29.06.2009/Sayı:242
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Hürriyet’in Fethullah açılımı

Ertuğrul Özkök
Ertuğrul Özkök

Eyüp Can Sağlık
Eyüp Can Sağlık

Hürriyet’te değişim devam ediyor. Geçtiğimiz hafta Hürriyet’teki açılımlardan bahsetmiştik. Ayşe Arman’ın soyunması ve Kelebek’te yazmaya başlayan Yonca Tokbaş’ın bir türlü gelişemeyen uzuvları Hürriyet “ailesi”nin başlıca gündem maddelerini oluşturuyordu. Son Yiğit Bulut olayı da gösterdi ki, Ertuğrul bazı yazarları sansürlerken bazılarını ise sansürlemiyordu. Hatta Ertuğrul ile ilgili “kadın olsaydı şimdiye kadar çoktan soyunurdu” gibi yorumlar da yer aldı. Bu yorumları görünce açıkçası Ertuğrul iyi ki kadın değilmiş diye sevindik.

Her neyse. Hürriyet geçen hafta künyesinde birtakım değişiklikler yaptı. Bu değişiklikleri de bizzat Ertuğrul köşesinden duyurdu. Yapılan değişiklikler Ertuğrul’u o kadar heyecanlandırmıştı ki, yazı günü olmamasına rağmen Ertuğrul Pazartesi günü köşesinden okurlarına müjdeyi verdi: “Hürriyet’in ekonomi servisinden başlayıp, sonra Haber Koordinatörlüğü görevine gelen ve bu görevde, yeni haber merkezini kuran Ankara Temsilcimiz Enis Berberoğlu, şimdi ikinci bir görev daha yükleniyor. Berberoğlu, bundan böyle Hürriyet’in en üst icra organı olan İcra Kurulu üyeliğini de yapacak. Böylece Ankara temsilcilerinin gazete içindeki önemli rolü, daha da artacak. Haber Koordinatörlüğü görevine ise, Eyüp Can Sağlık geldi. Eyüp Can, Hürriyet bünyesinde çalışmaya 5 yıl önce Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olarak başladı ve gazeteyi, ekonomi ve iş dünyasının vazgeçilmezleri arasına soktu. Eyüp Can, bir süre önce Hürriyet’in ekonomi sayfalarında da yazmaya başladı. Şimdi Hürriyet’in güçlü haber sistemini daha da güçlendirmek için çalışacak. Yazıişleri müdürlerimizden Emre İskeçeli, hafta sonu eklerimizin yöneticiliğine getirildi. Dördüncü önemli değişiklik ise, Temuçin Tüzecan’ın, Hürriyet Kurumsal İletişim Koordinatörü olarak künyeye girmesi oldu.”

Hürriyet’in künyesinde meydana gelen değişiklik bu. Ancak burada dikkati çeken önemli bir nokta var. O da Eyüp Can Sağlık’ın Doğan Medya Grubu’ndaki önlenemez yükselişi. Aydın Doğan’ın ekonomi gazetesi Referans’ın Genel Yayın Yönetmeni olan Eyüp Can Sağlık, geçtiğimiz aylarda Hürriyet’in ekonomi sayfalarında yazmaya başladı. şimdi ise Haber Koordinatörü olarak karşımıza çıktı. Anlaşılan Eyüp Can, Yiğit Bulut’u bertaraf etme mücadelesinde gösterdiği yararlılıktan dolayı ödüllendirildi.

Ancak Eyüp Can’ın Yiğit Bulut’u sansürlemesi karşılığında ödüllendirilmesi meselenin sadece bir boyutu. Çünkü bildiğiniz gibi Eyüp Can, Fethullah cemaatinin önemli bir adamıdır. Daha öğrencilik yıllarında Zaman gazetesinde yazılar yazmaya başlayan Eyüp Can, 1994-2004 yılları arasında Zaman’da çalıştı. 2004’ten beri ise Doğan Medya’nın içerisinde. Aynı zamanda Aydın Doğan’ın ABD’de yayınlanan gazetesi Turkish Daily News’ı çıkaran kadronun başında bulunan Eyüp Can, yakın tarihte Zaman’dan Habertürk’e geçen Elif Şafak’ın da kocası.

Uzun süredir Hürriyet’in başından ayrılacağı konuşulan Ertuğrul’un yerine gelecek isimlerin başında yine Eyüp Can gösteriliyor. Zaten Eyüp Can da bunu gizlemiyor. Kendisi ile yapılan bir röportajda Hürriyet’in genel yayın yönetmenliği için “Tevazuya gerek yok, hepimizin hayali.” demişti. Eyüp Can’ın hayaline ulaşmasına artık çok bir şey kalmadı diyebiliriz.


ÖDP’de Taş Devri ve Birgün’de ayrılık

Alper Taş
Alper Taş

Ufuk Uras ve tayfasının ayrılmasıyla birlikte iyice ufalan ÖDP’de yapılan kongre sonucunda Alper Taş 590 delegenin 577’sinin oyunu alarak genel başkan oldu. Alper Taş’ın genel başkan olması birbirinden ilginç yorumları da beraberinde getirdi. Bu yorumlardan biri “ÖDP’de Taş Devri” idi. Genel Başkanlığı devreden Hayri Kozanoğlu yaptığı konuşmada “Kimileri ‘ÖDP’de Taş Devri mi başladı?’ diyebilir” diyerek bu yorumların öncülüğünü yaptı. Ancak ÖDP’nin durumu insanlığın Taş Devri’ndeki durumundan çok çok kötü. Gerçi ÖDP Taş Devri’ndeki toplumsal düzeni savunsa bugüne göre daha ileri bir tavır almış olacak ama bizim pek umudumuz yok. Bir diğer ilginç yorum ise, “ÖDP’ye Taş gibi başkan”dı. Bu yorum da olsa olsa ÖDP içindeki eşcinseller tarafından yapılmıştır. Bu yoruma ben şahsen katılmıyorum ama en nihayetinde bu da bir tercih meselesidir ve ÖDP’nin içinde kalması daha doğrudur. Lise 2. sınıfa kadar İmam-Hatip Lisesinde öğrenim gördüğü için İmam-Hatipli başkan da denen Alper Taş, kongrede yaptığı konuşmada, “Yollarımızın ayrıldığı arkadaşlarla bu noktaya gelmemizin nedeni politik ayrılık. Onlar başka bir siyasal projeye inanıyor. Şunu söyleyebiliriz, memleketin sosyal demokrat partiye ihtiyacı olabilir Ancak bu sosyalistlerin işi değil.” diyerek, SHP ile birleşme çabaları olan Ufuk’un da kulaklarını çınlatmış oldu.

Bu arada ÖDP’ den ayrılan Ufuk ise, yeni siyasi oluşumun tanımını “Soldaki siyasi boşluğu dolduracak kitlesel parti” olarak yaptı.

Uras, yelpazedeki genişliği, “Tarihsel bir buluşma istiyoruz. Alevi hareketi, Kürt toplumsal muhalefeti; bir vicdan bir yurttaş hareketi oluşturmak istiyoruz.” diye açıkladı. Ufuk bir de hareketini Chavez modeli olarak tanımlamış. Birilerinin bu arkadaşa Chavez’in modeli üzerine esaslı bir ders vermesi gerekiyor anlaşılan. Ufuk ilk etapta TÜRKSOLU’nda Chavez üzerine çıkan yazıları okuyarak başlayabilir bence.

ÖDP’deki ayrılığın etkisi kendini Birgün gazetesinde de gösterdi. Oğuzhan Müftüoğlu kanadının ağırlıkta olduğu Birgün gazetesinde uzun zamandır medya eleştirileri yazan Melih Altınok, geçtiğimiz hafta bir veda yazısı yazarak gazeteden ayrıldı. Altınok ayrılış gerekçesini şöyle belirtti: “Bir ülkedeki sosyalist partilerin kapitalizmi savunmaması, o ülkede demokrasinin olmadığını söylemek için gerekçe olamayacağı gibi, yazarlarıyla genel hatlarda ortak bir söylem tutturmuş gazeteleri de ‘tek sesli’ olarak nitelendirmek çok doğru bir tutum değil. Burada tartışmaya konu olacak nokta ancak ve ancak söz konusu yapının siyaseten ‘doğruluğu’ ya da ‘yanlışlığı’ olabilir. Kaldı ki gazete bir siyasi parti değil. E doğal olarak siyasi hizip de bir hak değil. Bu kabulden hareketle, yönetimle ve genel okur profiliyle bazı temel noktalarda uyuşmazlıklar yaşayan yazara da ısrar etmek değil gitmek düşüyor. Ben de yukarıdaki perspektifle, gündemdeki birtakım politik konularda ayrılığa düştüğümüz Birgün’le yollarımızı ayırma kararı aldım.”

Böylece Ufuk Uras kanadı Birgün’den bir yazar kopartırken belki başka kopuşların da önünü açtı. Politik tutum konusunda zaman zaman gazete içerisinde yazarlar arasında sert polemikler yaşandığı biliniyor. Hatta birkaç ay önce Mithat Sancar Birgün’den ayrılarak Taraf’a geçmişti. Bakalım önümüzdeki dönemde Birgün’ün çizgisinde ne gibi değişiklikler olacak ve daha hangi yazarlar yollarını ayıracak.


Yemezler Yiğit yemezler

Yiğit BulutVe sonunda beklenen oldu. Doğan Medya Grubu’nun “en ulusalcı” yazarı Yiğit Bulut, Turgay Ciner’in Habertürk’üne geçti. Böylece Habertürk kadrosuna bir eski Doğan Medya yazarı daha katılmış oldu. Bildiğiniz gibi Habertürk daha kuruluş aşamasında Hürriyet’ten Pakize Suda, Ercan Kumcu ve Yaşar Nuri Öztürk gibi isimleri bünyesine katmıştı. Böylelikle Fatih Altaylı Doğan Grubu’na da esaslı bir darbe indirmiş oldu.

Yiğit Bulut’un, Ekonomi Yayınları Koordinatörlüğü karşılığında Ciner’le anlaştığı ortaya çıkmış oldu. Demek ki, kalemini satmaz denilen ulusalcı Yiğit bir koordinatörlük karşılığında yıllarca emek verdiği yeri bırakıp gidebiliyormuş. Gerçi son iki haftadır adamın nasıl dönüp durduğunu yazdığımz için bu durum bizi pek şaşırtmadı. Çünkü üç hafta önce Yiğit gazetecinin saf değiştireceğini buradan sizlere aktarmıştık.

Yiğit Bulut’un Habertürk’e geçmesi, hiç şüphesiz en çok Fatih Altaylı’yı sevindirmiştir. Yıllarca Aydın Doğan’ın tetikçiliğini yaptıktan sonra burayla ilişkisi kesilen Altaylı, o günden beri iflah olmaz bir Aydın Doğan düşmanı olup çıkmıştı. Şimdilerde ise kendisi Tayyip’le iyi iş çeviren patronuna yaranmak için Ordu’nun lağvedilmesi gibi “fikirler” ileri sürerek AKP’nin tetikçiliğini yapıyor. Eminim ki, Yiğit Bulut’un Habertürk’e geçmesine de domuzdan kıl çekmek sevaptır mantığıyla bakarak zevkten dört köşe olmuştur.

Fatih Altaylı, 24 Haziran günü yazdığı yazısında Yiğit Bulut’un Habertürk’e katılmasını bakın nasıl haber verdi: “Aslına bakarsanız Yiğit’le uzun zamandır birlikte çalışma arzumuz vardı. Ancak aile ilişkilerine çok önem verdiğim için bu isteğimize hep gem vurduk. Çünkü Yiğit Bulut, bir medya grubunun patronunun damadıydı. İşin aile ilişkilerini bozmasını istemedik. Ancak Yiğit Bulut açısından bulunduğu grupta çalışmak imkansız hale gelince yıllardır istediğimiz bir şeyi gerçekleştirme fırsatı da oldu.”

Burada Fatih Altaylı’nın ismini vermediği medya patronu tahmin edebileceğiniz gibi Aydın Doğan. Çünkü Yiğit Bulut, Kanal D’de spikerlik yapan Şule Bulut’la evli. Şule Bulut, eski Kültür Bakanlarından Namık Kemal Zeybek’in (kendisi aynı zamanda Radikal yazarıdır) kızıdır ve Namık Kemal Zeybek, Aydın Doğan’ın bacanağı olur. Aydın Doğan’a bu kadar yakın olduğu halde Yiğit’in rakip medyaya bu kadar kolay geçmesi, Ergenekon korkusunun insanı nereden nereye getirdiğini çok güzel ortaya koyuyor. Fatih Altaylı bir de aile ilişkilerinden dem vurmuş. İlahi Fatih, Allah bilir sen adamı karısından da boşamışsındır.

Yiğit Bulut, Vatan’a son bir yazı yazarak okurlarına veda etmek istedi. Ancak yazısı Vatan gazetesinde yayınlanmayınca Bulut’un son yazısını da Habertürk’ün sitesinde okuduk. Gruptan ayrılmasının tek nedeni olarak sansürü gösteren Bulut, “Sansüre asla taviz veremem!!” başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Fikir tartışmasına ‘EVET’... Sansüre ‘hayır!! Bunu neden yazdım? Hemen arz edeyim.. 25 Mayıs tarihinde bu köşede sizlerle bir yazımı paylaştım ve Ertuğrul Özkök’ün ‘Fethiye’de balina görmesinden’ yola çıkarak ‘medyamızda yanlış gördüğüm’ bazı noktaları eleştirdim... Karşılığında da ‘fikir yazısı’ bekledim... Gelmedi! Ne geldi? Baskı, sansür! Evet, yanlış okumadınız; baskı, sansür! Bana ‘kara gömlekli, kara vicdanlı, faşist’ diye köşesinden saldıran Özkök, Vuslat Doğan Sabancı’ya ‘ağlayarak’, Eyüp Can kardeşimize de baskı yaparak 27 Mayıs tarihinden itibaren benim Referans gazetesindeki yazılarımı ‘sansürletmeye’ başladı... İşte o an gerçek üstüme çöktü... Başbakan Erdoğan’a, Hükümetlere, TSK’ya saldırmanın ‘bedava’ olduğunu ama Özkök’e dokunulmayacağını, asla eleştirilemeyen bir ‘tabu’ olduğunu işte o zaman öğrendim! Başbakan’a ‘vur’ hatta ‘iftira et, çoluk çocuğuna söv’ ama Özkök’e asla dokunma! Nasıl bir medya özgürlüğü içinde, yalanlarla dolu ‘sanal dünyamızda’ nasıl debelendiğimi o gün anladım...”

Yiğit Bulut’un Ertuğrul Özkök hakkındaki eleştirilerine katılmakla birlikte yine de ona Tayyip ağzıyla “sevsinler senin sansür karşıtlığını” diyeceğiz. Yiğit Efendi sormazlar mı adama Doğan Medya’da daha önce de yazarlara sansür uygulanırken nerelerdeydin diye. Öyle değil mi? Vakti zamanında Emin Çölaşan susturulup Hürriyet’ten kovulurken niye “Sansüre asla taviz vermem” diye yazılar döşemedin? Ya da Tayyip, Bekir Coşkun’u susturup sürgün etmek istediğinde niye karşı çıkamadın? Hadi bunları geçtik, Referans’taki yazılarım 27 Mayıs’ta sansürlenmeye başladı diyorsun (neredeyse bir ay olmuş), niye o zaman istifanı basmadın? Niye Habertürk’le anlaşmayı bekledin bu “cesur” çıkış için?

Ucuz numaralar bunlar Yiğit!

Baktın ki Ergenekon Operasyonu Aydın Doğan’a dayanmaya başlıyor, önce Ergenekon’a inanır oldun sonra da patronun ve akraban olan Aydın Doğan’ı ihbar ettin. Şimdi de Haber Koordinatörü olarak rakip medya grubuna kapağı attın. Ne diyelim helal olsun!


Sen neymişsin be Erhan!

Erhan Göksel
Erhan Göksel

Geçtiğimiz hafta Ali Özsoy’un ulusalcı gurulardan bahsederken verdiği isimlerden biri de Erhan Göksel’di. Önceki yıllarda Flash TV gibi küçük bir kanalda program yapmasına rağmen ortaya attığı tezlerle ulusalcı kesimler içinde oldukça etkili olan Göksel, son olarak geçtiğimiz hafta Nazlı Ilıcak ile girdiği polemikle gündeme geldi.

Nazlı Ilıcak, geçtiğimiz hafta ATV’de yayınlanan ve kendisinin hazırlayıp sunduğu “Siyaset Kazanı” programında Erhan Göksel ile ilgili bir iddia ortaya atmış. İddiaya göre 28 Şubat’tan önce Genelkurmay Göksel’e bir araştırma yaptırmış Refah Partisi kapatılsa ne olur diye. Erhan Göksel de Nazlı Ilıcak’a danışmış “RP kapatılsa ne olur?” İşte bizim Erhan da buna bozulmuş ve bir internet sitesinde zehir zemberek açıklamalarda bulunmuş. Ancak açıklamasında öyle bir laf etmiş ki, adeta kendi kendini ele vermiş.

Belki hatırlayanlar olacaktır, 28 Şubat öncesi dönemde Erhan Göksel, Mesut Yılmaz’ın danışmanıydı. Göksel yaptığı açıklamada Mesut Yılmaz’la yollarını ayırmalarının iki nedeni olduğunu söylemiş. Bunlardan biri Mavi Akım olayı diğeri ise 28 Şubat. Çünkü bizim süper ulusalcı anketçimiz meğersem 28 Şubat’a karşıymış. Kendisi bunu şöyle açıklıyor: “Sayın Erbakan’ın bana olan ilgisi, sevgisi, Saadet Partisi’nin bana gösterdiği teveccühün nedeni benim 28 Şubat’a şiddetle karşı çıkmamdır. Çünkü Türkiye’de 28 Şubatın ilk ve en büyük mağduru Sayın Erbakan’dır. Benim 28 Şubat’a karşı mücadelemi Sayın Erbakan hiç unutmamıştır.” Hatta Saadet Partisi’nin Erhan’a ilgisi o kadar fazlaymış ki, bir iddiaya göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Erhan’ı aday göstereceklermiş ama Erhan Ergenekon’dan içeri alınınca bundan vazgeçmişler.

Ergenekon süreci Göksel’e de yaramış diyeceğiz ama görünüşe göre arkadaşın dönüşü Ergenekon sürecinin çok çok öncesine dayanıyor. Gerçi geçmişini göz önüne aldığımızda Erhan’ın aslında şimdi dönmüş gözüktüğü bu yola hiç girmediği gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Adam maşallah Atatürkçülükten başka her şeyi yapmış ve Atatürkçülerden başka herkese danışmanlık hizmetinde bulunmuş.

Kendisi aslında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Göksel, Demirel döneminin ünlü bürokratlarından Tevfik Göksel’in oğludur. Üniversiteyi bitirdikten sonra Gazi Üniversitesi’nde iktisat doktorasına başlar ama yarım bırakır. Dana sonra ise ABD’de siyaset psikolojisi okumuştur.

Turgut Özal başa gelince, Demirelci olduğu için Erhan’ın babası görevinden uzaklaştırılır. Ancak Erhan bir şekilde Özal’ın gözüne girmeyi başarır. Hatta Özal’ın ikinci değişim programı ve Kürt reformu gibi çıkışlarında bizim Erhan’ın da katkısı olduğu iddia ediliyor. Özal’la aralarındaki ilişki o kadar ilerler ki, Özal öldüğünde tabutunun arkasında yürüyen yaslı ailesinin içinde bizim mega ulusalcı anketçimiz Erhan da vardır.

Özal’ın ölümünden birkaç ay sonra SHP’nin kurultayı yapılır. Bu kurultayda SHP liderliği için Murat Karayalçın, Prof. Dr. Aydın Güven Gürkan ve Prof. Dr. Tolga Yarman yarışırlar. İşin ilginci bu üçlü Kurultay salonuna girerken arkalarında yine bizim ultra ulusalcı anketçimiz Erhan’ın olmasıdır.

Bizim Süper Mario’ya benzeyen anketçimiz Erhan Göksel’in bu zamana kadar danışmanlığını yaptığı siyasetçiler ise şunlar: Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Aydın Güven Gürkan, Hikmet Çetin, Deniz Baykal, Mesut Yılmaz. Gördüğünüz gibi içlerinde bir tane bile Atatürkçü de yok ulusalcı da. Ama ne hikmetse adam bugün Atatürkçüleri manipüle edip yolunu buluyor.

?imdilerin en ulusalcı anketçisi Erhan, bir de Nazlı Ilıcak’a artistlik yapmış siyaset bilgimle seni küçük parmağımda 32 kere çeviririm (niye 32?) diye. Ona buna laf yetiştireceğine dönüp aynaya bak ve seni kim küçük parmağında kaç kere çevirdi onun cevabını ver.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: