29.06.2009/Sayı:242
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

 

Okur Mesajları

Devrimci parti geliyor! Gelsin hoş gelsin. Devrimci, Atatürkçü, halkçı, devletçi, milletçi, cumhuriyetçi, partimizin adı ne olacak? Ben CHP’li bir ailenin oğluyum ama CHP’li değilim. Çünkü Amerikancı, emperyalist, Kürt-İslam faşizmini destekleyen bir partiden vatanımıza, bayrağımıza, kanımıza hayır gelmez. CHP Atatürk’ün doğru çizgisinden sapmıştır. Sayın Baykal dindar görünmeye başlamıştır. Ne zaman solcu olup da oturduğu koltuğun hakkını verdi. Dindar olup nasıl hesap verecek hep birlikte göreceğiz. Sayın Baykal göreceksiniz koltuğunu Kürt-İslam faşizmine ve Kürtlere teslim edecektir. Bunlar bir bir gerçekleşecektir. Ben Altı Okçuyum, Atatürk’ün onbaşısıyım, askeriyim. Yüce Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine, fikirlerine sahip çıkan büyük Türk genciyim. Deniz’ler gibi olup faşizmle faşistlerle, emperyalizm ve emperyalistlerle Kürt ve Kürtçülerle başa çıkacağız.

Alaattin Gevrek, Afyon


Sayın Gökçe Fırat;

Mükemmel bir açıklama!

O idam edimedi ve ölmedi.

O’nu idam edenler o zaman ölmüşlerdi. Şimdi farkındalar her şeyin. Şimdi de AKP’den şikayet ederler. Süleyman Demirel o zaman neredeymiş? Bunların bir oyun değil gerçek olduğunun şimdi mi farkına vardı? Tekrar söylüyorum, Deniz’ler ölmedi!

Emrah Sun, Muğla


Sayın Gökçe Fırat;

Size bravo diyorum! Yazıklar olsun böyle solcu geçinen bölücü emperyalist uşaklarına. Türk halkı ve emekçiler hep yaşayacak ve bunlardan hesap soracak.

Adem Kabacılı, Erzincan


Kimin önderliğinde kuruluyor bu parti? Buradaki yazılanlar zaten olması gerekenler. Eğer siz de diğerleri gibi sadece lafta kalacaksanız, ki bunu zaman gösterir, yapacağız deseniz de izleyip göreceğiz ve inandığımız şeyler uğruna yoldaysanız sonuna kadar biz de varız.

Duygu Atasever, İstanbul


Sayın Gökçe Fırat;

Türkiye’nin yaşadığı yönetim yetmezliğini ve işbirlikçilerin TSK’nın üst kademesini biçimlendirme tasarlamasını güzel izah ediyorsunuz da bu düşünceleri Türk Halkının daha geniş kesimlerine ulaştırıp yaygınlaştırmak için “günlük gazete”, “siyasal parti” gibi seçeneklere de eğiliyor musunuz bilmek isteriz. Tanrı yardımcınız olsun. Selam ve saygılar.

Sancar Alparslan, Adana


Değerli TÜRKSOLU Yazarları, ben 17 yaşında lise öğrencisiyim. Türkiye’de sola böyle karşılık bulmak benim için inanılmaz mutluluk verici bir şey. Çünkü; Türkiye’de solculuk ve sosyalistlik bölücülük ve Kürtçülük olarak algılanıyor. Hele faşistler sosyalizm dendiğinde karşılarındakileri PKK’lı olarak görüyor. Sosyalizmi doğru tanıttığınız için sizlere çok teşekkür ederim. TÜRKSOLU benim duygularımın tercümanı.

Hakan Turan, İzmir


Sayın Gökçe Fırat;

Fethullahçıların amacı belli. Türk Ordusu’nu yıpratmak, karalamak, gençlerin beynini yıkayıp kendi taraflarına M. Kemal Atatürk’ün kurduğu çağdaş, laik, Türkiye’yi yıkıp Şeriatçı ve insanların dine göre hareket edeceği bir ülke kurma gayreti içindeler ve bunu yaparken bir yandan da cumhuriyetçiliğe oynuyorlar. Aslında bu AKP ve Fethullah’a değil TSK’ya darbe oluyor sizin de dediğiniz gibi. Ama ne AKP’nin ne de Fethullahçıların oyununa geliriz. M. Kemal’in izinde, laik, çağdaş, aydın bir Türkiye için savaşmaya her zaman hazırız.

Emrah Yeşilpek, Kars


Sayın Gökçe Fırat;

Sen Türkiye’nin yüz akısın, gururusun, onurusun. Analizlerine, tahlillerine yürekten katılıyorum.

Ercan Kahraman, Kırklareli


Merhaba, sizleri tanımadan önce her demokrat insan gibi günlük gazete alır, yazarları ve haberleri takip eder, ayda en az iki kitap okur, ülke sorunları üzerine düşünür, iş arkadaşlarımla tartışmalara girer ama bir türlü kafamdaki hassas sorulara net bir cevap bulamazdım. Yıllar, yıllar böyle geçti.

Bir gün gene internette takılıyorum, görsellerden fotoğraflara falan bakıyorum, sonra TÜRKSOLU’nda “Ölümünün 15. yılında Uğur Mumcu ve mirası” resmini fark ettim. Tıkladım ve okumaya başladım. Yeniden doğdum.

Artık her şeyi çok daha iyi anlıyorum. Eskiden ben dünyalıyım derken demokrat olduğunu zanneden ben, şimdi “Türk’üm” demekten onur duyuyorum. Eskiden milliyetçi ideolojinin faşist, ırkçı ve insan öldürme özgürlüğünün diğer adı olduğunu düşünmekle solcu olduğunu zanneden ben, şimdi milliyetçi olmadan solcu olunamayacağını, milliyetçi ideolojinin ezilen ulusların emperyalizme karşı direniş ideolojisi olduğunu fark ettim.

Nasıl ki Karl Marks “Din afyondur insanları uyuşturur” derken öte dünyada ödüllendirilme adına, uysallığı, yazgıya boyun eğmeyi vaaz ederek ezilenleri dünyayı değiştirme eyleminden vazgeçirip edilgenliğe iter; böylece gerçekten adil ve insani bir düzenin kurulmasının önüne geçerek sömürü düzeninin sürmesine devam eder.

Bunu fark eden ben, enternasyonalizm ve halkların kardeşliği sloganının gerici, işbirlikçi bir ütopya olduğunu bilmeden sömürü düzeninin kalın bir zincirini oluşturduğumu fark ettim. Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist ideoloji tüm ezilen ulusların ideolojisi olmalıdır. Tüm devrimcilere selam olsun.

Emrah Kubal, Kocaeli


Böyle bir gazete çıkardığınız için size teşekkür ediyorum. 15 yaşındayım. 2 senedir siyasi görüşler hakkında araştırma yapıyorum. Bu konuda sağ, sol bütün görüşler hakkında bilgim var. 2 sene sonunda bana en çok uyan görüşün sosyalizm, sol görüş olduğunu anladım. Gazeteniz bayilerde var mı yoksa sadece abone olarak mı alınıyor? Bayilerde varsa Mersin’de hangi bayilerde var? Yaşım küçük ama Atatürkçü Parti’nin çalışmaları içinde yer almak istiyorum. Yapabileceğim bir şey var mı?

Ali Dağdelen, İçel


Sayın Gökçe Fırat;

A ve KE PE, “En iyi müdafaa, saldırıdır” kuralını çok iyi kullanıyor. Daha ziyade, onlar bunu becerecek kabiliyette olmadığı için, CIA onlara bu yöntemi çok iyi bir şekilde uygulatıyor.

Hükümete geldikleri günden beri, darbe söylentilerinin ardı arkası kesilmiyor. Bununla beraber Ordu “darbeci” görüntüsü vermemek için taviz üstüne taviz veriyor. Gazetenizde anlatmış olduğunuz “pişirilen kurbağa” meselesine uygun bir şekilde, Türkiye’nin 7 yıl önceki hali ile bugünkü hali arasında dağlar kadar fark var.

Benim de uzun zamandan beri iddia ettiğim gibi, Abdullah Gül ile beraber türbanın Çankaya’ya çıkması, Yunanların İzmir’e çıkması ile eş anlamdadır. Ve Ordu memleketi düşmandan koruma görevini yerine getirmemiştir, getirememiştir (Hangi fiili kullanmak isterseniz kullanın). Ordu, “kurbağa meselesinde” olduğu gibi, çoktan “pişmiştir”.

Üst yönetim kadrolarını unutun. Eğer alt kademelerde Atam’ın “Bursa Nutku”nu ciddiye alacak bir kadroyu harekete geçirebilecek bir faaliyete girebilirsek, çok az olsa da, bir umut var demektir. Partinizin çalışmalarını bu bağlamda hızlandırmanız gerekiyor.

Resul Aydın, Almanya


Sayın Gökçe Fırat;

Bu vatan bolünmez, şanlı bayrak inmez, ilelebet dalgalanır. Üç tane çapulcuya bu vatan payidar olmaz. Bu vatan için benim dedem ve de elleri kınalı ninem kanını vermiştir, yine de bu vatan uğruna seve seve kanını verir. Ben Yıldırım Beyazıt soyundanım. Dökülen her damla kanım, benim Türk miletine mahşere kadar helal olsun. Allah’a emanet olun.

Faruk Bayazıt, Ankara


Yıllardır sağın ulusalcı, milliyetçi kesimindeyim ama sizi ve sitenizi tanımaya başladığımdan beri amaçlarımızın ortak olduğunu farkettim. Hepinize saygılarımı sunuyor, sizinle çalışma arzumu bildirmek istiyor, hepinizi selamlıyorum.

Atilla Türksoy, İstanbul


Sayın Gökçe Fırat;

Yazılarınıza katılıyor olmakla beraber, milli mücadele sırasında evet vatan hainleri vardı, bunlar emperyalizmin uşakları idiler ve emekçi Türk halkını arkadan kahpece vurudular. Bilindiği üzere İngilizler, milli mücadele sırasında Kürtleri örgütleyip kahraman Türk halkını kahpece arkadan vurdurdular.

Sayın Fırat; haddim olmayarak size derim ki: Gazi Mustafa Kemal’in de dediği gibi emekçi Türk halkı olarak vahşi kapitalizmle ve emperyalizimle mücadele yolunda verdiğimiz devrim mücadelemizde çok dikkatli olmalı ve halkçı devrimimizi tamamlama yolunda emperyalizmin istediği o hain tuzaklara düşmemeliyiz.

Kuzeyi, güneyi, doğusu, batısı ile Anadolu ilelebet Türk yurdu olarak kalacaktır. DTP derhal kapatılmalı, yöneticileri, üyeleri derhal cezalandırılmalıdır. GAP projesi ivedilikle tamamlanmalı, kapatılan Köy Enstitüleri ve Halk Evleri derhal açılmalıdır. Bilinçli olarak cahil bırakılan Doğu ve Güneydoğulu vatandaşlarımız başta olmak üzere Türk halkı biliçlendirilmelidir. Halkçı bir iktisadi program uygulanmalıdır. Görün bakalım ondan sonra Türkiye nasıl şahlanır. Saygılarımla.

Kerem Cihangiroğlu, İzmir


Bizler devrim için yaratılmışız. İçimizdeki sönmeyen ateş bir gün bu ülkeyi saracak ve faşistler bu ateşte kendi günahlarıyla yanacak. Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye!

Tilbe Şule Bulut, Kahramanmaraş


İngiliz gazeteci, Sina Dağı’nda karşılaştığı bir Bedeviye sorar:

“Sence lider kimdir?”

Bedevi;

“Bir tanım yapmak yerine, bir öykü ile sorunuza cevap verebilir miyim?” der.

Gazeteci; “Elbette, anlat öykünü” diye yanıtlar. Bedevi anlatır;

“Benim gibi bir Bedevi, devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında, Sina Çölü’nde yol almaktadır. Birden ufuk çizgisi kararır, gökyüzünde nadiren tek tük görülen kuşlar, bu kez toplu halde, karanlığın aksi istikametine doğru, telaşla kanat çırpmaktadır. Çölün mutlak sessizliği, daha da yoğunlaşır sanki. Deneyimli Bedevi; bu alametlerin, şiddetli bir kum fırtınasının habercisi olduğunu hemen anlar. Devesini çökertir, üstünden iner. Heybeden aldığı sağlam bir kazığı, kızgın kumlara çakar ve devesini sıkıca bu kazığa bağlar. Sonra yine heybelerden, katlanmış parçalar halinde çıkardığı küçük çadırını alelacele kurup, içine girer ve kapı örtüsünü her iliğinden düğümler. Son düğümü henüz atmıştır ki; fırtına bulundukları bölgeye ulaşır. Küçük çadır havalanacakmış gibi sallanmakta, rüzgarın oluşturduğu kum sağnağı, neredeyse delip geçecek bir hızda, çadır yüzeyine çarpmaktadır. Her kum tanesinin, boyları küçük fakat verdikleri acı büyük oklar gibi bedenine saplandığı deve, dile gelir:

‘Efendi, canım çok acıyor. Hiç olmazsa başımı çadıra sokmama izin verir misin?’ der.

Dışarıda olmanın ne kadar zor olduğunu iyi bilen Bedevi, zavallı devenin bu dileğini kabul eder ve ‘Peki, başını çadıra sokabilirsin.’ diyerek, kapıyı bağlayan düğümleri boşaltır.

Durmak bir yana, fırtına giderek daha da gemi azıya almaktadır. Deve, sahibine tekrar yalvarır;

‘Efendi, derimin en ince olduğu yer boynumdur ve şu an çok acıyor. İzin ver, boynumu da çadıra sokayım.’

Biraz ikirciklenmeyle, bu isteğe de ‘Peki’ der Bedevi.

Fırtına, sanki sonsuza dek sürecek gibidir. Deve bu kez, ilk ikisinden daha acıklı bir sesle yalvarır;

‘Efendi, ne olur, hörgücümü de çadıra sokmama izin ver.’

Bedevi bu son isteği de kerhen kabul eder. Ancak, hörgücün de içeri girmesiyle, küçücük çadırda, artık kımıldayacak yer kalmamıştır. Bu duruma, Bedeviden önce, deve tepki gösterir;

‘Efendi, bu çadır ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının çaresine baksan.’

‘Lider kimdir?’ demiştiniz; bu hikayeyi mesnet alarak cevap vereyim;

Lider; devenin başını dahi, çadıra sokmasına izin vermeyen insandır.”

Atatürk’ten sonraki lider İsmet İnönü; Köy Enstitülerini kapatarak Cumhuriyet Devrimlerinin kırsala uzanan kollarını kopardı. Sonraki lider Menderes, dini politik bir enstrüman olarak kullanma geleneğini başlattı. Dini; hurafelerden, siyasi spekülasyonlardan arınmış bir şekilde halka öğretecek aydın din adamları yetiştirmek üzere kurulan İmam Hatip Liselerinin misyonunu ters çevirdi.

Sonraki lider Demirel; Menderes’ten de baskın çıktı. Tarikatlar üzerinden siyasi ikbal aramaktan çekinmedi.

Arada gelen ve çoğumuz tarafından, Cumhuriyet devrimlerinin, laisizmin ve demokrasinin seçkin temsilcisi olarak gördüğümüz bir başka lider, Fethullah Gülen ile muhabbetli olmaktan sonuç bekledi.

Sonraki lider Sayın Özal; zaten muhibban-ı tarikat olduğunu, gizlemeye gerek bile duymadı.

Sonraki lider Erbakan döneminde, tarikat şeyhleri, başbakanlık protokülünün liste başındaydılar.

Modern Türk Kadını imajını güçlü bir rüzgar gibi arkasına ve oy portföyüne alıp, Başbakan olan Çiller, nabzını tarikatlara tutturdu.

Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümeti, tarikatların ve dipten gelen dalganın sırtını sıvazlamaya devam etti.

Özetle; Atatürk’ten sonra gelen bütün liderler; devenin çadıra girmesine izin verdiler. İzin vermenin ötesinde teşvik ettiler.

Biz de Bedevinin öyküsünü mesnet alırsak; ortaya şu sonuçlar çıkıyor:

1) Türkiye; ‘10 Kasım 1938’den beri, varlık nedeni olan Cumhuriyeti, gerçek anlamda savunan bir liderden yoksun olarak, 70 yıl geçirmiştir.

2) Bu dönemde gelen istisnasız tüm liderler, kendi siyasi pazarlamalarını, Cumhuriyete ve Cumhuriyet Devrimlerine ‘vurmak’ üstüne kurulmuş stratejilerle yapmışlardır.

3) Yaklaşık üç kuşağa tekabül eden bu zaman zarfında, Türkiye’nin milli eğitim politikası ‘teokratikleştirilmiş’tir ve ‘teokratikleştirilmek’tedir.

4) 29 Ekim 1923’te gerçekleştirilen ‘devrim’, bila fasıla tam 84 yıl süren bir ‘karşı devrim’ ile tasfiyenin son aşamasına gelmiştir.

Son söz: “Başını rica ile çadıra sokan deve, artık sahibini dışarı davet etmektedir.”

Remziye Örselli, Kayseri


Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Naci Koru, önceki gün yayınlanan büyükelçiler kararnamesiyle merkeze çekildi.

Kim bu diplomat?

Ne yazık ki adı hep Yeni Şafak’tan “Fehmi Koru’nun kardeşi” olarak anıldı.

Oysa Ali Naci Koru, hariciye camiasında vasıflı bir meslek memuru ve büyükelçi olarak tanınıyor. Kimse onun hakkında “dincidir” filan diye konuşmuyor. Ama ağabey başa sıkıntı işte.

Ali Naci Koru, kuvvetle ihtimal Dışişleri Bakanlığı’nın Personelden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevine getirilecek.

Bu son derece kritik göreve Ali Naci Koru’nun neden tercih edildiği ayrı bir konu.

Ancak dikkat çekici olan nokta şu: Bakanlıkta imam hatipli 4-5 meslek memuru çalışıyor. Bunlar arasından ilk defa biri Müsteşar Yardımcılığı görevine getirilecek görünüyor.

Tabii bu Cumhuriyet tarihinde de ilk defa oluyor.

Andoni Fotinos, İstanbul


Yazı güzel yazılmış ve biz solcular biliyoruz ki, her darbe sonucu binlerce solcu idam edildi, hapishanelerde işkence gördü. Kısacası hep acı çektiler. Şimdi de acı çekeceğiz.

Gamze Çoşkun, İstanbul


Türkiye Türklerindir. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Aydın Kağan, Denizli



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: