22.06.2009/Sayı:241
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Sıra Vahdettin’in kemiklerine mi geldi?

Hain Vahdettin’in Şam’daki mezarı

Hain Vahdettin’in Şam’daki mezarı

Egemen Bağış

Egemen Bağış

AKP’liler Nâzım’ın mezarını Türkiye’ye getirmek istediklerini söylediğinde bazı kesimler ne kadar demokratik bir davranış diyerek AKP’ye alkış tutmuşlardı. Hatta Nâzım’ın Türkiye’deki mezarı için yer gösterenler dahi çıkmıştı. Ancak Devlet Bakanı ve yeni AB Baş Müzakerecimiz Egemen Bağış, AKP’nin Nâzım planının altında yatan gerçeğin ne olduğunu geçtiğimiz hafta açıkladı.

Egemen Bağış, geçtiğimiz hafta Müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) bir toplantısına katılarak AB-Türkiye ilişkileri üzerine MÜSİAD üyelerine bilgi verdi. Ancak bizim meselemiz AKP’liler ve AB taraftarları için artık kaçmış bir tren olan AB’ye girip girmeyeceğimiz değil. Toplantıda katılımcıların sorularını da yanıtlayan Bağış, MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar’ın “Nâzım Hikmet’in mezarının getirilmesi çok adildir. Sultan Vahdettin’in mezarının getirilmesi konusunda fikrinizi beyan eder misiniz?” şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: “O da son derece adildir. Nâzım Hikmet’in mezarının getirilmesine ailesi sıcak bakmıyor. Devlet teklif etti, onlar oradan taşınmasına sıcak bakmıyor. Ama bu topraklara sevgisi, muhabbeti olan herkesin bu topraklarda yatma hakkı olmalıdır. Bunu onlardan almaya da hiçbirimizin hakkı olmamalıdır.”

Bu sözler, AKP’nin Nâzım üzerinden ne kadar çirkin bir oyun oynamaya çalıştıklarını ortaya koydu. Zaten AKP bir süredir Vahdettin ile çok sık ilgilenir oldu. Önce Vahdettin’in İstanbul’daki mekanları restore edilmeye başlandı. Sonra sıra Vahdettin’in Suriye’deki mezarının restorasyonuna geldi. Şimdi de Vahdettin’in mezarı Türkiye’ye getirilsin mi getirilmesin mi onu tartışıyoruz.

Egemen Bağış diyor ki, “Bu topraklara sevgisi, muhabbeti olan herkesin bu topraklarda yatma hakkı olmalıdır.” Bu sözler, hemen herkesin katılacağı, altına imzasını atacağı sözler. Bizce de içinde azıcık bir vatan sevgisi olan herkes elbette ki bu vatanın bağrında yatmalıdır. Ancak bir itirazımız var. Şayet Egemen Bağış bu sözlerden Vahdettin’i kastediyorsa -ki ediyor- onun ne Türk vatanında ne de dünyada adına vatan denilen herhangi bir toprak parçasında yatacak yeri yok. Çünkü Vahdettin denen İngiliz işbirlikçisi, tarihe vatan haini olarak geçmiştir.

Mustafa Kemal, Samsun’a çıkıp Milli Mücadele’yi başlattığında ilk tepki Vahdettin’den gelir. Bugün Fethullahçılar Atatürk’ü Samsun’a vatanı kurtarması için Vahdettin’in gönderdiğini iddia ederler ancak Atatürk adım adım Milli Mücadele’yi örgütlerken Vahdettin’in ne yaptığı mevzusuna ise bir türlü giremezler. Vahdettin’in Türkleri ölüm kalım anında İngilizlere satmasından bahsetmezler mesela. Hilafet Ordusu meselesine de hiç girmezler. Ya da Yunan uçakları tarafından atılan Atatürk hakkındaki idam fermanına. Ama bu millet o şanlı mücadeleyi de Türklüğün düşmanlarını da unutmadı henüz. O nedenle Vahdettin denen İngiliz uşağının Türkiye’de yatacak bir karış toprağı dahi yoktur.

Bizzat Atatürk bile Vahdettin’in ne kadar alçak bir hain olduğunu defalarca dile getirmiştir. Atatürk, gerek Nutuk’ta gerekse başka bazı konuşmalarında Vahdettin ile ilgili şu değerlendirmeleri yapmıştır:

“Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak.”

“O zaman, Saltanat’ı atadan oğula geçirmek gibi yanlış bir usulün sonucu olarak, büyük bir makam, tantanalı bir ünvan kazanabilmiş bir sefilin, gururu çok yüksek asil bir milleti nasıl utanılacak bir duruma düşürebileceği kendiliğinden anlaşılır. Gerçekten de, her ne sebeple ve ne şekilde olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyetini ve hayatını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar âdi bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında olduğunu düşünmek ne hazindir! Şükre değer bir durumdur ki, bu alçak, mirasına konduğu Saltanat makamından millet tarafından atıldıktan sonra, alçaklığını sonuna kadar getirmiş oluyor. Türk milletinin bu işte önce davranması elbette takdire değer.”

“Âciz, âdi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir; ancak, böyle bir yaratığın bütün Müslümanların Halifesi sıfatını taşıdığını ifade etmek elbette doğru değildir.”

Atatürk’ün bu sözlerinden sonra hâlâ Vahdettin’in kemiklerinin Türkiye’ye getirilmek istenmesinde ısrar eden var mı?


Tayyip’ten vekillere fırça üstüne fırça

Tayyip Erdoğan
Tayyip Erdoğan

Tayyip fırtınası geçtiğimiz hafta da dinmek bilmedi. Meclis çalışmalarının aksaması üzerine Tayyip geçtiğimiz haftaki grup toplantısında partisinin milletvekillerini sert bir şekilde uyardı.

AKP’nin 6 küsur yıllık iktidarı döneminde ayar vermediği kesim kalmayan Tayyip, bu kez ayarı kendi partisine verdi. Bunun sebebi ise Tayyip’in Meclis çalışmalarından beklediği verimi alamaması. Daha doğru bir ifadeyle Türkiye’nin zararına olan yasaların Meclis’ten Tayyip’in istediği hızda çıkmaması. Çünkü son zamanlarda AKP milletvekilleri Meclis çalışmalarına (siz el kaldırıp indirmek suretiyle yapılan bir tür sportif etkinlik diye de okuyabilirsiniz) disiplinli bir şekilde katılmaması.

Hatırlarsanız üç hafta kadar önce de mayınların temizlenmesi için düzenlenen yasanın Meclis’teki oylamasında da benzeri bir kriz yaşanmış ve Tayyip yine grup toplantısında vekillerine inceden bir ayar vererek yasanın geçmesini sağlamıştı. Tayyip vekillerini karşısına alıp azarladıktan sonra yapılan oturumda mayın yasası “one minute” zamanda geçmiş ve Tayyip’in isteği yerine getirilmişti.

Anlaşılan yaz mevsiminin de verdiği rehavetten dolayı AKP’li vekiller yine Meclis çalışmalarından kaytarınca bu kez Tayyip tehditvari bir ses tonuyla vekillerini azarladı. Partisinin basına kapalı grup toplantısında vekillerine seslenen ve genel kurul çalışmalarına katılanları da, katılmayanları da çok iyi bildiğini belirten Tayyip, bu konuda kendisine günlük rapor geldiğini vurguladı. Tayyip, milletvekillerine şöyle bağırdı:

“Çalışmalara katılan arkadaşlarıma sözüm yok ama, Allah Aşkına sizi zorla mı milletvekili yaptık. Sizin işiniz bu değil mi, yasama faaliyetlerine katılmak. Genel Kurul çalışmalarına katılmak yardımcı olmak. Arkadaşlar sizin işiniz bu değil mi? Milletvekillerinin işi bu değil mi? Sizden bir kez daha rica ediyorum. Bu yasaları çıkarma konusunda titizlik gösterin. Geçenlerde söyledim, bir kez daha söylüyorum. Bu yasalar çıkana kadar bize tatil haram.”

Karşısındaki koca koca vekilleri ilkokul öğrencisi gibi fırçalayan Tayyip, vekilleri üstü kapalı bir şekilde de tehdit etti. Planladığı yasalar çıkmadan milletvekillerini tatile göndermeyeceğini söyleyen Tayyip, genel kurul çalışmalarına katılmakta isteksizlik gösteren vekillerinin de bir daha seçilmeyeceğini ima etti.

İnsan bir kere diktatörlüğe heves etmeye görsün. Kim olursa olsun herkesi baskı altında tutmaya çalışır. Bu bazen gariban bir çiftçidir bazen de bir medya patronu. Bazen anamuhalefet partisinin lideri bazen de kendi partisinin milletvekili. İşin garip tarafı AKP’nin içinden bir kişinin bile çıkıp “n’oluyoruz ya” dememesi. İnsan bu manzarayı görünce demek ki insanlıklarını bu derece yitirmişler diye düşünmeden edemiyor.


Bu ne biçim gazete böyle

Ayşe Arman
Ayşe Arman

Aydın Doğan’ın amiral gemisi Hürriyet’te ilginç gelişmeler oluyor. Aslında buna açılım desek daha doğru bir ifade olur. Açılım dediysek de Kürt açılımı, çarşaf açılımı, Ermeni açılımı gibi son döneme damgasını vuran siyasi manevralar akla gelmesin. Hürriyet, iktidarıyla muhalefetiyle bütün siyaset kurumunun gösterdiği bu manevra kabiliyetine tamamen uymuş durumda. AKP Kürt açılımı mı yaptı, Hürriyet hemen bu açılımı destekler. Ya da CHP çarşaflılara rozet mi taktı, Ertuğrul hemen çarşaflı babaannesini anlatıp çarşafın bizim geleneğimiz olduğu savunusuna geçer.

Başta da dediğimiz gibi bu seferki açılım diğer açılımlara pek benzemiyor. Geçtiğimiz günlerde Hürriyet’in röportajcısı Ayşe Arman bir ilke imza atarak ünlü fotoğrafçı Nihat Odabaşı’na poz verdi. Poz dediysek de vesikalık fotoğraf çektirdi zannetmeyin. Ayşe Arman, “40 yaşına gelmeden Nihat Odabaşı’na çıplak poz vereceğim.” demiş ve dediğini de yapmış. Bu fotoğraflar daha sonra internet ortamında da yayıldı. Hatta internette en çok tıklanan fotoğraflardan biri de Ayşe Arman’ınki idi. Ayşe Arman bu pozları vermek için kendisine izin verdiği için “sevgili”siyle ne kadar övünse azdır. Ancak Arman’ın övünmesi gereken biri daha var. O da gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul. 18 Haziran tarihli Hürriyet’te yazdığı “Hürriyet dünyasından kısa haberler” başlıklı yazıda Ertuğrul, Hürriyet’teki son açılımları değerlendirmiş. Ayşe Arman ile ilgili de şunları yazmış:

“Ayşe niye soyundu? ‘40 yaşıma geldim ama hâlâ güzelim’ demek için mi? Yoksa, Tuğba Özerk’in şarkısındaki gibi, ‘Ben bu yaştan sonra hizaya gelsem ne olur’ diyerek, gazeteciliğe başladığı günden beri kendisini kabul edemeyenlere bir kere daha nanik yapmak için mi?

Ne fark eder, Ayşe soyundu.”

Ertuğrul’un yorumu işte bu kadar. Eminim ki kamuoyu meraktan çatlıyordu Ertuğrul Özkök bu işe ne diyecek diye. Ertuğrul belki bu kayıtsız tavrıyla bazılarını şaşırtmış olabilir ama bizi hiç şaşırtmadı. Kendisi zaten bu tür şeylere özgürlük diyebilecek kadar geniş bir insandır. Gerçi kadının kocası bile ses etmedikten sonra Ertuğrul’a da halt etmek düşerdi.

Arman’ın pozları medyada geniş yer bulurken tartışmaları da beraberinde getirdi. Hürriyet düşmanı Fatih Altaylı’nın çıkardığı Haber Türk gazetesi olaya balıklama atlayarak bu olay teşhircilik mi değil mi tartışmasını başlattı. Ancak Ertuğrul’un yukarıda bahsettiğimiz tavrından sonra Haber Türk’e de söyleyecek çok söz kalmıyor.

Ertuğrul, söz konusu yazısında Hürriyet gazetesinde neler olduğuyla ilgili bilgi vermiş. Mesela Fikret Ercan, Uğur Cebeci, Fatih Çekirge ve Ertuğrul, Ahmet Hakan’la birlikte bir “Reservoir Dogs” gecesi düzenleyerek Ahmet Hakan’ın kolunun kırılmasını kutlamışlar. Demek ki adam ölse, üç gün üç gece düğün-bayram yapacaklar. Her neyse geceye Ahmet Altan’ın kızı Sanem Altan da katılmış ve bizimkiler kendisinden izin alarak iğrenç erkek(!) geyikleri yapmışlar.

Bir de müjdeli haber veriyor Ertuğrul, “Hurriyet.com.tr’de yetişen Yonca Tokbaş, Kelebek’te de yazmaya başladı. Bir türlü büyüyemeyen memelerini yazdı. Hepimiz çok güldük.”

Bu kadar rezillik yeter sanırım. Sanki gazete değil başka bir şey. Böyle giderse yakında Hürriyet’i naylon ambalajda satmak zorunda kalacaklar.

Ertuğrul ve ekibinin gazeteciliği ayaklar altına almaları yetmiyormuş gibi beyefendi bir de çıkıp bunları çok olağan şeylermiş gibi savunmuyor mu, asıl hayret edilecek olan işte bu!

Neymiş efendim “Hürriyet’i, siyasetin dar kalıplarına sıkıştırılmayı reddeden, gazeteciliği hayatın bütün renklerine yayan, ezber bozan, put kıran, cüretli insanlar yapıyor”muş.

Tabii böyle bir kurumda yapılana gazetecilik denirse.


Sabah’a başdanışman yazar

İbrahim Kalın
İbrahim Kalın

Tayyip’in damadının CEO’luk yaptığı Çalık Holding’in sahibi olduğu Sabah gazetesi ailesine (!) yeni bir yazar katıldı. Önceki hafta gazetenin birinci sayfasından müjdeli haber okurlarla paylaşıldı ve önceki cumartesi yazarımız ilk yazısını yazarak “iş”e başladı. Dış politika ile ilgili haftalık yorumlarını cumartesiden cumartesiye okuyacağımız yazarımızın adı İbrahim Kalın.

Ancak İbrahim Kalın’ı gazetedeki diğer yazarlardan ayıran bir fark var. O da kendisinin aynı zamanda Tayyip’in dış politika başdanışmanı olması. Bildiğiniz gibi son yapılan kabine değişikliklerinde, Tayyip’in dış politika ile ilgili başdanışmanlığını yapan Ahmet Davutoğlu meclis dışından kabineye sokularak Dışişleri Bakanı yapılmıştı. İşte Davutoğlu’ndan boşalan koltuğa da İbrahim Kalın oturdu.

Tabii Tayyip’in başdanışmanlığı gibi bir koltuğa oturmak o kadar da kolay değil. İbrahim Kalın’ın geçmişine göz attığımızda bunun Tayyip için ne kadar isabetli bir seçim olduğu hemen anlaşılıyor. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olan Kalın, yüksek lisans eğitimini Ahmet Davutoğlu’nun hocalık yaptığı Malezya’daki İslam Üniversitesi’nde yapmış. Malezya’dan ABD’ye geçen İbrahim Kalın, burada George Washington Üniversitesi’nde öğrenimini tamamlamış. Davutoğlu’nun öğrencisi olan Kalın, başdanışmanlık görevine getirilmeden önce Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)’nın Koordinatörlüğünü yapıyordu. Tayyip’in dış politika belirlemesine hazırladığı raporlarla yardımcı olan Kalın, başdanışmanlık göreviyle bu işi resmiyete dökmüş oldu. Başdanışmanlık görevine getirilmeden önce Zaman ve ABD versiyonu olan Today’s Zaman’da yorum yazıları da yazan İbrahim Kalın, artık Sabah’ın kadrolu yazarı olarak Amerikancı stratejileri her hafta önümüze sürmeye devam edecek. Yine başdanışmanlık görevine getirilmeden önce TRT-1’de gündemdeki iç ve dış olayları yorumladığı “Enine boyuna” adlı bir program da yapıyordu.

Şimdi Tayyip’in dış politikadan sorumlu başdanışmanı İbrahim Kalın olmasın da ben mi olayım? İbrahim Kalın’ın Sabah gazetesinde köşe yazarı olmasından sonra medyada köşe yazarı olan Tayyip danışmanlarının sayısı ikiye yükselmiş oldu. Bildiğiniz gibi Yeni Şafak’ta Yasin Doğan takma ismiyle yazılar yazan Yasin Akdoğan da Tayyip’in danışman kadrosunda yer alıyor.

Tayyip’in başdanışmanını kendine yazar yapan Sabah, böylelikle yandaş medyalıkta diğer gazetelere önemli bir fark atmış oldu. Sabah’ın çiçeği burnundaki yazarından önümüzdeki dönemde Ahmet Davutoğlu’nun dış politikası ekseninde yazılar göreceğimiz kesin. Bunun yanı sıra İslamcıları Batı dünyasına yamamak için de elinden geleni ardına koymayacağı kesin. Sabah’a yeni başdanışman yazarının hayrını görmesini diliyoruz.


Tayyip Allah’a emanet

Tayyip’in konvoyundaki koruma araçlarından birisi, elektrik aksamındaki bir arıza nedeniyle yanmaya başladıTayyip’in geçtiğimiz günlerde çıktığı Edirne gezisi sırasında konvoyu büyük bir tehlike atlattı. Tayyip’in konvoyundaki koruma araçlarından birisi, elektrik aksamındaki bir arıza nedeniyle yanmaya başladı. Durumu fark edip araçtan inen korumalar tam motor kapağını açıp bakmak isterken araç patladı. Korumaların canını zor kurtardığı patlamadan sonra araç uzun uğraşlardan sonra söndürüldü.

Araçta çok büyük maddi zarar oluşurken aksilikler ve şaşkınlıklar nedeniyle ortaya ilginç durumlar çıktı. Korumalar önce yangın tüpü vasıtasıyla yangını söndürmeye çalıştılar. Ancak yangın tüpünün bitmesi üzerine korumalardan biri dükkanının önünü süpürmekte olan esnafın elinden fırçasını kaparak yangına müdahale etmeye kalkıştı. Ancak bu müdahalenin bir işe yaramayacağını anlaması pek uzun sürmedi. Neyse ki itfaiye yetişmişti. Ama o da ne! İtfaiyecinin elindeki hortumdan su gelmiyor. Çünkü itfaiyeciler heyecandan suyu açmayı unutmuşlar. Sonunda bu şaşkınlık da giderilmiş ve kimseye bir şey olmadan yangın söndürülmüş.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: