29.06.2009/Sayı:242
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy“Rumlar
şerefli Türk adını
kullanmalıydı”

Yunan milletvekili kadar olamamak

Son yazılarımda Osmanlı, Türk imparatorluğu mu Rum imparatorluğu mu tartışmasını çözümlemeye çalışıyordum. Günümüzde Türklüğü dışlayan onun yerine Müslümanlığı ikame etmek çabasında olan Kemal Karpat bu söylemin altını çizmekteydi.

Bu söylemin temel amacı ise Yunan dış işlerinin politikası olan Batı Trakya Türklüğü yoktur Batı Trakya Müslümanları vardır veya Balkan Türkleri yoktur Balkan Müslümanları vardır söylemlerine destek olmak değil, tersine Türkiye’nin Türk olmadığını ve bu anlamda Türk kavramından vazgeçerek yerine Müslüman kavramı getirildiğinde Türkiye’deki etnik sorunların özel olarak da Kürt sorununun çözülmesine temel olacağını ileri süren sözde tarihsel açıklamalardır.

Başlığımızdaki alıntı, bir Türk milliyetçisinden yapılmış bir alıntı değil Yunan milletvekili olan Georgios Typaldos-Iakovatos’un 1864 yılında Yunan milli meclisinde yaptığı konuşmanın özünü oluşturmaktadır.

Iakovatos Yunan (Rum) milletine değil Yunan Krallığı’nın yalnızca 10’da birini temsil ettiği Romiosini’ye inanmaktaydı. En geniş sınırlar içinde Osmanlı İmparatorluğu’nu savunmaktaydı. Slav olan güney Slavları ve Rusların uzantısı etnilere karşı Türk ve Rumluğun beraberliğini savunmaktaydı.

Türk Kurtuluş Savaşı’nı yalnız Yunan-Türk savaşı gibi gören, arkasındaki bu emperyalist politikayı görmeyen bir kesim, Yunanlıların Türkiye’yi işgalinin emperyalist bir polikanın parçası olduğunu görmemektedir.

Megalo İdea’nın yeni takipçisi olan Venizelos, 1910 yılında Atina’da Başbakan olmuştur. Bu politikayla İngilizlerin denetiminde olan Venizelos, Küçük Asya ve İstanbul’u hedefleyen bir cihad savaşı açmıştır. Bu savaş ile Roma tekrar Hıristiyanlığa döndürülecektir ve bu tamamen İngilizlerin politikasıdır. Türk Kurtuluş Savaşı’nı yalnız Yunan-Türk savaşı gibi gören, arkasındaki bu emperyalist politikayı görmeyen bir kesim, Yunanlıların Türkiye’yi işgalinin emperyalist bir polikanın parçası olduğunu görmemektedir. Oysa Mustafa Kemal önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı Türk imparatorluğunun ana kalbi olan Türkiye’yi kurtarma savaşıdır. Osmanlı ordusu, III. Selim’den beri Anadolu’daki Türk çocuklarından oluşturulmuştur. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu ocağın üyeleridir.

Antik çağdan beri Doğu Akdeniz’de Türklerin ayağının bastığı her yerin Romiosini olduğunu iddia ediyordu. Türkler eski İranlılardı, Yunanlılar da İran ve Tataristan’dan gelme göçmenlerdi. Bu anlamda ırk açısından bakıldığında Avrupalıların Yunanlılara Hint-Avrupalı Türklere ise İdil-Urallı demelerine Iakovatos karşı çıkmaktaydı. Bu düşünceleri Yunan Parlamentosunda korkusuzca ifade etmekten çekinmediği için Doğu Partisi üyesi olan bu kişi İngiliz ve Batı Partisi tarafından Türkomani içinde olmakla suçlanmaktaydı.

Osmanlı adına karşı çıkıyor, İmparatorluğun tüm yurttaşlarını Türk diye adlandırmayı öneriyordu. Çünkü Rumlar (Yunanlılar) şerefli Türk adını kullanmalıydı. Bu ad antik çağlardan süzülüp gelmiştir. Türklerin ataları burada oturuyorlardı. Yalnızca din değiştirmişlerdi. Zaten Latin yazar Pline, “de Gens, Turcorum Noblissima” (En soylu Türk insanları)’ndan bahsetmekteydi. “Asya’ dan gelen Türkler”in de varlığını kabul etmekle birlikte, Türklerin Ege bölgesinin “çok eski bir halkı olduğunu” yazıyordu. Nasıl ki Hıristiyanlığa geçen eski Yunanlılar Yunanlılıkta kaldılarsa, Müslümanlığa giren Türkler de Yunanlığı sürdürmüşlerdi.” (Dimitri Kitsikis, Empire Ottoman)

Osmanlı’nın Türksüzleştirilmesi ve
Antik Yunan Ulusu projesi

Burada söz konusu olan milletvekilinin ekstrim bir kişi olarak görüşlerini ele almak gerçekçi olmayacaktır. Her ne kadar bir tokat gibi yüzümüze çarpılsa da Türk olgusu Osmanlı denilen devletin temel niteliğiydi. Bunun resmi kayıtları Türk imparatorluğunu parçalama amacındaki İngiltere ile Osmanlı ticaret anlaşmasının 1838’deki imzalanan maddelerine göz attığımızda açıkça görülür. Anlaşmanın altıncı maddesi “Düzenlemeler Avrupa Türkiyesi, Asya Türkiyesi, Mısır ve diğer Afrika toprakları için Türk (Osmanlı) İmparatorluğu’nun tümünde aynı olacaktır.” Bu maddede altı çizilen olgu Osmanlı, her ne kadar parantez içinde olsa da Türk imparatorluğunun ve Türkiye’nin temel kavramdır. Bu kavramı bütünlüklü ele aldığımızda Avrupa Türkiyesi denilen bölgenin bugünkü Yunanistan, Bulgaristan Romanya, Sırbistan’ı kapsadığını bilmemiz gerekmektedir. Ve görüldüğü gibi bu bölgeler resmi İngiliz anlaşmasında Türkiye’dir.

Keza burada altı çizilen diğer bir bölge, Afrika ve Mısır Türkiyesi olarak anılmaktadır. Buradaki amaç Osmanlı devlet tekelinin kaldırılmasıdır. Osmanlı devlet tekelinin kaldırılması günümüzdeki devletleştirmelere karşı özelleştirme politikalarının başlangıcıdır. Bu maddede yer alan Mısır’daki Türk devlet tekelinin kırılması, Mısır’da İngiliz çıkarlarına karşı ekonomik bir savaşım veren Mehmet Ali Paşa’nın ekonomik olarak engellemesidir. Türkiyedeki Padişah Abdülmecit’in Batılılaştırma hareketini zorlayan İngilizler, Mısır’daki Mehmet Ali Paşa’nın modernleşme ve ekonomik bağımsızlıkçı Üçüncü Dünyacı hareketini baltalamaktadırlar. Emperyalizm sömürmek için önce kendisine benzetmekte ve sonra sömürmektedir. Bu anlamda Osmanlı’nın Batılılaştırılması ve giderek Osmanlı’nın Türksüzleştirilmesi ile Antik Yunan’dan kaynaklanmış veya Antik Yunan’da 2000 yıl öncesinde kalmış bir Yunan ulusu yaratmak projesine girişmiştir.

İskender İmparatorluğu ve Yunan etnosunun sönümlenmesi

Biraz Antik tarihi bilen kişiler, Yunan tarihi olarak tanımlanan dönemin İskender’le sona erdiğini, Makedon barbarların Antik Yunan Uygarlığını sona erdirdiğini de bilirler. George Thomson, anaerkil Antik Yunan toplumunu çözümlediğinde üç önemli kabile federasyonunu biçimlendirmiştir. Dor’lar, İyon’lar, Aiol’ler olarak isimlendirilen bu kabileler, dört ayrı alt bölüme, her bölüm de üç ayrı alt bölüme bölünerek en küçük kabile birimine gelmektedir. Bu en küçük kabile birimleri de 30’a bölünmekte ve en alt birimden 30 asker edinmektedirler. Bu yapıyı sayılandırdığımızda, her kabilenin 10.000 asker çıkaran kabileler federasyonu olduğu ortaya çıkmaktadır.

Üç büyük Yunan kabilesi gerçekte toplum olarak üç büyük tümen oluşturan 30.000 kişilik bir askeri birliğe tekabül etmektedir. Bu 30.000 kişilik birlikler, Batı Anadolu kıyılarında İyonya, Karya gibi bölgelerde kolonilere dağılmıştır. İskender’in Atina’yı fethederek bu yapıları dağıtması, tarihsel bir olgudur. Buradaki üç tümene denk düşen askeri birliklerle Anadolu, Mısır, Suriye, Mezopotamya, İran, Afganistan, Türkistan ve Hindistan’a yaptığı fetihler sonucu tarihi Yunan anakarasında Yunanlı askerlerin kalmadığı açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu askerler Makedon ordusuyla birlikte İskender İmparatorluğu’nu fethiyle bu tarihsel alanlara yerleşerek satraplıklara dağılmıştır. Bu hem İran’daki Akemenis Pers etnosunu söndürmüş hem de Antik Yunan’daki Yunan kabileler birliğini tarihten silmiştir. İşte bu nedenle Anadolu’daki Frigya, Likya, Karya ve Hititler, Yunan kolonileşmesi döneminde Yunanlaşmamışlardır ve bu olgu İskender’in Anadolu fethi sırasında açıkça ortaya çıkmıştır.

Anadolu’nun kökeni

Yunanlı milletvekilinin vurguladığı gibi, Anadolu hakları Orta Asya’dan ve Kafkasya’dan gelen Hititler, Kimmerler ve Etrüsklerdir. Bunu İskitlerle de devam ettirebiliriz. Bu halklar, eski İranlı halklar olmayıp Anadolu’yu fetheden Orta Asyalı halklardır. George Tohmson da anaerkil halkların Antik Ege’deki yapılanmasını ayrıntılı olarak tanımlamış ve Orta Asya kökenlerini açıklıkla vurgulamıştır. İskender döneminde antik satrap yapılarını koruyan Makedonyalı komutanlar ve askerler tarafından etnejonese uğratılan bu halklar nedense batılılar tarafından Helenistik halklar olarak yorumlanmıştır. Oysa bu halklar anti-Yunan ve anti-Makedon yapılarıyla etnik kimliklerini koruyagelmişlerdir.

İskender sonrası Etrüsklerin Kafkasya ve Orta Asya’dan gelen bir ırk olan Etrüsklerin İtalya’daki Roma’yı kurmaya başlamaları sonrası M.Ö. 2. yüzyılda Makedonya ve Yunan karası bütünüyle Roma tarafından fethedilmiş ve Rumlaşmıştır. Romiosini’nin anlamı budur. M.Ö. 1. yüzyılın sonlarına doğru ise Anadolu ve Suriye Romalılar tarafından fethedilmiştir. Bu dönemde İran da Turanlı bir topluluk olan Partlar tarafından fethedilmiştir. Bu dönem hem İran’ın hem de Anadolu’nun etnik olarak yeni bir başlangıç dönemini oluşturmaktadır. Anadolu’da Rumlaşma ortodoks Hıristiyanlıkla birlikte egemenleşirken, ilerde Avrupa Türkiyesi olacak kesim Ortodokslaşarak Rumlaşmış veya Slavlaşmıştır. Doğu Anadolu’da ise Urartular üzerinde egemenlik kuran Frigyalılar yeni bir etnos oluşturmuş, bu etnos Ermeniler olarak karşımıza çıkmıştır. Bu boyutuyla Anadolu’ya Selçuklu Türkmenlerinin girdiği 11. yüzyılda Anadolu’da antik dönemden kalan Kafkasya ve Orta Asya’dan Anadolu’ya girmiş Kimmer, Hitit, İskit gibi topluluklar Roma döneminde Hıristiyanlaşarak Rumlaşmıştır. Ama bunların Yunanlılıkla hiçbir ilişkisi yoktur. Keza Doğu Avrupa’dan, Balkanlar üzerinden gelen Hunlar, İskitler (Kıpçak ve Kumanlar) Batı Anadolu’ya gelerek Roma döneminde yerleşmişlerdir. Bu boyutuyla Ortodokslaşan bu Türkler de Rumlaşmıştır. Bu tarihsel olayı analiz ettiğimiz zaman milletvekilinin Rumlar ile Türklerin ayrılmaz bir köken birliği vurgusunun temelleri ortaya çıkmaktadır. Alparslan’ın Anadolu’yu Türkleştirmesi ve Osmanlı Türklerinin Anadolu ve Avrupa’yı Türkleştirmeleri etnojenesin doğal bir yasasıdır. Bu yasa askeri, politik, ekonomik olarak egemen etniler, biyolojik olarak da toplumda egemenleşirler. Ve tarihsel devrimler ile Orta Asyalı genç etnosların Türklerin antik uygarlıkları fethederek bu uygarlıklardaki ölmekte olan toplumsal yapıyı, ekonomik yapıyı diritmeleri aynı zamanda etnik olarak yeni yapılanmaları yeni doğumları getirir. Buradan da anlaşılacağı gibi Romalıların Anadolu’yu Rumlaştırmaları gibi Türklerin Anadolu’yu Türkleştirmeleri etnogenetik gerçeklerdir. Bu gerçekleri reddederek Türk imparatorluğuna Osmanlı Müslüman İmparatorluğu deyip etnik kimliğini yok etmek bilim dışıdır. Keza aynı şekilde Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki anti Yunan antik halkları Rumlaştırmasını yok sayarak, Roma’ya Bizans ismi vererek, Anadolu’daki ve Yunanistan’daki Rumlaşmayı geri çevirerek Yunanlaştıramayız.

İstanbul’un Rumlar tarafından fethi ve Roma’nın kurtuluşu

Bu gerçek Engels tarafından da açıkça vurgulanmaktadır. Engels, Anadolu’da İstanbul’da ve Trabzon’daki Rumların etnik olarak Yunanlılıkla hiçbir ilişkileri yoktur. Keza Yunanistan’da, Mora Yarımadası’nda bile, etnik Yunanlı, yani Antik Yunan’ın devamı Yunanlı bulmamız olanak dışıdır. Bunlar Yunanlaştırılmış Slavlardır demektedir. Oysa Anadolu’daki Rumlar, Ortodokslaşmış Türkler, Türkopollar, Karamanlılar ve Turani kökenli anti Yunan halklardır. Bu halkların İskender dönemindeki geçici Yunan Makedonlaşmasına karşılık kalıcı bir Roma Rumluğu gerçekleşmiştir. Bu Roma Rumluğu da Osmanlılar, Selçuklular, İlhanlılar dönemindeki tarihsel devrimlerle geriye dönülmez bir şekilde Türkleşmiştir. Bu gerçekleri göz önüne aldığımızda Yunanlı milletvekilinin 19. yüzyılda dile getirdiği bu olgular nedense günümüz uzman tarihçilerinin sözlerinde yer almamakta, söz konusu uzmanlar bu konularda dut yemiş bülbüle dönmektedirler. Geçmiş yazımda da vurguladığım gibi, Roma Fener Patriği’nin İngilizlerin projesi olan Antik Yunan devletinin canlandırılması projesi olan Yunan devletine karşı çıkışı açıktır. Burada “Roma’nın bir bölümüne ve Mora’ya razı olup balkanları Bulgarlara ve Yugoslavlara kaptırmak, kendi evini talan eden bir tavırdır” denilerek karşı çıkılmaktadır.

Bu karşı çıkışın temelinde Roma’yı tekrar Hıristiyanlaştırarak devamını sağlamak vardır. Yani Türkleşme olgusunu yok sayarak geçici bir Müslümanlık olarak algılamakta ve bu Müslümanlığın tekrar Ortodoksluğa döndürülerek Roma’nın kuruluşunu hedeflemektedir. Bu sadece kilisenin bir polikası olmayıp kilisenin ve patriğin Rusya ile işbirliğinin ürünüdür. Rus ordusunda Rum General Alexandros Ypsilantis başkanlığındaki kutsal tabur oluşturularak İstanbul’un fethedilmesi ve Roma’nın kurtuluşu stratejisi söz konusudur. Buradaki amaç Türk imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni Müslüman bir imparatorluk olarak kabul etmek ama bu Müslümanlığın başlangıçta Ortodoks olan Rumların Hıristiyan olmasıyla ortaya çıktığı ve Osmanlı Devleti’ni inşa ettiği tarihsel olarak büyük tarihçilerce ileri sürülmektedir.

Megalo İdea ve Türk Kurtuluş Savaşı

Bunlar Roma Tarihi’nin uzmanı Gibbon ve Osmanlı tarihinin baş uzmanı Wittek’e söylettirilen sözlerdir. Giderek Fatih Sultan Mehmet’le tekrar Hıristiyanlığa dönmeye başladığı ileri sürülen Müslüman imparatorluğun, bu kutsal savaşta İstanbul’u ele geçirmesiyle tekrar Ortodoksluğa döneceği ümüdinde olunmuştur. Bu proje Rus ve Rum patriğinin ortak projesi olarak çıkmaktadır. Buna karşı ise, Ruslara ve Slavlara karşı olan Ion Dragumis partizanları Türk imparatorluğu içindeki Rum unsurları birleştirerek Slavları dışlama çabasında olan bir Megalo İdea tezi ileri sürmüştür. Bu Megalo İdea’nın yeni takipçisi olan Venizelos, 1910 yılında Atina’da Başbakan olmuştur. Bu politikayla İngilizlerin denetiminde olan Venizelos, Küçük Asya ve İstanbul’u hedefleyen bir cihad savaşı açmıştır. Bu savaş ile Roma tekrar Hıristiyanlığa döndürülecektir ve bu tamamen İngilizlerin politikasıdır. Türk Kurtuluş Savaşı’nı yalnız Yunan-Türk savaşı gibi gören, arkasındaki bu emperyalist politikayı görmeyen bir kesim, Yunanlıların Türkiye’yi işgalinin emperyalist bir polikanın parçası olduğunu görmemektedir. Diğer bir kesim ise Mustafa Kemal’in halifeliği kaldırması ile Mustafa Kemal’in Müslümanlığa karşı bir politika izlediğini söylemektedir. Bunları birleştiren diğer bir konu ise, “Türkiye’de etnik olarak Türk yoktur Mustafa Kemal Türkiye’deki Osmanlı etnilerini zorla Türkleştirme yoluna girmiştir” söylemini tekrarlayıp durmalarıdır. Oysa Mustafa Kemal önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı Türk imparatorluğunun ana kalbi olan Türkiye’yi kurtarma savaşıdır. Osmanlı ordusu III. Selim’den beri Anadolu’daki Türk çocuklarından oluşturulmuştur. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu ocağın üyeleridir. Engels’in de açıklıkla vurguladığı gibi Anadolu, Avrupa ve Afrika’daki Türk varlığının kaynağını oluşturan Türk bölgesidir. Görüldüğü gibi Anadolu Osmanlı etnilerinin son kalıntısı değil, Türk imparatorluğunun etnik kaynağını oluşturan merkezi bölgesidir. Engels de bunu açıklıkla kabul etmektedir.

Hilafetçiler ve Patrikhane aynı amaca hizmet ediyor

Diğer taraftan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Kurtuluş Savaşı’nı başarmaları, Türkiye’de Türk kimliğinin korunması yanında Müslüman kimliğinin korunmasının da garantisi olmuştur. Hilafeti kaldırmakla suçlanan Mustafa Kemal nedense hilafet taraftarları tarafından bile Fener Patriği’nin ekümenik kimliğini yok etmekle suçlanmaktadır. Fener Patriği’nin ekümenik kimliği, Roma’nın inşası için temel öğedir. Kurtuluş Savaşı’nda cihada çıkan Venizelos ve ordusu Anadolu’ya girerken Rum kutsal topraklarını işgalci Müslümanlardan kurtarmak için yola çıkılmıştır. Buna karşı mücadele eden Mustafa Kemal ve arkadaşları, Ortodoks Rum cihadına karşı İslam topraklarını savunmuştur. Bu anlamda bugün Rum Patriği’nin ekümenikliğini savunan ve Osmanlı hilafetini kaldırdı diyerek Mustafa Kemal’e saldıran iki ayrı görüş aynı amaca hizmet etmektedir. Bu görüşler Türkiye’de “Ne mutlu Türk’üm” demenin faşistlik olduğunu vurgulamaktadır ve Türkiye’nin yüzde 90’ının Türklerin dönme olduğunu vurgulamaktadır. Ne yazık ki bunlar Atatürkçü olarak görünen kişiler arasından da çıkmaktadır.

Türkiye antik çağdan beri Türk’tür

Türkiye’nin ve Balkanlar’ın yüzde 90’ının dönme olduğunu, yani Türk olmadığını söylemek, gerçekten bilim dışıdır. Geçen yazılarımda da vurguladığım gibi Osmanlı toprak düzenine uymayan Türkmen beylikleri olan Karaman Beyliği, Aydın Beyliği, Saruhan Beyliği gibi beylikler, Türklerin Avrupa’ya girişiyle birlikte Edirne üzerinden bütün Avrupa Türkiyesi’ne yayılmışlardır. Burada sağ kol beyliği ve sol kol beyliği ve orta beylikler gibi 3 uç kol beyliğine ayrılan bölge, Eflak’tan Adriyatik Denizi’ne kadar olan bölgeyi Türkleştirmişlerdir. Keza bu bölgeye Osmanlı girmeden evvelki dönemi “Kuman ve Tatarlar” isimli kitabı yazan Macar İsvan Valery ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Bulgar devletinin ilk Çarı, Altınordu Beyi Nogay’dır. Sanıyorum bu olgu bu etkinliği anlatmaktadır. Keza İznik İmparatorluğu’nun ordusu Aktatar Kıpçaklardan oluşmaktadır. Ve bu nedenledir ki, Osmanlılar Avrupa Türkiyesi’ne girmeden evvel bu bölge Hunlar, Avarlar, Kuman-Kıpçaklar tarafından halihazırda Türkleşmiş bulunuyordu. Hıristiyanlaşarak Türk kimliğini kaybetme ile karşı karşıya bulunan bu unsurlar, Osmanlı Türkleriyle birleşerek Avrupa Türkiyesi gerçeğini oluşturmuştur. Bugün kalkıp da Avrupa’daki Türklerin Slav olduğunu ileri sürmek bilim dışı bir gerçektir. Bizzat Slav devletlerin, Romen devletinin etnik temelini Türkler oluşturmaktadır. Bizim aydınlarımızdan çok daha iyi bu durumu gören o Yunan milletvekili gururla Türk imparatorluğu ve Türk devleti üyesi olduğunu Yunan meclisinde haykırmaktadır. Ve başlıkta kullandığımız gibi “Rumlar (Yunanlılar) şerefli Türk adını kullanmalıdır”. Bu söz o gün Yunan parlamentosuna ağır gelmemiştir. Ne acıdır ki, günümüz Türkiyesi gibi antik çağdan beri Türk unsurlarının oluşturduğu etnilerin kaynaştığı Türk anavatanında “Ne mutlu Türk’üm” demek ırkçılıkla suçlanmaya sebep olmaktadır.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: