|
Sayın Gökçe Fırat; Bir Sünni cahili olduğumu belirteyim öncelikle. Türk tarihinin de dışına çıkılarak İslam tarihine baktığımızda, Alevilik olgusu Kerbela olayları ile İslam tarhinde çok net bir siyasal yol ayrımı olarak ortaya çıkar. Ve Alevilik’te en önemli vurgular Kerbela’ya, Peygamber torunu Hüseyin’in hilafet uğruna çölde katledilmesi üzerinedir. O tarihlerden başlayarak İslamiyette iktidar unsuru, hilafet sahibi, Sünni İslam anlayışı olmuştur. Gerçekte buradan hareketle İslam topraklarında muhalefetin adının Alevilik olarak anıldığını söylemek mümkündür. Bu gelenek Osmanlı’da da sürmüştür. Bunu zaten siz de yazınızda anlatmışsınız. Ancak bizlerin muhalefetten anladığı salt inanca dayalı soyut şeyler elbette ki değil. Bizler olaylara daha bilimsel pencereden bakmak durumundayız. Dolayısı ile Kerbela ile başlayan süreçle Sünni İslam anlayışının iktidara, hilafete sahip olduğu koşullarda hangi ülke ise o ülkede muhalefetin ismi giderek Şia ya da Alevilik halini almış. Hal böyle olunca, bu muhalif unsurun içerisine yine muhalif olan ama oldukça farklı inanç ve etnik yapılardan kesimler de dahil olmuş, zaman zaman ve yer yer İslam’ı tümden kabul etmeye direnen (çünkü İslam’ın zor da kullanılarak yayılma evrelerinden bahsediyoruz) ancak Sünni İslam devletinin baskısı altında kalarak kendilerini Alevilik adı altında kamufle eden daha sonra da giderek dönüşüme uğrayan kitleler de söz konusu olmuştur. Bildiğimiz üzere o dönemler bu demokrasi dediğimiz sistemdeki kadar türlü türlü çok sayıda muhalefet örgütlenmeleri oluşturmak mümkün değildi. Özelllikle de Anadolu Aleviliği incelediğimizde diğer İslam ülkelerindeki, örneğin İran’daki Şii mezhebiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını görürüz. Doğu Anadolu’daki Alevilik ile Ege Aleviliği de farklıdır örneğin. Burada üzerinde dikkatlerin yoğunlaştırılması gereken bir şey var. Eski tarihlerde saraya muhalif kimliğin adı bir şekilde bir mezhep adı gibi olmuş, ancak farklı saray muhalifi kesimleri bünyede toplayıp harmanlanmıştır. Bugün böyle bir saray yok. Bugün emperyalizm var. Emperyalizmin dini imanı yok. O halde bugün muhalefetin de dinle imanla pek ilgili olması gerekmiyor. Bugün emperyalizmin karşısında ortak yaşanan bir coğrafi alandaki tüm dinsel ve etnik kimlikleri birleştirecek yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Bu da elbetteki bir mezhep değil tam adıyla Kemalizm’dir. Kuvayı Milliyeci, Atatürkçü, milli birlik anlayışıdır. Elbetteki bugün ne Sünni kökenlilerimiz ne de Alevi kökenli olanlarımız biri diğerinden daha ilerici yada aydın değildir. İlericiliğin ya da aydınlığın ölçüsü sözle değil, emperyalizme karşı kavga meydanında ortaya çıkar. O da orada Alevi ya da Sünni olmakla değil yürekle ortaya konur. Saygı ve selamlar. Tevfik Kaymaz, Kocaeli Ben 13 yaşındayım, ancak yaşımı umursamamanızı istiyorum. Ben yaklaşık bir yıldan beri bu düşünceler içindeyim ve kendi kendimi geliştirdim. Annemler buna çok karşı çıktılar. Fakat ben bunlardan yılmadım ve halen de kendimi bir Atatürkçü gibi yetiştiriyorum. Hayatımın kalan kısmını devrim yoluna adayacağım, sonu ne olursa olsun. Fakat herkes benim gibi düşünemez, çünkü gerçekten bu duruma gelmek için çok çaba harcadım. Benden büyükler çoktandır pes etmiş durumdalar. O yüzden ki, sizinle ilgilenenler benden büyük de olsalar onlara destek çıkın. Yoksa onlar da pes edecekler. Azlığımız kesinlikle bir şey farkettirmez ancak ne kadar birlik olursak o kadar iyidir (bu bir rica). Çünkü ne devrim teorisi olmadan devrim olur ne de tek başına teori olur. Uzun zamandan beri de bir partimiz olmasını istiyordum. Çünkü arkamızda tutunacağımız bir parti olmadan halkı düşüncelerimize inandıramayız. Biliyorum çoğu bunlara karşı çıkacak belki de umursamayacak ama asla yılmaycağımıza ve gerçketen demokrasiyi uyandıracağımıza inanıyorum. Fakat bir şey var ortada, vatanları uğruna elini bile kaldırmayan milliyetçi geçinen gençler vatansever kabul ediliyorlar ve kurt işaretini bağımsızlık işareti gibi kullanıyorlar. Ama emperyalizme hiç karşı çıkmıyorlar, tam tersi bizim canlarımız bağımsızlık, vatan uğruna şehit verilirken vatan haini oluyoruz. Bu bir komplo değil tam da faşistlerin işidir ve farkında olmayan insanlarımızın onlara inanmasıdır. Belki de tek yapmamız gereken kendimizi anlatamamamızdır. Bu yüzdendir ki, söylenenleri kulak arkası etmememiz lazım ve tam bir devrimci gibi düşüncelerimizin arkasında durup asıl tehlikeyi oluşturan okumuş görgüsüzler ve Kürtlere karşı çıkmalıyız. Eğer biz tek vücut olursak huzurlu bir ülke yaratabiliriz. Belki bu yol uğruna ölebiliriz ama en azından mücadelemiz uğruna, inancımız uğruna gururumuzla ölürüz. Koltuğumuzda oturup haberlerin karşısında adama küfür etmektense adamın karşısına çıkıp ölümüne mücadele etmek daha iyidir. Yoksa kimse sizi duyamaz. Eğer gerçekten Atatürk’ün izinden gitmek istiyorsanız, laik, demokratik, tok ve uygar bir ülke olmak istiyorsanız, ayağa kalkmanız şarttır ama ayağa kalkmanızın birşeyleri kaybetikten sonra olmaması lazımdır. Yoksa iş işten geçebilir (savaşan kaybedebilir ama savaşmayan çoktan kaybetmiştir-Che). Burada sizin gibi insanlarla el birliğiyle milli mücadele yaratacağımız için mutluyuz ve sonuna kadar umutla yaşayacağız. Kabullenmiş olanları yenerek savaşacağız ve birşey demek isterim ki, biz şimdikilerden daha aydın ve cesaret dolu yüreklerle yepyeni bir gelecek yaratacağız ve ülkemizi dimdik ayakta tutacağız. Bu yolda bedenlerini kaybeden yurtsever devrimcilere selamlar. Onların sadece bedenleri yok oldu, düşünceleri ve ruhları her zaman yaşayacak... Doğru yoldan yürümeniz dileğiyle. Ezgi Çoral, Tekirdağ Sayın Özgür Erdem; Bu ülkeyi kurtarmak ve devrimi başlatabilmek için önce halkın içinde oluşan, halkın duygularını sömüren dinci derneklerden vazgeçirmemiz gerek. Ve daha sonrasında devrimci gençlerin toplanacağı dernekler kurmak lazım. Özellikle doğuda örgütlenmemiz lazım. Bundan 4-5 yıl sonra AKP’nin getireceği faşist düzen altında hem bizler hem bu ülke yok olup gitmek üzere. Bu vatan topraklarını yavaş yavaş satan AKP’yi ve faşist düzeni başımızdan indirmemiz lazım. Bu da halkın ayaklanmasıyla olur. Tilbe Şule Bulut, İstanbul Sayın Kaya Ataberk; Türkiye en kısa zamanda bu Tayyip ve Gül adlı işbirlikçilerden kurtulmak zorunda. Çünkü biz bu cumhuriyeti kanla kurduk, bunlar ise masa başında emperyalistlere peşkeş çekiyorlar. Muzaffer Sarı, İstanbul TÜRKSOLU, yıllar boyu okuyup araştırdıktan sonra kabullendiğim bir ideoloji. Bu siteyi gördükten sonra burada yazılan bir çok yazıyı sanki kendim yazmış gibi hissettim. Nitekim TÜRKSOLU, başta Atatürk olmak üzere, örnek aldığım insanların ideolojileri ve fikirlerinin açıklandığı bir yer ve bu işi yaparken çok titiz davranılmasını çok beğendim. Başarılarınızın devamını dilerim. Ülkemde sizler gibi gerçekliği esas alan Atatürk ve onun görüşlerinden taviz vermeyen bir basının olması bana güven veriyor. Gökhan Elçi, Şanlıurfa Sayın Gökçe Fırat; Biz Kürtlerin kim olduğunu biliyoruz ama bunu TÜRKSOLU’ndan duymak bizm için gurur verici. Sezgin Doğru, Hatay Sayın Gökçe Fırat; Helal Olsun! Birinin çıkıp bunları söylemesi bizim gibi sessiz kalmış toplumun karanlığa gerçeği haykırmasıdır. Karanlıktan çıkacak olanlar ise, bu gerçeklerin farkına varacak olanlardır. Vatanım için elimden ne gelirse her türlü yardımı yaparım. Y. Ozan Ozansak, İstanbul Sayın Serap Yeşiltuna; Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tuncelili olduğunu hatta Kürt olduğunu biliyordum ama çoğu düşüncesi, konuşmaları iyiydi. Birkaç nokta dışında katılıyorum diyebilirim. Gürsel Tekin ile Murat Karayalçın’a bugüne dek ısınamamıştım. Özellikle Karayalçın’ın daha önceki PKK ile ilgili kimi açıklamaları beni oldukça öfekelendirmiş, kendisine karşı da soğutmuştu. CHP’nin, çarşaf ile Kuran Kursu saçmalıklarından sonra son günlerde sürekli bir Kürtçülük peşinde olduğu saptamasına varmıştım daha önce. Bu yazıyı okuduktan sonra bu konuda yalnız olmadığımı gördüm. Elbette Kürtler de bu ülkenin parçası ama bu ülke ulusal bir ülke olduğundan bütünleştirici bir yapısı olmak zorunda. Baykal geçenlerde Doğuya gittiğinde Kürtçenin devlet kurumlarında da kullanılabilmesi ile ilgili açıklamalar yaptı. Bu gerçekten bir saçmalıktır. Ülke bir, ulus bir, dil bir, kültür bir olmalı. Dil birliği olmazsa, ulus değil ırk ülkesi oluruz. Her ırk kendi ülkesini kurar. Bunun da kimin işine yarayacağı apaçık ortada. Aykut Aksakal, Zonguldak Gel artık Atatürkçü parti! Ben 22 yaşındayım ve sizinle çalışmak istiyorum. Bana TÜRKSOLU’nda ne gibi bir görev verebilirsiniz? Lise mezunuyum ve Atatürkçü Parti içerisinde yer almak istiyorum. Murat Batal, İstanbul Sitenize günde onlarca kez giriyorum. Kemalist bir solcu olarak merak ettiğim bir şey var. Atatürkçü Parti’nin başkanı kim olacak, önümüzdeki seçimlere katılcak mı ve ne gibi faliyetlerde bulunuyor? Bu sorularıma cevap verirseniz çok mutlu olurum. Her şey için teşekkür eder, çalışmalarınızın devamını dilerim. Ömer Faruk Kalıp, Uşak Sayın Gökçe Fırat; Erzurumluyum, Türk’üm, Sünniyim, üniversite mezunuyum. Ve bu yazıdan şunu anlıyorum ki, benim sevmediğim sol da, mezhepçi de, tarikatçı da sizin de sevmeyip anlattıklarınız. Uzun zamandır siteyi dikkatle takip ediyorum, takdir de ediyorum ama içerisindeki sol ibare yüzünden şüpheci yaklaşıyordum. Ama sizin anlattığınız ile nasıl bir gönül bağı kurdum anlayamıyorum. Sadece şunu söyleyebilirim, haklısınız. Akın Destay, Erzurum Sayın Gökçe Fırat; TÜRKSOLU umarım hiçbir zaman bizleri bırakmaz çünkü Türklüğü hatırlayan tek kuruluş. İnsanlar artık öyle bir hale geldiler ki, “ben Türk’üm” demeye korkuyorlar. Kürtler bırakın Türklerin yanında yer almayı hala kendi akrabalarını canice öldürebilecek bir topluluk. Kimse Türklere ırkçı demeye kalkmasın! Bu ülkede Ermeniler de yaşıyor ama her bayramda Türk bayrakları camlarında asılı duruyor ve bundan rahatsızlık duymuyorlar (kimsenin rahatsızlık duymaya hakkı da yok zaten). Kürtler ne yapıyor? Bizi kendi ülkemizde yok edebileceklerini sanıyorlar. Bence şanslarını fazla zorluyorlar. Türk halkının sabrı dolmaya başladı ve bir gün öyle bir patlar ki, kimse bu halkı durduramaz. Öte yandan ülkenin başına geçen kendini ülkenin sahibi sanıyor. Atamız bile onca emeklerine karşın Kurtuluş Savaşını Türk halkına mal etmişken vatan için kılını kıpırdatmayanlar karış karış toprak satıyor, çiftçimizi azarlıyor, anayasanın değişmez maddelerini değiştirmeye çalışıyor. Biz atamızdan gördüğümüz gibi askerimize güvenmek istiyoruz ama Askeriye ne yapıyor? Çıkıp, “terörist de bir insan” deyip nefretlerimizi topluyor. Peki, biz bu ülkede kime güveneceğiz? Şu durumda kimseye. Bahar Çoban, İstanbul Sayın Özgür Billur; Zaman gazetesinin de gerçek yüzünü gördük. Köşe yazarları adeta özenle seçilmiş gibi. Başta Bejan Matur olmak üzere. Kübra Öztürk, İstanbul Sayın Gökçe Fırat; Kendilerine solcu derler. O politikacıların mal varlığına baktığımız zaman Ankara’nın en önemli semtlerinden ev almayı çok iyi bilirler. Bununla da kalmayalım. Bölücü milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu aşiret üyesi veya aşiretin lideri. Belki de o bölücü milletvekilleri Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde kaçakçılık işiyle bile uğraşıyordur. Çünkü aşiret sistemi orada kaçakçılık üzerine kurulmuş bir düzen oldu. Bunlar solcu değil; daha doğrusu solculuğun yanından bile geçemezler. Orhan Aydın, Çorum Hayata Deniz gibi tutunmak, umutla bakmak, savaşmak, onun gibi yaşadığımız süre boyunca mücadele vermek en büyük isteğim. Bu yüzden sizden yardım istiyorum. Sesimizi duyurmak zorundayız. Sesimizi duyurmak için birlik olmalıyız. Ben umutlarımı yazıyorum ve daha çok umutları bulmak istiyorum. Behiye Yaraşçı, Antalya Sayın Gökçe Fırat; Bu yazıyı ülkücü olan bir yazar yazmış olsaydı yazıları Alevi-Sünni ayrımcılığı hissettiriyor diye eleştiri alırdı. Sizi bir çok husustan dolayı tebrik ediyorum. Ama bir taraftan da biz sağcı ve solcu vatanseverleri bir araya getirmek için illa vehhabi (mezhepsiz) Tayyip hükümeti ve istilacıların ensemize mi binmesi gerekiyor diye hayıflanıyorum. Birbirimizi anlayıp dayanışmamız için neden başka baskılar gerekiyor. İnşallah bundan sonrası için daha farklı olur diye düşünüyorum. Yazınızı sol görüşlü arkadaşlarıma delil olarak göstereceğim. Abdullah Keskin, İçel Sayın Ali Özsoy; Güzel bir yazı yazmışsınız. Önemli noktalara parmak basıyor ve Atatürk’e bağlı bütün Türklerin duygularına tercüman oluyor. Gerçekten de Ordu kimin tarafında? ABD ile ilişkilerimiz, Başbuğu’un da dediği gibi, bir iki ufak pürüz yüzünden feda edilemez mi? Laiklik ve ulusal bütünlük, ABD ile iyi geçinmek için feda edilebilir mi? Aslında Türkiye’nin NATO’dan çıkması, AB ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması, Gümrük Birliği Anlaşması’nın iptali ve ABD üstelerinin kapatılmasını içeren, yurt çapında, geniş kapsamlı bir kampanya düzenlenmeli. Çağlar Aydınoğlu, Muğla Sayın Serap Yeşiltuna; Türkiye üzerındeki senaryolar bir Gladyo senaryosudur. İşte Doğu ve Güneydoğu’da Kürt sorunu var diye eli kanlı PKK Kürtler için özgürlük diyor bunlar ama hep kendi çıkarları için ve BOP çıkarları için çalışıyorlar. Gerçekleri bilen için bir yalan aktördür, bilmeyenler için de doğru aktör olarak benimseniyor. Bir yandan ise gerek hükümet gerekse muhalefet Kürtler üzerinden rant sağlamaya çalışıyor. Bu ülkeyi seven gerçekten Osmanlı torunu ise, gerçekten Atatürkçüyse, milliyetçi duyguları var ise tek kelime ile gerek iç gerek dış güçlere karşı savunmasını yapmalı. Gökhan Aytürk, İstanbul
|