AİHM Batasuna’nın kapatılmasını onayladı
İspanya’da Bask Bölgesi’nin bağımsızlığı için yıllardır silahlı mücadele veren ETA’nın siyasi kanadı olan Batasuna ve Herri Batasuna için yolun sonuna gelindi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi geçtiğimiz hafta karara bağladığı davada, Batasuna’nın İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına ilişkin kararını haklı buldu.
İspanya Yüksek Yargısı 2003 yılında aldığı bir kararla her iki partiyi de teröre destek verdiği için yasadışı ilan etmiş, tüm taşınmazlarına el konulması kararı vermişti. Batasuna kararın iptali için ilk olarak İspanya Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş fakat kararın onanması üzerine 19 Temmuz 2004 tarihinde örgütlenme özgürlüğüne ve ifade özgürlüğü hakkının kullanımına zarar verildiği iddiasıyla davayı Strasbourg’a taşımıştı. Fakat mahkeme geçtiğimiz hafta oybirliği ile aldıkları kararla Batasuna’nın kapatılmasının örgütlenme hakkının kısıtlanması anlamına gelmediğine ve Batasuna’nın ETA ile bağlantılarının nesnel olarak “demokrasiye karşı bir tehdit oluşturduğu” sonucuna varmaya yeterli olduğuna hükmetti ve Batasuna’nın kapatılma kararını onayladı. Anımsanacağı üzere Batasuna, Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde yer alan ETA’nın terör eylemlerini kınamaktan her zaman özenle kaçınıyordu.
Batasuna 2003 yılında kapatıldığında, yapılan son seçimlerde halktan %10 oy almayı başarmış bir siyasi partiydi. Fakat Batasuna’nın kapatılmasının “toplumsal bir gereksinim” olduğunun altını özenle çizen AİHM, Batasuna’nın şiddeti teşvik eden konuşmalarının hiçbir şekilde ifade özgürlüğünü güvence altına alan 10. madde kapsamında değerlendirilemeyeğini, Batasuna’nın terörizmi övme anlamına gelen konuşmalarının demokratik toplum kavramına ters olduğuna işaret etti.
Şimdi AİHM’in emsal oluşturan bu kararının Türkiye’ye nasıl yansıyacağını bekleyip görmek gerekiyor. Zira DTP’nin benzer gerekçelerle kapatılması istemiyle ilgili dosya halen Anayasa Mahkemesi’nde bekliyor. Eğer AİHM’in kararı emsal alınacak olursa DTP’nin kapatılması artık hukuksal bir zorunluluk diyebiliriz. Çünkü Batasuna’nın kapatılmasına neden olan eylem ve söylemlerden çok daha ağırları DTP için geçerli. DTP’li vekillerin de ısrarla PKK’yı terör örgütü olarak nitelendirmekten kaçındıkları, ayrılıkçı ve ırkçı söylemlerinin çokluğu ve hatta PKK ile tabanlarının aynı olduğunu söyledikleri düşünülecek olursa davanın sonucu uluslararası hukuk normları bakımından şimdiden belli. O halde geriye bir tek “demokrasiye karşı tehdit” oluşturan DTP’nin “toplumsal bir gereksinim” nedeniyle kapatılması ve peşinden kurulacak partilere de izin verilmemesi gerekiyor.
|
Rusya’nın Batı ve NATO ile ilişkileri düzeliyor
Rusya, 2008 yılının Ağustos ayında Osetya’nın işgal edilmesini gerekçe göstererek Gürcistan’a girdiğinde Batı ile arasında soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı. ABD’nin Kafkaslar’da etkinliğini artırma çabalarından oldukça rahatsız olan Rusya Batıdan gelen tüm baskılara karşın geri adım atmayacağını açıklamış, Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, gerekirse ülkesinin Kuzey Atlantik Paktı NATO ile ilişkilerini tümden kesmeye hazır olduğunu bildirmişti. Washington yönetimi her ne kadar Rusya ile ilişkilerini yeniden gözden geçireceklerini söylese de, böyle bir zıtlaşmadan kendisinin çok daha ağır yara alacağını bildiğinden somut bir adım atmaktan kaçınmıştı.
Geçtiğimiz hafta Yunanistan’ın Korfu Adası’nda yapılan ve Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun temsil ettiği NATO-Rusya Konseyi toplantısıyla aradaki soğukluk yerini yeniden yumuşamaya bırakmış oldu.
Aslında toplantının 20 Mayıs tarihinde yapılması planlanmıştı ama Rus tarafı NATO’nun Gürcistan’la ortak tatbikat düzenlemesine tepki gösterip toplantıyı iptal etmişti. Gürcistan’da geçen yıl Ağustos ayında yaşanan çatışmaların ardından dışişleri bakanı düzeyinde gerçekleştirilen bu ilk toplantıda dondurulan askeri ilişkilerin yeniden başlatılmasına karar verildi. Toplantıda ayrıca Afganistan’ın istikrarı ve terörle mücadele dahil birçok konu ele alındı.
Rusya adına toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Sergev Lavrov toplantı sonrası düzenlediği basın toplantısında, “Kesilen ilişkilerimizin yeniden canlandırılması ve bunun daha da geliştirilmesi için çalışılacak olması çok olumlu bir gelişmedir.” derken, AGİT Dönem Başkanı Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni toplantının Avrupa güvenlik bağlantıları diyaloğunu ileriye taşıdığını söyledi.
Kısacası Batı dünyası ile Rusya arasındaki her şey eski durumuna döndü. İlişkiler yumuşadı, sohbetler koyulaştı. Bakoyanni’nin de dediği gibi Avrupa için Rusya kaynaklı bir tehlike yeniden rafa kaldırıldı.
Bu anlaşmanın bir kaybedeni de var. Batı dünyasının desteğine güvenerek efelenen ve toprak bütünlüğünü kaybeden Gürcistan herhalde olan bitene şaşırmıştır. Daha düne kadar Gürcistan’a her türlü desteği vereceğini söyleyenler, Karadeniz’de gemilerle gövde gösterisi yapanlar Gürcistan’ı bir çırpıda kendi çıkarları için satıverdiler.
Gürcistan’ın yanıbaşında ise Rus ayısının tehdidi artık her zaman güncel ve eskisinden daha korkutucu duracak. Bu herhalde Batının ipiyle kuyuya inilebileceğini sananlara iyi bir ders olmuştur.
|
Somali’de modern çağın insan safarisi
Aden kıyıları uzunca bir süredir Somalili korsanlar yüzünden ticaret gemileri için tam anlamıyla bir cehennem. Ne zaman ve nereden saldıracağı belli olmayan korsanlar bölgeyi ticari yük taşıyan gemiler için Bermuda Şeytan Üçgeni’ne döndürmüş durumda. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı karar uyarınca ticaret gemilerini korumak için bölgeye gönderilen savaş gemileri bile korsanları durdurmayı şu ana kadar başarabilmiş değil. İşin daha kötüsü, korsanlar kaçırdıkları gemiler için fidye aldıkça daha da güçleniyor, diğerlerine de esin kaynağı oluyor ve durdurulmaları giderek zorlaşıyor.
Fakat korsanlar açısından da artık korkutucu günler başlıyor. Çünkü Rusya’da bir firma, artık iyice yozlaşmış kapitalist zenginler için Somali kıyılarında modern çağın insan safarisi hizmetini sunmaya başladı. Günlük 5.000 dolar ödeyen zengin müşteriler, Somali ve Kenya arasındaki sularda ticaret gemileri ile seyredip korsanların kendilerine saldırmasını bekliyor. Kendilerini olası av haline getirmek için ise gemi saatte 5 km. gibi son derece düşük bir hızla seyrederek zayıf bir hedef görüntüsü yaratıyor. Karşılarındaki geminin bir ticaret gemisi olduğunun zanneden korsanlar da saldırdıklarında gemidekiler el bombaları, roketatarlar ve makineli tüfeklerle karşılık veriyor. Neye uğradıklarını şaşıran korsanların en ufak bir yaşama şansı dahi yok. Çünkü gemidekilerin amacı onları rehin almak değil, insan öldürme içgüdülerini vahşi bir şekilde tatmin etmek. Tabii ki ilk olarak saldıranlar korsanlar olacağı için yapılan katliam meşru müdaafaya girecek!
Kapitalizmin insan safarisinin bir de fiyat tarifesi var. Örneğin günde 8 dolar ekstra ödeyenlere Kalaşnikof, 12 dolar ekstra ödeyenlere ise 100 adet fazladan mermi veriliyor. Hatta günlük 475 dolar civarı bir parayı gözden çıkarırsanız makineli tüfek bile alabiliyorsunuz. Ha diyelim ki korsanlar da baskın çıktı ve karşılık verdi. Onun da önlemini almışlar. Rusya’nın en seçkin özel birliklerinden oluşan bir ekip de gerekli durumlarda müdahalede bulunmak için hazır bekliyor.
İnsanın midesinin bulanmaması içten bile değil. Bu çağda insan avı... Korsanların yaptığı da elbette suç ama parayla insan avına çıkanların işlediği suçun yanında esamesi bile okunmaz. Şimdi korsanlar mı daha uygar, yoksa onları sırf zevk için öldürenler mi? Evet, kapitalist yozlaşma insan ölümünü bile çok iyi bir rant kapısı haline getirmeyi başarmış.
|
Honduras’ta Zelaya’ya askeri darbe
Orta Amerika’nın en yoksul ülkelerinden Honduras’ta solcu cumhurbaşkanı Manuel Zelaya ile ordu arasında anayasa değişikliği tartışmaları nedeniyle başlayan kriz sonunda askeri darbe ile sonuçlandı. Hafta içinde, faşist dönemin ürünü mevcut anayasayı değiştirmek üzere bir kurucu meclis kurulması konusunda yapılacak referanduma karşı çıkan Genel Kurmay Başkanını görevinden alması üzerine Zelaya ve Ordu arasındaki ipler artık iyice gerilmişti. Referandumun yapılacağı 28 Haziran Pazar günü harekete geçen ordu sabah saatlerinde yüzlerce askerle Zelaya’nın başkent Tegucigalpa’daki evini kuşattı. “Kurşun sesleriyle uyandım. Pijamalarımı bile çıkarmaya fırsat vermediler.” diyen Zelaya askerler tarafından tutuklandıktan sonra ilk önce bir hava üssüne, oradan da Kosta Rika’ya sürgüne gönderildi. Devlet Başkanlığı görevine ise Zelaya’nın görev süresinin biteceği 27 Ocak 2010 tarihine kadar Kongre Başkanı Roberto Micheletti atandı.
Askerler tarafından görevinden alınıp sürgüne gönderildiğinin duyulmasının ardından Zelaya’ya en büyük destek halktan geldi. Başkent Tegucigalpa sokaklarına dökülen onbinlerce kişi Zelaya’nın göreve geri getirilmesi için protesto gösterisine başladı. Devlet Başkanlığı Sarayı’na giden yolu kapatan göstericiler, buldukları lastikler ve metal eşyalar ile kentin birçok bölgesinde barikatlar oluşturdu. Göstericilerin giderek kalabalıklaşması üzerine askeri birlikler, ülkenin batı bölgelerinden gelip başkente girmek isteyen halkı engellemeye başladı. Göstericilerin ellerindeki taş ve sopalarla Başkanlık Sarayı’nı koruyan güvenlik güçleriyle şiddetli çatışmalara girdiği, bir Kongre üyesinin kendisini tutuklamaya çalışan askerlere direnirken vurularak öldürüldüğü de gelen bilgiler arasında. Zelaya’ya destek veren sendikaların greve gitmesinden dolayı da ülkede birçok okul ve hastane açılmadı, yaşam adeta felce uğradı. Darbe hükümeti tarafından sokağa çıkma yasağı ilan edilse de yasağa kimse uymadığından ülkede çatışmalar haberin yazıldığı saatte halen devam ediyordu. Yaşanan tüm bu çatışmalar, “Ülkenin yüzde 80’inin darbeden memnun olduğunu” söyleyen Roberto Micheletti’yi açıkça yalanlıyor.
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in çağrısıyla Nikaragua’nun başkenti Managua’da olağanüstü toplanan Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif’ten de (ALBA) Zelaya’ya büyük destek geldi. Zirvede bir konuşma yapan Chavez darbecilere bir ders verilmesi gerektiğini, Venezüella’nın halkı ve silahlı güçleriyle Honduras’ın yanında olduğunu belirtirken, Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa ise darbenin, oligarşinin ve Honduras ordusundaki komutanların “umutsuzca bir eylemi” olduğunu söyledi. Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega ise Devlet Başkanı olarak Zelaya’yı tanımayı sürdüreceklerini açıkladı.
Amerika kıtasındaki tüm devletlerden oluşan Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) ise Honduras’ta askeri darbeyle işbaşına gelen yönetime ültimatom vererek Zelaya’yı yeniden görev başına getirmesi için 72 saatlik bir süre tanıdı. OAS sürenin sonunda Zelaya’nın görevine getirilmemesi durumunda Honduras ile ilişkilerini askıya alacağını ve kıtanın en yoksul ülkelerinden birisi olan Honduras’a uluslararası yardımı engelleyebilecek yaptırımlara başlayacağını duyurdu. Yaptırımın ilk adımı olarak Hugo Chavez, Petrocaribe anlaşmasına dahil olmasına rağmen, Venezüella’nın Honduras’a ham petrol sevkiyatını askıya aldı. Petrocaribe anlaşması çerçevesinde Venezüella’dan ucuz petrol alan 18 ülkeden biri olan Honduras’ta bu ambargo ekonomiyi oldukça sekteye uğratacak.
Tuhaf bir biçimde, sol bir devlet başkanına karşı düzenlenen darbeye bu sefer hem Washington’dan hem Avrupa Birliği ülkelerinden tepki geldi. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçilerini Honduras’tan çekeceklerini söylerken, ABD Başkanı Barack Obama darbenin yasal olmadığını ve Zelaya’nın göreve dönmesi için çaba harcayacağını açıkladı. Ancak perde arkasından gelen haberler, bu darbede de ABD parmağı olduğu olasılığını güçlendiriyor. Örneğin darbeden çok kısa bir süre önce, ABD Büyükelçiliği yetkililerinin darbeyi gerçekleştiren askerlerle görüştükleri bilinen bir gerçek. Obama’nın Latin Amerika danışmanı Dan Restrepo’nun darbe hükümetini tanıyıp tanımayacaklarını ilişkin bir soruya verdiği, “Olayların nasıl gelişeceğini görmek için bekleyeceğiz.” yanıtı da aslında ABD’nin darbeye karşı olmadığını sadece duruma göre konum aldıklarını açıkça gösteriyor. Yani ALBA ve OAS gibi uluslararası toplumdan darbeye karşı bu kadar yoğun baskı gelmeseydi Washington yönetiminin darbe karşıtı bir söylemi her zamanki gibi olmayacaktı. Honduras ordusundaki subayların büyük bir kısmının ABD tarafından eğitilmiş olması, darbenin hemen ardından ve tutuklanmadan öncesine kadar defalarca ABD Büyükelçisi Hugo Llorens’le temas kurmaya çalışan Honduras Dışişleri Bakanı Patricia Rodas’ın hiçbir yanıt alamaması darbede ABD parmağı olasılığını güçlendiriyor.
Son söz olarak iğneyi bir de Türkiye’nin Dışişleri’ne batıralım. Acaba tüm dünyayı ayağa kaldıran bu son olaylarda Türkiye’nin adını duyanınız hiç oldu mu? Hani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesiyiz ya! Hani Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle “Önümüzde çok daha etkin ve aktif bir küresel rol oynama şansı bulunmaktadır” ya! Bırakın aktif bir rol oynamayı, ben bu kadar sessizlikten sonra Dışişleri’nin Honduras’ta darbe yapıldığından bilgisi olduğuna bile kuşkuluyum. Örneğin komşumuz Suriye’nin bile Zelaya’ya destek için BM’ye verilen önergede imzası varken, küresel aktörlüğe soyunan Türkiye’nin çıtının çıkmaması son derece ilginç. Belki de bizimkiler ABD’nın tepkisini bekleyip ona göre tavır alacaklardır. Ne de olsa göbekleri beraber kesilmiş...
|
ABD askerleri Irak’ta kentlerden çekiliyor
Irak’ın işgalinde geçtiğimiz hafta tarihi bir dönüm noktası daha gerçekleşti. Saddam Hüseyin’in devrilip işgalin başladığı 20 Mart 2003 tarihinden bu yana kent ve kasabalarda denetimi elinde tutan ABD güçleri, Kasım 2008’de imzalanan güvenlik anlaşması uyarınca 30 Haziran’da kent ve kasabaların güvenliğini Iraklı güçlere bırakarak kırsal bölgelerde kurulan üslerine geri çekildiler. Artık Irak’ta 7 vilayetin güvenliğini polis teşkilatı üstlenirken diğer 8 vilayetin güvenliğini ise ordu kuvvetleri sağlayacak.
ABD askerlerinin yerleşim merkezlerinden çekilerek güvenliği Irak güvenlik güçlerine devretmesi tuhaf bir şekilde bir bayram havası içinde kutlandı. Bağdat’ta havai fişekler atılırken, Irak televizyonunda gece yarısı ABD askerlerinin geri çekilmesi için kalan süreyi gösteren saat sıfırı vurdu. Irak güvenlik güçleri, ABD ordusunun kendilerine bağışladığı Humvee’ler ve tanklarla birlikte yeşil bölgede askeri geçit töreni düzenledi.
En ilginç tepki ise işbirlikçi hükümetten geldi. 30 Haziran tarihini “Ulusal Egemenlik Günü” ve tatil ilan eden Başbakan Nuri el Maliki televizyonda yaptığı konuşmayla bugünün tüm Irak halkının başarısıyla elde edilmiş bir gün olduğunu söyledi. Ha bir de utanmadan ekliyor; “Bugün ülkede bulunan yabancı askerlerin tek sorumlusu Saddam Hüseyin.”
İşbirlikçiliğin ve yüzsüzlüğün bu kadarına da pes artık! Gören de ülkede ABD işgali bitti de, Irak halkı kendi kararlarını artık kendi veriyor sanır. Altı üstü ABD askerleri yalnızca yerleşim merkezlerinden çekilerek kırsal bölgedeki güvenli üslerine geri dönmüş oldu. Washington yönetimi akıllı. Direniş hâlâ bu kadar şiddetli devam ederken, halkın yoğun olduğu yerleşim birimlerinde asker konuşlandırmaya devam etmenin, ABD’ye daha fazla tabut sevk etmekten başka bir anlamı yok. Zaten ABD’de yapılan son kamuoyu yoklamaları da ABD halkının çok büyük bir bölümünün yerleşim birimlerindeki askerlerinin çekilmesini desteklediğini gösteriyor. Yani ABD aslında Irak yönetimine bir şey bahşetmiyor. Kuyruğu sıkıştığı için kapağı bir an önce güvenli yerlere atmaya çalışıyor. Bundan sonra haberlerde “Bugünkü saldırıda Irak’ta şu kadar ABD askeri öldü.” yerine “Bugünkü saldırıda Irak’ta şu kadar güvenlik görevlisi öldü.” duyacağız o kadar. ABD, kendi askerleri yerine artık Iraklıları kurban edecek ve Pentagon kamuoyu baskısı yönünden biraz daha rahat olacak. Değişen yalnızca bu!
Pardon, aslında değişiklik yalnız bununla da sınırlı değil. ABD askerlerinin yerleşim birimlerinden çekilmesinin gölgesinde de kalsa, yine aynı gün, 1972’de Irak enerji sektörünün kamulaştırılması ile ülkeden kovulan uluslarası petrol tekelleri yeniden Irak’a döndüler. Böylece Baas Partisi ve Saddam Hüseyin döneminde Irak halkı için harcanan petrol gelirleri yeniden emperyalist şirketlerinin kasasına gidecek.
Irak’ın dünyanın bilinen en büyük üçüncü petrol rezervlerine sahip olduğu ve petrol çıkarmanın birçok ülkeye göre daha ucuz olduğu düşünülecek olursa BBC muhabiri Mark Gregory’nin de dediği gibi “Bugün uluslararası petrol şirketlerinin Irak’a dönmesine izin verildiği gün olarak hatırlanacak.”
ABD ve emperyalizm istediğini aldıktan sonra isteyen 30 Haziranı Ulusal Bağımsızlık Günü ilan eksin, isteyen de davul zurna ile kutlasın. 30 Haziran’ın kimin için bayram günü olduğu belli değil mi?
|
|