Prof. Dr. Türkkaya Ataöv |
Kennedy Teksas’ta vurulduğunda, Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson (190873) onu iki otomobil geriden izliyordu. Dürbünlü tüfekle yapılmış atışları işitmişti. Gün sona ermeden, başkanlık özel uçağı başkente yaklaşırken çarçabuk yapılan bir yemin töreniyle ülkenin yönetimini ele aldı. Daha seçimden önce başkan yardımcısı adayı olurken, Amerikan başkanlarından kimilerinin görevdeyken öldürüldüklerini ve kendinin bu yoldan bir şansı olduğunu söylemişti. Bu kısa törende, öldürülen Kennedy’nin anası gibi tutkulu bir kadın olan eşi (Lady Bird), kocası ile yargıç arasında durup burnundan derin derin soluyarak Beyaz Saray’ın yeni “Birinci Kadın”ı olmaya ilk adımını atıyordu. Johnson Teksas doğumlu, 1.90’ı aşan boyuyla sıradan bir sığır çobanı görünümünü çiziyordu. Kendine büyük bir çiftlik kurmuştu. Bu yoldan milyoner olmuştu. Kazanç merdivenlerini tırmanırken uyguladığı yöntemler arasında rakiplerinin kollarını bükmek de vardı. Houston’da kısa süre öğretmenlik de yaptı, ama bir Kongre üyesinin yardımcılığı sayesinde kapağı başkente attı. Siyasal yaşamı deneyimli siyasetçilerden Sam Rayburn’un koruyucu kanatları altında gelişti. Temsilciler Meclisi’ndeki ilk sandalyesini 1937’de kazandı, o zamanki Başkan F.D. Roosevelt’in güvenine erişti ve Senato’ya da 1949’da girdi. Altı yıl sonra da, Demokrat Partinin çoğunluk önderi seçildi.
Böylece, başında sık görülen geniş kenarlı şapkası ve Teksaslılara özgü gümüş boyun kordonuyla, “kovboy havası” eski başkanlardan Theodore Roosevelt’ten bu yana, Kongre’de ilk kez egemen oluyordu. Kendi partisi içindeki ve dışındaki kimi bölünmeleri ortak paydalarda birleştirmede bir becerisi vardı. Sırt sıvazlayan, dost canlısı görünümlü ve çenesi düşük biri gibi yaygın simgesine karşın, her şeyden daha çok siyasal güç sahibi olma peşindeydi ve bunun için neler yapılması gerektiğini Kongre’deki yirmi yıllık deneyimleriyle öğrenmişti. 1960’da başkanlık için tek başına Demokrat aday olmak bile istemiş, ancak Kennedy ailesinin güçlü fırtınasına karşı koyamamış, yardımcılıkla yetinmek zorunda kalmıştı. Kennedy’nin kurşunlanmasıyla istediğine başka bir yoldan kavuşmuş oldu. Öldürülen başkanın geri kalan bir yılını tamamladıktan sonra kendi başına ilk kez seçime katıldı, büyük farkla kazandı, ama özellikle Vietnam Savaşından ötürü öylesine destek yitirdi ki, bir sonraki hakkını kullanmaktan çekindi ve çiftliğine çekildi. İç siyasette vergi indirimi sağlayıp daha çok tutucu kümelere hizmet ettiyse de, insan hakları konusunda Afrika kökenlilere yarayan adımlarıyla bir tür “siyasal intihar” denemiş oldu. Ama Vietnam’da savaşı tırmandırmasına doğan tepki siyasetten çekilmesini zorunlu kıldı. Tonkin Körfezi’nde Amerikan savaş gemilerine saldırı olmadığını öğrenmiş olmasına karşın, çatışmaları sürdürebilmek için bu gerçeği halktan saklaması ve bir saldırı olmuş gibi açıklamada bulunarak karşılığında Kongre’den büyük bir para desteği koparması kendi geleceğini de yokuşa sürdü ve kuruttu. Oysa, 1964 seçimini kazanmıştı. Cumhuriyetçi rakibi Barry M. Goldwater Yahudi bir baba ve (yaşlılar meclisince yönetilen bir kilise örgütü olan) Presbiteryen (Presbyterian) bir anadan olma elli beş yaşında Arizona’lı bir siyasetçiydi. Komutanlara kendi kararlarıyla nükleer silâh kullanma yetkisi vermek isteyen aşırı ve tehlikeli bir tutucuydu. 1964’de Cumhuriyetçi Parti bu çizgideki tutucuların büyük etkisi altındaydı. Sonuç Goldwater gibi birinin adaylığı olmuştu. Yardımcısı olarak William E. Miller adlı hiç bilinmeyen birini seçti. Johnson’un kazanacağı daha başından belliydi. Hubert Humphrey diye birini yardımcılığına seçti. Ona şunu demişti: “Bir ay sonra, Amerikan Başkan Yardımcısı olacağını daha şimdiden bilmiyorsan, bu konumu hak etmedin demektir!” Ama Johnson sıradan bir zaferle yetinmek istemiyordu. Ezici bir fark yaratıp bir sonraki seçimi de etkilemek ve aradaki yılları istedikleri doğrultusunda daha kolay kullanmaktan yanaydı. Goldwater’ı, salt kendine karşı çıktığından ötürü, ezip geçmek istiyordu. Bu amaçla, on altı kişilik gizli bir kurul oluşturdu. İki çok yakın adamı bu kurulun başına geçip toplantıları ve konuşmaların akışını yönlendirdiler. Önce, Barry Goldwater’a karşı, onun adını taşıyan ve alt başlığında “Sağın Aşırısı” yazan bir kitap çıkardılar. Basında çok okunan köşe yazarlarından Ann Landers’e kendileri sanki sıradan yurttaşlarmış gibi Goldwater’ı kötüleyen çok sayıda mektup yolladılar. Rakibin seçim konuşmalarına kendi adamlarını sokup onu zor duruma sokacak sorular sordurttular. Dahası, Goldwater’ın seçim merkezine CIA gizli görevlisi E. Howard Hunt’ı yerleştirip rakibin konuşma metinlerini önceden ele geçirdikten sonra yanıtları hazırlayarak Johnson’un eline tutuşturdular. Danışmanları Cumhuriyetçi aday için eli silâh tetiğinde, nükleer bomba savurup atma delisi bir dengesiz olduğu görünümü yaratmasını öğütlediler. Seçim konuşmaları sırasında, oy verecek olanları sık sık “Kennedy’nin ruhu yukarıdan bizi izliyor!” diye uyarılarda bulunuyordu. Ya da şöyle buyuruyordu: “Nükleer silâhları ateşleyecek düğmelerin üstünde kimin parmağının olmasını istersiniz? Benim mi, Goldwater’ın mı?...Kırmızı hattaki doğrudan telefon çalıp uzak uçtaki kişi ‘burası Moskova’ dediğinde, onun karşısında ben mi olmalıyım, Goldwater mi?” Johnson bu sözleriyle ılımlı ve barışçı biri olduğu kanısını da uyandırabilir. Ancak, yakınlarına söylediği başka şeyler de var. Kremlin’e adam sızdırmaktan söz ettikten başka, yükselen ırkçı gerilimler karşısındaki şu tepkileri de biliniyor: “Herkes eşit yaratılmıştır, ama doğduğu anda bu eşitlik biter... Hanımlar, analar ve genç kızlar, ırza geçmeler üstüne yayınlanan sayılardan haberiniz var. (Zencilere gönderme yaparak) Kimlerin suçlu olduğunu sizden iyi bilen yok...” Newsweek süreli yayını Goldwater’ı “en hızlı silâh çeken adam” diye tanımlamıştı. Ulusal çapta yapılan bir kamuoyu yoklaması Amerikan halkının Goldwater’ı hastahaneye yatırılması gereken ve gerçeklerle orantısız derecede kuruntulu bir deli (paranoyak) olduğuna inandığını gösteriyordu. Ancak, Cumhuriyetçi aday da benzer biçimde saldırılardan geri kalmadı. Önce, Johnson’a ilişkin olarak “Bir Teksaslı Lyndon’a Bakıyor: Yasaya Aykırı Bir İktidar İncelemesi” adlı bir kitap bastırdı. Bu yayın oyları nasıl satın aldığını, daha ötesi, iş arkadaşlarını, giderek Başkan Kennedy’yi nasıl öldürttüğünü anlatıyordu. İlk basıldığı yıl Teksas’ta İncil’den daha fazla sattı. Johnson’un yardımcısı Humphrey için de “asker kaçağı” suçlamasında bulundu. Humphrey’nin askerlik yapmadığı doğruydu, fakat erteleme kararı almayı başararak gitmemişti. Günlüklere ve köşe yazarlarına art arda yazılar yollayarak Johnson’un milyonlarca doları yasadışı yollardan cebine nasıl indirdiğinin bilinen ve bilinmeyen hikâyelerini anlattılar. Eşi Lady Bird’ün radyo istasyonu sahipliği ve Johnson’un armağan diye tapularını istiflediği mülkler sıralandı. Johnson’un böbrek kanseri olduğu ve çok yaşamayacağı da dolaştırılan dedikodulardandı. Bu arada, “Kamuoyu Araştırması” adlı bir örgüt de ortaya çıkıp Goldwater yararına eğilimin artmakta olduğunu açıkladı. Sanki yansızmış gibi görülen bu kuruluş, gerçekte, bir Goldwater oyunuydu; üstelik, kamu oyu yoklamaları sürekli Johnson yararına çıkıyordu. Benzer biçimde, “Aktöresel Amerika İçin Analar” gibi çekici adlı bir başka örgütlenme de Goldwater yanlısı bir film yapmıştı ve Johnson’u “kötü”, Goldwater’ı da “iyi” gösteriyordu. Film Amerikan bayrakları ve Özgürlük Anıtı eşliğinde konuşmalar yapan bir Goldwater sunuyor, Johnson’u da göğüslükleri olmayan mayolu yarıçıplak kızlar, taş atan zenci çocuklar ve pencerelerinden boş bira şişeleri atılan altı kapılı otomobillerle birlikte gösteriyordu. (Johnson’un Teksas’tayken aracında bira içip boş şişeleri sokağa fırlatıp atmak gibi bir adeti vardı.) Bu filmi yapanlar da Goldwater’ın adamlarıydı ve film ırkçı içeriğinden ötürü gösterilmedi. Goldwater’ın çabaları hiç umulmadık bir anda neredeyse havadan bir armağan kazandı. Johnson’un Walter Jenkins adlı üst düzey yardımcılarından biri başkentteki YMCA otelinin erkekler ayakyolunda başka bir erkekle uygunsuz biçimde yakalandı ve olay kamu törel bilincini zarara uğratan bir dava konusu oldu. Johnson’a yıllarca hizmet etmiş olan öevli ve altı çocuk babasıydı. Ancak, beş martini kadehini yuvarladıktan sonra ayakyoluna gitmiş, orada bir erkekle gerçekten uygunsuz biçimdeyken bu türlü olayları izlemekle görevli olup değişik giyimlerle dolaşan üç sivil polisi karşısında bulmuştu. Johnson bu olayı rakipleri Cumhuriyetçi Partinin kotardığını savunurken, aynı Jenkins’in beş yıl önce aynı yerde başka biriyle aynı nedenden ötürü tutuklandığı açıklandı. “Bu olay eşimin papayı öldürdüğünün söylenmesi gibi inanılmaz” bir yorum diyen Johnson olayın duyulmasını engellemek için elinden geleni yaptıysa da, işin hikâye yanı haber kuruluşlarına ve günlüklere çoktan ulaşmıştı. Jenkins görevden ayrıldı. O haftalarda, Çin Halk Cumhuriyeti de ilk atom bombasını patlatmayı başarıp Amerika’nın saygınlığına bir darbe vurmuştu. Hava Kuvvetlerinde Jenkins’le birlikte bir ara görev yapmış olan Goldwater, “yani, bir Amerikan başkanlık seçimini bir eşcinsel ve komünistler sayesinde mi kazanacağız?” demiş, ama gene de kazanamamıştı. Jenkins olayının FBI ile ilişkiler açısından da beklenmedik bir yansıması oldu. Johnson danışmanı Jenkins olayını Federal Haber Alma Bürosu Başkanı J. Edgar Hoover’la konuşurken, “ne olduğunu anlamadım; bana bir şeyler öğretmen gerek; eşcinsel görünce böyle olduğunu ben bilemem; sen bilirsin” demişti. Bu sözlerin hedefi olan Hoover’ın da eşcinsel olduğu söyleniyordu. Bu söylentinin Johnson’un kulağına gelmediğini düşünmek olası değildi. Hoover deneyimi olmayan genç birini FBI’ın başkan yardımcılığına getirmiş, kendi geniş yöneticilik odası yanında ona da büyük bir yer ayırmıştı. Sonra anılarını yazan resmî araç sürücüsü gibi ilkelden tanıklar (Amerikan kültürüyle çatışmasına karşın) bu iki kişinin birbiriyle el ele tutuştuklarını ve başkanın özel konutunda zaman zaman kadın iç giysileriyle göründüğünü ileri sürmüşlerdi. Hoover, ABD başkanları dahil, bir çok kişinin özellikle cinsel ilişkileri konusunda dosyalar tutmuş ve herhalde bu sayede görevinde 48 yıl kalabilmişti. Johnson seçimi arayı çok açarak kazandı. O ana değin, hiç kimse bu denli yüksek yüzde (61.1) tutturamamıştı. Bu oranı daha sonra Nixon ve Reagan aşacaklardır. Ancak, Johnson’un bundan sonraki yılları Vietnam sorununa bir tür tutsaklık biçiminde geçti. Bu Güneydoğu Asya toprağında yarım milyon Amerikan askeri vardı, günlük harcama Amerikan halkına 80 milyon dolara patlıyordu ve o tarihte 16.000’i savaş alanlarında yitip gitmişti. 1968’de ikinci dönem yılı gelip çattığında, her ay ortalama bin Amerikan askeri ölmekteydi. Amerikan gençlerinin ağzındaki o günlere özgü tekerleme şuydu: “Hey Başkan, bugün kaç kişinin kanıdır akan?” İnsan haklarına ilişkin birkaç adım atmış ve bu da daha çok Amerikan siyahlarına yaramıştı, ama hemen hemen her kentte gösteri yapanlar da Afrika kökenli yurttaşlardı. Johnson 31 Mart 1968’de seçimlerde aday olmayacağını açıkladı ve siyaset alanını öteki partiden Richard M. Nixon’a bırakmış oldu.
|