06.07.2009/Sayı:243
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Şimdi de sıra Ruhban Okulu’nda

Heybeliada Ruhban OkuluGeçtiğimiz haftanın sıcak gündem maddelerinden biri de Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili AKP tarafından yapılan çıkışlardı. AKP hükümetinin üç bakanı birer gün arayla ortaya çıkarak Ruhban Okulu’nun açılacağı yönünde kesin beyanatlar verdiler. Üstelik bu bakanlardan biri Kültür Bakanı, bir diğeri Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi ve sonuncusu da Milli Eğitim Bakanı olunca işin rengi değişti. AKP’nin yeni bir ihanet icraatına daha imza atma hazırlığında olduğu yönündeki kanılar da güçlenmiş oldu.

Konu ile ilgili ilk açıklama Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan geldi. Geçtiğimiz hafta Güneydoğu’ya giderek AKP’nin Kürt açılımına katkıda bulunan ve AKP ile DTP arasında arabuluculuğa soyunan Günay, hızını alamamış olacak ki, açılımlara Ruhban Okulu ile devam etti.

Posta gazetesi Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in, Kanal 24’te yayımlanan ‘Hafta Sonu Moderatörü’ programına katılan Günay, şöyle konuştu:

“Hem kişisel hem de edindiğim genel eğilim, okulun açılacağı yönünde. Şu andaki üniversite sistemine uymuyor ama başka bir formül bulunacak, siyasi bir sorun yok. Çalışmalar teknik seviyede devam ediyor. Türkiye’de birtakım Ortodoks dini kurumların yönetiminde, başka ülkede eğitim görenler mi bizim ülkemizde eğitim görenler mi görevlendirilsin? Bence, bizim ülkemizde eğitilenler daha akla yatkın.”

Ertuğrul Günay’ın ardından ise sazı Egemen Bağış aldı. Bağış konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Heybeliada Ruhban Okulu’nun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum. Türkiye’deki Ortodoks cemaati vergi ödeyen, ordumuzda hizmet eden ve bu ülkeye katkıları olan Türk vatandaşlarından oluşmaktadır. Eğer din adamlarına gereksinimleri varsa, bu din adamlarını eğitmelerine yardımcı olmalıyız.” şeklinde konuştu.

Son sözü ise Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu söyledi. Çubukçu yaptığı açıklamada hükümet olarak henüz bir karar vermediklerini ifade etti. Ancak bununla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarından Ruhban Okulu ile ilgili bir rapor hazırlamaları istendi. Söz konusu rapor, Ruhban Okulu’nun hangi statüde açılabileceğine ilişkin olacak.

Raporda iki ayrı seçenek üzerinde duruluyor. Ruhban Okulu’nun lise kısmının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel din lisesi statüsünde açılması, yüksek okul bölümünün de YÖK’e bağlı olması. Her ikisi için de yasal değişiklik gerekiyor.

Bir başka formül ise Ruhban Okulu’nun bir vakıf bünyesinde açılması. Raporda Ruhban Okulu’nun geçmişte de Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne bağlı olduğu hatırlatıldı. Anayasa Mahkemesi’nin yüksek okul olduğu için bunu iptal ettiği bilgisine yer verildi.

Bu nedenle yeniden “Milli Eğitim’e bağlı açılması imkansız” denildi. Rapora göre Ruhban Okulu’nun ancak lise kısmı Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olabilir. Bunun için de din lisesi formülü geliştirildi. Ancak Özel Öğretim Kanunu’nun değişmesi gerekiyor, çünkü bu kanunda “dini ve askeri okul açılamaz” hükmü var. Yasa değiştirilerek Ruhban Okulu’na bir çeşit İmam Hatip Lisesi statüsü verilecek. Anlayacağınız İmam Hatiplerden sonra bir de başımıza Hıristiyan İmam Hatip’ini çıkaracaklar.

Hatırlarsanız Obama Efendi Türkiye’ye geldiğinde ilettiği taleplerden biri de Ruhban Okulu’nun açılmasıydı. Obama ister de Tayyip ve tayfası yapmaz mı? Sadece uygun zamanı kolluyorlar. Şimdilerde takıldıkları tek konu ise açılacak okulun statüsü. Statü belirlenir belirlenmez okulu açacaklar. Hem belki bakarsınız Tayyip açılışta kurdeleyi Bartholomeos’la birlikte keser. Bununla da kalmlaz Bartholomeos’a Ekümeniklik ünvanını da verir olur biter. Bunların ağa babaları Fethullah yıllar önce Dinlerarası diyalog ayağına Papa ile el ele pozlar vermemişler miydi? Bunlar da Bartholomeos’la verirler.

Kurtuluş Savaşı öncesi döneme Mütareke Devri denir. O devirde İstanbul Hükümeti’nin binbir türlü ihanetine Türk milleti şahit olmuştu. Şimdi ise devir müzakere devri. Türk milleti yine binbir türlü ihanete şahit olmakta.


Günay-Mitterand aşkı: Bakalım çocuğu kim doğuracak

Ertuğrul Günay
Ertuğrul Günay

Frederic Mitterrand
Frederic Mitterrand

Bu hafta biraz sınırlarımızın dışına çıkacağız. Umarım Yavuz Selim bizi hoş karşılar. Geçtiğimiz haftalarda Fransa kabinesinde bir değişiklik yaşandı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Kültür Bakanlığı’na eski cumhurbaşkanlarından François Mitterrand’ın yeğeni Frederic Mitterrand’ı atadı. Sarkozy’nin bu kararı bazı eleştirileri de beraberinde getirdi. Çünkü Sarkozy’nin son kabine değişikliği, son dönemlerde icraatlarından çok kabine üyeleri ile gündeme gelen İtalya Başbakanı Berlusconi ile karşılaştırılmasına neden oldu. Göreve geldiğinden beri kabinesine birbirinden güzel kadınları atayan Berlusconi, kabine oluşturma anlamında kadın bakanları görevden alıp yerine Mitterrand gibileri atayan Sarkozy’e oldukça fark atmış durumda. Şundan dolayı ki, Sarkozy’nin göreve atadığı yeni bakan, siyasi kimliğinden çok eşcinsel olmasıyla tanınıyor. Mitterrand, eşcinsel yaşamını ele aldığı iki ciltlik ‘La Mauvaise Vie’ (Kötü Hayat) kitabıyla da bilinmekle birlikte ona esas ününü kazandıran şey, eşcinsel topluluğunun TV kanalı Pink-TV’de animatörlük yapması.

Her neyse. Biz şimdi Batılıların çarpıklıklarını bırakıp kendi çarpıklarımıza dönelim. Biliyorsunuz bu yıl Fransa’da Türk mevsimi. Bu nedenle Fransa’da Türkiye’yi tanıtacak bir dizi etkinlik gerçekleştirilecek. Ancak ortada bir sorun var. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı. İmtiyazlı ortaklık gibi ne demek olduğunu kendisinin de bilmediği bir şeyler ileri sürüyor. Bu nedenle son zamanlarda Türkiye ile Fransa ilişkileri biraz limoni. Hatta bizim muhteşem ikili (Tayyip ve Gül) Sarkozy’ye rest bile çektiler de (heriflerdeki milli duruşa bakar mısınız? Önlerine gelene posta koyuyorlar ama durum gitgide daha da kötüye gidiyor) neredeyse 9 aylık Türk mevsimi suya düşecekti.

Geçtiğimiz hafta Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay Fransa’daydı. Amaç Türk mevsimini tanıtmak tabii. Paris’te bir basın toplantısı düzenleniyor. Düzenleyen Ertuğrul Günay ve Fransız meslektaşı Mitterrand. İşte bu toplantıda Günay ile Mitterrand arasında öyle bir diyalog geçiyor ki, biz güldük ama güler misiniz ağlar mısınız, karar sizin. Diyalog, Bir Türk basın mensubunun, Türkiye’yle Fransa arasında son aylarda, AB’ye tam üyelik süreci nedeniyle yaşanan siyasi gerginliklerin, Türkiye Mevsimi’nin düzenleneceği 9 ay içerisinde yumuşatılıp yumuşatılamayacağını sorması üzerine Fransız Bakan:

- 9 ayda güzel bir çocuk doğar.

Ertuğrul Günay:

- Bence başka bir şey eklemeye gerek yok.

Mitterrand:

- Çocuğu şimdi birlikte yapıyoruz demek is­te­medim; ama neredeyse öyle...

Ertuğrul Günay:

- Yeni aşklara açık bir gelişme sürecine girdiğimiz ortada.

Mitterrand:

- Bence artık burada duralım.

Hızını alamayan Mitterrand devamla:

- Sayın Bakan, benim neden ünlü olduğumu bilmiyor galiba...

Bu diyaloğa ne demek, nasıl yorumlamak gerek bilmiyorum. Bu durum aklımıza “Hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı Tekke’de” diye başlayan tekerlemeyi getirdi. Mevsimin etkisi ve Paris’te olmanın da getirdiği bir gevşeklikle Ertuğrul Günay aşka gelmiş ama Fransız Bakanın da dediği gibi Ertuğrul Günay kiminle dans ettiğinin pek farkında değil. Bu iş böyle giderse birinden birinin bir çocuğu olacak ama kimin kimden çocuğu olacağı belli değil. Yine de Ertuğrul Günay’ı özverisinden dolayı tebrik etmeden geçemeyeceğiz.


Ermeni açılımında yeni adım: Mavi Kitap TBMM’de

Mavi Kitaba YanıtAKP’nin son dönemdeki en önemli açılımlarından biri de Ermeni açılımıydı. Türkiye’nin tüm milli meselelerinde istisnasız Türk karşıtı tavır alan AKP, Kıbrıs’tan Kürt meselesine kadar sözde “kazan kazan” politikası uyguluyordu. Bu “kazan kazan” aslında ABD ve AB için kazançlı bir politikaydı ve tüm bu konularda kazanan da onlar oldu. Böylece AKP de emperyalizm tarafından iktidara getirilmenin hakkını vermiş oluyordu.

Geçtiğimiz hafta Ermeni meselesinde yeni gelişmeler oldu. Sözde soykırımın en büyük kanıtlarından biri olarak gösterilen İngiliz mamülü Mavi Kitap’ın Türkçe baskısı yapıldı. Yapılan bu yeni basım, Ankara’da İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nde, kitabı yayınlayan Gomidas Enstitüsü Müdürü Ara Sarafian ile İngiliz Lordlar Kamarası İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Lord Avebury’nin katıldığı bir basın toplantısıyla tanıtıldı. Ayrıca kitabın TBMM’de dağıtılmak üzere İdare Amirliğine de gönderildiği belirtildi.

1916 Yılında James Bryce ile Arnold Toynee tarafından Londra’da yayımlanan, “Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilere Yönelik Muamele 1915-1916” adlı yayın, “Mavi Kitap” olarak biliniyor. Kitap 2000 yılında Genel Direktörlüğünü Ara Sarafyan’ın yaptığı Gomidas Enstitüsü tarafından yeniden yayımlanmıştı. Bu baskıda, 1916 yılında kitapta yer almayan kişi ve yer isimleri de konulmuştu. Ankara, 2000 yılında genişletilerek yayımlanan Mavi Kitap’a tepki göstermiş ve kitapta yer alan iddialar için, “Kitabın savaş sırasındaki tüm İngiliz vahşet propaganda etkinlikleri gibi uydurma ve yarı uydurma veya tarafgir rapor ve algılamalar üzerine bina edilmiş bir aldatmaca” olduğunu dile getirmişti.

Anlaşılan Mavi Kitap meselesi önümüzdeki dönem de çok tartışılacak konuların başında gelecek. Mavi Kitap’ın dağıtılması konusunda AKP’ye en büyük destek de yine DTP’den geldi. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal (kendisi aynı zamanda basın toplantısının yapıldığı İnsan Hakları Derneği’nin eski genel başkanıdır), kitabın TBMM’de dağıtılması için girişimde bulundu.

Peki Mavi Kitap gerçekte nedir? Bu sorunun yanıtını bize en iyi Mavi Kitaba Yanıt adlı çalışmasıyla da tanınan, sözde Ermeni soykırımı konusunda Türkiye’deki en yetkin kişi olan Prof. Dr. Türkkaya Ataöv verebilir. Daha önce pek çok dilde yayımlanan Prof. Ataöv’ün çalışması, 2006 yılında İleri Yayınları tarafından Türkçe olarak da yayımlandı. Prof. Ataöv, bu kitabında, Mavi Kitap adlı çalışmanın propaganda amaçlı ve tamamen uydurma verilerle kaleme alındığını kanıtlıyor.

Kitabının “Giriş” kısmında “Savaş patlayınca, ilk şehit gerçeğin kendisidir” özdeyişi ile başlayan Prof. Ataöv, Birinci Dünya Savaşı’nda yalan propagandanın önemine ve İngiliz hükümeti tarafından yalan propagandanın nasıl bir sektör haline getirildiğini ayrıntılı olarak anlatıyor. İşte sözü edilen Mavi Kitap da bu sektörün Ermeni meselesiyle ilgili ilk imalatı olup, bugün bile sözde soykırımın en büyük kanıtı olarak önümüze sürülmeye çalışılıyor.

Bu ve benzeri çalışmalar örneğin Almanlar için de yapılmıştı. Ancak bu­gün bu çalışmaların izine rastlanamamaktadır. Prof. Ataöv, kitabında şöyle diyor: “Almanya’yı konu edinen Britanya ve öteki bağlaşık yaymacası sonradan elden geçirilip gerçekçi bir denetime oturtulduysa da Wellington House’un Türkleri ele alış biçimi aydınlığa kavuşmadı. Almanlara karşı Britanya yaymaca kitabını bugün bulmak olanaksız ya da pek zor. Onunla ilgilenen yok. Ama Türklerle ilgili yayın sanki konunun yansız ve değerli bir kaynağıymış gibi ard arda basılıp duruyor.”

Sanırım bu durum Almanların Batılı, Türklerin ise Doğulu olmalarından kaynaklanıyor. Ve de Batılıların Mustafa Kemal’den yedikleri ağır tokadın etkisinden... Peki Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün bu çalışmasından TBMM’nin haberi yok mudur? Oradaki milletvekillerinden biri bile bu çalışmayı örneğin Ermeniceye çevirip Ermeni Meclisi’nde dağıtmayı düşünmez mi? AKP’nin Ermeni açılımına destek veren ve Mavi Kitap’ın dağıtımı ile ilgili ses çıkarmayan bu adamlardan böyle bir girişim beklemek biraz hayalcilik olur. Ama biz yine de hatırlatmış olalım; böyle bir çalışma var ve İngilizlere ya da Ermenilere bunu ulaştırmak isteyen bir delikanlı çıkarsa elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız.


MHP-DTP yakınlaşması:
Bakalım bir sonraki kare ne olacak?

MHP-DTP yakınlaşması

MHP-DTP yakınlaşması

 

MHP ile DTP’nin yakınlaşması gittikçe farklı bir boyut kazanmaya başlıyor. Hatırlarsanız, 22 Temmuz seçimlerinden sonra seçilen milletvekillerinin yemin töreninde törene damga vuran karede el sıkışan MHP lideri Devlet Bahçeli ve DTP Eş Başkanı Ahmet Türk vardı. Bütün Türkiye o görüntü karşısında şok olmuştu. Çünkü daha yemin töreninden birkaç gün önce DTP’liler Kürtçe yemin krizi çıkarmışlardı ve “sert” tepki verenlerden biri de MHP’ydi. El sıkışma karesi bir tek TÜRKSOLU’nu şaşırtmamıştı. O günlerde TÜRKSOLU “MHP-PKK Kardeşliği” diyerek aslında iki partinin de kökleri aynı olduğu için (Amerikancılık) eninde sonunda bir araya gelmeye mahkum olduklarının ve bu duruma şaşırmamak gerektiğinin altını çizmişti. Meclis çalışmaları sırasında MHP ile DTP arasındaki kardeşlik de bayağı ilerledi. Genel Kurul çalışmaları sırasında birbirlerine karşılıklı ikramlarda bulunmalarına da tanık olduk. Ne var ki dedik, iş arkadaşları arasında karşılıklı ikramda bulunulabilir.

Gel zaman git zaman TBMM’nin açılış yıldönümü oldu. Milletvekilleri ilk meclisin toplandığı binada toplanarak o kutlu günü yad ettiler. Katılanlar arasında tabii ki MHP’liler ve DTP’liler de vardı. İşte o kutlu günü anma toplantısında, Türk milletinin birliğinin tesis edildiği günün yıldönümünde MHP lideri Bahçeli, Apo’nun avukatlığını da yapmış olan DTP’li Hasip Kaplan’ı yanına çağırarak “Gel Hasip, birlikte oturalım. Meclis’in farklı renklerini temsil edelim.” deyivermişti. Tek millete dayalı Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin atıldığı günün yıldönümünde Bahçeli Türkiye’nin renklerinden bahsediyordu.

Gele gele 2009’a geldik ve doğal olarak MHP ile DTP arasındaki ilişkide de ilerlemeler kaydedildi. Bildiğiniz gibi Abdullah Gül geçtiğimiz hafta Çin ve Uygur-Sincan Özerk Bölgesi’ni kapsayan bir gezi yaptı. Geziye kalabalık bir işadamı ve milletvekili kafilesiyle çıkıldı. Kafileye MHP’den ve DTP’den de milletvekilleri katıldılar. Hatta DTP’lilerin Gül’ün gezisine dahil edilmesi yeni bir açılım olarak yansıtıldı.

İşte bu Uygur Bölgesi’ndeki temaslar sırasında Özerk Bölge’nin valisi Gül onuruna bir yemek verdi. Yemek oldukça neşeli geçti. Hatta bir ara hızını alamayan bizim milletvekilleri çiftetelli oynamaya başladı. MHP Milletvekili Ahmet Orhan ve DTP Milletvekili Selahattin Demirtaş yemek sonunda sahneye çıkıp karşılıklı göbek attı. İçinizden bu nasıl iş diye tepki gösteren olabilir, olmasın. Adamlar hallerinden oldukça memnun olmalılar ki, Çin’in hükümranlığı altında yaşayan soydaşlarımızın karşısında göbek atabiliyorlar. Hadi DTP’liyi anladık, adamların işleri tıkırında. Ya MHP? O MHP ki, yıllardır Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı der durur. Uygur Özerk Bölgesinde Çinli valinin karşısında göbek atmak da ne oluyor? Gören de der düğün-bayram.

Başta da dediğimiz gibi biz bu görüntülere alıştık. Sizler de sakın ola sinirlenip kendinizi yıpratmayın. Bizim açımızdan tek merak konusu bir sonraki karenin ne olacağı.

Çünkü bu adamların bir gerdeğe girmedikleri kaldı!



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: