15.06.2009/Sayı:240
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Yunus Yılmaz

Sermayenin vatanı da dini de var!

Erdoğan İsrail karşıtlarına çattı

Tayyip bile İsrail Cumhurbaşkanına “Siz, insan öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyerek sözde serzenişte bulunmuştu. Ama şimdilerde İsrail sermayesine karşı olanları faşistlikle suçluyor.

Tayyip yabancı yatırımla
ülkeyi kalkındıracak!

Son günlerdeki tartışmayı malum herkes biliyor. O tartışma da Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi işinin İsrailli firmaya verilmesidir. İşi yapan İsrailli firma olunca, doğal olarak herkesin tepkisini çekmişti. Çünkü Türk milletinin düşmanca duygular beslediği ülkelerin başında Amerika ve İsrail gelir. Çünkü herkes biliyor ki, bu işlerden kazanılan paralar Ortadoğu’daki halklara sıkılan mermi, top parası olmaktadır.

Sol duyulu(!) aklıselim insanların tepkisi de bu gerçeğe dayanmaktadır. O İsrail değil miydi daha düne kadar Filistinli insanları acımasızca katleden? Hatta Tayyip bile İsrail Cumhurbaşkanına “Siz, insan öldürmeyi iyi bilirsiniz.” diyerek sözde serzenişte bulunmuştu. Sözde Davos Fatihi Tayyip bile, bu gerçeği herkesin önünde dile getirmişti!

Ama şimdilerde İsrail sermayesine karşı olanları faşistlikle suçluyor. Yahudi sermayesine karşı olmak faşistlik ise Tayyip Davos’ta faşistliğin alasını yapmıştır! Fakat şimdilerde Yahudi sermayesini savunarak “Paranın dini, milleti, ırkı olmaz” diyor.

Ayrıca Tayyip, Amerikan ve Yahudi sermayesini savunduğu konuşmasında yabancı sermaye düşmanlığı yapanlara karşı şu sözleri sarf ediyor: “Yahu arkadaş gelip benim ülkemde yatırım yapacak. 500 milyon dolarlık, 1 milyar dolarlık yatırım yapacak, istemezsin. Yahu işsizlik diyorsun, işte buyur bak adam yatırım yapacak… Bakıyorsunuz bir başka yatırım yapılacak ‘istemeyiz’. Niye efendim? O bizim milletten değil’… Buraya fabrikayı kurduğu zaman buradan gitse fabrikayı alıp da mı gidecek? Adam burada çalışacak, kimi yanında istihdam edecek Ahmet, Mehmet, Fatma, Ayşe’yi. Onlara istihdam sağlayacak ve pazarı hazır burada. Ürettiğini de o pazara satacak. Biz ihracata dayalı bir ekonominin mensuplarıyız.”

Ülkemiz yaklaşık 60 yıldan fazladır devletçi ekonomi yerine serbest ekonomi ile kalkındırılmaya çalışılmakta ama bir türlü kalkınamamaktadır. Bu gerçeği görenler de yerli sermayeden, yerli zenginden umudu kesip bu sefer yabancısına umut bağlamıştır ama o da nafiledir. Çünkü yabancı sermayeye umut bağlama işi de yıllardır uygulanmakta olup, bir türlü netice vermemektedir.

Sermayenin vatanı vardır!

Tabii bu da Tayyip gibilerin yanlış bilgisinden kaynaklanmaktadır. Teoride paranın dini, milleti, vatanı yoktur ama pratikte bal gibi vardır! Aynı şekilde sermayenin de teoride dini, milleti, vatanı yoktur ama pratikte bal gibi vardır! Asıl dini, milleti ve coğrafyası olmayan para, sermaye değil, emektir.

Emeğin asıl sahibi olan işçiye emeğinin karşılığı, yani ücreti, yerküre üzerinde hakkı kadar verilmediğinden dolayı bir emek sömürüsü söz konusudur. Bu sömürüyü gerçekleştiren ise işveren, müteşebbis yani burjuvadır. Burjuva, proletaryanın (işçi) emeğini kendi belirlediği bir fiyattan satın alır ve proletaryanın emeğini daha yüksek fiyattan satarak kâr elde eder. İşte bu kâra sosyalist literatürde “artı-değer” denir.

Burjuva, teoride bu artı-değer kavramı nedeniyle zengin olmaktadır. Ama burjuvanın, özellikle Batı burjuvasının, asıl zenginliği emek sömürüsünden değil, Doğu halklarını sömürmekten gelmektedir. Yeraltı-yerüstü zenginliklerini hiçbir bedel ödemeden sömürmekten, hatta insanlarını köleleştirmekten gelmektedir.

Bu nedenle Doğu halkları sömürülüp fakirleşirken, Batı zenginleşmiştir. Batı Sanayi İnkılâbını gerçekleştirdiği ve coğrafi keşiflerde bulunmaya başladığı yıllardan itibaren zenginleşmeye başlamıştır. Bu zenginliğinin de en az 500 yıllık bir tarihi vardır. Son 500 yıldır elinde bulundurup, Doğu’dan çaldığı daha doğrusu Doğu halklarının kanlarıyla elde ettiği zenginliği, Batı tekrar Doğu halklarına kaptırmak niyetinde değildir. Bunun içinde Türkiye ve diğer mazlum milletler de vardır. İşte Tayyip gibi liberal ekonomiye tapanların da hesabı burada şaşmaktadır. Senin zenginleşmeni, kalkınmanı istemeyenlerden medet umarsan, evdeki hesap çarşıya tabii ki uymaz. Batı burjuvazisi senin işsizlik ve diğer ekonomik sorunlarını çözmek için değil, daha fazla sömürmek için gelmektedir! Örneğin Amerika, İsrail ve Batı, İran’ın neden zenginleşmesini istesin. İsrail hemen yanındaki Arapların zenginleşmesini ister mi? Örneğin Fransa, İtalya, Belçika, İspanya, eski sömürgelerinin kendinden daha zengin olmasını ister mi? Unutmayalım ki, bundan 85 yıl önce de İngilizler, Fransızlar ülkemizi diğer Doğu halklarını sömürdüğü gibi sömürmeye gelmişlerdi.

Yani Batı’nın zihniyetinde değişen bir şey yok iken, bizde işbirlikçi sayısında artış oldu. Serbest ekonomi yalanlarıyla Türkiye’yi Batı’ya sömürtmeye çalışanlar oldu. Madem Batı bu kadar iyi niyetliydi, Türkiye’yi AB’ye alma konusunda diğer üyelere şart koymadığı maddeleri ileri sürerek girişini neden engellemektedir? Öyle değil mi ya, AB’ye girelim biz de zenginleşelim. İşte tüm mesele de buradan kaynaklanıyor ya, senin zenginleşmeni istemedikleri için AB’ye almıyorlar zaten akıllım.

Senin zenginleşmeni istemeyen Batının, yani Batı burjuvazisinin senin ülkende yatırım yapmasıyla kalkınacağını zannediyorsun. Kaldı ki, Türkiye 5-10 büyük yabancı sermayenin gelmesiyle, hadi bilemedin 15-20 büyük yabancı sermayenin gelmesiyle kalkınmaz, işsizlik çözülmez, ekonomi iyileşmez. Bunu herkes biliyor, ama niyet birilerine bazı yerleri peşkeş çekmek, Batıya ve emperyalist devletlere yaranmak olunca iş değişiyor.

Tüm bu bilgiler ışığında şu sonuca varıyoruz: Dünyada küresel bir eşitlik yoktur, homojen değildir. Dünya Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmakta, Batı zengin iken, Doğu fakirdir ve Batı sömüren Doğu ise sömürülen olmaktadır. Bundan dolayı da para ve sermaye asıl itibariyle dünyanın batısında bulunmaktadır. Yani paranın ve sermayenin vatanı, dünyanın batısıdır. Ve paraya hükmeden de batıda olan beyaz ırktır!

Sermayenin ırkı da milleti de vardır!

Batı, zenginliğini sömürerek elde etmiştir, ama bu sömürü olayını bilime, felsefeye ve sosyolojiye uydurarak yapmıştır. Yani sömürme konusunda haklı olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Aydınlanma hareketleri ile kilise ve din adamları devre dışı bırakılıp yerine bilimsel olduğu ileri sürülen ve laik/seküler kültür yerleştirilince insanlar bu sefer din veya mezhep anlayışı ile birbirinin gırtlağını sıkmak yerine zenginliği ve parayı elde etmek için birbirinin gırtlağını sıkar olmuştur.

Bunun nedeni basittir. İnsanlar dinin baskılarından sıyrılınca kendini daha özgür hissetmiştir! En azından öyle olduğunu sanmıştır. Günah-sevap ikilemi arasından sıyrılan insan, günah diye düşünmekten korktuğu şeyi düşünmeyi özgürlük saymıştır. İnsan öldürmek bütün dinlerde günah iken, zengin olma uğruna insanların ölümüne sebep olmak, laik kültür anlayışıyla, önceleri mubah, sonrasında ise tekrar dini yorum ile Tanrı’nın, doğanın kanunu olduğu şeklinde yorumlanarak masumlaştırılmıştır.

Yani dini baskılardan sıyrılıp özgürleşen insan aklı, insanlığın hayrına hiç iyi şeyler düşünmedi. Bireyin aklı, kilise ve din adamı sömürüsü yerine bu sefer insanın insanı sömürdüğü kapitalist düzeni ortaya çıkarıp, bunu onaylamıştır. Bu da burjuvanın bilimsel diye ortaya sürdüğü laik/seküler kültür anlayışının ikame edilmesiyle gerçekleşmiştir. Yani artık uhrevi, ruhani sömürü yerini laik sömürüye bırakmıştır; yani idealist sömürüden sıyrılmaya çalışan insanlık, kendi yaratmış olduğu idealist düşüncenin tutsağı olmuştur.

İnsanın insanı sömürmesi haklılığını bilime mal etmek isteyen kapitalistler, önce dinin öğretilerine karşı Darwin’in öğretilerini çıkardılar, sonrasında Darwin’in görüşleri sosyolojiye de uygulanmaya çalışılınca, insan sömürüsünün haklılığı da sözde bilimsel olarak bir kez daha ortaya konulmuş oldu. “Darwinci toplumbilimciler uzun zamandan beri bilinen ‘güç siyasetini’ sanki doğal gerçeklere ve düşünceye dayanan bir öz kazandırıyorlardı. Şöyle ki: onlara göre; doğadaki türler gibi, uluslar ve ırklar da, yaşamı sürdürmek için savaşır, yarışırlardı; en güçlünün yaşamda kalması kaçınılmaz bir gelişimdi. Güçlü olmak yalnızca güvenlik için gerekli değil, yaşamı uzatma hakkının da kanıtıydı… En güçlünün yaşamını sürdürmesi ve egemenliğini kurması bir doğa kuralı olduğuna göre, daha yetenekli ırklar öbürlerini ezdiklerinde bu konuda ne bir açıklamada bulunmaları gerekliydi ne de özür dilemeleri. Toplumsal Darwincilere göre, gerekli üstünlüklere sahip ırk da Anglo-Saxon ırkından, hele onun Amerikan dalından başkası olabilir miydi?” (Türkkaya Ataöv, Amerikan Emperyalizmi Doğuşu ve Gelişimi, İleri Yayınları, s: 53)

Batılının laik kültürüne göre güçlü millet veya ırkın, zayıf olan millet veya ırkı sömürebilmesi bir doğa kanunu olduğu için emperyalist emeller gütmek kötü bir şey değildi. Emperyalistler bunu doğa kanunu yerine getirdikleri için de kendilerini ne Tanrıya ne de insanlığa hesap vermek zorunda hissetmediler. Bu nedenle Ortaçağda din ve mezhep sömürüsü ile ölen insanlardan daha fazlası insan aklının özgürleştirilmesiyle ölmüştür.

Batılılara göre zengin olmak için sömürmek doğa kanunu olduğu için, bu doğa kanununu uygulamasını en iyi kendisi yapabilirdi. İşte bunu, kendine uygun gören ırk da Anglo-Sakson ırkıdır. Aynı zamanda üstün bir ırk, millet olduğu için de para ve sermayeye en fazla sahip olması gereken ırktır.

Sermayenin dini de vardır!

Batı Avrupa’daki insanların Amerika’ya göçmesiyle oluşan Amerikan kültürü, aslında Batı kültürünün devamıydı ve büyük bir çoğunluğu da Anglo-Saksonlar tarafından oluşturulmuştur. Anglo-Saksonların Amerika’da oluşturmuş olduğu kültürün içinde Yahudilerin de büyük emeği vardır. Ortaçağ Avrupası’nda Katolik Hıristiyanlar tarafından dışlanan Yahudilerin büyük bir kısmı, coğrafi keşifler ile Amerika’ya göçmüştür. Örneğin göç yoluyla Amerika’ya giden İngiliz Yahudileri, ki bunlara Püritenler denir, Amerikan finansının da temelini oluşturmuşlardır. Amerikan finansında Yahudilerin önemini irdeleyen iktisatçı Werner Sombart’a göre de Amerika; damıtılmış bir Yahudi ruhudur.

Ortaçağ’da Batı Avrupa’dan dışlanan Yahudilerin bir kısmı da, uzak kıtalara göç etmek yerine din değiştirerek dininden dönmüş ve Hıristiyanlaşmış veya Hıristiyan olduğu izlenimi vererek özde Yahudiliğini koruyup, Batı Avrupa’da kalmıştır. Katolik Hıristiyanlığın yerine Protestan Hıristiyanlığın egemen olduğu İngiltere ve Hollanda’ya geri dönen bu gizli Yahudiler, dışlandıkları bu ülkelerde bu sefer büyük sermaye sahibi olarak yerini almıştır. Böylelikle hem Amerika’da hem de Batı Avrupa’da parayı yöneten sermaye sahibi olmuşlardır.

Dünyada da bu parayı yönetme işinin büyük bir çoğunluğunu ise İngiliz Yahudisi, diğer bir adıyla gizli Yahudi olan, Püritenler yapmaktadır. Avrupa’da reform hareketleri başlayınca da reformculuğun en büyük destekçileri işte bu gizli Yahudiler olmuştur. Bu iki din arasındaki etkileşim ile Protestanlık içinde Evangelist fikrin, yani özünde Yahudi öğretilerinin hakim olmasına neden olmuştur. Büyük bir çoğunluğunu Anglo-Saksonların oluşturduğu Evangelist Amerika’da Yahudilik ve Protestanlık inançları arasındaki birçok ortak dini öğretiler de buradan kaynaklanmaktadır. Evangelizmi ilk kullanan Martin Luther olmuştur. Kutsal kitaba yönelmek, öze dönmek olan Evangelizmi amaç edinenler, öze dönmeye çalışırken bu sefer kutsal kitap ile hiç alakası olmayan birçok öğretiyi esas aldı. Bu nedenle Yahudilerin seçilmiş halk ve kutsal toprakların sahibi olduğu Yahudi öğretisi de Protestan Hıristiyanlığın içine sokuldu. Böylece Protestan Hıristiyanlığın özü Yahudilik öğretileri ile doldu. Ve sonrasında özünde Anglo-Sakson ve Hıristiyan olan bu millet kendini kutsadı. Örneğin Amerikalı Papaz Josiah Strong “Ülkemiz” adlı eserinde şöyle diyor: “Nüfus üstünlüğü ve ardındaki zenginlikten gelen güçle birlikte, eşi görülmemiş bir enerjiye sahip olan bu ırk -diyelim en geniş özgürlük, en saf Hıristiyanlık, en yüce uygarlığın temsilcisi- kendi kurumlarını bütün insanlığa kabul ettirebilmek için özellikle saldırgan nitelikler geliştirecek, bütün dünyaya yayılacaktır… Bu güçlü ulus, Meksika’yı, Orta ve Güney Amerika’yı, denizdeki adaları, Afrika’yı ve ötesini ele geçirecektir.” (Age, s: 55)

Yine “Amerikan halkının önemli bir bölümü kendilerini Tanrı’nın onları özene bezene yarattığına ve özellikle onları seçerek sorumluluklar yüklediği bir ulus olduğuna inanır… Amerikan hükümetlerinden olayların yorumunda ve geleceğe yönelik kılavuzlukta İncil’den şaşmamalarını bekler olmuş ve savaş yanlısı tutuma gitgide yaklaşmıştır.” (Age, s: 60)

Yani burjuva, emperyalist emelini gerçekleştirmek için kapitalist düşüncesini bilime, felsefeye ve sosyolojik zemine oturttuğu gibi dine de uydurmuştur.

Anglo-Sakson laikliği özünde Yahudi öğretilerini barındırır

Bu da sermayenin milleti, hatta dini olduğu anlamına gelir ki, Amerikalı Anglo-Saksonlar böyle bir dini aslında yaratmışlardır! Zaten büyük bir çoğunluğunun mezhebi olan Protestanlık da Katolik mezhebine tepki olarak doğmuştur ki, “… dinler içinde hele Hıristiyan mezhepleri arasında, Protestanlığın laikliğe en çok bağdaşabilen bir inanç yolu olduğu söylenebilir. Yeni bilgilere genelde açık olan bu mezhep Amerika’da başından bu yana en ağırlıklı kilise düzenini simgelemiştir. Protestan töresi çalışmayı gerektirir; bu çaba da başarıyı getirecektir; ancak, başarının ölçüsü para kazanmaktır. Bu çabanın içinde bilginin, özellikle uygulamada işe yarayan türünün, önemli bir yeri vardır.” (Age, s: 61).

Aslına bakılırsa Anglo-Saksonlara göre Protestanlık bir mezhepten ziyade başlı başına bir dindir. Ve bu din laik-idealist düşünceyi içinde barındırdığı gibi idealist din düşüncesini de içinde barındırarak kapitalist dünya görüşünün geliştirilmesinde etkili olmuştur. Fakat unutulmamalıdır ki, kapitalist dünya görüşünün temelini Yahudilik öğretileri oluşturmaktadır. Çünkü Yahudilik zenginliğe önem vermektedir. Ayrıca birçok dinde faiz haram iken Yahudilikte helaldir. Kapitalizmi ortaya çıkartacak tüm unsurlar Yahudilik dininde serbest olduğu için de Yahudilik kapitalizme uygun bir dindir.

Zaten Yahudilik kapitalizme uygun bir din olduğu için de en büyük kapitalist devlet olan Amerika’nın kapitalist sermayenin oluşumunda, “Amerikan iş yaşamında yer alan Yahudi sayısı hiçbir zaman ilk bakışta göründüğü kadar küçük olmamıştır. Çıkardıkları en ufak ses, yeryüzünün bütün insanlarının diline doladığı yarım düzine kadın ya da erkek, ünlü multimilyoner arasında Yahudi yok diye, Amerikan kapitalizminin zorunlu olarak Yahudi öğesinden yoksun olduğunu düşünmek yanlıştır.” (Werner Sombart, Kapitalizm ve Yahudiler, İleri Yayınları, s: 53)

Yahudilik öğretileri reformcu Hıristiyanlar tarafından benimsenince de Protestan Hıristiyanlığın bağrında çıkan seküler, yani laik kavramının da; özünde bilimsel bir kavram olduğu yerine, idealist bir din düşüncesinin ürünü olduğu ile karşı karşıya kalıyoruz. Özetle bugün Protestan Hıristiyanlığı benimseyen, ama devlet yönetiminde dini tanıyan Batılı ülkeler ile İsrail gibi bir Şeriat devletinin, dini bir devlet görüntüsü vermek yerine seküler (dünyevi) olduğu izlenimi vermesinin altında yatan neden de budur.

Para hem tanrımız hem de sömürü aracımız

Bugün insanlığın işsizlik, fakirlik ve açlık içinde çırpınmasına neden olan da Anglo-Saksonun kendi eliyle yaratmış olduğu idealist ama bir o kadar da laik dinidir. Din laik olur mu demeyin. İnsanlığın kendi yarattığı seküler (dünyevi) ise yarattığı din de özde idealist ama sözde laik olacaktır doğal olarak. Aslına bakılırsa insanın insanı sömürmesi bir Tanrı buyruğu değildir ama ortada insanın kendi eliyle yaratmış olduğu paranın ve o paranın idealist liberal bir dini olunca da insanın insanı sömürmesi de kaçınılmaz hatta mübah oluyor.

Yani aslında ortada sayıca çok din yoktur. Tek bir din vardır insanın kendi eliyle yarattığı liberalizm dini ve onun tanrısı para. İdealist fikirlerden arınacağız diye yola çıkarken kendi aklımızla üretmiş olduğumuz sözde bilimsel ama özde idealist fikirlerin üzerini laik/seküler bir örtü ile örtüp insanlığa sununca, insan insan olmaktan çıktı. Homo Sapiens’ten Homo Economicus’lara dönüştük. Homo Sapiens olarak kalmak isteyenleri ise öcü muamelesi yapıp dışladık, hatta öldürdük. Bize bu dini dayatanlar ise, sözde hep demokrat oldular. Bu dinin gereklerini yerine getirmeyenler ise anti-demokrat oldu.

Biz bu dünyada toplumcu olarak, sosyalist olarak en önemlisi insan olarak yaşamak istiyoruz. Sözde Müslümanlığı kimseye bırakmayan ama Yahudi dinin öğretilerine de dünya gerçekliği diye tapan Tayyip ve diğer sözde Müslümanlar gibi Homo Economicus mutant canlısına dönüşmek istemiyoruz. Neden herkesin, Yahudi dinin öğretilerini dünya gerçeği olarak benimsemesini istiyorsunuz ki? Biz Yahudi, liberal dininden değiliz, siz o dine gizliden gizliye sempati duyuyor hatta inanıyor olabilirsiniz! Ama bizim dinimiz liberalizm olmadığı gibi tanrımız da para değildir.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: