Serap Yeşiltuna |
Ahmedinejad mı, Musavi mi?
İran’da Ahmedinejad yine Cumhurbaşkanı Geçtiğimiz hafta İran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ülke bir kaosa sürüklendi. Seçimlerin sonucu aslında aşağı yukarı önceden tahmin ediliyordu. Şu anki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad oyların yüzde 62’sini alarak en güçlü rakibi “reformcu” aday Mir Hüseyin Musavi’yi büyük oy farkıyla geride bıraktı. Ancak Musavi taraftarları seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla günlerce protesto gösterileri düzenlediler ve çıkan çatışmalarda şimdilik 8 kişi hayatını kaybetti. Oylar yeniden sayıldı, ancak Ahmedinejad’ın ezici üstünlüğünde herhangi bir değişiklik olmadı. Gerginlik hâlâ devam ediyor ve ülkede ciddi bir muhalefet oluşmuş durumda. Seçimlerden önce Devrim Muhafızları internet sitesinden Musavi’ye karşı açık bir çağrı yapmışlardı. “Kendilerine daha önce hiç görülmemiş şekilde bir renk seçip seçim kampanyası yapan radikaller eğer İran’da bir Kadife Devrim yapabileceklerini zannediyorlarsa çok yanılıyorlar. Böyle bir girişimi palazlanmadan yok ederiz. İran’da devrim yapmaya çalışanları ezeriz. Elimizde radikallerin kazanmaları durumunda caddelerde bir Kadife Devrim çabası içine girecekleri, kaybetmeleri durumunda da seçime hile karıştı diye yine caddelere inme planı olduğu yönünde bir istihbarat var.” diyerek aslında durumun bu noktaya varacağını göstermişlerdi. Devrim muhafızlarının tamamen karşısında olduğu, özgürlüklerin simgesi olarak gösterilen, Batı tarafından desteklenen bir aday ve mevcut yapıyı koruyacak tavizsiz bir cumhurbaşkanı var. Ancak İran seçimlerini biz nasıl değerlendireceğiz? Türkiye’nin safında, ezilenlerin safında, laiklerin safında İran’ı nereye koyacağız, belki de cevaplanması en zor soru bu. Ahmedinejad özelikle ABD ve Batı karşıtı tavrıyla, nükleer silahlanma konusundaki tavizsiz tutumuyla ezilenlerin safında ve antiemperyalist saflarda simge isimlerden biri haline gelmişti ve hiçbir biçimde geri adım atmadı. Bu nedenle de seçimlerden sonra ilk tebrik telefonu “Sizin seçim başarınız kibirli küresel güçlere karşı özgür halkların zaferidir.” diyen Venezüella Devlet Başkanı Chavez’den geldi. Ahmedinejad aynı zamanda petrol gelirinin önemli bir bölümünü halka dağıtarak, emeklilerin, öğretmenlerin ve sağlık personelinin maaşlarında önemli artışlar yaparak halkçı politikalara da imza atmıştı. Halkın önemli bir kesimi bu nedenlerle ve özellikle tüm dünyaya meydan okuyan duruşundan ötürü desteğe devam etti. Peki onun karşısında gösterilen reformcu aday Musavi kimdi? Tüm dünyada özellikle Batının, Avrupa Birliği’nin ve Amerikancı çevrelerin Ahmedinejad’a karşı desteklediği Musavi bir anda İran’daki Şeriatçı yapıya karşı çıkabilecek bir isim olarak gösterildi neredeyse. Kendilerine simge olarak yeşil rengi seçen Musavi taraftarları günlerce meydanlarda gösteriler yaparak, Ahmedinejad’ı protesto ettiler. Özellikle saçları yarıya kadar açık, rengarenk giysili kadınlar dikat çekiyordu. Kampanyanın en önemli simalarından biri ise Musavi’nin eşi Zehra Rahneverd oldu. İran’daki ilk kadın rektör olan, El Zehra Üniversitesi’nin eski rektörü Zehra Hanım eşinin iktidara gelmesi halinde kadınlara daha fazla özgürlük tanınacağını, giyim kuşamı denetleyen ahlak polisinin kaldırılacağını söylüyordu. Özellikle kadınlar ve gençler Musavi’ye destek verdi ve sessiz protestolar hâlâ devam ediyor. Musavi’nin rejimle bir sorunu yok Musavi, İran-Irak Savaşı sırasında, 1981-1989 yıllarında, İran’ın Başbakanlığını yapmış ve mollaların da adamı olarak bilinen bir isim. Yaşı epeyce ilerlemiş ve siyaset sahnesine yeni çıkan biri değil. Musavi’nin arkasında eski devlet başkanı Haşemi Rafsancani var. Bugün özgürlüklerin simgesi haline gelen Musavi Başbakanlık yaptığı dönemde de baskıcı politikalara, kitlesel muhalif kıyımlarına imza atmış biri. Özellikle solcu Tudeh Partisi militanlarını Başbakanlığı döneminde ortadan kaldırdığı söyleniyor. Bugünü incelediğimizde de her ne kadar adına reformcu dense de bizim anladığımız anlamda bir reformculuktan ve özgürlükten söz etmek mümkün değil. Ne Musavi’nin ne de diğer adayların rejimle bir sorunu yok. Şeriatla bir sorunu yok. Zaten İran’da iktidarın kaynağında halk değil ulema var ve mollaların sınırsız güce sahip olduğu bu yapıda reform dedikleri projeleri İslami çerçeve içinde, rejimi değiştirmeden, laikliği savunmadan gerçekleştirme şansları yok. Görünen o ki böyle bir kaygıları da yok. Musavi, nükleer silahlanma konusunda da Ahmedinejad’dan farklı düşünmüyor hatta bu politikayı birebir destekliyor. Arada bu kadar önemli bir fark olmamasına rağmen, Musavi’nin böylesine öne çıkarılmasının, özgürlüklerin simgesi haline getirilmesinin nedeni özellikle ABD’nin Ahmedinejad ile hiçbir biçimde uzlaşma yaratacağı bir ortam bulamaması. Obama, “İran yumruğunu gevşetirse bizim de elimizi uzattığımızı görecektir.” derken Ahmedinejad meydan okuyarak “Eğer ABD İran’la iyi ilişkiler istiyorsa İran’a karşı işlediği suçlar için özür dilemelidir.” diyor ve hiçbir biçimde uzlaşmayacağını, nükleer silahlanma konusunda geri adım atmayacağını söylüyor. Obama her ne kadar seçimler konusunda yorum yapmasa, herhangi bir adayı desteklemediğini söylese Musavi, başta ABD olmak üzere Batı tarafından desteklendi. Çünkü Ahmedinejad’a karşı daha ılımlı bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç duyuyorlar. ABD, Ortadoğu’da Şeriatı suvunur İran için en tehlikelisi de bu. ABD Türkiye’de Şeriatçı AKP’yi desteklerken, türban yasağını kaldırmaya çalışıyorken, İran’da neden laik bir yapıyı savunsun ki... Amerika’nın tek çabası İran’ı kendine bağlayabilmek, işbirlikçi bir adayı iktidara taşıyabilmek. Ne rejimle, ne Şeriatla ne de oradaki baskı rejimiyle bir sorunu var. İran’ı Suudileştiremediler, dertleri bu. Ellerinden gelse, petrolü ve nükleer silahlanmayı kontrol edebilecek olsalar İran’da burkayı bile savunacak olan Amerika’nın özgürlük gibi bir derdi zaten olamaz. Bugün orada kadın erkek eşitliğini savunan, bireysel özgürlükleri savunan Musavi taraftarlarını görüyoruz. Kadın erkek meydanlarda... Bunlar çarşaf giymek zorunda da değil. Üniversiteye giden ve çalışan kadın sayısı rekor düzeyde, kadınlar evlendikten sonra kendi soyadlarını kullanıyor, aile içinde de söz sahibi. Yani Şeriatçı bir düzen için azımsanmayacak haklara sahipler. İran’ı bu anlamda da Suudileştiremediler. Zaten Musavi’nin de bu rejimle bunun ötesine geçemeyeceği ortada. Asıl tehlikeli olan şu ki Musaviciler kendi aralarında Türkiye gibi olmayı tartışıyor: “Türkiye’nin yaptığını biz neden yapamıyoruz, Batı ve ABD ile neden iyi ilişkiler kurmuyoruz!” Türkiye’nin başarılı, Amerikan yanlısı politikalarından konuşuyorlar. Evet İran için en tehlikelisi bu. Bugün Ahmedinejad’ı savunmak durumunda bırakılıyoruz, Amerikan karşıtı olduğu için antiemperyalist olduğu için Şeriatçı bir iktidarı savunmak durumunda bırakılıyoruz. Daha kötüsü Şeriatçı olduğu halde özgürlüklerin savunucusu gibi gösterilen, Batıya ılımlı bir adayı desteklemek zorunda da bırakılıyoruz. Biz ikisini de tercih etmeyeceğiz. İran için keşke Atatürk Türkiyesi’nin hem antiemperyalist hem de laik dönemini önerme şansımız olsaydı. Oysa Türkiye tam tersi hızla ABD’nin sömürgesi olma yolunda, İran’dan daha kötü Şeriatçılaşma yolunda ilerlerken -hani bizde laiklik adına “Türkiye İran olmayacak” sloganları atılır ya- İran için “İran Türkiye olmasın” demekten başka şansımız yok gibi. İran için en kötüsü AKP gibi hem işbirlikçi hem de Şeriatçı bir iktidardır çünkü!
|