, özel timler kalkmıştır ve köy koruculuğuna yerli yersiz saldırılar ve köy koruculuğun kaldırılması için baskılar nedeniyle kaldırılması eli kulağındadır.

Düşünce, basın özgürlüğü bütünüyle gelişmiştir. Bugün üniversitelerde Kürdoloji bölümleri radyo ve televizyonlarda Kürtçe yayınlar yapılmaktadır. Geriye göç politikası hayata geçmiştir. Genel af çıkarılması söz konusudur.

Bu durumda 93 yılında istenen talepler günümüzde gerçekleşmiştir. O zaman eğer bunlar taktik değil stratejik bir hedef ise PKK’nın silahlı mücadele ve politik mücadelesi için strtajik ve taktik hedeflerine ulaşılmıştır. PKK’nın örgütsel mücadelesi, stratejisi, nihai hedefine ulaşılmış kabul edilecektir. Yok bunlar taktik hedefler ise sürekli yeni taktik hedefler önerilerek gerçek stratejik hedef nedir ortaya konmalıdır. Abdullah Öcalan’ın yakalanması öncesi yapılan bu açıklama Abdullah Öcalan’ın yakalanması sonrası demokratik cumhuriyet teklifiyle mahkemelere gelen Abdullah Öcalan’ın mahkeme koşullarında yaptığı bir konuşma değil, stratejik gelinen hedeftir.

Kürt liderler arasındaki strateji farklı

Yani bu hedef Abdullah Öcalan’ın PKK için önerdiği stratejik hedefe ulaşılmıştır. Ama Abdullah Öcalan’ın son açıklamalarında PKK’nın fiili liderliği Barzani’dedir, teorik liderliği Talabani’dedir derken kendisinin sembolik olarak ifade edildiğini vurgulamak istemektedir. Daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi Barzani’nin Talabani’nin stratejik hedefi Abdullah Öcalan’ın stratejik hedefinden farklıdır. Bu farklılığın ve bu hedeflerin ayrı bir analizi gerekmektedir. Sonuç olarak PKK’nın silah bırakması olgusu, demokratik cumhuriyet ile ifade edilen ve federasyonun terk edildiği birleşik bağımsız Kürdistan’ın terk edildiği çizgi, Barzani tarafından kabul edilir bir çizgi olmamaktadır. Barzani’nin yeni çizgisinde Amerika’nın bölgedeki yeni yapılanması öne çıkarılmaktadır. Öcalan “Türkiye’yi emperyalistler bölmek istiyor buna karşı Türkler ve Kürtler Mustafa Kemal’in önderliğinde olduğu gibi bağımsızlık mücadelesi vermelidir” söylemini ileri sürülmektedir. Ve buna bir tekzip de gelmemiştir. Bu anlamda PKK’nın liderliği stratejik olarak Barzani’nin hedefleriyle paralellik kazanmıştır ve Öcalan bu konunun altını çizmektedir. Öcalan için yapılan politika Öcalan’ın stratejik hedeflerinden çok sembolik olarak ifadesi olmuştur. Veya tersi olarak yeni bir stratejik hedef deklare edilmemiştir. Yoksa PKK’nın silah bırakması ve dağlardan inmesi gereken koşullar Öcalan’ın 93’deki teklif ettiği koşullar günümüzde gerçekleşmiştir. Ama bunun emperyalist sistem için büyük Ortadoğu projesi içinde yeterli görülmediği anlaşılmaktadır.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: