Bu kavganın sonu ayrılık
Doğan Medya’da bu kez de çok şiddetli bir iç savaş başladı. Savaşan tarafların biri Vatan gazetesinin ulusalcı yazarı Yiğit Bulut, diğeri ise amiral gemisi Hürriyet’in kaptanı Ertuğrul Özkök. Ancak bu kapışma medya camiasında her gün şahit olduğumuz polemiklere pek benzemiyor. Çünkü Fethullah’ın Zaman’ı ve Ciner’in Habertürk’ü de kavgaya dahil olmuş durumdalar ve herkes bu kavgadan nemalanmaya çalışıyor.
Her şey Yiğit Bulut’un “Evrime inananlara inanamıyorum” başlıklı yazısıyla başladı. Söz konusu yazısında evrimi sorgulayan Bulut, biraz matematik bilen birinin evrime inanamayacağını iddia etti: “(...) bir tahtanın bir ‘pencere’ olma ihtimalinin ‘olmadığı’ bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin ‘bir zekanın müdahalesi’ olmadan bugün gördüğümüz ‘mükemmel bizi’ ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç? Yorulmayın ben söyleyeyim; matematiksel olarak böyle bir ‘ihtimal’ yok! Bu gerçeğe ‘dünyanın oluşumu’, ‘yerçekimi’ gibi kanunların da oluşumunu ekleyin! Tekrar ediyorum; böyle bir ‘ihtimal’ matematiksel olarak ‘ifade edilemez’! Biraz ‘matematik’ bilen, evrim gibi bir ‘saçmalığa’ asla inanamaz! Bana kendi başına ‘oluşan tek bir pencere’ gösterin, ben de inanacağım!”
Bulut, hemen ertesi günü devam yazısında evrime inandığını ancak evrimin sistemi kuran büyük zekanın sisteme kattığı bileşenlerden biri olduğunu belirtti: “Sevgili dostlar, canlı-cansız bütün sistemler ‘sürekli evrim’ halindedir! Evren ‘dışa doğru genişlemeye’ yani evrimine devam eder! Bu inkar edilemez! Ama bu evrim ‘ilk yaratılış sırasında’ konan ‘kuralların içinde kalır’! Ve biz tahmin edilebilen veya algıladığımız kadarıyla ‘öngörebildiğimiz’ bu yapıya ‘düzen’, sıçramalara da ‘düzensizlik’ deriz!
Sonuç: Evren, maddenin yapısı, hücre, organizma ve ‘bizim içinde bulunduğumuz’ algılama ile ‘logaritmasını yazamadığımız’ her olay, ‘üst algılama seviyeleri’ için rahatlıkla görülebilecek mükemmel ‘matematik’, ‘sebep-sonuç’ denklemlerine göre işler. Algılayamadığımız ‘bölümler’ için herkes kendine göre ‘mekanizmalar’ kurar! Kimi ‘kuantum’ der kimi ‘Bundan sonrasına sadece inanılır sorgulanmaz’ der! Algılama düzeyimiz arttıkça göreceğiz ve bileceğiz ki; evrenin özündeki ‘matematik gerçeklere dayanan sebep-sonuç’ yasaları kesindir ve ‘elle tutulabilir, kağıda dökülebilir’ hale gelebilir.
Son söz: Evrim gerçektir, süreklidir ve ‘sistemi kuran’ büyük zekanın sisteme kattığı ‘bileşenlerden’ biridir! Sistemin ‘özü’ veya ‘sistemi yaratan’ kavram değil!”
Yiğit Bulut, özellikle de şu dönemde evrimi inkar edip yaradılışçı görüşleri haklı çıkaran fikirleri ortaya sürünce doğal olarak okur kitlesinden sert tepkiler aldı. 2-3 günlük bir aradan sonra da bütün bu eleştirilere içerlemiş olarak oturup bir cevap yazısı döşendi: “‘İtici güç’ demek, ne büyük ‘ayıpmış’!” başlıklı yazısında özetle şunları yazdı: “Sevgili dostlar, ‘Big Bang’ yerine Einstein’ın terimi ile ‘ilk itici güç’ dediğim için bana bile, evet bana bile ‘mürteci’ diyecek kadar ileri gidenlerin, ‘her şey tesadüftür’ diyenlere karşı ‘yaratıcı zeka’ kavramını hiçbir ‘dini’ motif kullanmadan tercih ettiğim için beni ‘afaroz’ eden yazarların olduğu bir ülkede, benim artık ‘irtica’ diye ayağa ‘kaldırıldığımız’ dönemlere karşı şüphelerim var! EVET VAR! Ne ucuzmuş bu ‘mürteci’ damgası! İşte asıl ‘tutuculuk’ burada! Sorgulamaya bile ‘tahammül’ yok!
Dostlarım, ben şunu gördüm ki; ciddi konulara ‘dalmak’ ve ‘beraber sorgulayalım’ demek büyük bir suç. ÖZÜR DİLİYORUM... Ben de artık ‘balinaları, uzaylıları, bağları, bahçeleri, üzümü, kayısıyı, sirkeyi, şarabı’ yazacağım! Ben de artık ‘kimseyi eleştirmeden’ kızıma-çocuğuma büyük paralar ile TRT’de dizi çektireceğim! Hatta ‘artist’ olup ben de oynayacağım! Başbakan’a ‘oskar’ verip, kızınca ‘oskarı’ geri alacağım! ‘Ne oluyor’ diyenlere de ‘kara gömlekli, kara vicdanlı’ diyeceğim!
Söz veriyorum; ben de artık ‘cesur’ denemeler yerine ‘günü masallarla’ geçireceğim! Dostlarım, fikir tartışması bizim neyimize! Boşuna gelmemiş bu ülkede ‘hak etmeyenler, hak etmedikleri her’ yere! Ve boşuna ‘sirkeyle’ yıkanıp, üzüm suyuyla ‘duş’ almamışlar her gece!
Son söz: Bu ülkede ‘şarabı’ yazmak çok kolay... Ama ‘yaratıcı olabilir’ demek ‘engizisyonluk’ suç!”
Yiğit Bulut bu serzenişle birlikte iyiden iyiye gericilerin zeminine kaymaya başladı. Hatta öyle ki, Fethullah’ın ana gazetesi Zaman, Yiğit Bulut’u savunan bir haber yaptı ve Zaman’ın köşe yazarları da Doğan Medya’ya konu üzerinden yüklenmeyi ihmal etmediler.
Yiğit Bulut bir taraftan kendisini eleştirenlere serzenişte bulunurken diğer taraftan da Ertuğrul Özkök ile bir savaş başlattı. Çünkü yazısında eleştirdiği balinaları yazan, kızına TRT’de dizi çeken ve hatta artist olup oynatan, şarabı yazan yazar, Ertuğrul Özkök’ten başkası değildi.
Ertuğrul Özkök ise “Ben durup dururken dans ederim” başlıklı yazısında şöyle yazıyordu: “GÖMLEĞİ kara, ruhu ondan da kara kafalar, balinayı anlamaz. Balina gören insanın heyecanını ise hiç anlamaz. Yalnız bir balina, Akdeniz’de ne arar, o denize nasıl düşmüştür, merak etmez. Üzülmez. (...) Yaz başladı. Hımhımların, kara gömleklilerin, kara ruhların mevsimi kapanıyor. Hepinize iyi ve mutlu bir yaz diliyorum.”
Yiğit Bulut ise “Saros Körfezi’nde Penguen gördüm” başlıklı yazısında şöyle yazdı: “İnanın, bunu çok samimi söylüyorum; ‘bizden’ olmayan ama ‘bizdenmiş gibi’ yazan, şarkı söyleyen, düşünen, konuşanların ‘etki alanları’ çok ama çok daraldı! Değişimi anlayamayıp ‘yok olup’ gittiler!
Bu bir geçiş dönemi, renk süreci! Herkes ‘rengini’ belli ediyor! Bu süreç sonunda bana göre ‘tasfiye’ tamamlanacak ve ‘kalanlar bizim olacak.’
Bu noktada ‘işi bitenlere de’ bir çağrım var; bundan sonra bol bol uzaylılarla sohbet edip, balinalarla ‘yarenlik’ etsinler! Biz yolumuzu buluruz, bizi merak etmesinler! Hatta onlarsız çok daha iyi buluruz!”
Bütün bunların üstüne Yiğit Bulut’un önceki Pazar günü gidip Zaman gazetesine röportaj vermesi ise tartışmaya adeta tüy dikti. Böylece Fethullah’ın ana gazetesi bir kez daha Doğan’ın amiral gemisi ile karşı karşıya geldi. Çünkü bu röportajda Yiğit Bulut, Ertuğrul Özkök’ü hedef gösterdi. Doğan grubu ile AKP arasındaki kavgayı çıkaranların Aydın Doğan’ın etrafındaki Beyaz Türkler olduğunu belirten Yiğit Bulut, Ertuğrul Özkök’ü isim vermeden ağır bir şekilde eleştirdi: “Bugün aslında birbirine karşı görünen insanlar aynı kökten geliyor. Aydın Doğan, tam bir Anadolu insanıdır. İslam dininin gereklerini yerine getiren, manevî tarafı güçlü olan, ortak değerlere saygılı olan biridir. Başbakan Erdoğan aynı şekilde... Aralarında sanki bir kavga varmış gibi görünüyor. Araya giren Beyaz Türkler bu kavgayı çıkarıyor. Kalkıp da işte ‘ben bunu haber yaparım, siz de benim patronuma saldırırsınız’ diye ortalığı tahrik ederseniz, çıkardığı kavgadan nemalanan insan olursunuz.
Bu adamlar varlığını buna borçlu. Bugün Başbakan Erdoğan’la başkasını kavga ettirmek değil sadece. Geçmişteki hükümetlerle patronlar arasındaki kavgayı kimin çıkardığına bakın. Önce kavgayı çıkarıyor, kavgayı yönettiğini iddia ediyor, sonra yönettiği süreçten nemalanmaya başlıyor.
Bu manevî bir nemalanma, makamsal bir nemalanma. Kavga çıkaran bu Beyaz Türkleri aradan çekmemiz lazım. Bizim onlara ihtiyacımız yok.”
Yiğit Bulut son olarak “Ergenekon soruşturması sürecinde saat 5’lerde 6’larda insanların gözaltına alınması eleştirilebilir. Ergenekon operasyonu Türkiye’nin içine yerleşmiş bir zümrenin sökülüp atılmasına yönelik bir operasyon. En başta ben inanılmaz karşıydım ama gelişmeleri gördükçe ve özellikle yurtdışı bağlantılarını gördükçe... Alman bağlantısını bulabilecekler mi çok merak ediyorum.” diyerek dönüşünü tamamlamış oldu. Bilindiği gibi Bulut, ta başından beri Ergenekon operasyonlarına en sert tepkiyi gösteren gazetecilerin başında geliyordu. Onun bu kadar kolay ikna olması geldiği noktayı ortaya koyması bakımından önemli.
Ertuğrul Özkök ve Yiğit Bulut öyle bir kapışmaya girdiler ki, birinden biri mutlaka gidecek. Nitekim 27 Mayıstan beri Yiğit Bulut’un Referans gazetesinde yayınlanan yazılarına ara verilmesi de bu kanımızı güçlendiren bir gelişme.
Bu arada Ciner Grubu da Habertürk gazetesi aracılığıyla kavgaya müdahil oldu ve Özkök ile Bulut arasındaki kavgayı hararetlendirmeye çalıştı. Son çıkan dedikodulara göre zaten Yiğit Bulut da Ciner’le anlaşmış. Bu dedikodular doğruysa, çıkmaya başlarken Hürriyet’ten Pakize Suda ve Ercan Kumcu’yu koparan Ciner, Doğan Grubu’nun en ulusalcı yazarını da koparacak.
|