15.06.2009/Sayı:240
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Bu kavganın sonu ayrılık

Yiğit BultDoğan Medya’da bu kez de çok şiddetli bir iç savaş başladı. Savaşan tarafların biri Vatan gazetesinin ulusalcı yazarı Yiğit Bulut, diğeri ise amiral gemisi Hürriyet’in kaptanı Ertuğrul Özkök. Ancak bu kapışma medya camiasında her gün şahit olduğumuz polemiklere pek benzemiyor. Çünkü Fethullah’ın Zaman’ı ve Ciner’in Habertürk’ü de kavgaya dahil olmuş durumdalar ve herkes bu kavgadan nemalanmaya çalışıyor.

Her şey Yiğit Bulut’un “Evrime inananlara inanamıyorum” başlıklı yazısıyla başladı. Söz konusu yazısında evrimi sorgulayan Bulut, biraz matematik bilen birinin evrime inanamayacağını iddia etti: “(...) bir tahtanın bir ‘pencere’ olma ihtimalinin ‘olmadığı’ bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin ‘bir zekanın müdahalesi’ olmadan bugün gördüğümüz ‘mükemmel bizi’ ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç? Yorulmayın ben söyleyeyim; matematiksel olarak böyle bir ‘ihtimal’ yok! Bu gerçeğe ‘dünyanın oluşumu’, ‘yerçekimi’ gibi kanunların da oluşumunu ekleyin! Tekrar ediyorum; böyle bir ‘ihtimal’ matematiksel olarak ‘ifade edilemez’! Biraz ‘matematik’ bilen, evrim gibi bir ‘saçmalığa’ asla inanamaz! Bana kendi başına ‘oluşan tek bir pencere’ gösterin, ben de inanacağım!”

Bulut, hemen ertesi günü devam yazısında evrime inandığını ancak evrimin sistemi kuran büyük zekanın sisteme kattığı bileşenlerden biri olduğunu belirtti: “Sevgili dostlar, canlı-cansız bütün sistemler ‘sürekli evrim’ halindedir! Evren ‘dışa doğru genişlemeye’ yani evrimine devam eder! Bu inkar edilemez! Ama bu evrim ‘ilk yaratılış sırasında’ konan ‘kuralların içinde kalır’! Ve biz tahmin edilebilen veya algıladığımız kadarıyla ‘öngörebildiğimiz’ bu yapıya ‘düzen’, sıçramalara da ‘düzensizlik’ deriz!

Sonuç: Evren, maddenin yapısı, hücre, organizma ve ‘bizim içinde bulunduğumuz’ algılama ile ‘logaritmasını yazamadığımız’ her olay, ‘üst algılama seviyeleri’ için rahatlıkla görülebilecek mükemmel ‘matematik’, ‘sebep-sonuç’ denklemlerine göre işler. Algılayamadığımız ‘bölümler’ için herkes kendine göre ‘mekanizmalar’ kurar! Kimi ‘kuantum’ der kimi ‘Bundan sonrasına sadece inanılır sorgulanmaz’ der! Algılama düzeyimiz arttıkça göreceğiz ve bileceğiz ki; evrenin özündeki ‘matematik gerçeklere dayanan sebep-sonuç’ yasaları kesindir ve ‘elle tutulabilir, kağıda dökülebilir’ hale gelebilir.

Son söz: Evrim gerçektir, süreklidir ve ‘sistemi kuran’ büyük zekanın sisteme kattığı ‘bileşenlerden’ biridir! Sistemin ‘özü’ veya ‘sistemi yaratan’ kavram değil!”

Yiğit Bulut, özellikle de şu dönemde evrimi inkar edip yaradılışçı görüşleri haklı çıkaran fikirleri ortaya sürünce doğal olarak okur kitlesinden sert tepkiler aldı. 2-3 günlük bir aradan sonra da bütün bu eleştirilere içerlemiş olarak oturup bir cevap yazısı döşendi: “‘İtici güç’ demek, ne büyük ‘ayıpmış’!” başlıklı yazısında özetle şunları yazdı: “Sevgili dostlar, ‘Big Bang’ yerine Einstein’ın terimi ile ‘ilk itici güç’ dediğim için bana bile, evet bana bile ‘mürteci’ diyecek kadar ileri gidenlerin, ‘her şey tesadüftür’ diyenlere karşı ‘yaratıcı zeka’ kavramını hiçbir ‘dini’ motif kullanmadan tercih ettiğim için beni ‘afaroz’ eden yazarların olduğu bir ülkede, benim artık ‘irtica’ diye ayağa ‘kaldırıldığımız’ dönemlere karşı şüphelerim var! EVET VAR! Ne ucuzmuş bu ‘mürteci’ damgası! İşte asıl ‘tutuculuk’ burada! Sorgulamaya bile ‘tahammül’ yok!

Dostlarım, ben şunu gördüm ki; ciddi konulara ‘dalmak’ ve ‘beraber sorgulayalım’ demek büyük bir suç. ÖZÜR DİLİYORUM... Ben de artık ‘balinaları, uzaylıları, bağları, bahçeleri, üzümü, kayısıyı, sirkeyi, şarabı’ yazacağım! Ben de artık ‘kimseyi eleştirmeden’ kızıma-çocuğuma büyük paralar ile TRT’de dizi çektireceğim! Hatta ‘artist’ olup ben de oynayacağım! Başbakan’a ‘oskar’ verip, kızınca ‘oskarı’ geri alacağım! ‘Ne oluyor’ diyenlere de ‘kara gömlekli, kara vicdanlı’ diyeceğim!

Söz veriyorum; ben de artık ‘cesur’ denemeler yerine ‘günü masallarla’ geçireceğim! Dostlarım, fikir tartışması bizim neyimize! Boşuna gelmemiş bu ülkede ‘hak etmeyenler, hak etmedikleri her’ yere! Ve boşuna ‘sirkeyle’ yıkanıp, üzüm suyuyla ‘duş’ almamışlar her gece!

Son söz: Bu ülkede ‘şarabı’ yazmak çok kolay... Ama ‘yaratıcı olabilir’ demek ‘engizisyonluk’ suç!”

Yiğit Bulut bu serzenişle birlikte iyiden iyiye gericilerin zeminine kaymaya başladı. Hatta öyle ki, Fethullah’ın ana gazetesi Zaman, Yiğit Bulut’u savunan bir haber yaptı ve Zaman’ın köşe yazarları da Doğan Medya’ya konu üzerinden yüklenmeyi ihmal etmediler.

Yiğit Bulut bir taraftan kendisini eleştirenlere serzenişte bulunurken diğer taraftan da Ertuğrul Özkök ile bir savaş başlattı. Çünkü yazısında eleştirdiği balinaları yazan, kızına TRT’de dizi çeken ve hatta artist olup oynatan, şarabı yazan yazar, Ertuğrul Özkök’ten başkası değildi.

Ertuğrul Özkök ise “Ben durup dururken dans ederim” başlıklı yazısında şöyle yazıyordu: “GÖMLEĞİ kara, ruhu ondan da kara kafalar, balinayı anlamaz. Balina gören insanın heyecanını ise hiç anlamaz. Yalnız bir balina, Akdeniz’de ne arar, o denize nasıl düşmüştür, merak etmez. Üzülmez. (...) Yaz başladı. Hımhımların, kara gömleklilerin, kara ruhların mevsimi kapanıyor. Hepinize iyi ve mutlu bir yaz diliyorum.”

Yiğit Bulut ise “Saros Körfezi’nde Penguen gördüm” başlıklı yazısında şöyle yazdı: “İnanın, bunu çok samimi söylüyorum; ‘bizden’ olmayan ama ‘bizdenmiş gibi’ yazan, şarkı söyleyen, düşünen, konuşanların ‘etki alanları’ çok ama çok daraldı! Değişimi anlayamayıp ‘yok olup’ gittiler!

Bu bir geçiş dönemi, renk süreci! Herkes ‘rengini’ belli ediyor! Bu süreç sonunda bana göre ‘tasfiye’ tamamlanacak ve ‘kalanlar bizim olacak.’

Bu noktada ‘işi bitenlere de’ bir çağrım var; bundan sonra bol bol uzaylılarla sohbet edip, balinalarla ‘yarenlik’ etsinler! Biz yolumuzu buluruz, bizi merak etmesinler! Hatta onlarsız çok daha iyi buluruz!”

Bütün bunların üstüne Yiğit Bulut’un önceki Pazar günü gidip Zaman gazetesine röportaj vermesi ise tartışmaya adeta tüy dikti. Böylece Fethullah’ın ana gazetesi bir kez daha Doğan’ın amiral gemisi ile karşı karşıya geldi. Çünkü bu röportajda Yiğit Bulut, Ertuğrul Özkök’ü hedef gösterdi. Doğan grubu ile AKP arasındaki kavgayı çıkaranların Aydın Doğan’ın etrafındaki Beyaz Türkler olduğunu belirten Yiğit Bulut, Ertuğrul Özkök’ü isim vermeden ağır bir şekilde eleştirdi: “Bugün aslında birbirine karşı görünen insanlar aynı kökten geliyor. Aydın Doğan, tam bir Anadolu insanıdır. İslam dininin gereklerini yerine getiren, manevî tarafı güçlü olan, ortak değerlere saygılı olan biridir. Başbakan Erdoğan aynı şekilde... Aralarında sanki bir kavga varmış gibi görünüyor. Araya giren Beyaz Türkler bu kavgayı çıkarıyor. Kalkıp da işte ‘ben bunu haber yaparım, siz de benim patronuma saldırırsınız’ diye ortalığı tahrik ederseniz, çıkardığı kavgadan nemalanan insan olursunuz.

Bu adamlar varlığını buna borçlu. Bugün Başbakan Erdoğan’la başkasını kavga ettirmek değil sadece. Geçmişteki hükümetlerle patronlar arasındaki kavgayı kimin çıkardığına bakın. Önce kavgayı çıkarıyor, kavgayı yönettiğini iddia ediyor, sonra yönettiği süreçten nemalanmaya başlıyor.

Bu manevî bir nemalanma, makamsal bir nemalanma. Kavga çıkaran bu Beyaz Türkleri aradan çekmemiz lazım. Bizim onlara ihtiyacımız yok.”

Yiğit Bulut son olarak “Ergenekon soruşturması sürecinde saat 5’lerde 6’larda insanların gözaltına alınması eleştirilebilir. Ergenekon operasyonu Türkiye’nin içine yerleşmiş bir zümrenin sökülüp atılmasına yönelik bir operasyon. En başta ben inanılmaz karşıydım ama gelişmeleri gördükçe ve özellikle yurtdışı bağlantılarını gördükçe... Alman bağlantısını bulabilecekler mi çok merak ediyorum.” diyerek dönüşünü tamamlamış oldu. Bilindiği gibi Bulut, ta başından beri Ergenekon operasyonlarına en sert tepkiyi gösteren gazetecilerin başında geliyordu. Onun bu kadar kolay ikna olması geldiği noktayı ortaya koyması bakımından önemli.

Ertuğrul Özkök ve Yiğit Bulut öyle bir kapışmaya girdiler ki, birinden biri mutlaka gidecek. Nitekim 27 Mayıstan beri Yiğit Bulut’un Referans gazetesinde yayınlanan yazılarına ara verilmesi de bu kanımızı güçlendiren bir gelişme.

Bu arada Ciner Grubu da Habertürk gazetesi aracılığıyla kavgaya müdahil oldu ve Özkök ile Bulut arasındaki kavgayı hararetlendirmeye çalıştı. Son çıkan dedikodulara göre zaten Yiğit Bulut da Ciner’le anlaşmış. Bu dedikodular doğruysa, çıkmaya başlarken Hürriyet’ten Pakize Suda ve Ercan Kumcu’yu koparan Ciner, Doğan Grubu’nun en ulusalcı yazarını da koparacak.


Maskot Ufuk ÖDP’yi bölüyor

ÖDP22 Temmuz seçimlerinden sonra TBMM’ye Ufuk adında bir maskot kazandıran Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), bölünmenin eşiğine geldi.

22 Temmuz seçimlerinden önce başlayan parti içi tartışmalar, parti içinde iki ayrı kanadın çıkmasına neden olmuştu. 20 Haziran’da Ankara’da toplanacak olan parti kongresinde bölünmenin kesinleşeceği ve Ufuk Uras ve ekibinin partiden ayrılacağı dedikoduları ayyuka çıkmış durumda.

Özellikle Ergenekon operasyonunun başlamasından sonra nasıl tavır alınacağı üzerine parti içinde sert tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar olmuştu. Ufuk Uras, bildiğiniz gibi Ergenekon sürecinde adeta hükümet sözcüsü gibi davrandı ve Meclis’e girdiğinden beri hem AKP’lilerle hem de Zaman gazetesi gibi çevrelerle arası oldukça iyi. 22 Temmuz seçimlerinde partisinin aldığı seçimlere katılmama kararına uymayarak bağımsız aday olan ve DTP’nin desteğiyle Meclis’e giren Uras, bu hareketiyle parti içindeki ayrılığı güçlendirmişti. Özellikle Dev-Yolcu kanatla ciddi sorunlar yaşayan Ufuk Uras, son yapılan kongrede de genel başkanlığı Hayri Kozanoğlu’na bırakmıştı. Haftasonu yapılacak kongrede Ufuk Uras ve ekibinin partiden ayrılacağı ve yeni bir oluşumla yollarına devam edecekleri kesinleşmiş gibi.

Ergenekon meselesi dışında Ufuk Uras’ın AKP’lilerle, başta Tayyip ve Gül olmak üzere, çok sıkı ilişkileri olması, hem türban oylamasında hem de Gül Cumhurbaşkanı seçilirken Meclis’e girip oy kullanması da parti içindeki rahatsızlığa tuz-biber ekmişti.

Zaten Ufuk Uras’ın yeni bir oluşum için düğmeye bastığı müjdesini(!) de Zaman gazetesi verdi. Zaman gazetesinin haberine göre, aralarında Mithat Sancar, Alevi-Bektaşi Federasyonu, 10 Aralık Hareketi gibi kişi ve kuruluşların yer aldığı A’dan Z’ye Hareketi’ni kuran Ufuk Uras, bir basın toplantısı düzenleyerek, “Ortak bir zeminde ortak bir mücadele şiarıyla solu iktidar seçeneği yapmak gerekiyor. Dar grup solculuğuyla bir yere varılamıyor. Emek eksenli demokrasiden ve gerçek laiklikten yana bir hareketin başarılı olacağını düşünüyorum.” demiş.

Ufuk’un kuracağı yeni partinin ne biçim bir parti olacağı ise henüz tam olarak netleşmedi. Belki de ajan gazete Taraf, kendine bir parti bulmuş olacak. Ne de olsa çizgi itibariyle ikisinin arasında bir fark yok.

22 Temmuz seçimlerinden sonra Meclis’e giren tek sosyalist olmakla övünen Ufuk Uras, ola ola AKP’nin oyuncağı olunca kendi partisi bile ancak bu kadar dayanabildi. Ufuk’un kuracağı parti, hiç kuşkunuz olmasın, daha liberal, daha AKP’ci, daha Kürtçü, daha AB’ci bir parti olacak. Bildiğiniz gibi daha önce de bölünen ve içinden SDP gibi Kürtçülükten başka numarası olmayan bir parti çıkaran ÖDP, bakalım Ufuk Uras önderliğinde nasıl bir ucubeyi karşımıza çıkaracak?


Derdini de al git!

Tayyip ErdoğanTayyip, geçtiğimiz günlerde yine çok tartışılacak sözler sarfetti. Geçtiğimiz hafta NTV’de Murat Akgün’ün programına konuk olan Tayyip, gündemdeki konulara ilişkin önemli mesajlar verirken kendisi hakkındaki bir sırrı da bizimle paylaştı sağolsun.

Tayyip’in açıklamalarından özellikle dikkat çeken, kuşkusuz RTÜK Başkanı Zahid Akman ile ilgili olandı. Son zamanlarda kamuoyunun en çok tartıştığı isimlerin başında gelen Zahid Akman’a sahip çıkan Tayyip, “Bu arkadaşımız bildiğimiz kadarıyla temiz bir arkadaşımızdır.” dedi ve Bülent Arınç’ın Akman’ı istifaya davet etmesi ile ilgili de “Bülent Bey böyle bir yaklaşım içerisinde bulunabilir. Onun kişisel kanaatidir.” diyerek de Arınç’a karşı “Başbakan arkamda” diyen Akman’ı korumuş oldu.

Bütün bu açıklamalarının hepsinden önemlisi de Tayyip’in “samimi” bir itirafıydı. Söz konusu Tayyip olunca laf dönüp dolaşıp Tayyip’in üslubuna geliyor. Bu konu ile ilgili kendisine sorulan soruyu yanıtlayan Tayyip, “Sağ olsun medya bu işi karıştırıyor. Sürekli söylüyorlar siyasette üslup sorunu, vesaire gibi... Bakıyorsunuz bir köşe yazarı çıkıyor. Bugüne kadar benim şahsımla ilgili hakaret içeren oran yüzde 90’ı buluyor. Bu başbakanın yaptığı hiç hayırlı iş yok mu ya? Bir gün de Allah aşkına ’Ya bu Başbakan şu hayırlı işi yaptı, şurada şu okulları açtı, şurada şu hastaneleri açtı, şurada adalet saraylarını açtı...’ Bunları da görmeyecek misiniz?” diyor.

Sağolsun Tayyip, ne zaman bu soru sorulsa bütün sorumluluğu medyanın üzerine yıkmaya çalışıyor. Zannedersiniz ki, karşınızda melek gibi bir adam var da medya onu öcü gibi göstermeye çalışıyor. Niye benim yaptığım açılışları yazmıyorsunuz diyor. Senin işin hastane açılışı yapmak mı? Niye gazeteler senin yaptığı açılışları yazmak zorunda olsun? Bir de bunu yaparken bile bağırıp çağırıp külhanbeylik taslıyor. Ha, sonradan bir de kalkıp “Ben dertliyim dertli, sinirli değil” diye kendini acındırıp üste çıkmaya çalışıyor ama bunu yaparken bile aslında sinirden titriyor.

Tayyip dertli olduğunu söylüyor söylemesine de biz derdinin ne olduğunu anlayamadık bir türlü. Allah nazarlardan saklasın oğlunun “gemiciği” tıkır tıkır işliyor, üçüncü uçağı da aldı, daha ne derdinden bahsediyor? Kendini kime acındırmaya çalışıyorsun? Bizim bildiğimiz dertli olan bir insan kendi içine kapanır, çevresiyle alakasını asgariye indirir, bir köşede sessiz sessiz derdini çeker. Ama Tayyip dertlendikçe milleti fırçalıyor. Nasıl bir dertse bu?

Bir de tutmuş bu sinirlilik halinin asli bir özelliği olmadığını söylemiş. Zannımca üstlendiği görev onu bu kadar dertli hale getirdi. Tayyip’in bu kadar dertli olmasının cezasını ise Türk milleti çekiyor. Kendisine tavsiyemiz:

Tayyip derdini de al git!


Arınç evine, F-1 senin neyine!

Arınç evine, F-1 senin neyine! AKP’nin çiçeği burnunda bakanı Bülent Arınç geçtiğimiz hafta Tuzla- İstanbul Park’taki Formüla-1 yarışlarına katıldı, ama izleyici olarak. Medyada yer alan haberlere göre ilgi açısından oldukça zayıf geçen Formüla-1 yarışlarının İstanbul ayağından hatırlarda yandaki kare kaldı. Yarışmanın bitiminden sonra birinci olan İngiliz Jenson Button’a kupasını veren Bülent Arınç hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı. İlk başlarda oldukça neşeli görünen ve etrafa gülücükler saçan Arınç, yarışın galibi Button’a kupasını verdikten sonra bütün neşesini kaybetti. Bugüne kadar bırakın gidip pilotlara kupa vermeyi bir Formüla-1 yarışını televizyondan bile izlemediği belli olan Arınç, Button’un suratında patlattığı şampanya ile şaşkına döndü. Çabuk toparlanan Arınç, arkasını dönerek kaçmaya başladı ancak ıslanmaktan kurtulamadı. Arınç’ı kısa bir süre kovalayan Button ise daha sonra Arınç’ın peşini bırakarak kutlamasına devam etti. Ancak Arınç’ın kısa süren şaşkınlığı başından aşağı şampanya boca edilmesine yetti de arttı bile. Böylelikle F-1 adeti yerine geldi gelmesine ama Arınç da günahtan günaha girmiş oldu. Buradan kendisine geçmiş olsun derken şunu da eklemeden geçemeyeceğiz; Spor Bakanı değilsin bir şey değilsin, ne işin var Formüla pistinde!



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: