29.06.2009/Sayı:242
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Gül’ün Kırgızistan gezisinin nedeni belli oldu

Abdullah Gül, Kurmanbek Bakıyev’i ikna etmek için çok çaba harcamış.

Abdullah Gül, Kurmanbek Bakıyev’i ikna etmek için çok çaba harcamış.

Kırgızistan Parlamentosu bu yılın başlarında ABD’nin Orta Asya’daki tek üssü olan Bişkek’in hemen dışındaki Manas Askeri Üssü’nü yatırım ve finansal destek konusunda uzlaşılamaması gerekçe gösterilerek kapatma kararı aldığında Pentagon için oldukça sıkıntılı günler başlamıştı. Başlangıçta yalnızca lojistik destek sağlamak için kullanılan üs, ABD’nin Afganistan’ı işgaliyle birlikte birlikte oldukça stratejik bir konuma gelmiş, Özbekistan’daki ABD üssünün kapatılmasıyla birlikte bölgedeki tek üs olmasıyla ABD emperyalizmi için yaşamsal önem kazanmıştı. ABD’nin Afganistan ve Pakistan’daki operasyonları için kilit role sahip üssün kapatılmaması için Washington yönetimi oldukça çaba harcamış ama Kırgızistan hükümeti kapatma kararından hiçbir biçimde geri dönmeyeceğini açıklamıştı. Uzmanlara göre ise kapatma kararının arkasında, ABD’nin Orta Asya’da giderek güçlenmesinden rahatsızlık duyan Rusya ve bu üs aracılığıyla kendisi hakkında istihbarat toplandığına inanan Çin bulunuyordu.

Geçtiğimiz hafta Manas Askeri Üssü konusunda hiç beklenmedik bir gelişme oldu ve Kırgızistan hükümeti, Manas Askeri Üssü’nün kullanımı konusunda ABD’yle anlaşmaya varıldığını açıkladı. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Kadirbek Sarbayev’in açıklamasına göre Washington yönetimi daha önce yıllık kirası 20 milyon dolar olan üs için bundan böyle yıllık 60 milyon dolar ödeyecek.

Peki ne oldu da hiçbir şekilde geri adım atmayacağını söyleyen Bişkek yönetimi, 18 Ağustos’ta kapatılması planlanan ABD üssünün görev süresini iki yıl daha uzattı. AFP’ye bakılacak olursa Washington yönetimi üssün açık kalması karşılığında Kırgızistan’a 1 milyar dolarlık fon sağlayacak ve bu fon yatırım olarak Türkiye üzerinden gerçekleştirilecek. Rus Nezavisimaya gazetesinin “Manas tabela değiştirdi” başlıklı haberindeki iddiasına göre ise Bişkek’i üssün açık kalması için ikna eden isim Abdullah Gül oldu. Anımsanacağı gibi Abdullah Gül 27 Mayıs tarihinde Kırgızistan’ı ziyaret etmiş ve görüşmelerde öne çıkan konu Afganistan olmuştu. Abdullah Gül Kırgızistan Meclisi’nde yaptığı konuşmada da, “Özellikle Afganistan ve Pakistan’ın içinde bulunduğu güvenlik zafiyetinin çevre ülkelere, terör ve organize suçlar ihraç etmemesi için bölgesel işbirliği elzemdir. Kırgızistan’ın bu amaçla benzer katkılarda bulunması temennimizdir.” sözleriyle Bişkek’ten üssü yeniden ABD yönetiminin kullanımına açmasını beklediğinin sinyallerini vermişti.

Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül de köşesinde Abdullah Gül’ün rolüne değiniyor: “İki ülke, Afganistan’ın istikrarı için yardım sözü verdi. Kırgız uzmanlar, ziyaretin özel gündemi olduğunu, Türkiye’nin, Ağustos ayında Manas üssünü boşaltmak zorunda olan ABD’nin üste kalması için kulis faaliyetleri yaptığını belirtti. Türkiye’nin bu ülkeye, ‘Rusya’ya fazla bel bağlamayın’ mesajı verdiği, Kırgız hükümetini uyardığı, üssün açık tutulması için Bişkek yönetimini ikna ettiği ifade edildi.”

Böylece bayram değil seyran değilken Abdullah Gül’ün nereden çıktığı belli olmayan Kırgızistan gezisinin nedeni de ortaya çıkmış oldu. Washington yönetimi Abdullah Gül’ün büyük gayretleriyle yeniden Manas Askeri Üssü’ne kavuşmasıyla artık rahat bir soluk alabilir ve kaldığı yerden Afgan sivillerin başına bomba yağdırmaya, çoluk çocuk ayırmadan katliam yapmaya devam edebilir. İbrahim Karagül’ün dediği gibi Obama’ya, daha doğrusu ABD emperyalizmine bundan daha büyük bir hediye herhalde verilemezdi.


Sarkozy imparatorluğa soyundu

Sarkozy tören kıtası eşliğinde Versailles Sarayı’na giriyor.

Nicolas Sarkozy 2004 yılında yapılan Halk Hareketi Birliği (UMP) partisi kongresinde genel başkanlığa seçildiğinde Le Parisien gazetesi Sarkozy’ye, “Napolyon Sarkozy” adını takmıştı. Sarkozy, Napolyon Bonapart’a olan hayranlığını seçilmeden önce de birçok kez dile getirmişti ama gazetenin Sarkozy’ye “Napolyon” lakabını takmasının nedeni bu hayranlık değildi. UMP öylesine şatafatlı bir kongre düzenlemişti ki, Napolyon’un imparatorluğunu ilan ettiği tören bile neredeyse yanında sönük kalıyordu. Rakip Sosyalist Parti’nin açıklamasına göre UMP’nin kongresi kendi yıllık bütçelerinin tam 2 katına mal olmuştu.

Sarkozy cumhurbaşkanı seçildikten sonraki icraatlarıyla da kendisini Napolyon’a benzetenleri haksız çıkarmadı. Haftalığı 193.000 avro olan lüks yatlarla çıktığı gezileriyle, “Bush’un finosu” lakabını kazanacak denli ABD’ye olan yakınlığıyla Fransız siyasetinde birçok kırılmayı da beraberinde getirdi Sarkozy. Fakat Sarkozy geçtiğimiz hafta 161 yıldır Fransa’da hiçbir liderin gerçekleştirmediği bir eyleme imza attı. Meclis ve Senato’nun 920 üyesini Versailles Sarayı’na ayağına kadar çağıran Sarkozy, 50 dakika boyunca onlara nutuk çekti.

Bu, Fransızlar için gerçekten sıradışı bir durumdu. Çünkü Sarkozy’nin konuşmasından birkaç saat öncesine kadar geçerli olan anayasa maddesine göre Fransa cumhurbaşkanlarının “güçler ayrılığı” ilkesi ve vekiller üzerinde baskı kurmaları olasılığıyla konuşma yapmalarına izin verilmiyordu. Ancak Sarkozy Meclis’teki sağcı milletvekillerinin de desteğini alarak konuşmasından yalnızca birkaç saat önce anayasa maddesini değiştirtti.

1643-1715 tarihleri arasında Fransa’yı yöneten ve “Devlet benim” sözüyle tarihe geçen 14. Louis’den sonra ilk kez vekilleri ayağına çağıran Sarkozy’nin 50 dakika süren konuşmasında vekillere hiçbir şekilde soru sorma ya da konuşmaya müdahale hakkı tanınmadı. Salonun girişinde bir tören kıtası tarafından karşılanan Sarkozy’nin vekiller tarafından protesto edilmesini önlemek için de önceden önlem alınmıştı. Vekiller partilerine göre değil isimlerine göre koltuklara oturduldu. Sarkozy konuşmasını bitirdikten sonra ise sanki karşısındakiler kendi kullarıymış hesabı tıpkı geldiği gibi salondan çıktı gitti.

Sarkozy’nin egosunu tatmin etmenin Fransız vergi mükelleflerine çıkardığı fatura ise azımsanmayacak gibi değil. Yalnızca vekilleri Versailles Sarayı’na getirmenin bedeli bile 400.000 avro. Fransızlar ceplerinden ödedikleri parayla Sarkozy’yi eğlendirdiklerine mi yansınlar yoksa Sarkozy yüzünden bir kez daha tüm dünyanın alay konusu olmalarına mı? Eğer Sarkozy de 14. Louis kadar “tahtta” kalacak olursa Fransızların daha uzun süre çekeceği var.


Avusturya’dan yeni bir ırkçı tasarı

Maria Fekter
Maria Fekter

Avusturya’da bu yıl ikincisi düzenlenen Geleneksel Türk Yürüyüşü sırasında kortejin üstüne insan dışkısı atarak Avrupa’nın ırkçı yüzünü bir kez daha gösteren Avusturyalılar yine buram buram ırkçılık kokan bir olayla dünya gündeminde yer almayı başardılar. Bu seferki ırkçılığın mimarı ise sıradan Avusturyalılar değil, ülkenin İçişleri Bakanlığına layık görülen Maria Fekter.

Bilindiği gibi Avrupa Birliği üyesi ülkelerin başında büyük bir mülteci sorunu var. Avrupa emperyalizmi azgelişmiş ülkeleri sömürdükçe, o ülkelerin yurttaşları kendi ülkelerinde geçinmelerini sağlayacak bir şey kalmadığından ilk fırsatta kapağı Avrupa’ya atmaya çalışıyor. Tabii ki sömürülen ülke insanlarının sayısı muazzam olunca otomatik olarak mülteci olanların sayısı da muazzam oluyor. Avusturya hükümeti de uzun bir süredir bu mülteci sorunu üzerinde kafa yoruyor. Sonunda İçişleri Bakanı Fekter mülteciler ve yabancılar kanun tasarısı hazırlanırken mülteci sorununa müthiş bir öneri getirdi: “Ülkeye iltica eden bütün mülteciler bir kamp ve çevresinde kontrol altında tutulmalı ve belirlenen sınırlardan çıkmaları engellenmeli.”

Yani sanırsınız söz konusu olan insanlar değil de kurbanlık koyun. Modern çağda Hitler usulü toplama kampı kuramayacaklarına göre modern mülteci kampı kurmakla yetinmek zorundalar. Eee, bari modern mülteci kampı kurduğunuza ve mültecilerin belirlenen sınırların dışına çıkmasını engellemek istediğinize göre kampın çevresini de elektrikli çitlerle çevreleyin olup bitsin. Ne de olsa elektrik uygarlığın bir simgesi.

Hani yalnızca İçişleri Bakanı Maria Fekter’le kalsa yine iyi. Aşırı sağcı FPÖ (Avusturya Özgürlükçüler Partisi) Lideri Heinz Christian Strache’e göre ise “Bu ülkede işlenen suçların yüzde 80’ini mülteciler gerçekleştiriyor.” Yani Avusturyalılar sütten çıkmış ak kaşık, ne kadar pis iş varsa hepsi mültecilerin eseri. Allah bilir Türklerin üzerine insan dışkılarını fırlatanlar da o mültecilerdir! Yeşiller Partisi’nin Türk milletvekili Alev Korun soruyor: “Nereden biliyorsunuz? Böyle bir istatistik mi var?” Ne gezer, faşiste istatistik sorulur mu hiç? “Ben söyledim, o zaman öyledir” havasında hepsi. Yani elde bilimsel hiçbir veri yok ama yine de suçlu her zamanki gibi mülteciler. Üstün ırkın suç işlemesi gibi bir durum olası mı hiç? Jörg Haider herhalde mezarında zevkten dört köşedir. 1999 yılında partisi seçimi kazanmasına rağmen ırkçı olduğu gerekçesiyle iktidar ortağı olmasına izin vermemişlerdi ama şimdi kendisi mezarda bile olsa fikirleri iktidarda.


Sen misin Putin’i eleştiren!

Vladimir PutinYapılan son anayasa değişikliği ile Rusya Başbakanı Vladimir Putin için 2012 yılında yapılacak seçimlerde üçüncü kez devlet başkanı olmasının yolu açılınca birçok Rus’un Putin’e yönelik diktatörlük suçlamaları yeniden alevlendi. Ruslar son derece haklıydı. Çünkü şimdiki Devlet Başkanı Dmitry Medvedev’in Putin tarafından emanetçi olarak o makama getirildiği zaten herkes tarafından biliniyordu. Şu anda bile ülkede gerçek devlet başkanının aslında Putin olduğunu, ülkede ipleri hâlâ Putin’in elinde tuttuğunu bilmeyen yok.

Rus ressam Alexander Shednov da, Putin’in üçüncü dönem devlet başkanlığını gözüne kestirmesine isyan ederek olayı kendi yöntemiyle protesto etmeye karar verdi. Shurik takma adıyla bilinen ressam önce Putin’in yüzünü uzun saçlı, kocaman küpeleri olan ve dekolte kıyafetli, seksi bir kadının vücudu üzerine yerleştirdi. Sonra da resmin sol üst köşesine sanki Putin’in ağzından çıkıyormuş gibi şu sözleri yazdı: “Bilemiyorum - üçüncü dönemde de başkanlık mı? Bu biraz fazla olur... Ama diğer taraftan çok çekici olduğunu itiraf edeyim.”

Shednov kendi yöntemiyle Putin’i eleştirmişti ama yaptığı resmi Rusya’nın Bağımsızlık Günü’nde yaşadığı Voronezh kentindeki resmi binalardan birinin duvarına asınca olanlar oldu. Daha çok güçlü adam pozlarıyla gündeme gelmeye çalışan Putin, karizmasını bir anda sıfırlayan bu resmi görünce öfkeden kuduruverdi. Anında kente gelen Rus İstihbarat Servisi FSB ajanları ressamın evini basarak her tarafı darmadağın ettiler, birçok resme de el koydular. Daha sonra merkeze götürülen Shednov 7 saat boyunca ajanlar tarafından sorgulandı. Bu da yetmedi, eşek sudan gelinceye kadar dayak atıldı. Shednov şimdi Başbakana hakaret suçlamasıyla mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

Shedhov, yediği dayak yanına kâr kalsa da yine de kendini şanslı sayabilir. Çünkü Rusya’da Putin’i eleştirmeye, Putin’e karşı sesini yükseltmeye cesaret edenlerin çoğu ya faili meçhul bir cinayete kurban gidiyor ya da ortadan kayboluyor.

Bizim ressam ise Putin’i eleştirip de hâlâ yaşamayı başaran şanslı azınlığa dahil.

Bir faşist de kendisini eleştiren bir resime hoşgörü gösterecek değildi ya!


Yunan medyasından yılın asparagası

To VimaBaşbakan Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in resmi davetlisiydi. Resmi programa göre Karamanlis’le birlikte bir saatlik bir görüşme gerçekleştirecekler, sonrasında ise Atina’yı gezip Akropolis Müzesi’nin açılışını yapacaklardı. Fakat bir son dakika gelişmesiyle Başbakan sağlık sorunlarını gerekçe göstererek Yunanistan gezisini iptal etti ve hemen ardından hasta hasta partisinin İzmir İl Kongresi’nde halka seslendi.

Erdoğan ziyareti iptal etti etmesine ama Türkiye’ye karşı her zaman yaptıkları önyargılı haberlerle bilinen Yunanistan’ın iki önemli gazetesi To Vima ve Ethnos’un Pazar eklerine göre Erdoğan ve Karamanlis görüşmüşlerdi! Bu görüşmede Erdoğan’a Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başmüzakereci Egemen Bağış ve 5 silahlı koruması eşlik ediyordu. Son yılların en büyük asparagas haberine imza atmayı başaran Yunan gazetelerine göre ikili görüşmeler oldukça soğuk bir havada gerçekleşmiş: “Erdoğan’ın dudaklarında soğuk bir gülümseme vardı”, “Gülümsemeler soğukluğu saklayamadı.”

Hatta Tayyip bu farazi görüşmede Karamanlis’e dert yanarak AB zirvesinde kaçak göçmenler için alınan ve Türkiye’yi adres gösteren karardan duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirmiş.

Aslında To Vima ve Ethnos’u tongaya düşüren, Pazar günü çıkacak olan gazete ekinin daha Cuma gününden basılmış olmasıydı. Atina ziyareti, Cumartesi sabahı iptal edilince Yunan basınının “Ziyaret, nasılsa gerçekleşecek” mantığıyla masabaşında hazırladığı ve Türkiye’ye karşı ne kadar önyargılı yaklaştıklarını gösteren haberler de açığa çıkmış oldu. Örneğin Etnos’un farazi ziyaretten önceki manşetlerinden biri de “Türkler, Ege’de bildiğini okuyor”du.

Son yılların en büyük asparagas haberiyle birlikte aslında Yunanlıların Türkiye’ye karşı ne kadar önyargılı yaklaştıkları ortaya çıkmış oldu. Türk-Yunan ilişkilerine dair olumsuz haberler daha çok tiraj sağladığı için Yunan gazetelerinde kesinliği kuşkulu böyle haberlere çok sık rastlanıyor. Örneğin iki ay önce Sfina gazetesi, muhabirinin Kardak kayalıklarında çekildiğini iddia ettiği bir fotoğrafı manşete taşımış, fakat sonrasında muhabirin Kardak’a değil bir başka kayalığa çıktığı anlaşılmıştı. Fakat Ethnos ve To Vima bu sefer hiçbir biçimde saklayamayacakları biçimde faka bastılar. Demek ki asparagas haber yapmak yalnız Türkiye’ye özgü bir durum değil, tamamen “Evrensel” bir yaklaşım.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: