Ekin Akkol |
Obama’dan
Obama, Kahire’ye hiç hoş gelmedi! Obama, beklenen konuşmasını 4 Haziran’da Mısır’ın başkenti Kahire’de yaptı. Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında Müslüman dünyasına seslenen Obama, ne kadar da çok Müslüman sever(!) bir başkan olduğunu anlatmaya çalıştı. Tüm konuşması ABD ve İslam medeniyeti arasındaki sözde iyi ilişkiler üzerinden sürdü. Obama konuşmasına aylardır hazırlanıyordu. Sonuçta İslam dünyasına seslenecekti ve İslam meselesi hassas bir konu. Durumun böyle olması Hıristiyan Obama’yı beyaz bir Amerikalının yardımına muhtaç etti. Kimdi bu beyaz Amerikalı peki? Aslında Obama’nın her dış ziyareti öncesinde konuşacağı metni hazırlayan kişi. Şans eseri keşfedilen Jon Favreau 27 yaşında ve Beyaz Saray’ın en genç metin yazarı. Bu Beyaz Amerikalı, zenci Obama’nın en güvendiği adamı. Obama bugüne kadar TBMM’de yaptığı konuşma dâhil tüm dış gezilerinde bu parlak çocuktan yararlandı. Obama Mısır’a geldiğinde elinde yine Jon Favreau’nun hazırladığı metin vardı. İyi hazırlanmış bir metindi ve Obama da bu konuşmaya iyi hazırlanmıştı. Bir Amerikalı olarak dinleseniz çok kolay ikna olabilirsiniz. Ama bir Müslüman olarak dinleyici konumundaysanız Obama’nın Kahire konuşması size “bu adam bize salyangoz satmaya gelmiş” dedirtiyor sadece. “Ben Kahire’ye Amerika Birleşik Devletleri ile dünyadaki Müslümanlar arasında karşılıklı çıkar ve karşılıklı saygıya dayanan, Amerika ve İslam’ın birbirleriyle zıt olmadığı ve rekabete gerek bulunmadığı gerçeğine dayanan yeni bir başlangıç arayışı ile geldim.” diyerek konuşmasına başlayan Obama Müslüman mahallesinde olduğunun pek farkında değildi anlaşılan. Nerede olduğunun pek farkında olmayan Obama kimi etkilemek istemiştir acaba? Hedef kitlesi kim? Eğer ki, amacı çocuk kandırmaksa, işi her şeyden daha zor. Çünkü her bir Arap çocuğu küçük yaştan itibaren Amerikan vahşetine maruz kalmır ve Amerika’ya karşı eline taşı aldığı ilk andan itibaren mücadeleye başlar. Bu mücadele de ömrünün sonuna kadar devam eder. Bundan dolayı ezilen uluslar açısından Obama gibiler hiçbir zaman ezilen coğrafyaya hoş gelmezler. Beraberinde sadece vahşet getirirler. Onun için biliyoruz ki, Obama Kahire’ye hiç hoş gelmedi. Obama’dan Müslüman dostu olur mu? Obama seçilmeden önce sürekli Müslüman bir ailenin çocuğu olduğu propagandası yapıldı. Türkiye’deki Şeriatçılar da aynı şekilde seslendiler Obama’ya. Ancak Obama başkan olduğunda, her nereye giderse gitsin “ben Hıristiyan’ım” dedi ve bunu gururla söyledi. Aynı şeyi Kahire Üniversitesi’ndeki konuşmasında da söyleyen Obama, yine de baba tarafından Müslüman olduğunu gizlemedi. “Ben bir Hıristiyanım fakat babam Müslüman nesilleri de kapsayan Kenyalı bir ailedendir. Çocukluğumun birkaç yılını Endonezya’da, her gün şafak vakti ve gün batarken ezan dinleyerek geçirdim.” diyen Obama, Demokratların başkanı olduğunu gösterdi. Daha önce Clinton döneminde gördüğümüz tavır Obama’nın konuşmasına da yansıdı. Bu aslında Demokratların klasik taktiğidir. Demokratlar ne zaman iktidara gelse, Amerikan emperyalizmi yüzünü yumuşatarak ezilen halkları sömürmeye devam etti. Geçmişte Clinton Türkiye ziyaretinde, bebeklere burnunu sıktırıp samimi pozlar vermişti. Şimdi ise Obama Müslüman kimliğini kullanarak Müslüman âlemini Amerikan sömürüsüne ortak etmeye çalışıyor. Ama biz iyi biliyoruz ki, Obama baba tarafından her ne kadar Müslüman olsa da kendisinin de dediği gibi “dönektir” aslında. Aynı dönek Obama, konuşmasında hayat hikâyesini anlatırken yaptığı dönekliği sanki bütün Müslümanlar yapıyormuş gibi savundu; “Barack Hüseyin Obama adlı, Afrika kökenli bir Amerikalının başkan seçilebilmiş olması konusunda çok şey yazılıp söylendi. Oysa benim öyküm o kadar da benzersiz değildir. Amerika’ya gelen herkesin başarı rüyası gerçekleşmemişse de, bu vaat kıyılarımıza gelen herkes için mevcuttur ki bu, şu anda ülkemizdeki yaklaşık yedi milyon Müslüman Amerikalıyı da kapsar.” Obama’nın dediğinin aksine Müslümanların çoğu böyle değildir. En azından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Obama gibi bir hayat hikâyeleri yoktur. Obama’nın öyküsü sıradan değildir burası doğru. Çünkü kendisi Kenya’da işbirlikçi bir kabile olan Lou Lou kabilesindendir. Ve bu kabile sayesinde beyaz adam köleciliği Afrika’da yaygınlaştırmıştır. Yani Obama’nın öyküsü gerçekten de sıradışıdır. Ve bu sıradışılık işbirlikçilikten ibarettir. Bugün Kahire’de Müslüman dünyasına seslenen Obama, kendisine yakışır bir şekilde dönekliğini sürdürüyor. Ve Obama denince akla sadece Batının kara yüzü geliyor. Çünkü Batı demek Haçlı demektir. Haçlı ise bugünkü vahşetin kökenidir. “Aşırıcıların” ABD düşmanlığı! Obama’nın konuşması boyunca çokça bahsettiğinin aksine, ABD ile İslam arasında tarih boyunca hiçbir zaman bir dostluk olmamıştır. Tam aksine sürekli bir çatışma vardır. Ve bu çatışma hâlâ sürmektedir. Bu çatışmada ezilen taraf Amerika’ya 11 Eylül’de ciddi bir darbe vurdu. Obama her ne kadar Demokrat bir başkan olsa da, önceki başkan Bush gibi, bir ABD başkanıdır. Ve bir ABD başkanı olan Obama için de 11 Eylül baskını hala bir kuyruk acısı vermektedir. Bunu Kahire konuşmasına da yansıttı. Obama konuyla ilgili şöyle dedi; “Bu aşırıcılar gerçekleştirdiği 11 Eylül 2001 saldırıları ve sivil topluma sivil topluma karşı şiddete başvurmağa devam etmeleri ise, bazı kişilerin ülkemde İslamı sadece Amerika ve Batı ülkelerine değil, insan haklarına da düşman olarak nitelemelerine yol açtı. Bu durum korku ve güvensizliği daha da besledi.” Evet, Amerikalılar için 11 Eylül sonrası korku günleriydi. “Aşırıcılar” hiç ummadıkları bir zamanda ikiz kuleleri başlarına yıkmıştı. Ama sonuçta bu olayın bir evveliyatı vardı. Obama şimdi en büyük hümanist kesilmiş olarak konuşmaktadır. Sormak lazım, 11 Eylül saldırısı neden gerçekleşti? Sakın Amerika’nın yaptığı toplu katliamların bir tepkisi olmasın? Ayrıca Afganistan’da sivil-asker ayrımı yapmadan yapılan katliamda ölenler Müslüman değil miydi? Her yaştan kadın erkek ölürken çok hümanist Amerikan halkı neden tepki göstermedi? Şimdi Obama Efendi çıkıp rahatça konuşmaktadır. Cevap verelim o zaman biz de. Biz ve bizim gibi ezilen uluslar dünya kast sisteminin ezilen tarafında yer alıyoruz. Ondan dolayı siz ve sizin gibi katillerle bir birlikteliğimiz asla olmadı ve olmayacaktır. Ayrıca Afganistan’daki halk ne kadar Müslümansa, 11 Eylül’ü gerçekleştirenler de o kadar Müslümandır. Ve siz çok iyi biliyorsunuz ki, İslam hoşgörüyü benimser. Ancak bir yanağınıza tokat atıldığında diğer yanağınızı dönmezsiniz. Eğer ki dönerseniz, bunun adı ne Müslümanlıktır ne de hoşgörüdür; bu düpedüz enayiliktir. Afganistan’dan sonra Irak’ta da enayi olmayanların sayısı bir milyona yaklaştı. Afganistan’a zorunlu girdikleri palavrasından bahseden Obama acaba Irak’ta yaşananları nasıl açıklayacak. İsterse Kahire’de yaptığı konuşmayı metni hiç değiştirmeden bir de Bağdat’ta yapmaya kalksın. Karşılaşabileceği tepki şimdiden aklımıza gelebiliyor. Kahire Üniversitesi’ndeki gibi alkışlarla karşılaşmayacağı kesin. Obama konuşmasının bir bölümünde şöyle dedi; “Şu iyi bilinmelidir ki biz askerimizi Afganistan’da tutmak istemiyoruz. Orada askeri üs bulundurmak da istemiyoruz. Genç kadın ve erkeklerimizi kaybetmek Amerika’ya ızdırap veriyor. Bu anlaşmazlığın devam etmesi pahalıya mal oluyor ve politik sorunlara neden oluyor.” Topraklarına kadar gelmiş düşman askerine boğun eğecek bir millet dünyada yoktur. Bir şekilde bir direnme olmuştur. Afganistan’ın da İran’ın da yaptığı bundan ibarettir. Eğer Obama önümüzdeki dönemde kadın ve erkeklerin ölmesini istemiyorsa, birinci görevini yerine getirsin. “Amerikan halkını korumak başkan olarak birinci vazifemdir.” Alın size “Atatürkçü” Obama! Obama başkan olduktan sonra bizdeki Şeriatçı kesim Müslüman diye sahiplenirken, Fatih Altaylı gibi zatlar da Obama’yı lâik, Atatürkçü olarak göstermeye çalıştı. Obama Kahire’de yaptığı konuşmasının dine özgürlüklerle ilgili bölümünde Müslüman ülkelerin toplumsal yapısında kadının özgürce dinsel kimliğini savunabileceğini söyledi. Bu özgürlük özellikle üniversitelere türbanlı öğrencinin alınması yönündedir. “(…) Batılıların başını örtmeyi seçen kadınların eşitliklerinden taviz verdiği yönündeki görüşlerine katılmıyorum, ama eğitim hakkından mahrum bırakılan kadınların eşiklikten de mahrum bırakıldığına inanıyorum.” “(…) İşte bu nedenle ABD herhangi bir çoğunluğu Müslüman ülkeyle ortaklık içinde kızların okuryazarlılığının artmasına katkıda bulunacak ve bu genç kadınların rüyalarını gerçekleştirmelerine yardımcı olacak mikro finansman seçenekleriyle istihdam arayışına girmelerine destek olacaktır.” Alın size lâik, demokratik bir Türkiye’den yana “Atatürkçü Obama”. Böyle bir açıklamayı Abdullah Gül destekledi tabii ve dedi ki “Obama’nın verdiği mesajların gayet açık ve net olduğunu düşünüyorum. Başkan Obama’nın İslam ülkelerinin yurttaşlarının birçoğunun gönlünden geçen duygu ve düşünceleri içtenlikle paylaşması ve bunları bizzat ifade etmiş olması son derece ümit verici.” Şimdi bizim Obamacı Atatürkçülerimize sormak lazım. Acaba isterler mi Tayyip’in kızlarının Türkiye’deki üniversitelerde rahatça türbanla dolaşmasını? Ya da Hayrünnisa Gül tekrardan dava etse Türkiye’yi AİHM’e? Yani bu beyaz maskeli adam sadece siyah derilidir. Hiçbir zaman zenci, Müslüman veya lâik olmadı, olmayacak da. Kısacası Obama bizim değil emperyalistlerin umududur. Ve öyle de kalacaktır. Obama konuşmasını sonlandırırken yine demokrasiden bahsetti. Tabii ABD ne zaman demokrasiden söz etse yakın zamanda bir ülkede Amerikan işgali gerçekleşiyor. Onun için önümüzdeki dönemde bir Ortadoğu ülkesine müdahale gelebilir. Bu müdahele hangi yollardan nasıl gelir bilemiyoruz ama sonuçta arkasında kadınlı erkekli ölüler, yıkılmış bir şehir ve bitmeyen bir dram bırakacaktır. Ezilenlerin ABD’ye ihtiyacı yok! Açıkçası böyle bir planın ilk hedeflerinden biri İran olacaktır. Gerçi Obama konuşmasında geçmiş dönem İran’da Musaddık’a yapılan darbenin özeleştirisini verdi ve ekledi; “İdealleri bastırmak hiçbir zaman onları yok edememiştir. Amerika bütün barışçı yasalara uyan seslerin dünyanın her tarafında işitilmesine, hatta biz onlarla hemfikir olmasak da saygı gösterir. Ve biz seçimlerle işbaşına gelen bütün barışçı hükümetleri, onların ulusun tamamını saygı ile idare etmeleri şartıyla, memnuniyetle karşılarız. Bu son nokta önemlidir, çünkü bazıları demokrasiyi ancak iktidarda olmadıkları zaman savunur, iktidara geçtiklerinde ise diğerlerinin haklarını insafsızca çiğner.” “O halde bu tip bir durum nerede meydana gelirse gelsin, halk için halk tarafından seçilen bir hükümet, tüm yetkililer için tek bir standart uygular. Siz yetkinizi zorla değil fikir birliği ile sürdürmelisiniz azınlıkların haklarını korumalı ve ulusun çıkarlarını kendi partinizinkinden üstün tutmalısınız. Bu bileşenler olmadıkça, sadece seçimlere gidilmesi demokrasiyi var edemez.” Tabii bunu söyleyen Obama’ya inanmayı herkes ister ama tarihsel bir plan işlemektedir. Bu plana göre Ortadoğu coğrafyasının sınırları değişecektir. Planın ilk aşaması Irak’ta başarıyla sağlandı. İkinci aşaması İran ve sonrası Türkiye olacaktır. Obama, Kahire konuşmasını demokrasi söylemiyle bitirmiş olabilir ama İran konusunda hâlâ endişeleri var ve bu endişelerinde haklı. Sonuçta İran, Irak kadar kolay işgal edilebilecek bir ülke değil. İran’da ciddi anlamda nükleer silah üretimi yapılmakta. Ve bunun doğurabileceği sonuçlardan ABD korkmakta. Hatta ABD öyle bir diken üstündedir ki geçen günlerde Kuzey Kore’de yaşanan ufak bir gelişmeden dolayı dünyayı ayağa kaldırdı. Tabii İran ikinci aşama ve bir şekilde buraya da müdahale edilmesi gerekli. Ve Kahire’de İran için; “Şimdi mesele İran’ın neyin karşısında olduğu değil, nasıl bir gelecek kurmak istemesidir. Yıllarca devam eden güvensizliği bir tarafa bırakmanın kolay olmayacağını takdir ediyorum fakat biz cesaret, dürüstlük ve karalılıkla ilerleyeceğiz. Ülkemiz arasında müzakere edilecek birçok mesele olacak ve biz karşılıklı saygı esasında ve önkoşul ileri sürmeden ileri adım atmaya hazırız.” dedi. Obama her ne kadar İran’a yeşil ışık yakıyor gibi görünse de şer üçgenindeki ülkelerden biri olarak İran hâlâ ABD listesindedir. Obama’nın Kahire’de yaptığı konuşmanın tümünü dinleyince anlaşılıyor ki önümüzdeki dönemde Ortadoğu diplomatik yollardan bölünmeye devam edecektir. ABD’nin böl-parçala-yönet politikası bu dönem savaşla değil diplomasi ile olacaktır. Bu diplomasi trafiğinde BOP’un ikinci ayağı olan İran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları önümüzdeki süreçte etkili olacaktır. Biz TÜRKSOLU olarak da tüm siyasi, ekonomik sebeplerden dolayı oluşabilecek konjonktür değişikliklerine antiemperyalist bir çerçeveden bakmaya devam edeceğiz. Pusulamızı şaşırmadan, tarihimizden kopmadan yolumuza devam edeceğiz.
|