İlyas Salman |
Son günlerde başımı hangi kapıdan içeri uzatsam, hangi eşikten adım atsam, kiminle karşılaşsam “Taraf okudun mu” diyorlar. Bu söz ilk bakışta çarpıyor insanı. Öyle ya, şu sosyo-ekonomik keşmekeşte sen de tarafsın. Ve kesinlikle inanıyorsun ki taraf olmak çok güzel bir şey. Bir düşün seninle aynı ülküyü* paylaşan insanlarla karşılaşırsan kendini daha güçlü hissediyorsun. Bayağı kanatlanıp uçasın geliyor. Evet, bütün bunlar güzel de Taraf gazetesi nemenem taraflı bir gazete? Hangi tarafta, kimlerin tarafında? Mesela Çetin bi Altan’ın oğlu (oğlu diyorum çünkü liboşum ancak babasının adıyla akla geliyor.) Ben de iki çocuk büyüttüm. İkisi de üniversiteyi bitirdi. Oğlum askerliğini yaptı geldi. İnanın bu iki çocuğun da ne üniversitede ne askerde iken hiç kimse İlyas Salman’ın oğlu ya da kızı olduğunu bilmedi. Öyle ya kişilik sahibi olmak diye bir şey var. Ama bu liboşlar (sağcı İslamcı sermayenin liboşları) babalarıyla birlikte anılıyorlar. Gerçi babaları da su kaynattı ya neyse. Çünkü babişkoları yazdıklarıyla yaptıklarıyla birkaç nesli olumlu yönde etkilemiş adamdır. Taraf’ta hazretin oğlunun bir yazısını okudum. Erenler “Bir yandan kasırgayı izliyorum ve bir yandan da o kasırgayla birlikte savruluyorum. Her zaman elde edilecek şans değil bu. Bu muhteşem değişimin ortasında durup da bunun farkına varamayanlara üzülüyorum doğrusu.” diyor. Ah be liboşum. Bu müjdeyi sana cüzdanı dolarla euroyla; vicdanı Arap toplumlarının üfürüğü ile dolu Müslüman babaların mı verdi? Bak Zübükzade. Bu ülkede müthiş bir değişimin sancıları yaşanıyor, bu kesin. Ama kimin, kimlerin çıkarına değişiyor? Bu konuyu birkaç ciltlik bir kitaba sığdırmak mümkün. En iyisi ben o birkaç ciltlik kitabı yazmayayım. Gel şöyle yapalım. Bu ülkede demokrasinin miladı diye nitelediğiniz kırk altı ruhsuzluğunun Amerikan emperyalizminin bütün organlarını çekiştirerek Anadolu’muzun bereket dolu rahmine soktuğundan bu yana ne kadar yayıldılar, devlet mekanizmalarında ne kadar etkinler, ülkenin idare biçimi olan oligarşik yapıya ne denli egemenler? Sermayenin (İslamcı ya da diğer) ne kadarını yönetiyorlar? Siyasi partileri kim kuruyor, kim yıkıyor?1950’den bu yana başabakanlık yapmış olanların (elbette şimdikinin de) ipleri kimin elinde? Altmış askeri hareketinden sonraki darbelerin nasıl finanse edildiklerini, darbecilerin kimler tarafından alkışlandığını, bugünkü dini tahakkümün Ilımlı İslam adıyla kimlerin dini legal siyaset haline getirdiğini ve bu gidişin sonucu yönümüzün hiç de kalkınmış, özgür ve demokratik bir Türkiye olamayacağını İslami hareketin de, senin gibi beslemelerin de, DTP ile meclise giren Kürt hareketinin de Amerika ve Avrupa orijinli euro-dolar çiftleşmesinin cenini olduklarını araştırarak yazalım. Sen ve senin gibilere hodri meydan diyorum. Rakamlarla tartışmaya var mısınız? Hayır, çok fazla araştırmak gerekmiyor. Ellilerden bu yana bu ülkeyi gerçekten seven kaç araştırmacı var ise onların belgelerine başvurarak yazacağız. Sade belgeler konuşacak. Yorumu da sevgili babacığınıza bırakacağız. Hayır, Not: yazımda geçen ülkü sözcüğüne bakıp da bunun kuçu kuçuların anladığı anlamda ülkü olmadığını biliniz. Yaşasın halkların kardeşliği!
|