(E) Amiral Vedii Bilget |
Mustafa Kemal’i bilmek Yeniden yeni bir yaşama başlamak Değerli silahtaşlarım ve değerleri eşleri. 19 Mayıs 1919’un başlangıç ve sürekli aydınlığında TSK Özel Bakım Merkezine, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan beni ve eşimi 2002 yılının Haziran ayında getirdi. TSK, İstiklal-i Tam Türkiyesi’nin bağımsızlık, uygarlık ve kültür merkezidir. Kültür insansal doğadır. İnsanın kendi üretimi ile değiştirdiği ve kendi istemlerine göre yeniden oluşturduğu bir doğadır bu. Bu doğa insanı koşullandırıp sınırlandıramaz. Örneğin doğa insanı yere çakılı yaşamaya koşullayıp sınırlamıştır. Nedeni insanın kanatları yoktur. Ama insan, eylemli çabası ile uçağı üretmiş, yerden yükselmiş doğanın koşul ve sınırlarını aşıp ona kendi koşullarının sınırsızlığını kabul ettirmiştir. Dolayısıyla insan “doğa” ile değil “kültür” ile bağlantılı olmuştur. Değerli silahtaşlarım ve değerli eşleri. Yineliyorum, ben yedi yıl önce eşimle birlikte TSK Özel Bakım Merkezine geldim, Haziran ayının ilk günüydü. Akşam olunca beşinci kattaki odamın balkonuna çıktım. Kültür ufkunu, yeniden görmeye başladım. Elime kalemi aldım. Aydınlatmaz yıldızlar dedim. Ama kültürün aydınlığında her şey aydınlanıyordu, devam ettim. Kimi kez kandan gam kılarlar geceyi, dolunayı saran bulutlar dökülür yastığa, dalınır kızıl düşlere. Gök yankılanır, kanatlarını yıldırım vurmuş yanık kuşlar, düşer kentin orta yerine. Güney meltemi kuzey fırtınasına dönüşür, dünya ile yalnızlık arasına tutsak edilir çocuk uçurtmaları. Kurak suskunluğun orta yerinde, doğrulur yerinden yaşlı adam. Kurşuna dizilmiş yüreği buz. Gözlerimin kesitinde bir avuç boşluk. Solmuş bir kırmızı karanfil ceket yakasında. Yürür ırmağın patlayan köpüklerle denize vardığı yöne. Bir adım ötesi bir adım sonraya kalır. Kendinden defalarca büyür gölgesi. Kaldırır başını yukarı. Yeniden haritasını çizer gökyüzünün. Her şey hiçbir şeyle orantılıdır. Hiçbir şey her şeyin izdüşümüdür. Balçığa saplıdır uzaklar. Yakınlar can çekişir anaforlarda. Kimse hiçbir çizgiye alışkın değildir. Yatay dikeye sarmaldır, bu saatte. Herkesin ağzında bir yürek, kemirir durur yaşam boyutunda. Varlığı çoğaltan yokluğu devindirir durmadan. Bin yıllık yasalar, milyarıncı yaşını kutlar, birbirinin omzuna yaslanarak. Nasıl başladığı bilinmeyenler, bilinen sonlara ulaşır gecenin yitiminde. Ağzının kenarında bir söz vardır sanki adamın, yerleşik ve ağır gözlerini avuçlarına alır, kurar bombasını gözyaşlarının. Biçimi tüketilmiş bir gezegene ışır gider. kırık dökük bir hüzün sarhoş eder kaldırımlarda. Denizler karşılamaya gelir onu. Issız gecede iliklerine dek ıslanır. Bulduğu tek açık dükkandan, acının hamurundan pişmiş bir ekmek alır. Yıldızların kanına bandırır. Bağdat’tan yeni dönmüş bir yanlışla çarpışır köşe başında. Yorgun düşer yürümekten. Oturur kendi kendinin yanı başına. Dolunayı saran bulutlar dökülür yastığa, gün söker. Uyanır düşünden. İlk sabahım burada. Balkondayım. Karşımda deniz. Deniz, neredeyse tüm yaşamım. Bir oluşumdur o, hep devinir. Bir bütündür, ama parçalanır dalgalandığında. Yine de kuruduğu görülmemiştir ırmaklar gibi. Bir karabasandır denizi besleyen ırmakların kuruması. Bir süreçtir yaşam, suyun tarihiyle eş anlamlı. Bir damladır insan, okyanusların büyüklüğü ile özdeş. Şimdinin bilinmesi yetmez. Gün, geleceğe yetiştirilmelidir. Adalara bakıyorum. Deniz basıyor yüreğimi. Artık buradayım. Yeşile takılıyor gözlerim. Dip akıntılarına bırakıyorum kendimi. Tekil süreçleri çoğullaştırmanın eşiğindeyim yeniden. Birazdan TSK Özel Bakım Merkezinin bahçesine aşağıya ineceğim, bahçede yürüyeceğim. Yeniden düğüm düğüm uzanıp gidecek yaşam yılları önümde. Engelleyenler var, engelleri engelliyorum, yıkıyorum. Yeniden varolacağım, yeniden yürüyeceğim, sürekli olarak yürüyeceğim. Yeniden varolarak dünde, bugünde kültür ufkunun, sağlıklı yaşamın ufkunu göreceğim. Bizleri biz yapan ulusumuzla birlikte ordumuzla birlikte. “Kemalist tavır koyarak” Bağımsız Gazi Mustafa Kemal Cephesi Türkiye’sinin yurttaşları olarak, TSK Özel Bakım Merkezi’nde yeniden ve mutlu olarak yaşayacağız. Yeniden yeni bir yaşama başlıyoruz. 15-20 Ekim 1927’de Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Partisinin ikinci kurultayında okuduğu tarihsel Büyük Nutku’nu okuyanlar bu konuyu daha da anlamlı olarak vurgulayacaklardır. “Sahi, niye kafaları karıştırıyoruz?” Yüzyılın başında St. Petersburglu bir demiryolu işçisi, Viladmir İliç Ulyanov Lenin’in karşısına dikilir. Parmağını gözüne sokarcasına uzatıp sorar: “Bak Bay Lenin! Söyledikleriniz kafamı karıştırıyor. Okuma yazmam da zayıf. Yazdıklarını hiç anlamıyorum. Şu işin basit bir tarafı yok mu?” Lenin şaşırır. “Haklısın…” der. İşçi, “Anladım da, üç cümlelik bir hikaye için neden ciltler dolusu kitap yazıyorsunuz, niye kafaları karıştırıyorsunuz onu anlamadım…” Lenin biraz bozulur ama belli etmez. Sonra Leon Davidoviç Troçki’ye sorarak: “Sahi, niye kafaları karıştırıyoruz?” Bu basit öykünün ömrü 70 yıl sürer. Hayatın akışı başka toplumsal serüvenlerin öyküsünü yazar. O serüvenlerin de ciltlere sığmayan karışık açıklamaları vardır mutlaka. Ama ciltleri üç cümleye indirgemek de olanaklıdır: Özelleştirme yapılır, kamunun üstündeki yük kalkar, vergiler azalır, ücretler artar. Durumu başka cümle yapılarıyla özetlemekte olasıdır. Önemli olan kafaları karıştırmadan hayatı anlamanın mümkün olduğu gerçeğidir. “Sahi, niye kafaları karıştırıyoruz?” Hayat basittir Susurluk bilmecesi içine kafasını gömen kamuoyunun zihni allak bullak… Girift ilişkiler yumağının içinden çıkılamıyor bir türlü. Çatlı kimmiş, kim görevlendirmiş, kimliği kimden almış, Topal’ı kim öldürmüş, öldürenleri kim sorgulamış, hangi çete hangi vurgunu yapmış, Mesut Yılmaz’ı kim yumruklamış?.. Kusura kalmayın ama bunların yanıtını araştırmaya çalışan herkes tümü ile “teferruat” ile uğraşıyor. Abdullah Çatlı teferruattır, Hüseyin Kocadağ teferruattır, Sedat Bucak teferruattır, kamyon şoförü teferruattır, bakanlar başbakanlar, yardımcıları, cumhurbaşkanı teferruattır. Hayat basittir. Gerçekler de öyle… İşin ipucu, Ali Kırca’nın değişiyle “finali” Güneydoğu sorunudur. Aristo mantığını yabana atmayın. Bu mantıkla düşünemeyen, diyalektik mantığı hiç kullanamaz. O zaman, “Güneydoğu olmasaydı Susurluk olmayacaktı. Öyleyse, Güneydoğu sorunu çözülmeden Susurluk sorunları çözülemez.” İş bu kadar basit! Hem de üç cümleyle değil, tek bir cümleyle, iki kelimeyle anlatalıcak kadar basit: Susurluk, Güneydoğudadır! Hayat basittir. Hayatın içindeki her şey gibi… Doğum gibi, ölüm gibi, aşk gibi… Anlayana… Mustafa Kemal’i bilmek Türkiye Cumhuriyeti’nin özdeksel temeli, Söğüt kışlağı değil, Sakarya ovasıdır, Sakarya boylarıdır. Bu temel “kavmi” değil “kevni”dir. Bu temelde, bireysel değil, kamul buyrultu vardır. Kuruluş, zorba dayatmalara değil, devrimci yeğlere dayanır. Oluşun çekirdeği, üçlü-beşli komiteler, konseyler değil, ulusal meclistir. Kuruluşta, yılgı yok eylem vardır. Eylemin adı Mustafa Kemal, Mustafa Kemal’in anlamı tam bağımsızlıktır. Mustafa Kemal’i bilmek, bunu da bilmektir. Mustafa Kemal ulusalcıdır, teslimiyet ve mandacılığı yadsır. Anti-emperyalist tutumunu açıkça belirler, düzenli ordusunu kurar, kurtuluş savaşını verir. Zafer, “istiklal-i tam” parolasını gerçekleştiren ulusundur, BMM ordusunundur. Yineliyorum, Anadolu halkıyla omuz omuza savaşan BMM ordusunundur. Bizlere, Laussanne’ı bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet eden Mustafa Kemal’leri, İsmet İnönü’leri, ulusal bağımsızlık cephesinde özveri ile savaşanları, Anadolu erlerimizi “istiklal-i tam” cephesine cephane yetiştiren Anadolu kadınlarımızı “Kuvayı Milliye” kadınlarımızı. Bu pırıl pırıl insanlarımız rahmetle ve saygıyla anıyoruz. Sakarya ovasında, Sakarya boylarında klasik savaş başarılarının stratejik ve taktik nedenini açıkladı Mustafa Kemal: “Savunma hattı yoktur: savunma alanı vardır: O alan bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı, yurttaşın kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılmaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu dayangadan atılabilir; ama küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada yeniden düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uyamaz. Bulunduğu dayangada soruna dek dayanmak ve direnmekle yükümlüdür.” Bunu bilmek Mustafa Kemal’i bilmek demektir. İstiklal-i tam parolası devrimcilerin sesini, Büyük Türk Ulusunun sesini, tüm Silahlı Kuvvetlerimizin sesini evrensel dünyaya duyurmaktır. Bunu bilmek Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Cumhuriyet ve devrim gençliğe emanet Atatürk’ün, Türk gençliğinin koruyuculuğuna bıraktığı armağan, Cumhuriyet ve Devrim: Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğinin koruyuculuğuna bırakıyorum: “Ey Türk gençliği! Birinci ödevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de yurt içinde ve dışında seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler. Zorla yada aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir. Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, uymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayınlık içinde bulunabilirler. Dahası yönetim başında bulunan, böyleleri kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Gereksindiğin güç damarlarındaki soylu kanda vardır.” Mustafa Kemal’in Türk gençliğine söylevini bilmek Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Mustafa Kemal’in 1919-1927 dönemindeki yaşam öyküsünü bilmek, Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Türk devrim aşamalarının üst düzeydeki güncesini bilmek, Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Asker, devlet adamı, üstün konuşmacı ve devrimci Büyük Önderi bilmek, Mustafa Kemal’i bilmek demektir. İstençli, dayançlı, uzak görülü, sabırlı ve yürekli kişiliğini yansıtan söylevi bilmek Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Gelecek kuşaklar için bir yol göstericisi olan söylevi tüm ulusumuzla birlikte bilerek anlayarak söylemek Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Mustafa Kemal yitmemiştir, Büyük Türk Ulusuyla birlikte sonsuza dek yaşamaktadır. Bunu bilmek Mustafa Kemal’i bilmek demektir. Kemalist olmak, Mustafa Kemal’i tanımak Büyük Türk Ulusu için bir ayrıcalıktır. Mustafa Kemal’i bilmek bunu da bilmektir.
|