Üç Asılmışlar Destanı
TÜRKSOLU’ndayım. Yavuz, daktilonun başında haftanın yazısını kağıda dökecek ama yazılması gerekeni söyleyecek olan hödük, kısırlığın pençesinde kıvranıyor. Sebebi duvardaki bir resim. Uzun, yakışıklı, mağrur ve baki biri.
Bizim yazar bozuntusu saygıyla karışık korku içinde resme bakıyor.
Sonra ikinci ve üçüncü resimler.
Kafasında bir kurgu yapıyor yazar, üçünü de yan yana getiriyor, üç yakışıklıya da uzun uzun bakıp diyor ki:
Çocuklar!
Kaç yıl, kaç gün
Kaç matem
Kaç düğün geçti
Yıllar üst üste devrildiler
Yollar katlandı
Tüm kapılar kilitlendiler.
Hele şöyle dura insan
Tüm nesneler ağıt yaktı
Acıyı üstlendiler
Tam da gece yarıları
Kaç gece yarısı yaşandıysa
Hepsi 6 Mayıs’a çıkıyordu
Yakasına yapıştım her geçen günün
Adın 5 Mayıs olsun
Ağlayan okyanustan utan
Zaten,
Ağaçlar utanmıyor Mansur’dan beri
İlk o gece gördüler üç yapraksız dalı
Bak Hüseyin
Bak Yusuf, Deniz
Yapraksız ağaçlara bile
Sevgiyle yaslandılar
Onlar Spartaküs’le
Nesimi’yle, Pir Sultan’la
Kıyaslandılar
Datça’nın ala delisi
Acıyorsam dedi
Anam avradım olsun.
Ama aşk olsun demişti
Bir tekine demişti
Üçü için söylemişti
Biliyordu Can Baba
Anadolu’nun ergenlik çağındaki kızlarının
Yüreğinde üç fidan vardı
O günden bu yana
Yazılan her mektup
Üçe bölünüyordu
Gece yarısı aşklarını
Islanmış sözcükler süslüyordu
Her türkünün nakaratı aynıydı
Hüseyin, Yusuf, Deniz
Her makamdaki şarkının nağmeleri
Üç asılmışlar içindi
Her aklın uzunluğu onlar kadardı
Şairler çok kalem kırdılar
Hem de savcılardan çok
Romancılar burun kıvırdılar
Duydukları yaşam öykülerine
Tarihçiler detay düştü o güne
Şiirleştiremediler
Romanlaştıramadılar
Tarihe gömemediler
Yazamadılar onları
Bak işte yazamıyorum
Bu ne biçim destandı ki
A oğullar
Üç başınıza nasıl yazdınız
Şimdi tüm benliğimle
Diz çöküyorum
Alabildiğine özgür
Dönüyorum kendi kıbleme
Ellerimi uzatıp toprağa
Avuçluyorum ve savuruyorum
Bizans’tan Karşıyaka gömütlüğüne
İmza düşüyorum
Tüm gidenlerime
Üçünüze de söz
Hiç beklemediğiniz bir gün
Yükseleceğim
Yanınıza kadar
Tutup yakanızdan
Hesap soracağım utanmadan
Neden gece yarıları
Bize haber vermeden
Usul bedenlerinizle
Çekip gidiyorsunuz
Gelin bir düğün edelim
Daha işimiz bitmedi
Son bir iş
Tükürelim bütün metasına kapitalizmin
Geçip oturalım sevgi sofrasına
Bağdaş kuralım ve paylaşalım
Her şey gidenlerimizin değil ya gülüm
Biraz da biz mirasyedilere kalsın
Ellerinizden öperim.
|